20. bölüm / 50
KARAHANLI19. Çiçek Tac
Bölümler 50Şu an: 19. Çiçek Tac
- 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
- 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
- 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
- 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
- 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
- 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
- 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
- 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
- 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
- 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
- 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
- 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
- 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
- 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
- 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
- 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
- 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
- 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
- 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. Bir yalan1.482 kelime
- 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
- 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
- 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
- 24 24. İstop1.848 kelime
- 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
- 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
- 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
- 28 28. Leyla'm2.198 kelime
- 29 29. Dağhan.2.009 kelime
- 30 30. ben geldim2.275 kelime
- 31 31. Ferman3.692 kelime
- 32 32. Gözdağı2.431 kelime
- 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
- 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
- 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
- 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
- 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
- 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
- 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
- 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
- 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
- 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
- 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
- 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
- 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
- 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
- 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
- 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
- 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
- 50 50. Mucize1.123 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günün ilk ışıklarıyla birlikte rotaları, Karadeniz’in en büyük ve en modern üretim tesislerinden biri olan ana fabrika sahasıydı. Kıvrımlı yayla yollarından aşağı inip denize doğru uzanan vadiye vardıklarında onları kapıda yine o asil ve güven veren duruşuyla Mustafa Bey karşıladı.
Yüzündeki samimi tebessüm ve sıcak “Günaydın!” nidası, dünkü iş görüşmesinin soğuk ve temkinli havasını tamamen silip süpürmüştü.
“Dağ havası insanı dinlendirir ama erken uyandırır,” dedi Mustafa Bey, ikisini de baba sıcaklığıyla karşılayarak.
“Buyurun, önce tesisleri gezelim, sonra da aramızdaki o büyük ortaklığın temelini omuz omuza sağlamlaştıralım.”
Fabrikanın devasa üretim bantlarını, lojistik depolarını ve çalışanların çalışma koşullarını adım adım incelediler,Neva sessizdi ama Kartal'ın anladığı işler olduğundan sürekli konuştular.
Mustafa Bey, burayı sadece ticari bir yatırım olarak değil, adeta kendi evladı gibi büyüttüğü bir eser olarak görüyordu.
İşçilerle olan samimi diyaloğu, en küçük detayda bile gösterdiği şeffaflık ve dürüstlük, Neva’nın elindeki raporlarla birebir uyuşuyordu.
Hiçbir gizli saklı nokta, hiçbir paravan oyun yoktu; her şey son derece net ve hakikiydi.
Öğlene doğru fabrikanın idari binasındaki ferah toplantı salonuna geçtiklerinde masanın üzerine son imza sözleşmeleri serildi.
Mustafa Bey, kalemi Kartal’a uzatırken gözlerinin içindeki o dürüst ve kararlı ışıkla konuştu: “Kartal Bey… Bu devirde ticaret yapmak, kılıç kınında yürümeye benzer. Çok düşmanın, çok hainin olur. Ama bilesin ki bu masada atılan imza, sadece bir kâğıt parçası değil; bu dağın taşı gibi sağlam bir ahittir. Ben hayatım boyunca kimseyi sırtından vurmadım, arkamdan iş çevirmedim. Karahan Holding’le olan bu yolda da başımız hep dik olacak.”
Kartal, adamın yüzündeki o samimi ve tavizsiz dürüstlüğü tarttı. Yıllardır babasının kirli oyunlarından başka bir şey görmeyen o karanlık dünyasında, ilk defa arkasında gerçekten güvenebileceği, dağ gibi bir adamın durduğunu hissetti.
Dudaklarında hafif, içten bir tebessüm belirdi.
“Sözün senet olduğu yerleri çok iyi biliriz, Mustafa Bey,” dedi Kartal, tok ve net sesiyle.
Kalemi eline alıp sözleşmeyi kararlı bir hareketle imzaladı.
“Bize gösterdiğiniz bu dürüstlük ve açıklık, ortaklığımızın en büyük teminatıdır.”
Kartal, Neva’ya bu şehrin sadece sisli dağlardan ve resmî toplantılardan ibaret olmadığını göstermeye kararlıydı.
Trabzon’un dünyaca ünlü, etrafını saran zümrüt yeşili çam ormanlarıyla parlayan Uzungöl’ün kıyısındaydılar.
Öğle güneşinin tüm ihtişamıyla gölün üzerine vurduğu saatlerdi. Suyun yüzeyi pırıl pırıl parlıyor, etraftaki ahşap yayla evlerinin ve dağların yansıması tablo gibi bir manzara oluşturuyordu.
