KARAHANLI kitap kapağı

33. bölüm / 50

KARAHANLI

31. Ferman

Vaveyla Yazarı: Zehra Güngör

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 50Şu an: 31. Ferman
  1. 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
  2. 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
  3. 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
  4. 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
  5. 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
  6. 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
  7. 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
  8. 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
  9. 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
  10. 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
  11. 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
  12. 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
  13. 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
  14. 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
  15. 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
  16. 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
  17. 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
  18. 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
  19. 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
  20. 20 20. Bir yalan1.482 kelime
  21. 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
  22. 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
  23. 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
  24. 24 24. İstop1.848 kelime
  25. 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
  26. 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
  27. 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
  28. 28 28. Leyla'm2.198 kelime
  29. 29 29. Dağhan.2.009 kelime
  30. 30 30. ben geldim2.275 kelime
  31. 31 31. Ferman3.692 kelime · Okuduğun bölüm
  32. 32 32. Gözdağı2.431 kelime
  33. 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
  34. 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
  35. 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
  36. 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
  37. 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
  38. 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
  39. 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
  40. 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
  41. 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
  42. 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
  43. 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
  44. 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
  45. 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
  46. 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
  47. 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
  48. 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
  49. 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
  50. 50 50. Mucize1.123 kelime

Sabahın ilk ışıkları, Karahan Malikânesi’nin devasa pencerelerinden içeri süzülürken gecenin sisli ve barut kokulu havası yerini keskin bir soğuğa bırakmıştı. Malikâne adeta bir ordu karargâhına dönüşmüş; bahçedeki zırhlı araçlar, koridorlarda ise ellerinde silahlarla, telsiz cızırtıları arasında emirler yağdıran adamlar mekik dokumaya başlamıştı.

Neva, gece boyu gözünü kırpmamıştı. Kartal’ın bıraktığı klasördeki offshore hesap hareketlerini, paravan şirket ağlarını ve Aras Dağhan’ın Karahan Holding’e sızmak için kullandığı hukuki açıkları en ince ayrıntısına kadar incelemişti.

Üzerindeki rahat kıyafetleri çıkarıp siyah, keskin hatlara sahip resmî takım elbisesini giydi.

Aynaya baktığında karşısında duran kadın artık sadece kırgın bir çocukluk aşkı değil, Karahan’ın kaderini belirleyen bir avukattı. Masanın üzerindeki birleşmiş gümüş kolyeyi aldı, boynuna taktı. Melek kanadının ucu ceketinin altında, tam kalbinin üzerine yerleşti.

Saat tam 08.00’de ana salondaki devasa toplantı masasının etrafında fırtına öncesi bir sessizlik hâkimdi. Masanın baş köşesinde Kartal Karahan oturuyordu. Gözlerinin altındaki hafif morluklar dışında yüzünde en ufak bir yorgunluk emaresi yoktu. Yanında Sancar ve Karahan Holding’in kıdemli yönetim kurulu üyeleri duruyordu.

Neva kapıdan adım attığında tüm bakışlar ona çevrildi.

Kartal başını kaldırıp Neva’yla göz göze geldiğinde bakışlarında geceki o hırçın tutkunun yerini milimetrik bir profesyonellik almıştı.

“Neva Hanım,” dedi Kartal. Sesi buz gibi bir resmiyet taşıyordu. “Masaya geçin. Aras Dağhan hamlesini yapmadan biz onun boğazına sarılacağız.”

Neva masanın karşısına geçti, elindeki tablet ve dosyaları sertçe masaya koydu.

“Aras Dağhan’ın stratejisi belli,” dedi Neva, masadakilere tek tek bakarak. “Yaman’ı öne sürerek şirketin hisse değerlerini düşürdü ve alt paravan şirketler üzerinden Karahan Holding’in yüzde 18’lik kritik hissesini topladı. Bugün borsa açıldığında olağanüstü genel kurul çağrısı yapıp yönetime el koymayı planlıyor.”

Yönetim kurulu üyelerinden biri endişeyle araya girdi:
“Peki, bunu engellemenin hukuki bir yolu var mı? Hisseler yasal yollardan devredilmiş görünüyor!”

Neva hafifçe gülümsedi. Bu gülüş, bir avukatın zafer öncesi attığı o tehlikeli adımdı.

“Yasal görünen o hisse devirlerinin tamamı Cayman Adaları’ndaki kara para aklama ağıyla bağlantılı. Borsa İstanbul yönetimine ve Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) hazırladığım tedbir dosyasını sunduğumuz an Aras’ın topladığı tüm hisselere ihtiyati tedbir konulacak. Yani bugün salona girdiğinde o hisseler birer kâğıt parçasından farksız olacak.”

Kartal, Neva’nın bu kendinden emin duruşunu izlerken gözlerinde beliren o gurur kıvılcımını gizlemekte zorlandı. Masaya doğru eğilerek derin sesiyle konuştu:
“Güzel… Hukuk kanadını sen yönetiyorsun, Neva. Ama Aras Dağhan sahada kurallara uymaz. Masada kaybettiği an silaha sarılacaktır.”

