43. bölüm / 50
KARAHANLI41. Saf Bağ
Bölümler 50Şu an: 41. Saf Bağ
- 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
- 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
- 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
- 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
- 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
- 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
- 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
- 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
- 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
- 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
- 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
- 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
- 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
- 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
- 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
- 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
- 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
- 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
- 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
- 20 20. Bir yalan1.482 kelime
- 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
- 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
- 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
- 24 24. İstop1.848 kelime
- 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
- 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
- 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
- 28 28. Leyla'm2.198 kelime
- 29 29. Dağhan.2.009 kelime
- 30 30. ben geldim2.275 kelime
- 31 31. Ferman3.692 kelime
- 32 32. Gözdağı2.431 kelime
- 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
- 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
- 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
- 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
- 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
- 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
- 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
- 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
- 41 41. Saf Bağ3.530 kelime · Okuduğun bölüm
- 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
- 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
- 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
- 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
- 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
- 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
- 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
- 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
- 50 50. Mucize1.123 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Holding binasının en üst katındaki yönetim odası, günün ilk ışıklarından itibaren adeta bir arı kovanı gibi işlemeye başlamıştı.
Dev ahşap masanın bir ucunda Kartal, önündeki çelik kasadan çıkardığı finansal raporları dikkatle süzüyor, hemen yanında oturan Neva ise tabletinde Karahan Holding’in yeni dönem vizyon projelerini düzenliyordu.
İkisinin arasındaki uyum, şirketteki herkese güven veriyordu. Kartal’ın her sert kararına Neva’nın getirdiği zarif ama stratejik dokunuşlar, Karahan ismini iş dünyasında yenilmez bir bariyere dönüştürmüştü.
“Güzelim,” dedi Kartal, gözlüklerinin üstünden Neva’ya bakarak. Sesi, dışarıdaki o patron otoritesinden tamamen sıyrılmış, yalnızca ona özel o sıcak tona bürünmüştü.
“Lojistik projesinin imza yetkisini tamamen sana devrediyorum. Yönetim kurulundaki o eski kafalıların ne diyeceğini biliyorsun, değil mi?”
Neva hafifçe kıkırdayıp tabletinden başını kaldırdı. Siyah ceketinin içinde her zamanki gibi hem zarif hem de son derece güçlü görünüyordu.
“Desinler, Kartal… Geçen ayki bütçe açığını kapatan kararları aldığımda da mırıldanıyorlardı. Sonra hepsi alkışladı. Senin arkamda durduğunu bildikleri sürece kimse sesini çıkaramaz.”
Kartal uzanıp Neva’nın masanın üzerindeki elini tuttu, parmak boğumlarına hafif bir öpücük kondurdu.
“Ben senin arkanda değilim, Neva. Tam yanındayım.”
O sırada kapı, herhangi bir uyarı verilmeden pat diye açıldı. İçeriye giren Orhan, elindeki iki koca klasörü masanın üzerine adeta bir cephane gibi bıraktı.
Arkasından giren Sancar ise bıkkın bir ifadeyle gözlerini deviriyordu.
“Patron!” dedi Orhan, nefes nefese. “Sancar’a diyorum ki, ‘Bu holdingin güvenlik katı bizim kalemizdir.’ Bana ne diyor, biliyor musun? ‘Sen kale korumuyorsun, güvenlik odasında poğaça yiyorsun!’ Ayıp valla! Neva Yenge, şuna bir şey söyle. Benim stratejik beslenmeme laf ediyor.”
Sancar elini alnına vurdu.
“Ulan, stratejik beslenme dediğin sabah sekizden beri dördüncü kıymalı poğaça! Güvenlik kameralarından izliyorum, adam ekranlara bakmaktan çok fırın poşetine bakıyor. Biri holdingi soyacak olsa Orhan, herife ‘Kardeşim, peynirli mi kıymalı mı istersin?’ diye ikramda bulunacak.”
Neva, tutamadığı bir kahkahayla kafasını geriye attı. Kartal ise ciddiyetini korumaya çalışsa da dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
“Orhan,” dedi Kartal, sert bir sesle ama gözlerindeki tebessüm açıkça belli oluyordu.
“Sancar haklı. Güvenlik odasını pastaneye çevirdiysen seni bahçe kapısına nöbetçi dikerim.”
“Aman patron!” Orhan, ellerini teslim olur gibi kaldırdı.
“Tamam, sustum. Ama Sancar da dün geceki maçı izlerken benim koltukta uyuyakaldığını unutmasın. Ben güvenlik müdürüyüm, o ise ekran karşısında horlayan yardımcım!”
