3. bölüm / 8
KARAHANLI3.bölüm: Küller ve Gölgeler
Bölümler 8Şu an: 3.bölüm: Küller ve Gölgeler
- 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu969 kelime
- 2 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.776 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 6.bölüm: sessiz fırtına1.554 kelime
- 4 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı1.996 kelime
- 5 8. Bölüm: Ortaklık1.904 kelime
- 6 9.bölüm: nevin2.032 kelime
- 7 10.bölüm: Kapan2.541 kelime
- 8 11.bölüm: kapılar arkasında1.475 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Neva'nın gözünden
"Şiddetli hazlar şiddetle son bulurlar, Ölümleri olur zaferleri, Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi. "
Annem'in yüksek sesle okuması ve salonu dolduran yumuşak sesini duyabiliyordum.
Meliha Teyze'nin bir kaç kez bana dayak atmasını kaldırabilmiştim.
Ancak kaldıramadığım tek bir şey vardı.
Babam'ın ölümü.
Selim Karat.
Ahşap kapının kilit mekanizmasının zorlandığı tok gıcırtı.
Ardından alt kattan gelen boğuk, öfkeli erkek sesleri... Hedef, babam Selim’in masasında kilitli tuttuğu o tehlikeli belgelerdi.
merdivene yöneldiğim an, odasından fırlayan annem, korkudan bembeyaz kesilmiş yüzüyle benim bileklerimi sertçe kavradı.
Hiçbir açıklama yapmadan beni tavan arasındaki dar, karanlık sürgülü bölmeye neredeyse iterek soktu.
“Ne olursa olsun çıkmayacaksın, ses çıkarmayacaksın Neva,” diye fısıldadı Annem, gözyaşları içinde.
“Seni çok seviyoruz… Unutma bunu.”
Kapak kapandığı an içerisi katran karası bir karanlığa gömüldü.
tahtanın küçük aralığından aşağıyı izlemeye koyuldum. Aşağıda arbede büyümüş, yabancıların fırlattığı bir gaz lambası halının üzerine devrilmişti.
Alevler saniyeler içinde evi sararken, dumanlar tavan arasının deliklerinden içeri sızmaya, nefesimi kesmeye başlamıştı.
Annem, saklandığım yere doğru bir adım atacakken, tavanın bir kısmı büyük bir gürültüyle çöktü.
Babam alevlerin arasında Annemi korumaya çalışırken, Annem son kez başını yukarıya, o karanlık aralığa doğru kaldırdı.
Dudaklarından dökülen ses duvara çarparak kayboldu ama o tek kelimeyi okudum: Yaşa.
Ve o saniye merdivenler çöktü.
Duman zihnimi karartırken, benim için dünya o alevlerin içinde ebediyen sessizliğe gömüldü.
Gözlerimi açtığında geriye kalan tek şey, kül kokusu ve içindeki o buz gibi boşluktu.
--Kartal
Evden içeri girdiğimde Azra kapının hemen önünde dikilmiş, doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.
"Ne var?"
Dediğimde, Azra sinirden titreyen omuzlarıyla burnundan derin bir soluk bıraktı.
"Sana inanamıyorum ya?! Ben senin nişanlınım Kartal! Yüzüme telefonu kapatamazsın."
Bıkkınlıkla, omuzlarımı düşürerek yüzüne baktım.
"Kapattım mı?"
"Evet!"
"O zaman nişanlım değilmişsin!"
Sırtımı dönüp adımlarımı merdivene yönlendirdiğimde, Azra arkamdan hışımla seslendi.
"Neden benden nefret ediyorsun?"
Ayağımı ilk basamakta duraksattım. Başımı hafifçe yana eğdim; bunu cidden bilmiyor muydu? Yoksa gerçekten salak mıydı, yoksa körü körüne oynadığı bu oyuna kendi de mi inanmıştı?
"Azra.. Senden nefret ediyorum. Çünkü benimle evlenmek için rol yapıyorsun."
Azra, aniden yediği bu darbeyle şaşkınlıkla yüzüme baktı, dudakları aralandı ama ses çıkaramadı.
Merdivenleri ikişer ikişer inip antredeki ahşap konsolun çekmecesine uzandım; içinden kalın, mühürlü iki zarfı çekip aldım.
"Ne mi değil mi, şimdi hepsi anlaşılacak."
Zarfları sert bir hareketle açıp içeriğindeki belgeleri masanın üzerine bıraktım. Biri fotoğraflarla, diğeri resmi bir hastane evrakıyla doluydu.
"Dürüst birisin sanıyordum ve başlarda... beni gerçekten sevdiğini sanıyordum Azra."