“Sarılsın,” dedi Neva, gözlerini Kartal’ın siyah gözlerine dikerek. “Masa bende, saha sende, Karahan. Bakalım kim daha hızlı bitirecek.”

Saat 11.00’de Karahan Holding’in Maslak’taki cam kulesi tarihî günlerinden birini yaşıyordu. Holding binasının önü medya mensupları, güvenlik güçleri ve Aras Dağhan’ın siyah camlı lüks araçlarıyla dolup taşmıştı.

Toplantı salonunda hava kurşun gibi ağırdı. Aras Dağhan, taba rengi pahalı takım elbisesi, elindeki purosu ve yüzündeki küstah tebessümle masanın diğer ucunda oturuyordu. Kartal Karahan ise masanın başında bir heykel kadar dik ve tehditkâr duruyordu. Neva, Kartal’ın hemen sağında, resmî dosyalarıyla hazır bekliyordu.

Aras purosunun dumanını tavana doğru üfledi ve küstahça konuştu:
“Kartal… Yaman’ı oyundan çıkardın diye bu imparatorluğun sana kalacağını mı sandın? Elimdeki yüzde 18’lik hisseyle yönetim kurulunun yapısını değiştiriyorum. Artık Karahan Holding’de senin dönemin bitti.”

Kartal hiç istifini bozmadı. Arkasına yaslandı ve eliyle Neva’yı işaret etti.

“Benim bitti dediğim yerde hiçbir şey başlamaz, Dağhan. Söz vekilimde.”

Neva yerinden kalktı. Elindeki mahkeme kararını ve SPK tedbir belgesini Aras Dağhan’ın önüne adeta fırlattı.

“Aras Dağhan,” dedi Neva, sesi salonda çınlayarak. “Borsa İstanbul ve Cumhuriyet Başsavcılığının kararıyla Holding bünyesinde satın aldığınız tüm hisselere ‘organize suç ve kara para aklama’ şüphesiyle tedbir konulmuştur. Şu andan itibaren bu masada hiçbir oy hakkınız yok. Ayrıca mali şube ekipleri alt katta şirket ortaklarınız için gözaltı işlemlerini başlattı.”

Aras’ın yüzündeki o küstah tebessüm bir anda donakaldı. Önündeki kâğıtlara baktı, ardından gözleri öfkeyle kan çanağına döndü. Masaya sert bir darbe indirip ayağa fırladı.

“Sen kimsin ulan?!” diye kükredi Aras, Neva’ya doğru hamle yapmaya çalışarak. “Kartal’ın masada beslediği yeni oyuncağı mı?”

Kartal bir salise bile duraksamadan yerinden fırladı.

Aras’ın boğazına sarılıp adamı devasa cam duvara yapıştırdı. Camdan gelen çatırtı sesi salondaki herkesin nefesini kesti. Kartal’ın gözleri tamamen kararmıştı; içindeki o canavar dışarı çıkmıştı.

“Ona bir kez daha sesini yükseltirsen,” dedi Kartal, fısıltısı bir bıçak keskinliğinde Aras’ın kulağına ulaşırken, “seni bu 30. kattan aşağı kendi ellerimle atarım, Dağhan. Kadınımı veya işimi hedef almayı unut. Bugün buradan canlı çıkıyorsan sadece hukuk karşısında ezil diye çıkıyorsun.”

Holdingdeki bozgunun ardından Aras Dağhan, binayı polis kordonu altında terk etmek zorunda kalmıştı. Ancak yenilgiyi kabullenecek bir adam değildi.

Akşamüstü, Karahan Malikânesi’ne dönüş yolunda konvoy şehirden uzaklaşırken orman yolunda birden fazla siyah arazi aracı konvoyun önünü ve arkasını kesti. Aras son kozunu oynamış, Karahan’ı sahada yok etmek için pusu kurmuştu.

Çatışma şiddetle başladı.

Barut kokusu ve mermi sesleri geceyi yardı. Sancar ve korumalar siper alırken Kartal, Neva’yı zırhlı aracın içinde korumaya aldı.

“Arabadan çıkma, Neva!” diye bağırdı Kartal, silahının şarjörünü değiştirirken.

“Seni burada yalnız bırakamam!” dedi Neva, gözlerinde korkudan eser yoktu.

Kartal, Neva’ya baktı.

Kızın boynundaki giysinin altından fırlayan o birleşmiş gümüş kolyeyi gördü. O an Kartal’ın zihnindeki tüm duvarlar yıkıldı. Kartal aracın kapısını açtı, silahlarını düzeltti ve birini Neva'ya verdi.

İkili çatışmanın ortasına bir fırtına gibi daldı. Neva'nın eve girmesini sağladı.

Sancar’la birlikte Aras’ın adamlarını kısa sürede etkisiz hâle getirdiler.