Sancar tam Orhan’ın üzerine yürüyecekken kapı çalındı ve içeriye holdingin çaycısı, elinde tepsiyle girdi. Neva, ortamı yumuşatmak için araya girdi.
“Tamam, tamam, kavga etmeyin. Çaylar geldi, birer yudum alın da sakinleşin.”
Aynı saatlerde Karahan Konağı’nın geniş avlusunda ise apayrı, huzurlu bir ritim hâkimdi.
Geçmişin tüm yüklerini arkalarında bırakan Ferman ve Nevin, artık bu konağın en büyük dayanakları hâline gelmişlerdi. Gençler holdinge gittiğinde konağın o koca avlusu onlara kalıyordu.
Nevin, çardaktaki ahşap masaya kurulmuş, taze ayıklanmış sebzeleri süzgeçten geçirirken Ferman ise hemen yanındaki sandalyede oturmuş, elindeki ahşap oymacılık bıçağıyla küçük bir tahta parçasını şekillendiriyordu. Güneş, ikisinin üzerini tatlı bir sıcaklıkla ısıtıyordu.
“Ferman,” dedi Nevin, elindeki fasulyeleri kırarken sesindeki o anaç şefkatle. “Çocukların yüzü gülüyor ya artık… Bütün o kâbuslar geride kaldı sanki, değil mi? Kartal’ın Neva’ya bakışını gördükçe içim yağı eriyor.”
Ferman, elindeki tahtadan başını kaldırıp tebessüm etti. Yüzündeki derin çizgiler artık geçmişin acılarını değil, bu konağa gelen huzurun izlerini taşıyordu.
Ç
“Güler tabii, anne,” dedi Ferman, sesi babacan ve sakindi. “O iki çocuk bir fırtınanın ortasından geçip birbirlerine tutundular. Cemal’in ruhu şaddır şimdi. Onların el ele verdiğini gördükçe ben de bu yaşımda hayata yeniden başlamış gibi hissediyorum.”
Nevin, çaydanlıktan iki porselen bardağa koyu birer çay doldurup Ferman’ın önüne bıraktı.
“Biz de az yük taşımadık, Ferman… Şimdi şu konağın avlusunda, akşam gençlerin döneceği saati beklemek bile bir nimet.”
Ç
“Öyle…” dedi Ferman, çayından bir yudum alıp uzağa, konağın heybetli kapısına bakarak. “Akşama Orhan yine masadaki bütün köfteleri bitirmeye kalkar. Sen şunların rızkını bol tut da Sancar’la yine birbirlerine girmesinler.”
Nevin neşeyle güldü.
“Merak etme sen. O iki haylazın rızkı da Kartal’la Neva’nın huzuru da bu masada hep bol olacak.”
Günün sonuna doğru holdingdeki yoğun mesai bitmiş, siyah araçlar yeniden Karahan Konağı’nın bahçesine yanaşmıştı.
Kartal, arabadan inip Neva’nın kapısını açtı. Neva araçtan inerken Kartal onun beline sarıldı. İkisi de konağın kapısından girerken avludan yükselen o tanıdık, sıcak yemek kokularını ve fısıltıları hissettiler.
Orhan ve Sancar arkalarından atışarak gelmeye devam ediyordu.
“Bak, Sancar! Akşam yemeğinde benim tabağıma göz dikersen güvenlik kamerası kayıtlarını Nevin Teyze’ye izletirim!”
“Lan, sen izletsen izletsen kendi poğaça rekorunu izletirsin. Yürü git önümden, Orhan!”
Neva başını Kartal’ın omzuna yasladı. Kartal ise karısının saçlarına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. Karahan Konağı, geçmişin tüm siyah örtülerini üzerinden atmış; neşeyle, aşkla ve sarsılmaz bir aile bağıyla yeni günlere uyanıyordu.
Azra’nın o kurşun gibi sözleri avluda çınladığında Karahan Konağı’nın üzerindeki o tatlı, neşeli hava bir anda yerini fırtına öncesi sessizliğe bıraktı.
Azra, kucağındaki pusetle bir adım daha içeri atıp doğrudan Kartal’a baktı. Gözlerinden yaşlar süzülürken sesi titriyor ama sözleri avluyu sarsıyordu.
“Kartal Bey ve fingirdek hanım da gelmiş! Bu çocuk senin! Sen yanıldın! O gün elime tutuşturduğun o test kâğıtları, doktor raporları… Hepsi yanıldı! Tıp yanıldı, Kartal! Ben senden başka kimseye dokunmadım. Bu bebek senin kanın, senin evladın!”