Parmaklarının arasından bir zarftan flaş bellekten yeni basıldığı belli olan net fotoğraflar dökülürken, diğeriyle hastane raporuna baktı. Göz bebekleri korkuyla büyümüştü.
"Babam bizi evlendirmek için çok çabaladı, çıkarları vardı, evet... Sonra o sorun bir şekilde çözüldü. Ama ardından benden hamile olduğunu aileme söyledin ve sırf bu yüzden seninle evlenmeyi zorla kabul etmek zorunda kaldım."
Azra hıçkırıklar içinde ağlamaya başladığında, yüzündeki bu yapmacık veya çaresiz ifadede gözümde yalnızca bir kabuktan ibaretti; bu durumdan ne kadar sıkıldığımı içimde yanan o soğuk ateşle biliyordum.
Masadaki fotoğraflardan birini parmağımla işaret ettim.
"Görüştüğün adam buydu. Ve büyük bir ihtimalle, karnındaki çocuğun gerçek babası da o."
"Hayır... Kartal. Bebek senin, yemin ederim senin!"
Dişlerimi sıkıp sinirle soludum.
"Azra... Elindeki bir test raporu. Ve bu imkansız."
"Nereden belli? Daha bu aylarda DNA testi yaptıramazsın ki, bunu nasıl bu kadar emin anlıyorsun?"
Kartal, onun bu acınası çırpınışına karşılık sadece buz gibi gözlerle bakıyordu.
"Azra, benim asla çocuğum olmayacak. Olamaz ve bu tıbben imkansız."
Azra, sanki duvara çarpmış gibi apışt kalmış, kocaman açılmış gözlerle bana bakıyordu.
"Neye ihtiyacın varsa sana yardım ederim. Kaldı ki babanın durumu ortada, şirketler iflasın eşiğinde... Yeter ki benden ayrıl ve gidip bebeğin gerçek babasını bul. Bu da sana son iyiliğim olsun."
Cevap vermesine izin vermeden merdivenleri hızla çıkıp odama kendimi attım; kapıyı arkamdan sertçe kapattım.
Hayatım boyunca sevgililerim
olmuştu, adlarını bile unuttuğum
İnsanlar gelip geçmiştiti; ama
Azra'nın bu evlilikten tek beklentisinin para ve statü olduğu o kadar açıktı ki, midemi bulandırıyordu.
Gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu söyleseydi, inat uğruna değil ama insani olarak ona yardım bile ederdim.
Geniş odanın loş ışığında yatağa yaklaştım. Baş ucumdaki komodinin üzerinde, gümüş çerçevesinin içi hafifçe tozlanmış olan annemin fotoğrafına baktım.
"Seni özledim..."
Diyebildiğime bile sevinmiştim; çünkü boğazımdaki o düğüm her nefeste biraz daha sıkışıyordu. Annemin o şefkatli kokusunu yeniden duyabilmek için, sahip olduğum her şeyi tek bir kuruşuna kadar vermeye hazırdım.
Çocukken, o yorgun ama her daim gülen gözleriyle benim için oynadığı oyunları hatırladım. Sağlığı elverdiğinde, birlikte kahve içmiş gibi yapar, bana masal kitapları okurdu.
O zamanlar küçüktüm; annemin o sessiz zamanlarında, aslında dinlenmek ve zihnindeki o karanlık fırtınaları toplamak, kendini onarmak için bunları yaptığını hiç bilmiyordum.
En sevdiği şey, ellerimi sıkıca kavrayıp mahallemizdeki o eski lunaparka gitmekti. Özellikle o gürültülü, demir raylarında metalik bir çığlık koparan hız trenine binip rüzgarı arkasında bıraktığında tüm stresini attığını, bunu bana ancak büyüdüğümde, o hüzünlü tebessümüyle anlatmıştı.
Ve o günün geleceğini biliyordum. Bir gün, annemi benden koparıp alan o adamı, onu canice hayattan koparan o ellerin sahibini bulacağıma yemin etmiştim.
Gözlerimin önünde, soğuk mermerin üzerinde kanlar içinde nasıl can çekiştiğini, nasıl acı içinde kıvrandığını gördüğüm gibi; o adamın da aynı şekilde, nefes alamaz halde acı çeke çeke yok olmasını istiyordum.
Bu hayatta bana ait kalan tek temiz şeyi, annemi benden çaldığı için onu ellerimle mahvedecektim.
-
Kartal sinirle ayağa kalktı; deri koltuğun gıcırtısı odadaki gergin sessizliği ikiye böldü. Damarları şakaklarında belirginleşmişti.
