KARAHANLI kitap kapağı

28. bölüm / 50

KARAHANLI

26. Gölge Savaşı

Vaveyla Yazarı: Zehra Güngör

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 50Şu an: 26. Gölge Savaşı
  1. 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
  2. 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
  3. 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
  4. 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
  5. 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
  6. 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
  7. 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
  8. 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
  9. 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
  10. 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
  11. 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
  12. 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
  13. 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
  14. 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
  15. 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
  16. 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
  17. 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
  18. 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
  19. 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
  20. 20 20. Bir yalan1.482 kelime
  21. 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
  22. 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
  23. 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
  24. 24 24. İstop1.848 kelime
  25. 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
  26. 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime · Okuduğun bölüm
  27. 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
  28. 28 28. Leyla'm2.198 kelime
  29. 29 29. Dağhan.2.009 kelime
  30. 30 30. ben geldim2.275 kelime
  31. 31 31. Ferman3.692 kelime
  32. 32 32. Gözdağı2.431 kelime
  33. 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
  34. 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
  35. 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
  36. 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
  37. 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
  38. 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
  39. 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
  40. 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
  41. 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
  42. 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
  43. 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
  44. 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
  45. 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
  46. 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
  47. 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
  48. 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
  49. 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
  50. 50 50. Mucize1.123 kelime

Akşamın serinliği Karahan Malikânesi’nin pencerelerine vurmaya başladığında, dev mutfaktan yükselen kokular evin tüm kasvetini adeta silip süpürmüştü.

Normalde personelin girmeye bile çekindiği o mermer tezgâhların etrafında şimdi bambaşka bir manzara vardı. Sancar, mutfağın kapı aralığından içeriye kafasını uzatmış, gözleri kocaman açılmış bir şekilde içerideki tabloyu izliyordu.

“Görüyor musun, Orhan?” diye fısıldadı arkasında duran korumaya. “Adam, dünya borsalarını sallayan Kartal Karahan… Şu an eline tencereyi almış, Neva Hanım’dan makarna haşlamanın püf noktalarını dinliyor. Dünyanın sonu falan geldi herhâlde.”

Orhan, Sancar’ın ensesine hafifçe vurarak onu geri çekti.
“Kes sesini de işine bak. Adam bizi tahtalı köye yollamadan toz olalım.”

Mutfağın içinde ise tamamen kendine has bir dünya kurulmuştu.

Kartal, koyu gri gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, önünde siyah bir önlükle tezgâhın başındaydı.

Yüzünde, iş toplantılarında düşmanlarını titreten o sert ifade yerine, hayatında ilk defa tattığı sıradan ama bir o kadar büyüleyici bir huzur vardı.

Neva, tezgâha yaslanmış, elindeki tahta kaşığı sallayarak Kartal’ı yönetiyordu.

“Şimdi bak, Kartal Bey,” dedi Neva, gözlerinde muzip bir pırıltıyla.

“Sosun içine o kremayı dökmeden önce sarımsakların kokusunun iyice çıkmasını beklemeliydin. Sınavdan geçemiyorsun şu an.”

Kartal, Neva’nın bu tatlı tavrına gülerek ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı.

“Haklısın, avukat hanım. Mutfak stratejilerinde henüz acemi olabilirim ama hızla öğreniyorum.”

O sırada ocaktaki sos hafifçe kabarınca Kartal hemen müdahale etti. Neva ise onun bu telaşlı hâline sessizce gülümsemeden edemedi.

Günlerdir omuzlarında taşıdıkları onca yük, o buhardan tüten domates ve fesleğen kokusuna karışıp uçup gitmişti.

Yemek hazır olup iki tabak şık bir şekilde salondaki masaya taşındığında, dışarıdaki gece karanlığı malikânenin üzerini dev bir tül gibi örtmüştü.

İkisi yan yana oturmuş, sessizlik içinde yemeklerini yerken Neva çatalını tabağına bırakıp başını Kartal’a çevirdi.

“Söz vermiştin,” dedi Neva, hafif bir tebessümle.

“Bahçedeki oyunda nasıl hile yaptığını itiraf edecektin.”

Kartal, şarabından küçük bir yudum alırken gözlerindeki o derin ve yumuşak ışıkla Neva’ya baktı.

“Hile yapmadım, Neva,” dedi tok ve sakin sesiyle. “Sadece… Sizi izlemekten başka bir şey yapamadım.”

Neva’nın içindeki o son küçük sızı da bu dürüst itirafla tamamen yok oldu.

–

Ertesi sabah, malikânenin huzurlu atmosferi beklenmeyen bir telefonla sarsıldı.

Çalışma odasından elinde telefonla çıkan Kartal’ın yüz hatları, dünkü neşesinden eser bırakmayacak kadar sertleşmişti.

Neva, salonun köşesindeki koltuktan kalkıp ona doğru adımladı.

“Ne oluyor, Kartal?” diye sordu Neva, sesindeki endişeyi gizleyemeyerek.

Kartal, telefonu cebine koyarken derin bir soluk aldı. Gözlerindeki o fırtınalı ifade geri dönmüştü ama bu kez hedefte Neva değil, dışarıdaki karanlık güçler vardı.

“Yaman’ın hesapları donduruldu sanıyorduk ama yanılmışız,” dedi Kartal, dişlerinin arasından konuşarak.

“Arkasındaki ana fon, İsviçre üzerinden son bir hamle yapmış. Şirketin ana lojistik üssüne ve limandaki sevkiyatlarımıza el koymaya çalışıyorlar. Bugün bizzat limana gitmem gerekiyor.”