Aras Dağhan yaralı bir şekilde aracına binip kaçmaya çalışırken Kartalın korumaları onu takip etti. Onu zaten polisin ve kanunun kucağına itmişti; asıl savaşı artık dışarıda değil, içindeydi.

Bir kaç saat içinde malikâneye dönüldüğünde her yer sessizliğe bürünmüştü. Neva odasında, üzerindeki ceketini çıkarmış, pencereden dışarıdaki karanlığı izliyordu. Kapı yavaşça açıldı.

Kartal içeri girdi.

Üzerindeki gömleğin üst düğmeleri açılmış, kollarındaki barut izleri hâlâ duruyordu. Ama gözlerindeki o buz gibi “Karahan” maskesi tamamen erimişti. Karşısında duran adam artık sadece “Asil”di.

Kartal yavaş adımlarla Neva’ya yaklaştı. Aralarındaki tüm mesafe bittiğinde durdu. Elini kaldırdı, parmak uçlarıyla Neva’nın yanağından süzülmeye hazır bir damla gözyaşını sildi.

“Bugün masada harikaydın, Avukat…” dedi Kartal. Sesi fısıltıdan da öte, ruhunun derinliklerinden gelen bir sitem gibiydi. “Beni ve şirketimi kurtardın.”

Neva, Kartal’ın elinin sıcaklığına yanağını yasladı.

“Ben şirketi kurtarmadım, Kartal,” dedi Neva, gözlerinin içine bakarak. “Ben o karanlık adamın içindeki Asil’i yok etmesine izin vermedim.”

Kartal derin bir nefes aldı.

Neva’nın boynundaki kolyeye elini uzattı. Birleşmiş melek kanadına dokundu. Ardından bakışlarını Neva’nın dudaklarına ve gözlerine kaldırdı.

“Korktum, Neva…” dedi Kartal, ilk kez o adı ağzına alarak. Sesi titriyordu. “Sen seneler sonra karşıma çıktığında Karahan’ın kanlı dünyasının seni benden almasından, seni kaybetmekten deli gibi korktum. Bu yüzden sana duvarlar ördüm. Bu yüzden sana düşman gibi baktım…”

Neva’nın gözlerinden bir damla yaş aktı ama bu kez kırgınlık değil, rahatlama yaşıydı. Elini Kartal’ın göğsüne, kalbinin tam üzerine koydu.

“O duvarlar yıkıldı, Asil,” dedi Neva fısıltıyla. “Ben buradayım. Artık ne kaçacak bir Leyla var ne de saklanacak bir Neva…”

Kartal, Neva’yı belinden tutup kendine çekti ve yılların özlemini, korkusunu ve yakıcı sevgisini barındıran o ilk tutkulu öpücükle kızın dudaklarına kapandı.

Dışarıdaki cehennem sona ermiş, ikisi için zaman Karahan Malikânesi’nin bu odasında durmuştu.

Aras Dağhan, Karahan Holding’in yönetim kurulunda uğradığı o yıkıcı hezimetin ve mali şubenin alt kata kadar dayanan operasyonunun ardından köşeye sıkışmış vahşi bir hayvan gibiydi. Şirketten kelepçesiz ama polisin sıkı takibi altında çıkarılırken gözlerindeki o hırslı ışık yerini tamamen soğuk, kör bir intikam hırsına bırakmıştı.

Hukuki ve finansal tüm ağları Neva’nın zekâsı yüzünden çökmüştü. Bu yüzden imparatorluğunu kaybetmenin bedelini doğrudan Kartal’ın kalbini sökerek ödetmeye karar vermişti.

Malikânenin sükûneti, gece yarısı patlayan tek bir mermi ile paramparça oldu.

Neva, odasının balkonunda esen hafif rüzgârı hissederken içeride Kartal’la geçirdikleri o yoğun anların zihninde bıraktığı sıcaklıkla gülümsüyordu. Ancak bu huzur çok kısa sürdü.

Karanlığın içinde, malikânenin arka cephesindeki kör noktadan sızan Aras’ın en güvendiği keskin nişancı, susturuculu tüfeğinin namlusunu balkondaki Neva’ya doğrultmuştu.

“Neva! Yat aşağı!”

Kapının önünden fırtına gibi giren Kartal, sesiyle birlikte Neva’ya doğru atıldı. Ancak kurşun, havayı yaran o keskin sesiyle çoktan hedef alınmıştı. Kartal, Neva’yı yere siper etmek için kollarının arasına aldığı anda kurşun Neva’nın karnına saplandı.

Saniyeler içinde malikânenin alarm sistemleri çaldı, korumalar bahçeyi ateş altına aldı.

Neva, sırtından yayılan o nefes kesici, yakıcı acıyla geriye doğru sarsıldı. Beyaz bluzu hızla koyu bir kırmızıya boyanırken gözleri Kartal’ın dehşetle genişlemiş gözlerine kilitlendi.

Kartal, hayatında ilk kez o demirden, dokunulmaz “Karahan” maskesinin tamamen paramparça olduğunu hissetti.