Mustafa Bey’den gelen yeni bir telefonla planlar büyüdü. Mustafa Bey, Trabzon’daki ortaklığın ardından Ankara’daki stratejik üretim tesisini de Kartal’la ortak yapmak istediğini iletti. Bu dev hamle, Karahan Holding’i sektörde rakipsiz kılacak yeni bir dönemin kapısını aralayacaktı.
Hafif esen dağ rüzgârı Neva’nın saçlarını havalandırdığında patikanın kenarında rengârenk dağ çiçekleri satan seyyar bir teyze dikkatlerini çekti. Kartal duraksadı ve teyze onlara doğru yöneldi.
O anın ve ortamın doğallığıyla Kartal’ın yüzünde, o sert mafya lideri profiline hiç ama hiç uymayan, nadir görülen çapkın tebessümlerinden biri belirdi.
Siyah takım elbisesiyle, el yapımı papatyaları ve yayla çiçeklerini tek tek incelemesi o kadar komik ve tezat bir görüntü oluşturuyordu ki Neva, elleriyle ağzını kapatarak kahkaha atmaya başladı.
Kartal, sevimli bir ciddiyetle yaşlı teyzeyle pazarlık yaptıktan sonra elinde rengârenk, biraz da yamru yumru ama son derece samimi duran el yapımı bir çiçek tacıyla geri döndü.
Neva’nın tam önünde durdu, tek kaşını kaldırarak tacı genç kadının dağınık saçlarının üzerine dikkatlice yerleştirdi.
"Teyze sana hediye etti.."
Neva, kahkahalar arasında başını hafifçe eğip elleriyle taca dokundu.
“Karahan Holding’in korkulan başkanı, Uzungöl’ün ortasında bana çiçekten taç mı takıyor yani?”
Kartal, tacın duruşunu beğenmeyip elleriyle hafifçe düzelttikten sonra gülerek yanıt verdi: “Ne yapalım, avukat hanım? Bizden bir hediye olarak kabul edin. İstanbul’da adliye koridorlarında ve yönetim kurullarında fırtınalar koparıyorsunuz. Sayenizde birçok şey elde ettim.”
Neva, başındaki o rengârenk taçla parıl parıl parlayan göle bakarak güldü.
“Peki, bu tacı takınca otomatik olarak prensesi mi oluyorum, yoksa hâlâ Kıbrıs’taki paravan şirketleri mi kovalayacağız?”
“Paravan şirketler bugünlük tatilde, avukatım,” diye mırıldandı Kartal.
Hızlı ve kararlı bir hareketle Neva’yı belinden tutup kendine doğru çekerken gözleri güneşin altında parlıyordu.
“Şu an sadece sen, ben, Sancar ve şu dağın başındaki inatçı rüzgâr var. Eğlenmene bak.."
Göl kenarındaki bu neşeli ve sevgi dolu an, etraftaki turistlerin meraklı bakışlarına karışırken uzaktan onları izleyen Sancar, başını iki yana sallayıp hafifçe gülümsemeden edemedi.
Fırtına dinmiş, dağlar bu iki yaralı ruhun sığınağına dönüşmüştü.
— Yayla Evi
Neva, yaylada kır çiçeği toplamaya başlamıştı. Kollarındaki rengârenk kır çiçeklerini gösterip ciddiyetle kaşlarını kaldırdı:“Kartal Bey, bütçeniz bu dağ başındaki gariban bir sepeti almaya yetmiyor mu? Kollarım felç geçirmek üzere, acil lojistik destek talep ediyorum!”Kartal ceketini çıkarıp gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvarken tek kaşını havaya kaldırdı.“Avukat hanım, lojistik departmanı olarak bu dağ başında sepet yerine sadece inek ve rüzgâr görüyorum. İsterseniz papatyaları benim ceketimin ceplerine tıkıştıralım.”Neva gözlerini devirip başındaki taçla birlikte kafasını salladı.