Neva bir an duraksadı. İçindeki o eski koruma içgüdüsü anında devreye girmişti.

“Tek başına gidemezsin,” dedi Neva, kararlı bir adım atarak.

“Bu bir tuzak olabilir. Yaman köşeye sıkıştıysa kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır.”

Kartal, Neva’nın bu cesur ve sahiplenici tavrı karşısında hafifçe gülümsedi ama bu kez gülümsemesi tehlikeli ve keskindi.

“Haklısın,” dedi Kartal, ellerini Neva’nın omuzlarına koyarak.

“Bu yüzden yalnız gitmiyorum… Sen de evde kalıyorsun, avukat.”

Neva, Kartal’ın bu beklenmeyen teklifi karşısında tek kaşını kaldırdı.

“Liman savaşlarına katılmak tarifte yoktu ama…” dedi ve gözlerinde o meydan okuyan pırıltı yeniden yandı. “…Madem operasyon var, birlikte yaparız.”

“Neva Hanım…” dedi Kartal aniden.

Bakışlarını bir saniye bile onun ellerinden ayırmadan, daha önce de silahla çatıştıklarını anımsadı. Eliyle Neva’nın bileğini hafifçe tutarak onu durdurdu.

“Silahı tutuş açın, şarjörü kontrol edişin… Sıradan birinin öğreneceği şeyler değil. Sen bu refleksi… Tam olarak nereden biliyorsun?”

Neva, dışarıdaki rüzgâra karışacak o cümleyi fısıldadı:
“Bazı insanlar karanlığa senin gibi direkt doğmaz, karanlığı öğrenmek zorundadır. Ve insana en iyi eğitimi veren şey, geçmişte kimden kaçtığıdır. Bence gelebilirim.”

“Neva Hanım…” dedi Kartal, bakışlarını bir saniye bile onun gözlerinden ayırmadan.

Sesi her zamankinden daha net, karşı çıkılması imkânsız bir tondaydı.

“Yalvar da yakar, ne söylersen söyle… Bu defa değişen bir şey yok. Gitmiyorsun.”

Neva, duyduklarıyla olduğu yerde kalırken gözlerindeki öfke pırıltısı anında alev aldı.

“Dalga mı geçiyorsun sen?” diye sesini yükseltti Neva, bir adım öne atılarak.

“Yaman’ın köşeye sıkıştığını, kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını, buradaki en büyük riskin o olduğunu sen söylemedin mi? Şimdi ne değişti de tek başına o cehennemin ortasına yürüyorsun?”

Kartal, Neva’nın öfkesi karşısında sakinliğini korumaya çalışarak derin bir nefes aldı. İki elini onun omuzlarına koyup hafifçe sıktı.

“Değişen tek şey, avukat… Senin hayatın benim için o limandaki bütün fonlardan, bütün şirketlerden daha değerli. Seni korumam gerekiyor, söz verdim. Yaman’ın hedefi ben miyim, yoksa bana ait olanlar mı, bilmiyorum. Ama seni o ateşe atamam. Anla beni.”

“Ben sana yük değilim, Kartal Bey!”

Neva, ellerini sertçe Kartal’ın gömleğinin yakasına atıp onu kendine doğru çekti. Gözleri dolmuş ama inatla akmayan yaşlarla parlıyordu.

“Beni geride bırakıp arkamdan gelecek bir haberle yıkılacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Birlikte savaşırız, bitti! Yalvarıyorum da yakarıyorum da işte… Beni burada, bu malikânenin dört duvarı arasında hapis tutma!”

Kartal, Neva’nın bu savunmasız ama bir o kadar da dikbaşlı hâli karşısında içten içe eridiğini hissetti. Onu kaybetme korkusuyla ona duyduğu hayranlık o an zihninde birbirine karışmıştı.

Ama kararından dönmeyecekti.

“Hayır, avukat. Hapiste de değilsin ama canını koruyacağıma söz verdim,” dedi Kartal, tok ve kararlı sesiyle.

Gözlerindeki o keskin buz tabakası yeniden yerini almıştı.

“Bu defa kuralları ben koyuyorum.”

Ardından hızla arkasını dönüp kapıya doğru yürümeye başladı. Sancar ve diğer korumalar kapının önünde emir bekliyordu.

Neva’nın arkasından attığı “Kartal Bey! Dur dedim sana!” çığlıkları geniş salonda yankılansa da Kartal arkasına bile bakmadan zırhlı araca bindi.

Kapılar kapandı ve devasa konvoy, gürültülü bir motor sesiyle limana doğru hareket etti.

Zırhlı araçlar bahçe kapısından çıkıp gözden kaybolduğunda Neva, salonda taşa dönmüş gibi öylece kalmıştı. Öfkesi boğazında düğümlenmiş, elleri sinirden titriyordu.

‘Beni evde bırakıyormuş… Göreceğiz bakalım kim kimi nerede bırakıyor.’

Yarım dakika bile sürmedi. Neva hızla merdivenlere koştu, odasındaki gizli bölmeden siyah deri ceketini aldı, beline sabitlediği silahını kuşanıp garaja doğru yöneldi.

Personelin dikkatini çekmeden, Kartal’ın korumalarının fark etmediği anahtarı alıp kilitli yedek garajdan çıkardığı eski ama güçlü arazi aracına bindi.

Yarım saat sonra Kartal limanın demir kapılarından içeri girip Yaman’la yüzleşmeye hazırlanırken siyah arazi aracı, limanın arka servis kapısındaki gölgelerin arasına çoktan sessizce sızmıştı bile.