İçindeki canavar sustu; geriye sadece o küçük çocuğu, hayatının tek anlamını koruyamamış olmanın kör edici korkusu ve çaresizliği kaldı.

“Leyla…” diye fısıldadı Kartal, sesi acıyla çatlayarak.

İki elini birden Neva’nın karnındaki yaraya bastırıp kanı durdurmaya çalışırken parmakları tamamen al renge bürünmüştü.

“Bana bak… Sakın gözlerini kapatma! Sancar, aracı hazırlayın, hemen hastaneye!”

“Korkma…” dedi Neva, dudaklarının arasından güçlükle çıkan bir fısıltıyla.

Titreyen, kanlı eliyle Kartal’ın yanağına dokundu. Parmakları adamın yüzünde kırmızı bir iz bıraktı.

“Asil… Seni bırakmaya niyetim yok…”

Neva’nın başı düşerken Kartal onu kollarında taşıyarak zırhlı araca ulaştırdı. Gözlerindeki o koyu fırtına artık sadece bir intikam ateşine değil, tüm dünyayı yakacak bir yangına dönüşmüştü. Aras Dağhan bu kurşunla sadece Neva’yı vurmamıştı; kendi cehennemini kendi elleriyle tutuşturmuştu.

Hastane koridorlarına doğru yola çıkarken Kartal’ın zihninde tek bir cümle yankılanıyordu: Aras Dağhan yeryüzünden silinene kadar bu dünyada hiç kimseye huzur yoktu.

Zırhlı araç, siren sesleri ve çakar ışıklarıyla gecenin karanlığını yararak hastaneye doğru son hızla ilerlerken arka koltukta zaman adeta durmuştu.

Kartal, bir elini Neva’nın karnındaki yaraya can havliyle bastırıyor, diğer eliyle de kızın buz kesmeye başlayan yüzünü kavruyordu. Neva’nın kanı Kartal’ın parmaklarının arasından süzülüp gömleğine, pantolonuna ve kucağına yayılıyordu. Hayatında sayısız kez vurulmuş, kurşun sesleri arasında büyümüş olan Kartal Karahan, ilk defa kendi canından can çekildiğini hissediyordu.

“Bana bak, Neva! Gözlerini aç!” diye kükredi Kartal. Sesi, araçtaki motor gürültüsünü bastıracak kadar çaresiz ve yırtıcıydı. “Yıllar sonra geldin bana! O kolyeyi masama bırakıp gidemezsin! İşimiz bitmedi, diyorum sana! Aç gözlerini!”

Neva’nın kirpikleri hafifçe titredi. Bilinci kaybolmak üzereydi ama Kartal’ın o yakıcı, yalvaran sesini duyabiliyordu. Göğsü zorlukla inip kalkarken güçsüzce başını Kartal’ın göğsüne doğru yaslamaya çalıştı.

“Asil…” diye fısıldadı son bir dermanla. “Kolyeyi… sakın bırakma…”

“Bırakmayacağım…” dedi Kartal, kızın alnına dudaklarını bastırırken. Gözünden akan tek damla sıcak yaş, Neva’nın yanağına düştü. “Hiçbir şeyi bırakmayacağım!”

Özel Karahan Hastanesi’nin acil servisi kırmızı alarma geçmişti. Araç durduğu an sedyeyle kapıya koşan doktorlar, Neva’yı saniyeler içinde içeri aldı.

Ameliyathanenin çift kanatlı kapıları Kartal’ın yüzüne sertçe kapandığında o kapının önü, bir adamın kendi cehennemiyle yüzleştiği yere dönüştü.
Sancar, elleri kan içindeki Kartal’ın yanına yanaştı. Yüzü bembeyazdı.

“Abi…” dedi Sancar, sesi titreyerek. “Keskin nişancıyı korumalar bahçede kıstırdı. Ağzındaki zehri yutmadan yakaladık. Aras Dağhan emri vermiş. Şehir dışındaki eski depoda helikopter bekliyormuş. Yarım saate yurt dışına kaçacak.”

Kartal yavaşça başını kaldırdı. Gözlerindeki o insani acı ve korku bir anda buharlaştı; yerini kör, katıksız bir vahşete bıraktı. Üzerindeki kanlı gömleği umursamadan belindeki silahın şarjörünü kontrol etti.

“Sancar,” dedi Kartal, sesi bir mezar kadar soğuk ve ruhsuz bir tonda. “Hastanenin etrafına yüz adam dizeceksin. Neva’nın saçının teline zarar gelirse buradaki herkesi toprağa gömerim. Ve sen…”

Kartal, Sancar’ın yakasını tutup gözlerinin içine baktı.

“Ben dönene kadar o ameliyathanenin kapısından bir adım bile ayrılmayacaksın.”

Şehrin dışındaki terk edilmiş liman deposunda bir helikopterin pervaneleri dönmeye başlamıştı. Aras Dağhan, elindeki uydu telefonuyla adamından gelecek “Neva öldü” haberini beklerken lüks arazi aracının yanında duruyordu.