Kartal’ın yüzündeki şaşkınlık saniyeler içinde yerini keskin bir öfkeye bıraktı. Yumruklarını o kadar sıkmıştı ki parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Bir adım öne çıkarak sesiyle konağın avlusunu adeta inletti.
“Yalan!” dedi Kartal, gözleri alev alev yanarak. “Yalan! Ben sana o gün gerekli her türlü tıbbi kanıtı gösterdim. Sana acıdım, zor durumdasın diye cebine paranı koyup bu şehirden gönderdim! Şimdi hangi yüzle, kimin çocuğuyla gelip Karahan Konağı’nın ortasında bu iftirayı atıyorsun?!”
Azra hıçkırarak başını salladı.
“İftira değil! Yemin ederim, değil! Testler yanlış çıkmış işte. Mucize, de ne dersen de! Ben bu bebekle tek başıma çaresiz kaldım, Kartal. Babasız büyüyemez bu çocuk!”
Masanın başında buz kesen Neva, tabağındaki çatalın düşme sesiyle kendine geldi. Hızla ayağa kalktı ve tabağı Kartal’a fırlattı.
“Ne demek bu ya?!”
Kartal eğildi.
“Ya bir dur, kızım!”
Neva’nın yüzündeki bütün renk çekilmişti. Kalbinde öyle ağır, öyle keskin bir sızı belirdi ki nefes almakta zorlandı. Bakışları, hiddetle Azra’ya bağıran Kartal ile kadının kucağındaki masum bebek arasında gidip geldi.
Neva, sandalyesini yavaşça geriye çekerek oradan iki üç adım uzaklaştı. Sesi alçaktı ama o hiddetli bağırtıların arasından sıyrılarak buz gibi bir etki yarattı.
“Yeter.”
O tek kelime, avludaki tüm bağrışmayı kesti.
Kartal hızla arkasını dönüp Neva’ya baktı. Gözlerindeki o yalvaran, çaresiz bakışla karısına doğru bir adım attı.
“Neva… Güzelim, dinle beni. Bu kadın yalan söylüyor, biliyorsun, değil mi? Benim durumumu biliyorsun. İmkânsız bu!”
Neva, Kartal’ın kendisine yaklaşmasına izin vermedi; hafifçe geriye doğru bir adım attı. Gözlerinin içi sızlıyordu ama dik durmaya çalışıyordu.
“Benimle yukarı gel, Kartal,” dedi Neva. Sesi pürüzsüz ama bir o kadar da uzaktı. “Şimdi. Odada konuşacağız, beraber…”
Neva arkasını dönüp konağın merdivenlerine doğru adımlarken masadaki Ferman ve Nevin endişeli gözlerle birbirlerine baktılar. Orhan ile Sancar ise ne yapacaklarını bilemeyerek Azra’nın başında dikilmişti.
Kartal, dişlerini sıkıp Azra’ya nefret dolu bir bakış fırlattıktan sonra Neva’nın peşinden üst kata, odalarına doğru hızlı adımlarla çıktı.
Yatak odasının kapısı kapandığı an içerideki hava adeta patlamaya hazır bir bombaya dönüştü.
Kartal hemen Neva’nın önüne geçmeye çalıştı, ellerini uzattı.
“Neva, bana bak lütfen. Yemin ederim, doğruyu söylüyorum. O kadın zamanında da bana bu oyunu oynamaya çalıştı. Ben kendi raporlarımı, Türkiye’nin en iyi doktorlarından aldığım sonuçları kendi ellerimle gösterdim ona! Benim asla çocuğum olamaz, Neva. Bunu biliyorsun!”
Neva kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzündeki o soğuk, sorgulayan ifade Kartal’ın içini yakıp geçiyordu.
“Biliyorum, Kartal,” dedi Neva, sesi hafifçe titreyerek. “Bana anlattığın hikâyeyi biliyorum. Ama bir kadın, kucağında iki aylık bir bebekle bu konağın kapısına dayanıp gözünün içine bakarak ‘Bu çocuk senin, sen yanıldın!’ diyorsa benim kafam karışır, Kartal! Ben insanım, ben senin karınım!”
“Neva, yapma! Allah aşkına, yapma! Nasıl ona inanabilirsin? Yemin ederim, onu gönderdiğimde başkasından hamileydi.”
Kartal elleriyle saçlarını geriye itti, odada bir sağa bir sola gidip gelmeye başladı.
“Kadın çaresiz kalmış. Bir yerden para koparmak ya da bu ailenin neşesini, huzurunu bozmak için geliyor! Benim geçmişte yaptığım bir hatanın, bir merhametin bedelini şimdi bize ödetmeye çalışıyor!”