“Ceketine mi? Bu papatyalar Armani kumaş sevmez, ölürler! Bana acil bir sepet bul, yoksa yönetim kurulu toplantısında seni veto ederim!”Sancar, arkadan elleri cebinde yaklaşırken müdahale etti:“Abi, kızın dediğini yap. Yoksa bu çiçekler solarsa bütün suç senin üstüne kalır. Holding falan dinlemez vallahi!”Kartal, teslim olur gibi ellerini havaya kaldırdı. Ardından etraftaki ahşap yayla evlerinden birine doğru yürüyen teyzeye seslendi:“Eyvallah, avukat hanım. Şirket krizini tatlıya bağlıyoruz. Dur, şimdi o sepeti o teyzeden resmen ‘hukuki yollarla’ tedarik edeceğiz.”Neva arkasından gülerek seslendi:“Bakalım teyze seni ciddiye alacak mı, Kartal Bey? Rüşvet olarak papatya teklif etme sakın!”Sancar arkadan gözlerini devirip mırıldandı:“Hayatımda ilk defa bir mafya liderinin çiçek sepeti için ihtiyar bir teyzeyle pazarlık yaptığına şahit olacağım. Hatıra fotoğrafı çekmeliyim.”Kartal, birkaç dakika içinde yayla evindeki teyzeden ödünç aldığı hasır sepetle geri döndü. Sepeti Neva’nın kollarındaki çiçeklerin önüne uzatırken gururla sırıttı:“Buyurun, avukat hanım. Karahan Holding güvencesiyle en lüks lojistik sepet temin edilmiştir.”Trabzon’un serin havası, o neşeli sepet krizi ve uçsuz bucaksız yayla yolları geride kalmıştı. Saatler gecenin ilerleyen saatlerini gösterirken uzun bir yolculuğun sonunda İstanbul’daki eve giriş yapmışlardı.Kartal, omzundaki ceketi antredeki askılığa bırakırken Neva elindeki hasır sepeti dikkatle ahşap konsolun üzerine yerleştirdi. İçindeki taptaze kır çiçeklerinin yayla kokusu aniden evin içine yayıldı.“Bütün bu şirket krizlerinin, paravan ortaklıkların ve Ankara meselesinin ortasında hayatımda geçirdiğim en absürt ama bir o kadar da eğlenceli seyahatti. Her şey için teşekkür ederim, Kartal Bey…”Kartal, yüzündeki o yumuşak tebessümle karşılık verdi.“Asıl ben teşekkür ederim, avukat hanım.”Kartal, Neva gözden kaybolana kadar bir süre arkasından baktı.Kartal, evin çalışma odasından gelen hafif loş ışıkta masanın üzerindeki o kalın Ankara dosyalarını ve Sancar’ın gece yarısı sunduğu raporları inceliyordu.Yüzündeki o yumuşak ev hâli, yerini yeniden Karahan Holding’in liderine yakışan keskin ve net çizgilere bırakmıştı.Sabah o soğuk Ankara dosyaları ve holdingin içindeki köstebek kavgası yeniden başlayacaktı, bunu biliyordu. Ama şimdilik evin bu sessiz ve güvenli sığınağında dış dünyadaki hiçbir fırtınanın hükmü yoktu.Telefonunun ekranındaki sessiz titreşim, odadaki derin sessizliği kesti. Ekranı çevirdiğinde arayanın Sancar olduğunu gördü. Gece yarısı gelen bu ikinci arama, sıradan bir durum raporundan çok daha fazlasına işaret ediyordu.Kartal, derin bir nefes alarak telefonu açtı ve kulağına götürdü.“Sancar? Dinliyorum,” dedi, sesindeki ton her zamanki gibi otoriter ve sakindi.Karşı taraftan gelen ses, olağanüstü bir gerginliği zar zor bastırıyordu.“Başkanım, planladığımız sevkiyatla ilgili beklenmeyen bir gelişme var. Karşı taraf limandaki rotayı değiştirdiğimizi fark etmiş olmalı. Depolardan birinde hareketlilik başladı. Sinyaller erken geldi.”Kartal’ın kaşları hafifçe çatıldı. Karahan Holding’in yıllardır kurduğu bu düzenin içinde bir sızıntı olma ihtimali, masadaki tüm dosyaları bir anda önemsiz kıldı. Gözleri duvardaki büyük Ankara haritasına kaydı; zihni on hamle ilerisini hesaplamaya başlamıştı bile.“Kimdir bu hareketliliği başlatanlar?” diye sordu Kartal. Sesindeki keskinlik odayı doldurmuştu. “İçeriden bir köstebek mi, yoksa bizim hesap edemediğimiz dışarıdan bir hamle mi?”“Henüz net değiliz, başkanım,” diye yanıtladı Sancar aceleyle. “Ama limandaki ekip tetikte. Sizin talimatınızı bekliyorlar. Operasyonu durdurup karşı hamle mi yapacağız, yoksa riski göze alıp sevkiyatı devam mı ettireceğiz?”Kartal sandalyesine yaslandı, parmaklarıyla masanın ahşap yüzeyine hafifçe vurdu.Karar anı gelmişti. Sevkiyatı riske atıp durdurmak mı, yoksa oyunu onların kurallarına göre bozmak mı?
Bölüm etkileşimi