“İş bitti, efendim,” dedi yanındaki koruma.

“Kız vuruldu. Kartal şu an hastanede delirmek üzere.”

Aras kahkaha attı.

“Güzel… Kartal Karahan’ı kurşunla değil, o kadının kanıyla öldürdüm.”

Tam o sırada deponun devasa demir kapısı, içeri dalan zırhlı bir aracın darbesiyle büyük bir gürültüyle yıkıldı.

Aras ve adamları ne olduğunu anlamadan aracın içinden fırlayan Kartal ve Karahan’ın adamları ateş açmaya başladı.

Depo bir anda mermi yağmuruna tutuldu. Kartal, üzerine gelen kurşunlara aldırış etmeden, elinde tek bir silahla Aras Dağhan’a doğru yürüdü. Karşısına çıkan korumaları hiç duraksamadan, milimetrik atışlarla yere seriyordu. Yüzündeki ve gömleğindeki Neva’nın kanı, onu adeta cehennemden fırlamış bir Azrail gibi gösteriyordu.

Aras dehşet içinde helikoptere doğru koşmaya çalıştı ama Kartal’ın attığı mermi Aras’ın bacağına saplandı. Aras acı içinde çamurlu zemine yuvarlandı.

Kartal, yerdeki Aras’ın tepesine dikildi. Namluyu doğrudan Aras’ın alnına doğrulttu.

“Kartal… Yapma!” diye haykırdı Aras, geriye doğru sürünmeye çalışarak. “Polis arkanda! Beni öldürürsen müebbet yersin! Her şey bitti, anlaşabiliriz!”

“Sen benim kadınıma dokundun, Dağhan,” dedi Kartal, gözünü bile kırpmadan. “Sen benim yıllar sonra bulduğum nefesimi kesmeye çalıştın.”

“O sadece bir avukattı!” diye bağırdı Aras son bir hamleyle.

Kartal’ın parmağı tetikte dondu. Yüzünde tüyler ürperten, karanlık bir tebessüm belirdi.

“O benim Leyla’mdı.”

TAK!

Tek bir el silah sesi deponun içinde yankılandı. Aras Dağhan’ın cansız bedeni çamura devrilirken Kartal arkasını döndü, silahını beline taktı ve helikopterin pervanelerinin gürültüsü arasında yavaş adımlarla arabasına doğru yürüdü. Aras Dağhan’ın imparatorluğu o gece tamamen yok edilmişti.

Saat sabahın beşini gösterirken Kartal, hastanenin ameliyathane koridoruna geri döndü. Üzerindeki kanlar kurumuş, eli ayağı buz kesmişti. Ameliyathanenin üzerindeki kırmızı ışık tam o anda söndü.

Doktor dışarı çıktığında Kartal’a doğru adımladı. Yüzündeki yorgun ama tebessüm eden ifadeyi gören Kartal’ın göğsündeki o devasa yük bir nebze hafifledi.

“Kartal Bey…” dedi doktor.

“Mermi iç organlara çok yakın geçmiş. Ciddi bir iç kanama vardı ama Neva Hanım inanılmaz bir direnç gösterdi. Ameliyat başarılı geçti. Hayati tehlikeyi atlattı.”

Kartal derin, sarsıcı bir nefes aldı.

Duvara yaslanarak gözlerini kapattı. Yıllardır ağlamayan adamın gözünden tek bir damla şükür yaşı süzüldü.

Yoğun bakım odasının cılız ışığında Neva yavaşça gözlerini araladı. Vücudundaki ağrı hâlâ yakıcıydı ama elini tutan o tanıdık, sıcak ve nasırlı dokunuş her şeyi unutturuyordu.

Başını hafifçe çevirdiğinde yatağın kenarında oturmuş, başını eline yaslamış Kartal’ı gördü. Adamın gözleri kan çanağıydı, yüzü çökmüştü ama bakışlarındaki tutku ve sadakat dünden çok daha güçlüydü.

Kartal, kızın uyandığını görünce hemen doğruldu. Neva’nın parmaklarını dudaklarına götürüp uzunca öptü.

“Buradayım…” dedi Kartal, sesi fısıltıdan da alçaktı. “Geçti, Leyla… Her şey bitti.”

Neva solgun dudaklarını zorlukla araladı. Bakışları Kartal’ın boynunda asılı duran ve ceketinin arasından parıldayan o birleşmiş gümüş kolyeye kaydı. Kartal kolyeyi boynuna takmıştı.

Neva hafifçe gülümsedi.

Bütün acılarına, ölümün kıyısından dönmüş olmasına rağmen gözlerinde zaferin ve aşkın ışığı parıldıyordu. Titreyen elini kaldırıp Kartal’ın sakallı yanağına koydu.

“Sana söylemiştim, Karahan…” dedi Neva, nefesi adamın yüzüne değerken. “O çocuk bir gün bunu hak edecekti…”
Kartal eğilip alnını Neva’nın alnına yasladı.