Neva adım adım Kartal’a yaklaştı. Gözlerinin tam ortasına baktı.
“O gün ona yardım ettin, demiştin… Onu gönderirken eline para verdin, demiştin. Neden, Kartal? Eğer o çocuk senden değildiyse neden o kadına yardım edip sessizce şehirden gönderdin? Neden o gün bu işi kökten halletmedin de arkanda bu gölgeyi bıraktın?”
Kartal gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.
“Neva, baban seni iflas etti diye bir adama zorla verseydi böyle der miydin? Çünkü acıdım, Neva! Yalnızdı, çaresizdi, düşmüş bir kadındı. ‘Büyüklük bende kalsın, gitsin kendine yeni bir hayat kursun,’ dedim. Ben de evlenmek istemiyordum. Başka hiçbir sebebi yoktu! Nevzat’ın teorisiydi. Yemin ederim sana, onunla aramda tek bir bağ bile kalmamıştı!”
Neva’nın gözünden tek bir damla yaş yanağına süzüldü.
“Ama bak… O bıraktığın açık kapı geldi, bugün bizim masamızın ortasına bombayı bıraktı, Kartal. Tıp yanılabilir mi? Bir ihtimal bile olsa… O bebeğin senin olma ihtimali zihnimi kemirirken ben sana nasıl eskisi gibi bakacağım?”
Kartal, Neva’nın bu sözleri üzerine yıkılmış gibi duraksadı. Neva’nın yüzünü iki elinin arasına almak istedi ama parmakları havada asılı kaldı.
“Gözünü seveyim, böyle konuşma…” dedi Kartal, sesi ilk kez bu kadar çaresizce kısılarak. “Benim tek gerçeğim sensin. Benim geleceğim de sensin, geçmişim de. O bebek benim değil, Neva. Yarın ilk iş o DNA testini yaptıracağım. O kadının yalanını kendi ellerimle yüzüne vuracağım!”
Neva yavaşça başını salladı, arkasını dönüp pencereye doğru yürüdü. Dışarıda, avludaki lambanın altında kucağında bebekle bekleyen Azra’nın gölgesi görünüyordu.
“O test yapılacak, Kartal,” dedi Neva, buz gibi bir kararlılıkla. “O test yapılacak ve o sonuç gelene kadar… Bu konakta hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Neva, pencereden dışarı bakarken gözyaşını hızlıca sildi ve Kartal’a doğru döndü. Yüzündeki ifade tamamen mesafeli, kırgın ve katıydı.
“O test yapılacak, Kartal,” dedi Neva, sesindeki buz gibi tonu korumaya çalışarak. “Ve o sonuç gelene kadar benimle aynı odada yatmayı bekleme. Ben alt kattaki misafir odasında kalacağım.”
Kartal’ın gözleri bir anda büyüdü. Karısının önüne geçmeye çalıştı.
“Neva, yapma, güzelim… Saçmalama! Ne alt katı? Kendi odamız dururken…”
“Lütfen, Kartal,” diyerek sözünü kesti Neva, elini havaya kaldırarak. “Şu an seninle aynı yatağa girmem, hiçbir şey olmamış gibi davranmam imkânsız. Kafamın içi darmadağın. Yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
Kartal ne diyeceğini bilemez hâlde kalakaldı. Neva, dolaptan aldığı birkaç eşyayı yanına alıp Kartal’ın çaresiz bakışları arasında odanın kapısını sertçe kapatarak alt kata indi.
Kartal odada bir sağa bir sola volta atarken öfkeden ve çaresizlikten patlamak üzereydi. Odasının kapısı hafifçe çalındı ve içeriye Sancar ile Orhan süzüldü. Sancar kapıyı arkasından kapatıp Kartal’a yaklaştı.
“Abi… Neva Yenge alt kattaki odaya geçti. Yüzü çok kötüydü. Nevin Abla da yanında.”
Kartal elleriyle yüzünü kapattı, derin ve hırıltılı bir nefes verdi.
“O kadın… Bir aydır kurduğumuz bütün huzurun içine tek bir cümleyle sıçtı, Sancar! Neva bana inanmıyor. Kafası karıştı.”
Sancar, Kartal’ın omzuna elini koydu.
“Abi, biz seni biliyoruz. O zamanki doktor raporlarını, geçirdiğin operasyonları biz de biliyoruz. O bebek senden olamaz. Bu kadın ya birine maşalık yapıyor ya da senden para koparmaya çalışıyor.”