"Kim bu piç? Ne demek bizim mekânımız da bize posta koymak..."
"B-bilmiyoruz patron!"
Önünde iki büklüm duran adamların sesindeki titreme odayı doldururken, Kartal hırsla pencereye yöneldi.
Aşağıda, park halindeki siyah lüks araca binen adamı izlemeye koyuldu. Adam, arabanın camını indirip yüzünde alaycı bir sırıtışla gözlüğünü taktı; ardından orta parmağını kaldırarak ağır hareketlerle uzaklaştı.
Kartal o an beyninden vurulmuşa döndü, dişlerini birbirine öyle bir geçirdi ki çene kasları gerildi.
"Sancar!"
Hemen arkasında beliren çocuk, emir bekler gibi anında dikleşti.
"Buyur abi?"
"Kim bu bir dakikalık beceriksizlik?"
Sancar yüzünü şaşkınca ona çevirdiğinde, Kartal'ın gözlerindeki öfke ateşi seçiliyordu.
"Abi şey..."
"Sikerim abini! Siz nereye bakıyordunuz? Tavla mı oynuyordunuz orada?"
Kartal sinirle solurken ofisin ağır ahşap kapısı açıldı. İçeri giren adamı süzdü; yüzündeki sert hatlar yavaşça yerini şaşkınlığa, ardından tanıdık bir tebessüme bıraktı.
"Vay, vay, vaay... Cevat bey?"
Cevat, yüzündeki hafif gülümsemeyle burnunun ucuna kadar kayan siyah güneş gözlüğünü yavaşça çıkardı.
"Kartal Karahan!"
Birkaç büyük adımda birbirlerine yaklaşıp sıkıca sarıldıklarında, odadaki buz gibi hava bir anda dağıldı. Onları izleyen Sancar istemsizce gülümsemeden edemedi.
"Bu adam benim hayatımı kurtardı..." dedi Kartal, Cevat'ın sırtına dostane bir pat vurarak, "...o benim can dostumdur."
O an, aralarındaki bu samimi diyaloğu kapı aralığından izleyen bir çift göz odaya çevrildi.
"Birkaç saniyenizi rica edeceğim."
Kartal başını kapıya çevirdiğinde kaşları çatıldı.
"Senin burada ne işin var, Azra?"
Sessizliği bozmamak adına Azra'yı dışarı, koridora çıkardı. Kısa ve mesafeli bir konuşmanın ardından gerilim hissediliyordu.
"Veda etmeye geldim," dedi
Azra, sesindeki hafif titremeyi gizlemeye çalışarak. "Ben ülkeme dönüyorum."
Kartal başını yavaşça salladı; yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir özlem vardı. "En doğrusu başından beri buydu."
Kısa bir vedalaşmanın ardından Azra arkasına bile bakmadan gitti; hayatından çıkıp gitmesi Kartal için sadece bir detayın kapanmasıydı. İhtiyacı olan parayı içi nakit dolu deri bir çanta ile güvenliğe teslim etmiş ve çoktan yollamıştı bile.
Tekrar odaya döndüğünde, masanın üzerine yaslandı. "Cevat... seninle ortak olmak istiyorum."
Beklenmedik bir anda gelen bu teklifle Cevat hafifçe gülümsedi. "Senden bunu duymak beni şaşırttı, Kartal."
"Senden başkasına güvenemem," dedi Kartal keskin bir dille. "Azra ile de yollarımızı ayırdık zaten. Bir süre tek tabanca devam edeceğim."
Cevat onaylarcasına kafasını salladı. "Ayak bağlarım yok diyorsun yani?"
"Yardım edecek misin?"
Cevat derin bir nefes alarak masaya doğru yürürken düşünceli bir ifade takındı.
"Dağhan adında bir adamı duydun mu?"
Sancar'ın heyecanla "Mesela Aras Dağhan mı?" diye atılmasına bile gerek kalmadan, Cevat şok olmuş bir ifadeyle Kartal'ın yüzüne baktı.
"Bu ismi nereden duydun?"
Cevat'ın yüzüne kan damlası kalmamış gibi sararmasına neden olan bu isim, gerçekten bu kadar etkili miydi? Kartal bunu düşünmeden edemedi.
"Buraya geldi. Senin gibi bir CEO olduğunu ve benim gibi adamlara ihtiyacı olduğunu söyledi..."
Cevat olumsuzca kafasını salladı, elleri hafifçe titriyordu. "Hayır... Kabul etmediğini söyle, Kartal."
"Asla. Onu tanımam etmem."
Cevat bir anda dizlerinin bağı çözülmüş gibi arkadaki deri koltuğa çöktü.