“Ben geldim, Asil,” dedi Neva fısıltıyla.

Kartal gözlerini kapattı ve fırtınanın ardından gelen o tek cümleyle ruhunun yıllar sonra ilk kez huzura kavuştuğunu hissetti. Karanlık bitmiş, savaş kazanılmıştı.
meliyathanedeki o kritik saatlerin ve yoğun bakım gecelerinin ardından, Karahan Malikânesi artık o eski barut kokulu, tekinsiz mekân olmaktan çok uzaktı.

Kartal, Neva hastanede iyileşme sürecindeyken malikânenin tüm çehresini değiştirmek için devasa bir restorasyon projesi başlatmıştı. Karanlık meşe kaplamalar, kasvetli duvar kâğıtları ve çatışmanın izlerini taşıyan her bir köşe sökülüp atılmıştı.

Kartal, Neva’nın vurulduğu o balkonu ve odayı tamamen yıktırmış, malikânenin en ferah kanadını ona özel olarak tasarlatmıştı.

Neva’nın deniz kokusunu ve gökyüzünü, en çok da mavinin her tonunu sevdiğini çok iyi biliyordu.

Hastaneden taburcu olduğu gün, zırhlı araç konvoyu malikânenin bahçesine girdiğinde Neva gözlerine inanamadı.

Bahçedeki çamurlu izler silinmiş, yerini bembeyaz çakıl taşları ve yeni dikilmiş ortancalar almıştı. Kartal, Neva’nın henüz tam iyileşmeyen sırtını zorlamasına izin vermeden arabasından indi.

Kızın itiraz etmesine fırsat bile tanımadan, onu incitmekten korkan hassas ama sarsılmaz bir tutuşla kucağına aldı.

“Kartal, kendim yürüyebilirim…” dedi Neva fısıltıyla ama başını adamın boyun girintisine saklamaktan da geri durmadı.

“Sen sadece nefes alacaksın, Avukat,” dedi Kartal, sesi pamuk kadar yumuşak ama emredici bir tonla. “Geri kalan her şeyi ben hallederim.”

Geniş merdivenleri çıkıp yeni hazırlanan odanın kapısına geldiklerinde Kartal kapıyı yavaşça itti. Neva, gördüğü manzara karşısında nefesini tuttu. Oda, Ege kıyılarının o huzurlu maviliğiyle donatılmıştı.

Duvarlar puslu bir gök mavisine boyanmış, devasa pencerelere tül gibi hafif, gece mavisi perdeler asılmıştı. Yatağın başucunda Neva’nın en sevdiği gece mavisi kadife kumaşlar kullanılmış, masanın üzerine ise taze mavi ortancalar yerleştirilmişti.

Balkon tamamen kurşungeçirmez, özel temperli camlarla kaplanmış; içeriye kesintisiz bir gün ışığı doldurulmuştu. Kartal, Neva’yı yatağa yavaşça bıraktı. Üzerini yumuşak bir battaniyeyle örterken gözlerini kızın yüzünden bir an bile ayırmıyordu.

“Maviyi sevdiğini biliyordum,” dedi Kartal, kızın alnına düşen bir saç telini şefkatle geriye iterken. “O simsiyah cehennemden sonra sana bir gökyüzü borçluydum, Neva.”

Neva’nın gözleri doldu. Eliyle Kartal’ın yanağını tuttu.

Hastaneden çıktıklarından beri Kartal ona adeta gözü gibi bakıyordu; ilacının saatini bir dakika bile aksatmıyor, çorbasını kendi elleriyle içiriyor, gece hafif bir inilti duysa anında yatağının başucunda bitiyordu.

“Bu oda… Çok güzel, Kartal,” dedi Neva gülümseyerek. “İçindeki adam kadar güzel.”

Huzur dolu bu an, kapının hafifçe vurulmasıyla bölündü.

İçeri giren Sancar’ın yüzündeki o aşırı ciddi ve gergin ifade, dışarıdaki fırtınanın henüz bitmediğinin habercisiydi. Kartal yavaşça ayağa kalktı. Neva’ya “Hemen döneceğim,” dercesine bakıp Sancar’la birlikte odanın dışındaki geniş salona geçti.

“Ne oldu, Sancar?” dedi Kartal, sesi anında o eski, keskin Karahan tonuna bürünerek. “Aras Dağhan’ın leşini gömdük. Şirketteki paravan hesaplar kapatıldı. Dert ne?”

Sancar, elindeki şifreli tabletin ekranını Kartal’a doğru uzattı. Yüzü bembeyazdı.

“Abi… Aras Dağhan’ın kişisel kasasından çıkan kripto belgeleri ve Cayman Adaları’ndaki para trafiğini siber ekibe incelettim,” dedi Sancar, sesi titreyerek.

“Aras Dağhan… O sadece bir piyonmuş, abi. Büyük resimdeki, sadece vitrindeki adammış.”

Kartal’ın kaşları çatıldı, gözleri tehlikeli bir şekilde karardı.