Kartal, Sancar’ın fikrini zihninde bir satranç hamlesi gibi evirip çevirdi. Gözlerindeki hırs ve öfke yerini soğuk, hesapçı bir zekâya bıraktı.
Sancar tam kapıdan çıkmak üzereyken Kartal arkasından seslendi.
“Dur, Sancar. Planı tam kuracağız. Açık kapı bırakmak yok.”
Sancar adımlarını durdurup geri döndü. Kartal masaya doğru bir adım atıp sesini iyice düşürerek detayları sıralamaya başladı.
“Azra bu kapıya tek başına dayanmadı. Arkasında bir güç ya da benden para sızdırmak isteyen bir akıl var. Eğer onunla hemen çatışırsak ya da açık açık tehdit edersek gece bebeği de alıp kaçabilir. O yüzden oynayacağımız rol kusursuz olmak zorunda.”
Kartal parmaklarıyla masaya ritmik bir şekilde vurarak adımları netleştirdi.
“Bir: Azra bu gece müştemilatta kalacak. Sen ve Orhan kapısında nöbet tutacaksınız ama ona hissettirmeden. Ona, ‘Kartal ve Neva birbirine girdi. Kartal çok öfkeli ama bebeğe kıyamadığı için bu gece kalmanıza izin verdi,’ diyeceksiniz. Gardını tamamen düşürsün, başardığını sansın.
İki: Neva’nın alt kattaki odaya inmiş olması aslında bizim için biçilmiş kaftan. Azra, Neva’yla aramın bozulduğunu gördükçe plana sadık kalacak, rahat davranacak. Neva’ya planı şu an çaktırmayacağız ki yaşadığı tepki ve öfke, Azra’nın gözünde tamamen gerçek görünsün.
Üç: Yarın sabah gün doğarken ben aşağı inip Azra’ya, ‘Seni ve bebeği doktora götüreceğim. Sağlık kontrollerinizi yaptıracağız, sonra konuşacağız,’ diyeceğim. Onu şüphelendirmeden arabaya bindireceğiz.
Dört: Sen bizzat bizim güvendiğimiz, Karahanlarla dost olan özel hastanenin başhekimini şimdiden arayacaksın, Sancar. En hızlı, ekspres DNA protokolünü hazırlatacaklar. Numuneleri bizzat kendisi alacak. Laboratuvardan tek bir sızıntı bile olmayacak.”
Sancar başını takdirle salladı.
“Harika, abi. Azra tuzağa düştüğünü anlayana kadar çoktan kanı alınmış, test işleme alınmış olacak. Neva da bizimle gelecek. Yanımda olsun ki kafası karışmasın.”
Kartal’ın çenesi kenetlendi, gözleri alev saçıyordu.
“O test sonucu elimize geçtiği an… O kadının arkasındaki ipi kim tutuyorsa o ipi boynuna dolayacağım. Şimdi git, Orhan’a da anlat. Rolünüzü iyi oynayın.”
Sancar, “Anlaşıldı, abi,” diyerek odadan çıktı.
Kartal odada yalnız kaldığında derin bir nefes aldı. Ceketini çıkarıp yatağın üzerine attı. Şimdi önünde en zorlu gece duruyordu. Alt katta, kırgınlığıyla baş başa kalan karısının varlığı yüreğini sızlatırken sabahki büyük hesaplaşma için sabırsızlıkla şafağın sökmesini beklemeye başladı.
Hastane koridorunun o soğuk, steril havasında zaman adeta durmuş gibiydi. Laboratuvar kapısının önünde beklenen dakikalar, dışarıda söken şafaktan bile daha ağır ve yavaştı.
Sancar, koridorun köşesinde elinde tuttuğu telefonla sürekli içeriye haber akışı sağlarken Neva, deri koltuklardan birine oturmuş, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemişti. Kartal ise bir an bile durmaksızın koridorda volta atıyor, gözünü bir an bile Neva’nın üzerinden ayırmıyordu.
İçindeki o sönmeyen ateş, hem karısının zihnindeki şüpheyi tamamen silmek hem de bu tezgâhı kuranların kökünü kazımak için alev alev yanıyordu.
Nihayet laboratuvarın ağır çelik kapısı açıldı. Başhekim, elinde mühürlü beyaz bir zarfla dışarı çıktı. Yüzünde, Karahanların hekimliğini yıllardır yapan bir adamın hürmeti ve rahatlığı vardı.
Doğrudan Kartal’a doğru yürüdü.
“Kartal Bey,” dedi, zarfı ona uzatarak. “İstediğiniz gibi ekspres protokol tamamlandı. Sonuçlar kesin ve nettir.”