–

Yarım saat sonra, Karahan Malikânesi’nin dev siyah zırhlı araçları limana doğru ilerlerken, konvoydaki herkesin gözlerinde aynı ateş yanıyordu: Geçmişin hesapları kapatılacak, Karahanların üzerine basmaya çalışan herkes o limanın soğuk sularına gömülecekti.

Sessizlik, gecenin karanlığıyla birleşip limanın üzerine çökse de Kartal Karahan’ın adımları her zamanki gibi sarsılmaz ve ağırdı. Siyah zırhlı araçlar dizildiğinde araçların kapıları aynı anda açıldı.

Kartal, arkasındaki en güvendiği adamları Sancar, Orhan ve diğer on eğitimli korumasıyla birlikte limanın soğuk betonuna adım attı.

“Çevre emniyetini alın! Her bir konteynerin, her bir köşe başının kontrol edildiğinden emin olun!”

Sancar’ın alçak ama sert emriyle birlikte on koruma anında yelpaze şeklinde açılarak namlularını gölgelere yöneltti.

Ellerindeki fenerlerin ışığı paslı metalleri ve ıslak betonu keserken gruptan yükselen tek ses, postalların gıcırtısı ve denizin kıyıya vuran uğultusuydu.

Sancar ve Orhan, Kartal’ın hemen birer adım gerisinde tetikte bekliyor, her açıdan gelebilecek olası bir hamleyi kolluyordu.

Kartal, kabanının yakasını kaldırmış, keskin gözleriyle liman sahasını süzerek öne doğru bir adım atmıştı.

Tam o anda…

Ölümcül bir sessizliğin ortasında patlayan iki el silah sesi, limanın boşluğunda gürleyerek yankılandı!

GÜM!

GÜM!

Kurtulması imkânsız, kör bir açıdan gelen mermiler Kartal’ın sırtına saplandı.

Kartal’ın gövdesi aldığı ağır darbeyle öne doğru sarsıldı. Dudaklarından boğuk bir inleme kaçarken dizlerinin bağı çözüldü ve göğsüne çöken o ağır baskıyla ıslak betona doğru kapaklandı.

“KARTAL Abi!”

Sancar’ın feryadı geceyi yararken Orhan ve korumalar anında Kartal’ın üzerine siper oldu.

Koruma ekibi ateşe ateşle karşılık verip mermilerin geldiği konteyner çatısına doğru mermi yağdırırken Sancar dizlerinin üzerine çöküp Kartal’ı başından tuttu.

“Ateş serbest! Bizi çapraz ateşe alıyorlar, Kartal Bey’i koruyun!”

O sırada limanın arka servis kapısından gizlice sızan ve gölgelerin arasından koşarak gelen Neva, o iki el silah sesini ve Sancar’ın çığlığını duyduğu an kanı dondu.

Yüreği göğsünden fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı. Siyah deri ceketini savurarak konteynerlerin arasından fırladığında gördüğü manzara zihnine bir bıçak gibi saplandı.

Kartal, sırtından sızan kanlarla ıslak betonda yatıyordu.
“KARTAL!”

Neva’nın çığlığı, patlayan silah seslerini bile bastırdı. Elindeki silahı tek bir an bile tereddüt etmeden Kartal’a ikinci kez nişan almaya çalışan konteyner üstündeki nişancıya doğrulttu ve tetiği peş peşe çekti.

Mermi hedefini bulup tetikçiyi aşağı düşürürken Neva, hiçbir ateşe aldırış etmeden öne fırladı ve Kartal’ın yanına, kanlı betonun üzerine diz çöktü.

“Kartal… Sakın! Sakın gözlerini kapatma, bana bak!” dedi Neva, titreyen elleriyle Kartal’ın yüzünü tutarken.

Kartal, acıyla kasılan yüz hatlarıyla gözlerini hafifçe araladı. Sesi fısıltıdan hallice ama bir o kadar da sarsıcıydı:
“Avukat… Sana… gelme demiştim…”

“Neva Hanım, önümüzü kestiler! Çıkış kapısındaki konteynerlerin arkasında en az altı adam var!” diye bağırdı Orhan, siper aldığı dev tekerleğin arkasından şarjörünü değiştirirken.

Mermiler başlarının üstünden ıslık çalarak geçiyor, metal konteynerlere çarpan kurşunlar karanlıkta kıvılcımlar saçıyordu.

Sancar, Kartal’ın gövdesini koltuk altlarından kavrayıp kaldırmaya çalışırken Kartal acıyla inledi.

Bilinci kayıyordu, göz kapakları ağırlaşmıştı.

“Kartal, bana bak! Kapatma o gözleri!” dedi Neva, belindeki silahı kavrayıp ayağa dikilerek.

“Sancar, Kartal Bey’i zırhlıya sürükle! Orhan, sol kanadı kapatın. Ben yolu açıyorum!”

“Neva Hanım, durun! Çok tehlikeli!” Sancar’ın uyarısına rağmen Neva dinlemedi.

Gözü tamamen kararmıştı.

Neva, üzerlerine yağmur gibi yağan kurşunların arasında bir gölge gibi sıyrılarak en yakın konteynerin arkasına kaydı.

Yıllar önce kaçmaya çalıştığı o karanlık geçmiş, ona bir şeyi çok iyi öğretmişti: Hayatta kalmak istiyorsan korkunun üzerine yürüyeceksin.

Neva, konteyner köşesinden aniden fırlayıp önlerini kesen iki saldırganı kusursuz iki atışla yere serdi.