“Ağzındaki baklayı çıkar, Sancar. Aras’ı kim besliyordu? Karahan Holding’in içindeki o gizli hisseleri ona kim aktarıyordu?”

Sancar derin bir nefes aldı ve o yakıcı gerçeği fısıldadı:
“Paravan şirketlerin arkasındaki nihai imza… Amcan Ferman Karahan’a ait, abi.”

Kartal donakaldı.

Karahan Holding’in yönetiminde yıllardır sessiz sedasız duran, Kartal’a her zaman bir baba gibi yaklaştığını iddia eden amcası Ferman Karahan…

Sancar anlatmaya devam etti:
“Yaman da Aras Dağhan da sadece Ferman Bey’in Karahan tahtına oturmak için öne sürdüğü piyonlarmış. Şirketi çökertip senetleri toplayan, Neva Hanım’ın geçmişini kurcalayıp onu hedef gösteren ve en son malikâneye o keskin nişancıyı sızdıran talimatların tamamı amcanın özel iletişim hattından çıkmış.”

Kartal elindeki bardağı öyle bir sıktı ki cam parçaları elinde kırılıp yere saçıldı.

Elinden süzülen kan çakıl taşlarının üzerine damlarken Kartal ne acıyı hissetti ne de elindeki kanı umursadı. Yıllarca yanındaki yılanı beslediğini, kendi öz kanının ona bu tuzağı kurduğunu anlamak, içindeki o katıksız canavarı yeniden uyandırdı.

“Amcam…” dedi Kartal, sesi adeta yer altından gelen bir gürleme gibiydi. “Ailemi ve kadınımı vurmak için mi bekledi bunca yıl?”

O sırada odanın kapısında duran ve konuşmaları duyan Neva, üzerindeki hırkaya sarınarak yavaş adımlarla koridora çıktı. Karnındaki ağrıya rağmen dimdik duruyordu.

“Kartal…” dedi Neva, gözlerinde korku değil, sarsılmaz bir öfke ve kararlılıkla. “Baban…”

Kartal arkasını döndü.

Neva’nın gözlerindeki o yeşil derinliğe baktı.

“Ferman tek başına bu cesareti bulamazdı,” diye devam etti Kartal. Neva, Kartal’ın kanayan elini tutup bakışlarını onun gözlerine sabitledi. “Ferman’ı üzerimize salan, Aras’ın arkasına o parayı yığan ve Ferman’ı fişekleyen kişi kesinlikle Nevzat’tı. Baban, o gün savurduğu tehditleri gerçekleştirmek için amcanı kesinlikle maşa olarak kullandı.”

Oyun değişmişti.

Dışarıdaki düşmanlar bitmiş, sıra evin içindeki haini söküp atmaya gelmişti. Ferman’ı fişekleyen kesinlikle Nevzat’tı; yani Kartal’ın babası.

İçerideki fırtına ne kadar yakıcı, tehlike ne kadar yakın olursa olsun, Kartal’ın o andaki tek önceliği Neva’ydı. Elinden süzülen kanı umursamadan, Neva’nın karnındaki ağrıyı gizlemeye çalışan o dimdik duruşunu fark ettiği an, bakışlarındaki o katıksız canavar bir anlığına geri çekildi.

Kartal, Neva’nın titreyen ama sımsıkı tuttuğu ellerine baktı. Sancar’a dönüp sesiyle adeta etrafa buz kestiren bir emir verdi:
“Sancar, o belgelerin her bir kopyasını güvenli sunucuya çek. Babamın ve Ferman’ın bastığı her toprağı adım adım izleyeceksiniz. Ama şimdi… Çıkın.”

Sancar başıyla onaylayıp hızla salondan çekilirken Kartal, kanayan elini Neva’nın dokunuşunu incitmemek için hafifçe geriye çekti. Neva ise pes etmedi; tülbent mendilini çıkarıp adamın avucuna bastırdı.

“Önce şu eline pansuman yapılacak,” dedi kararlı bir sesle. “Sonra da aşağı inip adam gibi bir şeyler yiyeceğiz. Hastane çorbalarından da bu bitmeyen savaşlardan da içim şişti.”

Kartal, kızın gözlerindeki o kırılmamanın verdiği direnci görünce dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi.

“Emredersiniz, Avukat,” dedi şefkatle.

Yarım saat sonra malikânenin devasa mutfağında bambaşka bir hava esiyordu. Restorasyonla birlikte mutfaktaki o kasvetli, havasız ortam gitmiş; yerini geniş, ahşap tezgâhlı ve bahçeye açılan aydınlık bir alana bırakmıştı.

Neva, tezgâha dayanmış, Kartal’ın fırından çıkardığı nar gibi kızarmış tavuğu ve yanındaki taze sebzeleri tabağa koymasını izliyordu. Onca şan, şöhret ve yeraltı gücünün arasında Kartal Karahan’ın önlük takıp yemek yapması, dışarıdan bakan biri için imkânsız bir hayaldi. Ama Neva için bu, adamın içindeki o kırılgan, korumacı ruhun en gerçek kanıtıydı.