Kartal zarfı alırken parmakları tek bir an bile titremedi. Zarfı kendisi açmadı; adımlarını doğrudan Neva’ya doğru attı. Eğilip zarfı Neva’nın önüne uzattı.
“Sen aç, Neva,” dedi Kartal, sesi bir dağ gibi tok ve sarsılmazdı. “Bu kâğıdı ilk sen oku ki zihninde, kalbinde tek bir leke bile kalmasın.”
Neva, Kartal’ın gözlerinin içine baktı. Ardından uzanıp mühürlü zarfı açtı. Raporun alt kısmındaki tıbbi terimlerin arasından sıyrılan o iki net cümleye kilitlendi:
“Yapılan DNA analizleri sonucunda, Kartal Karahan ile söz konusu bebek arasında biyolojik babalık bağı %0 (sıfır) olarak tespit edilmiştir.”
Neva derin, titrek bir nefes verdi.
Göğsünü bir aydır sıkıştıran o ağır taş, o iki satırla birlikte tamamen sökülüp gitti. Başını kaldırıp Kartal’a baktığında gözünden süzülen tek damla yaş, bu kez kırgınlığın değil, içini kaplayan o derin ferahlığın ve mahcubiyetin yaşıydı.
“Kartal…” diye fısıldadı Neva. “Ben… Ben özür dilerim. Zihnim öyle bir dağıldı ki…”
Kartal hemen dizlerinin üzerine çöktü, Neva’nın ellerini kendi ellerinin arasına alıp sımsıkı kenetledi.
“Özür dileme, güzelim. Yapman gerekeni yaptın,” dedi soğuk bir sesle.
“Sen benim karımsın. Bu kapıya gelen her kâbusu birlikte devireceğiz, dedik. Şimdi bu yalan bitti. Sıra bu oyunu kuranlara geldi.”
Kartal ayağa kalktığında yüzündeki o yumuşak ifade anında çelikten bir maskeye dönüştü. Arkasında bekleyen Sancar’a döndü.
“Azra nerede?”
Sancar adımlarını öne attı.
“Abi, kadın konaktaki odasında mışıl mışıl uyuyor. Düzenbazlığı başardığını, seninle Neva Yenge’nin arasını açtığını sandığı için içi çok rahat. Orhan kapıda. Uçan kuşu bile içeri bastırmıyor.”
Kartal’ın gözlerinde tehlikeli bir ışık parladı. Ceketinin önünü ilikledi.
“Harika,” dedi Kartal, sesi buz gibi bir kararlılıkla doluydu. “Uyanmadığı o tatlı uykudan uyanma vakti geldi. Konağa dönüyoruz. Bu oyunu Karahan Konağı’nın ortasında, başladığı yerde bitireceğiz.”
O sırada doktor heyecanla Kartal’a seslendi.
“Kartal Bey, size bir şey söylemem gerekiyor…”
Kartal hızla adamın elini sıktı.
“Çok acil değilse daha sonra geldiğimde görüşsek? Birini mahvetmem gerekiyor da…”
Doktor aniden gülmeye başladı.
Kartal yürümeye başladı. Neva da ayağa kalktı. Yüzündeki o solgunluk gitmiş, yerine Kartal’ın yanındaki o güçlü, sarsılmaz duruşu gelmişti. Kartal’ın koluna girdi.
“Birlikte gidiyoruz, Kartal. Bu evin huzuruna kimsenin el uzatamayacağını o kadına da arkasındakilere de birlikte göstereceğiz.”
Üç siyah araçlık konvoy, şafak sökerken Karahan Konağı’na doğru adeta bir fırtına gibi yola koyuldu.
Nevin ve Ferman, gecenin huzursuzluğuyla çoktan uyanmış, avluda ne olacağını bekliyorlardı. Araçların kapıları aynı anda açıldı.
Kartal, Neva’nın elini bir saniye bile bırakmadan arabadan indi. Neva’nın yüzündeki o dünkü kırgın ve tereddütlü ifadeden eser kalmamıştı; Kartal’ın yanında dimdik, sarsılmaz bir duruşla yürüyordu.
Sancar hemen Kartal’ın yanına yanaştı.
“Abi, Azra hâlâ odasında uyuyor. Orhan kapıda bekliyor.”
“Güzel,” dedi Kartal.
Sesi, konağın taş duvarlarına çarpıp yankılanan buz gibi bir ton taşıyordu.
“Ferman Amca, Babaanne… Siz içeri geçin. Bu hesaplaşma sokakların kuralıyla görülebilir.”