Adamlar ne olduğunu anlayamadan yere kapaklanırken Neva, boşalan şarjörü saliseler içinde çıkarıp yenisini taktı. Yüzüne sıçrayan yağmur ve kan damlalarına aldırmadan ateş etmeye devam etti.

“Şimdi! Sancar, yüklen!” diye bağırdı Neva, ateşiyle bir koruma çemberi oluşturarak.

Sancar ve Orhan, Kartal’ın devasa gövdesini omuzlayıp Neva’nın açtığı koridordan zırhlı araca doğru koşmaya başladılar. Korumalar geri çekilme ateşini sürdürürken mermilerden biri zırhlı aracın camına çarparak camı çatlattı ama araç kurşungeçirmezdi.

Sancar, aracın arka kapısını hızla açıp Kartal’ı koltuğa yatırdı.

“Girdik! Neva Hanım, binin!”

Neva, kendilerine yaklaşmaya çalışan son nişancıyı da etkisiz hâle getirdikten sonra geri çekilerek zırhlı aracın içine sıçradı ve kapıyı gürültüyle kapattı.

“Bas gaza, Sancar! Durma, bas!”

Dev zırhlı araç, tekerleklerini acı bir çığlıkla döndürerek limanın arka bariyerlerine çarpıp onları kırdı ve gecenin karanlığına fırladı.

Arkalarında bıraktıkları mermi sesleri ve patlamalar yavaşça uzaklaşırken aracın içindeki tek ses, Kartal’ın zorlukla alıp verdiği kesik nefeslerdi.

Neva anında dizlerinin üzerine çöküp Kartal’ın kabanını ve gömleğini yırttı. Mermilerden biri omzunun hemen altından girmiş, diğeri ise kaburgasının yakınına saplanmıştı. Kan durmaksızın akıyordu.

“Açlıktan ve kan kaybından gidiyor… Dayan, Kartal, ne olur dayan…” dedi Neva, elindeki kumaş parçasıyla yaraya sertçe bastırırken.

Kartal, gözlerini güçlükle araladı. Titreyen, kanlı elini kaldırıp Neva’nın yanağına yerleştirdi. Parmakları Neva’nın gözyaşlarıyla ıslanırken zorlukla fısıldadı: “Sana… evde… kal demiştim…”

Neva, acı bir tebessümle Kartal’ın elini sımsıkı tuttu.

“Söz dinlemeyen biriyim, hâlâ öğrenemedin mi? Ama şimdi sus ve nefes almaya odaklan. Seni hastaneye götüreceğim.”

Sancar, dikiz aynasından arkaya bakarken sesi titriyordu.

“Neva Hanım, hastaneye gidersek Yaman’ın adamları polisle birlikte orayı basar! Nereye sürüyorum?”

Neva başını kaldırıp aynadan Sancar’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde sıfır tereddüt vardı.

“Malikâneye sür. Yoldan özel doktoru ara, hemen tüm tıbbi ekipmanla oraya gelsin. O evi bir ameliyathaneye çevireceğiz.”
zırhlı araç, gecenin karanlığı ve dinmek bilmeyen yağmurun altında, Karahan Malikânesi’nin demir kapılarını kırarcasına içeri daldı. Aracın durmasıyla birlikte Sancar, kapıyı fırlatırcasına açtı.

“Doktor geldi, her şey hazır, Neva Hanım!”

Orhan ve iki koruma, Kartal’ın bilinci tamamen kapanmak üzere olan ağır bedenini dikkatle sedyeye taşıdı.

Neva, bir an bile Kartal’ın elini bırakmıyordu. Kartal’ın parmakları soğuyor, sırtına bastırdığı kumaş tamamen kana bulanıyordu.

Malikânenin alt katındaki devasa çalışma odası, dakikalar içinde sterilize edilerek bir ameliyathaneye dönüştürülmüştü. Özel doktor Ali ve iki hemşire, serumları, neşterleri ve cerrahi aletleri masaya dizmiş, bekliyordu.

“Hemen masaya alın!” diye bağırdı Doktor Ali.

Kartal masaya yatırıldığında Neva, gömleğin ve kabanın geri kalanını cerrahi makasla hızla kesip attı.

“Mermilerden biri sol omzunun altına, diğeri dördüncü kaburga hizasına saplanmış,” dedi Doktor Ali, durmaksızın akan kanı gazlı bezlerle tamponlarken.

“Kan basıncı hızla düşüyor. Mermilerden biri akciğer zarına çok yakın! Neva Hanım, ameliyat alanını açmanız ve dışarı çıkmanız gerek!”

“Hayır!” dedi Neva, gözlerindeki sarsılmaz ve katı kararlılıkla. Ellerindeki Kartal’ın kurumuş kanına aldırış bile etmiyordu.

“Hiçbir yere gitmiyorum. Ne gerekiyorsa yapın, yanındayım.”

Doktor Ali, Neva’nın gözlerindeki o tehlikeli kararlılığı görünce üstelemedi.

“O zaman bana yardım edin. Anesteziyi veriyoruz, vakit yok!”

Ameliyat sırasında saatler adeta durmuştu. Neşterin eti kesişi, cerrahi cımbızların ve aletlerin tepside çıkardığı soğuk metalik sesler, odaya hâkim olan ritmik nabız monitörünün bip seslerine karışıyordu.

“Mermi kemiğe sıkışmış, lokal ekartörü getirin!” diye talimat verdi doktor.

Neva, bir an bile gözünü Kartal’ın solgun yüzünden ayırmıyor, bir yandan kanlı gazlı bezleri değiştirirken diğer yandan doktorun uzattığı aletleri kavrıyordu.