Tam o sırada mutfak kapısından iki gölge süzüldü. Kartal’ın en güvendiği, gölgesi gibi takip eden iki yakın koruması: Sancar ve Orhan. İkisi de iki metreye yakın boyları, siyah takım elbiseleri, kulaklarındaki kulaklıkları ve bel hizalarındaki hafif kabartılarla adeta birer yürüyen kale gibiydiler. Ancak şu an ikisinin de gözü, Kartal’ın elindeki fırın tepsisindeydi.

Kartal başını kaldırmadan, tabağa sos gezdirirken konuştu:
“Neden kapıda nöbet tutmak yerine burnunuzun dibinde dikiliyorsunuz?”

Orhan boğazını temizledi, elini mahcup bir şekilde ensesine attı.

“Şey… Abi, bahçe kapısındaki devriyeyi kontrol ettik de. Neva Hanım’ın ilacının saati yaklaşıyor mu diye bir bakalım dedik…”

Sancar, Orhan’a yandan ters bir bakış attı.

“Yalan söyleme lan adama. Abi, dürüst olacağım, sabahtan beri tetiğin başında beklemekten mide özsuyumuz kurudu. Bahçeye çıkan o kokuyu üst kattaki siber ekip bile hissetti.”

Neva tutamadığı hafif bir kahkaha attı. Kartal ise gözlerini devirerek elindeki tahta kaşığı masaya bıraktı.

“Ulan, sizin işiniz bu malikâneyi korumak mı, yoksa benim mutfağımı yağmalamak mı?” dedi Kartal. Sesi sert görünmeye çalışsa da gözlerinde takılmaktan keyif alan bir ifade vardı. “Geçin, oturun şuraya. Gören de Karahan’ın adamlarını aç bırakıyoruz sanacak.”

Orhan hemen sandalyelerden birini çekip oturdu.

“Eyvallah, abi! Vallahi Neva Hanım vurulduğundan beri stresten iki kilo vermişimdir. İnsan korkudan acıktığını bile anlamıyor.”

Sancar da yanına otururken Orhan’ın kafasına hafifçe vurdu.

“Ulan, iki kilo verdin de ne oldu? Hâlâ malikânenin kapısından genişsin. Hem Neva Hanım’ın yanında öyle ‘vuruldu’ falan deme, kızın iştahını kapatacaksın.”

Neva tebessüm ederek sandalyeyi çekti ve Kartal’ın yanına oturdu.

“Sorun değil, Sancar. Ben gayet iyiyim. Hem siz olmasaydınız o hastane koridorlarında Kartal tek başına kalırdı. Birlikte yiyelim.”

Kartal tabakları masaya koyarken Orhan’ın önüne tavuk budunu öyle bir bıraktı ki tabak çınladı.

“Ye bakalım, Orhan. Ama bir şartla: Lokmanı yutmadan önce amcamın ve babamın adamları bahçeye sızarsa seni o kurşungeçirmez camlara hedef diye dikerim.”

Orhan çatalı eline alıp tam ısıracakken duraksadı, yutkundu.

“Abi, yapma, gözünü seveyim! Tavuk boğazımda kalacak. Biz dışarıda kuş uçurtmuyoruz zaten. Sadece… Sizin bu fırın tavuğunuz için can verilir, onu belirtmek istedim.”

Sancar tabağındaki salatayı karıştırırken ciddiyetini korumaya çalışarak konuştu:
“Abi, yalnız baban Nevzat Bey’in adamları sahil tarafındaki tekneleri hareketlendirdi. Bilgin olsun. Orhan salatalık hıyarlığı yapıp yemeye odaklanmış ama ben devriyeyi artırdım.”

Orhan, ağzı doluyken itiraz etti:
“Hangi ara kontrol ettin lan? Dört dakikadır yanımdasın!”

“Sen tabağa bakarken ben kulaklıktan telsizi dinliyordum, koçum,” dedi Sancar gururla.

Neva, masadaki bu atışmayı izlerken Kartal’ın elini masanın altından buldu ve parmaklarını onun parmaklarına kenetledi.

Dışarıda yaklaşan o büyük fırtına, Nevzat Karahan’ın gölgesi ve Ferman’ın ihaneti hâlâ kapıdaydı. Ama bu sıcak mutfakta, lezzetli yemeğin ve dostça takılmaların arasında

Neva bir şeyi çok iyi anladı.

Kartal Karahan, etrafındaki her şeyi yakıp yıkabilirdi ama bu masadakileri korumak için dünyayı ateşe vermekten bir an bile tereddüt etmezdi.

Kartal, Neva’nın elini hafifçe sıktı. Bakışları kızın yüzüne kaydığında dudaklarında sadece onun görebileceği o nadir, şefkatli tebessüm belirdi.

“Afiyet olsun,” dedi Kartal, çatalını eline alırken. “Çünkü yarın sabah… Karahan Ailesi’nin gerçek temizliği başlıyor.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18