Ferman başıyla onaylayıp
Nevin’i de yanına alarak içeri adımladı. Kartal, avlunun tam ortasındaki çınarın altına geçti.
Cebinden çıkardığı, hastane tarafından mühürlenmiş DNA raporunu elinde sıktı.
“Sancar, Orhan… Getirin o kadını aşağıya.”
Sancar ile Orhan hızla üst kata çıkıp odanın kapısını güm güm vurdular.
Kapı açıldı. Neye uğradığını şaşıran Azra, gözlerini ovuşturarak dışarı çıktı. Karşısında, elleri ceplerinde duran Sancar’ı; arkasında ise Kartal ile Neva’yı görünce bir an duraksadı.
“Ne oluyor? Kartal nerede?” diye sordu.
Orhan, sesine hemen soğuk bir ton yerleştirerek cevap verdi.
“Patron seni aşağıda bekliyor, Azra Hanım. Çocuğu da al, in aşağıya.”
Azra, bebeğini kucağına alıp zafer kazandığını sanan o mağrur edasıyla merdivenlerden avluya indi.
Kartal ile Neva’nın el ele, omuz omuza durduğunu gördüğü an adımları yavaşladı. Dün gece birbirine giren çiftin arasında şimdi sarsılmaz bir duvar vardı.
“Kartal…” dedi Azra, adımlarını tereddütle atarak. “Bu saatte… Nereye gittiniz siz? Neva neden yanında?”
Kartal hiçbir şey söylemeden elindeki kâğıdı Azra’nın ayaklarının dibine doğru fırlattı. Kâğıt, avludaki taşların üzerinde kayarak Azra’nın önünde durdu.
“Oku,” dedi Kartal. Tek bir kelime, bir kurşun kadar ağırdı.
Azra, titreyen elleriyle kucağındaki bebeği sıkıca tutarak eğildi ve kâğıdı aldı. Başhekimin imzasını ve “%0 (sıfır) biyolojik babalık bağı” ifadesini gördüğü an yüzündeki bütün renk çekildi. Dudakları titremeye başladı, dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.
“Bu… Bu ne?” diye kekeledi Azra. “Siz… Sabah hastaneye mi gittiniz?”
“Biz, gece sen mışıl mışıl uyurken senin o ucuz tiyatronu kökünden bitirmeye gittik!” diye gürledi Kartal.
Avludaki sessizlik, Kartal’ın sesiyle patladı.
Bir adım öne çıkarak Azra’nın üzerine bir gölge gibi çöktü.
“Tıp yanıldı, dedin! Mucize, dedin! Karahan Konağı’nın ortasına gelip benim karımla, benim huzurumla ve babalık hislerimle oynamaya kalktın!”
Kartal’ın gözleri alev saçıyordu.
“Şimdi tek bir şansın var, Azra. Tek bir cümle! Seni bu kapıya kucağında başkasının bebeğiyle kim gönderdi? Arkandaki o it kim?!”
Neva bir adım öne çıktı. Azra’nın gözlerinin tam ortasına, hiç acımadan baktı.
“Seni bu eve sokmayacağımızı, bu aileye nifak tohumu ekemeyeceğini anlamalıydın, Azra. Kartal sana geçmişte merhamet etti diye onu zayıf sandın. Ama o bıraktığın açık kapıyı biz kendi ellerimizle kapattık.”
Azra, köşeye sıkışmış bir av gibi etrafına baktı. Sancar ve Orhan kapıları tutmuştu. Kartal ve Neva karşısında çelikten bir kale gibi duruyordu.
Kucağındaki bebek huzursuzlanıp ağlamaya başladığında Azra’nın gözlerinden gerçek korku yaşları süzüldü.
“Ben… Ben mecburdum, Kartal!” diye hıçkırdı Azra. “Borçlarım vardı… Beni buldular! ‘Gidip o çocuğun Kartal’dan olduğunu söyleyeceksin, aralarını bozup Karahanları birbirine düşüreceksin,’ dediler. Zaten sen de biliyordun, çocuğun babası Hakan’dı. Beni gizlice takip ettirip öğrenmiştin. Yemin ederim, bana çok para teklif ettiler!”
Azra, köşeye sıkışmış olmanın verdiği o derin korkuyla titreyerek başını iki yana salladı. Kucağındaki bebeğe sarılırken hıçkırıkları avluda yankılanıyordu.
“Yemin ederim, bilmiyorum, Kartal!” diye yalvardı Azra, gözlerinden yaşlar boşanırken. “Bana parayı bir aracı vasıtasıyla nakit getirdiler! Yüzünü göstermediler, sesini gizlediler… Sadece ‘Gidip o bebeğin Kartal’dan olduğunu söyleyeceksin, Karahanları birbirine düşüreceksin,’ dediler. Tek bildiğim bu, yemin ederim başka hiçbir şey bilmiyorum!”