İlk mermi, kanlı bir şıngırtıyla metal kapaklı küvete düştüğünde odadaki herkes derin bir nefes aldı.

Ancak kaburga yakınındaki ikinci mermi daha derindeydi. Doktor cımbızla dokuya her müdahale ettiğinde Kartal’ın refleks olarak kasılan vücudu masayı sarsıyordu.

“Damarı dikiyorum, koter cihazını verin,” dedi doktor, kanamayı durdurmaya çalışırken.

İkinci mermi de zorlu bir müdahaleyle çıkarılıp dikişler atıldığında Doktor Ali, alnındaki teri silerek geriye çekildi.

“Mermileri çıkardık, kanamayı durdurduk,” dedi bitkin bir sesle.

“Kritik eşiği atlattık ama çok kan kaybetti. Önümüzdeki birkaç gün boyunca tam yatak istirahati ve enfeksiyon takibi şart.”

Aradan geçen üç günün ardından Karahan Malikânesi’nin üst katındaki dev yatak odası, adeta tatlı bir savaş alanına dönmüştü.

Kartal Karahan…

Dünya borsalarını altüst eden, düşmanlarına diz çöktüren o heybetli adam; yatakta, arkasına yerleştirilmiş yastıklara yaslanarak hafifçe oturmuş, elindeki ıhlamur fincanına sanki zehirmiş gibi bakıyordu.

Neva ise elinde ilaç tepsisi, siyah tulumu ve tepeden topladığı saçlarıyla yatağın başında, ellerini beline koymuş hâlde duruyordu.

“O ıhlamur bitecek, Kartal Bey,” dedi Neva, tek kaşını kaldırarak. “Doktor Selim, göğsündeki hırıltı için özellikle tembihledi.”

Kartal, gözlerini fincandaki buhardan çekip Neva’ya baktı. Yüzünde o tehlikeli ama bir o kadar da muzip tebessüm belirdi.
Ç
Yaraları hâlâ sızlıyordu ama sırf Neva’nın sinirlenince parıldayan gözlerini izlemek için bile bile sorun çıkarmaya bayılıyordu.

“İçmiyorum, Avukat,” dedi Kartal, rahat bir tavırla fincanı komodine bırakırken.

“Bana bu çim suyunu içireceğine git, mutfaktan adam gibi bir kahve getir.”

“Kahve mi?” Neva bir adım öne atılarak fincanı tekrar Kartal’ın eline tutuşturdu.

“Sırtında iki tane dikiş izi, vücudunda yarım ünite eksik kan var ve sen kahve mi istiyorsun? İç şunu, dedim sana!”

Kartal derin bir iç çekti ve gözlerini Neva’nın gözlerine dikti.

“Yaram acıyor.”

Neva’nın yüzündeki sert ifade bir anda eridi, içi cız etti.

“Acıyor mu? Neresi? Dikişler mi zorlandı yoksa? Dur, bakayım…”

Neva, telaşla yatağa eğilip Kartal’ın sırtındaki sargılara bakmak için hamle yaptığı anda Kartal, sağlam olan sol eliyle Neva’nın bileğinden tutup onu hafifçe kendine doğru çekti. Neva dengesini kaybederek yatağın kenarına, tam Kartal’ın yanına düştü.

Kartal, yüzüne yaklaşan Neva’nın yüzüne odaklandı ve yanağına küçük bi öpücük kondurdu.

“Şimdi geçti.”

Neva neye uğradığını şaşırarak kaşlarını çattı.

“Sen… Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!”

“Manevra kabiliyetimi test ediyordum,” dedi Kartal, sırıtarak. “Görünen o ki yaralı bir Karahan bile seni tuzağa düşürebiliyor.”

“Görürsün sen manevrayı!”

Neva hızla yataktan doğrulup elindeki antibiyotik kutusunu gösterdi.

“O zaman bu devasa hapı içme vaktin geldi. Ve hayır, çiğneyerek değil, bir dikişte yutacaksın.”

Kartal hapın boyutuna bakıp kaşlarını çattı.

“Bu ne, Neva? At hapı mı verdiler sana? Ben bunu yutmam.”

“Yutacaksın.”

“Yutmam. Sancar’ı çağır, bana şirketteki dosyaları getirsin. Çalışmam lazım, yatmaktan sırtım ağrıdı.”

Neva ellerini göğsünde birleştirdi.

“Sancar şu an bahçede, senin emrinle getirtilen o rezil ıhlamur stoklarını düzenliyor. Çalışmak falan da yok. Ya o hapı paşa paşa içersin ya da ben o ilacı sana içirmesini çok iyi bilirim.”

“Öyle mi?” Kartal başını yana eğip meydan okuyan bir bakış attı. “Nasıl içireceksin mesela, Avukat? Tehdit ederek mi?”

Neva hiç tereddüt etmeden hapı eline aldı, bardağa su doldurdu ve yatağa iyice yaklaştı. Kartal’ın çenesini tutup gözlerinin içine baktı.

“Eğer o hapı içmezsen,” dedi Neva, fısıltıyla ama son derece ciddi bir tonda, “Sancar ve Orhan’ı çağırıp seni bu yatağa bağlamalarını emrederim. Ve inan bana, ikisi de şu an benden senden daha çok korkuyor.”

Kartal, Neva’nın bu kararlı ve gözü pek hâline kısa bir an şaşkınlıkla baktı. Ardından odada gür bir kahkaha yankılandı. Dikişleri sızlayınca elini göğsüne götürdü ama gülmeye devam etti.