"Cevat... sorması ayıp, bu adam kim?" Kartal'ın sorusu odaya bıçak gibi saplandı.
Bu adamın amacı neydi? Cevat, yıllar önce ona çok şey vadettiğini ama eline yüzüne bulaştırdığını hatırladı. Şimdi ne istiyordu peki?
"Bu kadar içimize sızacağını düşünmüyordum bu pezevenkin..." diye mırıldandı Cevat, elleriyle yüzünü sıvazlayarak.
"Doğru düzgün anlatacak mısın şunu artık?"
Kartal, Cevat'ın yüzündeki o yıkık ve çaresiz ifadeyi gördüğünden beri, bu adamın geçmişte büyük bir yara açtığını sezmişti.
"Seneler önce," diye başladı Cevat, dalgın ve uzak bakışlarla, "bu adam bir iş arkadaşımı rahatsız ediyordu. Hatta öyle ki, bir ailenin ölümüne dahi sebep oldu. Ortak bir inşaat firmasının sahibiydik..."
Kartal kollarını göğsünde kavuşturmuş, merakla onu dinliyordu. "Sonra?"
"Sonra bir anda ortadan kayboldu. Arkadaşım öldü. Eşi de o kazadan çok az sene sonra vefat etti. küçük bir kızları vardı, öldü mü kaldı mı bilmiyorum. Eğer yaşıyorsa, şu an dünyası başına yıkılmıştır."
Kartal sadece dinledi ve ağır ağır kafasını salladı.
"Araştırsaydın, merhabası olan biri görür duyardı."
"Yok. Kime sorduysam bilgisi olmadığını, tanımadığını söyledi. Zaten kızın adını bile bilmiyordum, babam sadece bir kere gördüğünü söylemişti."
Kartal, dostunun omzuna teselli edercesine ağır bir el koydu. "Adam ciddi sıkıntılı bir tip..."
"Dağhan'ın tutturduğu o pislik, geçenler de kız arkadaşıma zarar verdi," dedi
Kartal, dişlerinin arasından, "ve bunu araştırınca işin ucu yine Dağhan'a çıktı."
Derin bir düşünce sarmalına giren Kartal, odadaki ağır havayı solurken Cevat sessizce onu inceledi.
"Cevat, peki neden buraya geldin?"
Cevat oturduğu yerden başını kaldırdı.
"kız arkadaşımın yanında bir arkadaşı vardı. kız avukat ve iyi bir koruma istediklerini söylediler. Senin onu korumanı istiyorum. Fuat bu adamı iyi tanır. Kıza söz verdim, yakın koruma istediler; aklıma senden iyisi gelmedi be Kartal."
Kartal aniden kaşlarını çatarak ayağa kalktı.
"Anlamadım? Koruma mı lazım yani?"
Cevat ciddi bir ifadeyle olumlu anlamda kafasını salladı.
"Oğlum sen mankafa mısın? Kız arkadaşını da mafya babasına emanet etmezsin hani, değil mi?"
Sancar ani bir tepkiyle araya girdiğinde, Cevat bozulduğunu belli etmeyen bir sakinlikle cevap verdi.
"Eski kız arkadaşım ama kız arkadaşı ciddi bir meslek sahibi bende yardımcı olurum dedim... hem arkadaş kalmaya karar verdik."
Kartal bu saçma fikre zerre kadar sıcak bakmamıştı.
"Koruma ayarlayalım işte, ne diye beni karıştırıyorsun Cevat?"
Cevat katı bir şekilde kafasını salladı. "Hayır. Sen bizzat koruyacaksın."
Kartal, anlamsız ve öfkeli bir bakışla yüzüne baktı. Sancar durumu toparlamak ister gibi öne atıldı.
"Neyse, sen detayları düşünürsün abi. Ben seni göndereceğim Cevat; Fuat'ın barı SoHo'da buluşalım, orada konuşuruz."
Cevat kafa sallarken Sancar, Kartal'a doğru birkaç adım yaklaştı.
"Abi, akşam SoHo'ya gel. Bir şekilde öğreniriz ak koyunu kara koyunu. Kız hakkında henüz elimizde hiçbir şey yok..."
Kartal, Sancar'a ters ters bakmaya başladı.
"Bakıcılık yapamam ben, Sancar! Başımın belası mı arıyorum ben kendime?"
"Abi sen bir gel, belki fikrin değişir."
Ancak Kartal'ın yüz ifadesinden, bu fikrin asla değişmeyeceği net bir şekilde okunuyordu.
Koskoca Kartal Karahan çıkıp insanlara korumalık mı yapacaktı yani? Olacak iş değildi.