Kartal, kadının gözlerindeki o çaresizliği gördüğünde derin, soğuk bir nefes verdi.
Karşısında duran bu kadın, sadece bu kirli oyunda kullanılan piyonlardan biriydi.
Kartal, Sancar’a dönüp buz gibi bir sesle talimatını verdi:
“Sancar… Çocuğu da alıp bu şehirden uzak, kimsenin bilmediği bir eve götürün. O çocukla sefil kalmasın, yeter. Temiz bir düzen kursunlar ama bir daha bu şehrin sınırlarına, Karahan adının yakınına bile yaklaşmasınlar. Konu burada kapanmıştır. Bir daha da bu çocuk üzerinden oyunlara kalkışıp ne bana ne de Neva’ya yalan söylersen yardımımızın da bir sınırı olduğunu anlarsın.”
Sancar ve Orhan başlarıyla onaylayıp Azra’yı avludan dışarı çıkardılar. O kapı kapandığı an haftalardır Karahan Konağı’nın üstüne çöken o kirli, karanlık bulutlar tamamen dağılmıştı.
Aradan geçen zamanla birlikte yaşanan o çalkantılı günler tamamen geride kalmış, Karahan Konağı ve Holding, özlediği o tatlı ve neşeli günlük hayat ritmine yeniden kavuşmuştu.
Sabah güneşinin avluya vurduğu ilk saatlerde konağın mutfağından taze demlenmiş çay kokuları ve nefis börek cızırtıları yükseliyordu.
Nevin avludaki geniş masaya kahvaltılıkları dizerken Ferman Amca her zamanki babacan tavrıyla çardakta oturmuş, elindeki tahtayı oymaya devam ediyordu.
Merdivenlerden atışarak inen Sancar ile Orhan’ın sesleri konağı şenlendirmişti bile.
“Sancar’ım,” dedi Orhan, ceketini omzuna atıp masaya çökerek. “Gözünü seveyim, şu peynirli börek tepsisini benim önüme doğru sür. Sabahın köründe güvenlik sistemlerini kontrol ettim, beynim glikoz yaktı.”
Sancar tepsiyi Orhan’ın önüne çekip gözlerini devirdi.
“Ulan, senin beynin glikoz yaksa holdingin bütçesi fırınlara yetişmez! Çayını iç de hemen çıkalım. Patron yoldadır.”
O sırada Kartal ile Neva el ele merdivenlerden indi. Kartal her zamanki gibi heybetli ve şıktı; Neva ise siyah, şık takımının içinde zarafetiyle ışık saçıyordu. Kartal’ın karısına bakarken gözlerinde parıldayan o derin aşk ve huzur, artık kimsenin bozamayacağı kadar sağlam bir zırha dönüşmüştü.
“Günaydın herkese,” dedi Neva, gözlerinin içi gülerek masadakilere selam verirken.
“Günaydın, güzel kızım,” dedi Nevin şefkatle. “Oturun da bir şeyler atıştırın, çıkmadan.”
Kartal, Neva’nın sandalyesini çekip oturmasına yardımcı olduktan sonra kendi yerine geçti. Neva’nın masanın üzerindeki elini tutup hafifçe öptü.
“Biz iyiyiz, Babaanne,” dedi Kartal, sesi son derece keyifli ve sakindi. “Holdingdeki yoğun yönetim kuruluna yetişmemiz lazım. Neva Sayın Karahan olarak bugün yeni lojistik projesinin başına geçiyor.”
Orhan böreğinden koca bir ısırık alıp sırıttı.
“Aman patron, Neva Yenge başa geçtikten sonra güvenlik müdürü olarak bana zam yapmayı da unutmazsınız umarım!”
Sancar, Orhan’ın ensesine hafifçe patlattı.
“Geç lan arabaya, ne zammı! Yolda yine bana saçma şeyler anlatacaksın zaten.”
Avlu neşeli kahkahalarla dolup taşarken Kartal ve Neva birbirlerine baktılar. Geçmişin tüm fırtınaları dinmiş, yerini birbirine sımsıkı kenetlenmiş iki yüreğin ve Karahan ailesinin sarsılmaz huzuruna bırakmıştı.
Güneş Karahan Konağı’nın üstünde tüm sıcaklığıyla parıldarken yeni gün neşeyle ve aşkla başlıyordu.
Bölüm etkileşimi