“İnanırım…” dedi Kartal, gözlerindeki derin hayranlıkla. “Adamlarımı bile tarafına çekmişsin. Pes ediyorum.”

Kartal, Neva’nın elinden hapı alıp tek hamlede yuttu ve ardından sudan bir yudum aldı.

Bardağı kenara bıraktıktan sonra Neva’nın belinden tutarak onu kendine çekti ve başını göğsüne yasladı.

Neva önce direnir gibi oldu ama Kartal’ın kokusunu içine çekince tüm öfkesi uçup gitti. Yavaşça elini Kartal’ın sargılı olmayan omzuna koydu.

“Beni bir daha böyle korkutursan,” dedi Neva, sesi hafifçe titreyerek, “seni o limanda bırakmadığıma pişman ederim, Kartal.”

Kartal, Neva’nın saçlarına derin bir öpücük kondurdu.

“Sana söz, Avukat…” dedi Kartal, sesi fısıltı gibi ama sarsılmaz bir güvenle. “Bir daha arkanda değil, hep yanında duracağım. Ve sen ne dersen… o ıhlamuru bile içeceğim.”

Gecenin zifiri karanlığı, yerini yavaş yavaş şafağın soğuk ve gri aydınlığına bırakıyordu.

Geçen günlerin ardından vücudundaki dikişlerin sızısı hafiflemiş, Kartal Karahan o yakıcı ağrıların ardından ilk kez kendini bu kadar dinç ve zinde hissetmeye başlamıştı. Derin bir nefes aldığında akciğerini yoklayan o keskin batma hissi neredeyse kaybolmuştu.

Yatakta hafifçe kıpırdandı. Bakışları hemen yanındaki berjer koltuğa kaydı.

Neva…

Günlerdir bir an bile başından ayrılmayan, sabahlara kadar başında nöbet tutan, ateşi her yükseldiğinde ıslak havlularla alnını serinleten o inatçı kadın, nihayet yorgunluğuna yenik düşmüştü.

Üzerindeki siyah hırkaya sarınmış, başı hafifçe omzuna düşmüş vaziyette derin bir uykuya dalmıştı. Yüzündeki o her zamanki sert ve dik duruş gitmiş, yerini çocuksu bir masumiyete bırakmıştı.

Kartal, yavaş ve dikkatli hareketlerle yataktan doğruldu. Dikişlerini zorlamamak için hareketlerini ağır tutsa da kaslarındaki gücün geri geldiğini hissedebiliyordu. Yataktan çıkıp adımlarını sessizce koltuğa doğru attı.

Eğildi, komodinin üzerinde duran yumuşak battaniyeyi aldı ve titizlikle Neva’nın üzerine örttü. Açıkta kalan elini nazikçe battaniyenin altına yerleştirirken başparmağıyla Neva’nın yanağını tüy kadar hafif bir dokunuşla okşadı.

“Çok bile dayandın, Avukat…” diye fısıldadı içinden, dudaklarında beliren gölge gibi bir tebessümle.

Arkasını dönüp devasa, tabandan tavana kadar uzanan ahşap çerçeveli pencerelere doğru yürüdü. Ellerini eşofmanının ceplerine sokarak dışarıdaki yağmurun hafiflettiği ama hâlâ kasvetini koruyan Karahan Malikânesi’nin geniş bahçesini ve sisli ufku izlemeye başladı.

Karanlığın içinde tek tük yanan bahçe lambaları, çimlerin üzerindeki ıslaklığı parlatıyordu. Zihni, vurulduğu o liman gecesine ve arkasındaki hesaplaşmalara geri dönmüştü.

Tam o sırada odanın ağır ahşap kapısı milim milim açıldı.

Sancar, içeriye bir hayalet sessizliğiyle süzüldü. Evin içinde her adımda tedbiri elden bırakmayan yapısıyla önce Neva’nın uyuduğu koltuğa, ardından pencerenin önünde dikilen heybetli figüre baktı.

Kartal’ın ayakta olduğunu görünce kısa bir an duraksadı. Gözlerinde hem bir rahatlama hem de taşıdığı haberin getirdiği ağır bir gerilim vardı.

Kartal, Sancar’ın ayak sesini duymuştu ama dönmedi. Sadece bakışlarını camdaki yansımaya odakladı.

Sancar, Neva’yı uyandırmaktan çekinerek adımlarını olabildiğince sessiz attı ve Kartal’ın bir adım arkasında durdu. Sesi, neredeyse rüzgârın fısıltısına karışacak kadar kısıktı.

“Abi… Kalkmışsın. İyi görünüyorsun.”

“İyiyim,” dedi Kartal, tok ve pürüzsüz bir sesle. Bakışları hâlâ dışarıdaydı. “Anlat. Bahçede fısıldaşan korumaların hareketliliğinden belli ki bir aksilik var. Ne durumdayız?”

Sancar derin bir nefes aldı, bakışlarını yere indirdi. Yüzündeki mahcubiyet ve gerginlik ses tonuna da yansımıştı.

“Yaman…” dedi Sancar, yutkunarak.

“Seni vurduktan sonra adamlarıyla birlikte sırra kadem bastı, abi. Limandaki karmaşadan yararlanıp izini tamamen kaybettirdi. Korumalar ne kadar sıkıştırdıysa da tutamadık. Kaçtı.”

Kartal’ın gözleri kısıldı.

Penceredeki yansımasında çene kaslarının hızla kasıldığı görülebiliyordu. Ancak bu habere şaşırmamıştı; Yaman’ın bu kalleşliği yaptıktan sonra kaçacağını biliyordu.

“Kaçsın…” dedi Kartal, soğuk ve tehlikeli bir sükûnetle. “Bırak, kaçtığını ve izini kaybettirdiğini sansın.”

Yavaşça arkasını döndü. Gözlerindeki hesapçı kararlılık, Sancar’ın üzerindeki gerginliği bir kat daha artırdı. Bakışları kısa bir an Neva’ya kaydı. Onun huzurla uyuyan yüzüne baktıktan sonra tekrar Sancar’a döndü.

“Şimdi dinle beni, Sancar,” dedi Kartal, sesi alçak ama emredici bir tonda. “Piyasaya da, piyasadaki o leş kargalarına da haber salacaksınız. Kartal Karahan komada, diyeceksiniz. Yaşam mücadelesi veriyor, durumu kritik… Herkes öldü ölecek bilsin.”

Sancar şaşkınlıkla gözlerini açtı.

“Abi… Düşmanlar cesaretlenir, şirketin ve bölgenin üzerine çullanırlar.”

“Tam olarak istediğim şey de bu,” dedi Kartal, dudaklarında beliren karanlık bir tebessümle.

“Kim dost, kim düşman, kim arkamızdan kuyu kazıyor, teker teker göreceğiz. Yaman da dâhil, hepsi başıboş kaldıklarını sanıp saklandıkları deliklerden çıkacaklar. Yemi yutacaklar, Sancar.”

Sancar başını saygıyla eğdi.

“Anlaşıldı, abi. Sen nasıl istersen.”

“Malikânedeki güvenlik seviyesini iki katına çıkarın,” diye ekledi Kartal. “Neva’nın attığı her adımda gölgesi olacaksınız. Ben ayağa kalkana kadar bu oyunu kusursuz oynayacağız.”

Güneş odanın içine iyice vururken Neva gözlerini hafifçe araladı. Omuzlarına örtülmüş battaniyeyi ve o tanıdık, güven veren kokuyu fark ettiği an içini tatlı bir sıcaklık kapladı. Ancak hemen ardından aklına Kartal geldi ve panikle yerinden fırladı.

Fakat yatak boştu.

Neva’nın kalbi bir an tekledi. Tam o sırada banyonun kapısı açıldı. Kartal, saçları nemli, üzerinde siyah rahat bir tişört ve eşofmanıyla son derece zinde bir şekilde dışarı çıktı. Yüzünde o meşhur, insanı çileden çıkaran muzip tebessümü vardı.

“Günaydın, uykucu Avukat,” dedi Kartal, sanki üç gün önce kurşun yiyen kendisi değilmiş gibi gayet rahat bir tavırla.

“Sonunda uyanabildin. Ben de bir an koltukta kış uykusuna yattın sandım.”

Neva bir Kartal’a, bir de boş yatağa baktı. Şaşkınlığı birkaç saniye içinde alev alev bir öfkeye dönüştü.

“Sen… Sen yataktan nasıl kalkarsın?!” dedi Neva, ellerini beline koyup ona doğru hızlı adımlarla yürürken. “Daha dikişlerin bile taptaze! Doktor ne dedi sana? Tam yatak istirahati! Sen gitmişsin, bir de duş mu almışsın?!”

Kartal hafifçe kıkırdayıp komodinin üzerindeki elmayı aldı ve bir ısırık kopardı.

“Dikişler sağlam, Avukat. Hem bir Karahan yatakta çürüyerek iyileşmez. Ayrıca birinin bu evde ayakta durup sana battaniye örtmesi gerekiyordu, değil mi?”

Neva’nın yanakları hafifçe kızardı ama çaktırmamaya çalışarak kaşlarını daha da çattı.

“Konuyu değiştirme! Bir daha o yataktan ben izin vermeden tek bir adım bile atmayacaksın, anladın mı beni, Kartal Bey?”

“Emredersiniz, komutanım,” dedi Kartal, elmayı çiğnerken alaycı bir asker selamı vererek.

Ardından Neva’ya iyice yaklaştı. Aralarındaki mesafeyi sıfıra indirdiğinde Neva’nın gözlerinin içine bakıp sesini hafifçe alçalttı.

“Ama biliyor musun… Bu kadar sinirlenince gözlerin gerçekten parıldıyor. Sırf seni böyle görmek için günde üç kez dikişlerimi patlatabilirim.”

“Kartal!” diye bağırdı Neva, göğsüne hafifçe vurarak. Ancak darbenin sağlam olan omzuna denk gelmesine dikkat etmişti.

“Şaka yapmayı kes! Geç, otur şu yatağa. Pansumanını kontrol edeceğim.”

Kartal derin bir iç çekip yatağın kenarına ilişti ama pes etmeye hiç niyeti yoktu.

“Tamam, madem hemşirelik yapacaksın, bir şartım var.”

Neva gözlerini devirdi.

“Şart mı? Yatakta yatan sensin, şart koşan da sen! Ne şartıymış o?”

“Gözlerime bakarak pansuman yapacaksın,” dedi Kartal, dudaklarında tehlikeli bir tebessümle. “Çünkü ne zaman sırtıma dokunsan canım acıyor gibi geliyor… Ama gözlerine bakınca hiçbir şey hissetmiyorum.”

Neva, elindeki tentürdiyotlu pamukla kalakaldı. Kartal’ın bu dengesiz, bir anda ciddileşen ve insanı gıcık ederken aynı zamanda kalbini yerinden oynatan tavırlarına ne zaman alışacağını bilmiyordu.

İçinde uyanan o tuhaf hissi hemen bastırmaya çalıştı.
Hayır, dedi kendi kendine.

Sadece hastam ve müvekkilim olduğu için endişeleniyorum. Kendine bile itiraf edemediği o duygunun adını koymaya hiç niyeti yoktu.

“Sen gerçekten ıslah olmaz, çekilmez bir adamsın, Karahan,” dedi Neva, bakışlarını sertleştirmeye çalışarak pamuğu biraz fazla bastırıp onun omzuna dokundururken.

“Ah! Yavaş ol, Avukat!” dedi Kartal, hafifçe irkilerek. Ancak hemen ardından o sinir bozucu gülüşünü yüzüne yerleştirdi.

“Canımı yakarak benden intikam mı alıyorsun?”

“Hak ettiğin müdahaleyi yapıyorum,” dedi Neva, pamuğu kenara koyup yeni sargı bezini açarken. “Ayrıca bana bakıp öyle manalı manalı konuşmayı kes. Ben senin o boyun eğdirdiğin insanlara benzemem. İşime odaklanmamı engelliyorsun.”

Kartal, Neva’nın bu mesafeli ve profesyonel duruşuna içten içe gıcık oluyordu. Aralarındaki o çekimi kendisi de kabullenmek istemiyor, bunu yalnızca bir “oyun” ya da “birbirini zorlama” olarak nitelendiriyordu.

Neva’nın kontrolü elinde tutma çabası, Kartal’ın o baskın damarını körüklüyordu.

“Demek odaklanamıyorsun?” dedi Kartal, sesine kasıtlı bir alay katarak.

Yatağın kenarına daha rahat kuruldu ve kollarını göğsünde birleştirdi.

“Küçük bir pamuk pansumanı yaparken bile benden etkilenip odağını kaybediyorsan avukatlık yeteneklerini sorgulamam gerekecek, Neva Hanım.”

Neva’nın gözleri parladı.

Yemini yutmamaya kararlıydı ama Kartal damarına basmayı çok iyi biliyordu.

Sargı bezini onun göğsünün etrafından dolamak için Kartal’a iyice yaklaştı. Nefesleri birbirine değecek kadar yakınlaşmışlardı.

Neva, tam Kartal’ın arkasına geçerken sargı bezini kasıtlı olarak biraz sıkıca çekti.

“Aksine, Kartal Bey,” dedi Neva, tam kulağının dibinde fısıldar gibi ama buz gibi bir tonla. “Sizin gibi egosundan etrafını göremeyen bir adamdan etkilenmek için akıl sağlığımı kaybetmiş olmam gerekir. Ben sadece müvekkilimin ölmesini istemiyorum çünkü henüz vekâlet ücretimi tahsil etmedim.”

Kartal, sargının sıkılığıyla hafifçe nefesini tuttu ama bozuntuya vermedi. Neva arkasından dolanıp tekrar önüne geçtiğinde Kartal, aniden kolunu yatağın kenarına dayayarak Neva’nın kaçış yolunu kapattı.

Neva bir anlığına Kartal ile yatak arasında sıkışıp kaldı.

“Vekâlet ücreti, öyle mi?” dedi Kartal, başını hafifçe yana eğerek. Bakışları Neva’nın gözlerinden dudaklarına, ardından tekrar gözlerine kaydı. “Seni bu malikânede tutan şeyin sadece para olduğuna kendin bile inanmıyorsun. Ama merak etme, ben de seni sırf avukatım olduğun için yanımda tutmuyorum.”

Neva’nın kalbi hızla çarpmaya başladı ama çenesini dikleştirdi. Kartal’ın gözlerindeki o meydan okuyan, meydan okudukça da insanı içine çeken ifadeye yenilmeyi reddediyordu.

“Öyle mi? Başka ne sebeple tutuyorsun acaba, Karahan?”

“Çünkü…” dedi Kartal, yüzüne doğru biraz daha eğilerek. “…bana emretmeye çalışan tek insan sensin ve senin bu imkânsız çabanı izlemek beni çok eğlendiriyor.”

Neva burnundan bir soluk verdi. Bu adam gerçekten imkânsızdı! Elindeki sargı bezinin son ucunu biraz sertçe yapıştırıp geri çekildi.

“Eğlencen bittiyse,” dedi Neva, kollarını göğsünde birleştirip komodindeki ıhlamur fincanını işaret ederek, “o ‘eğlenceli’ hayatına devam edebilmek için o bitki çayını son damlasına kadar içiyorsun. Yoksa Sancar’a söyleyip dosyalarının hepsini kilitletirim. İş falan da yapamazsın.”

Kartal bıkkınlıkla fincana baktı.

“Yine mi o çim suyu? Sen gerçekten çekilmez bir kadınsın, Neva.”

“Siz de hiç çekilir bir adam değilsiniz, Kartal Bey,” dedi Neva, kapıya doğru yürürken arkasını dönüp zafer kazanmış bir edayla gülümsedi.

“Fincan boşalmadan bu odaya bir daha kahve girmeyecek. Afiyet olsun!”

Neva odadan çıkıp kapıyı kapattığında sırtını kapıya yaslayarak derin bir nefes verdi. Eli göğsüne gitti; kalbi deli gibi atıyordu.

“Sadece gıcık bir adam…” diye fısıldadı kendine. “…Başka hiçbir şey değil.”

Odanın içinde ise Kartal, soğumaya yüz tutmuş ıhlamur fincanını eline alırken kendi kendine söyleniyordu.

“İnatçı…” dedi, fincandan bir yudum alıp yüzünü buruştururken.

Ama gözlerindeki o gururlu, boyun eğmez tebessümü gizleyemiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18