9. bölüm / 31
Güneş Kapanı9-Büyük Balık Küçük Balığı Yer
Bölümler 31Şu an: 9-Büyük Balık Küçük Balığı Yer
- 1 1-Satır Başı2.515 kelime
- 2 2-Kaybolmuş Hayatlar3.590 kelime
- 3 3-Yeni Düğüm5.251 kelime
- 4 4-Ölüm Meleği6.267 kelime
- 5 5- Kanadı Kırık Anılar5.385 kelime
- 6 6-Çürük Kale5.540 kelime
- 7 7-Annesiz Kedi3.366 kelime
- 8 8-Anahtar Kralı4.180 kelime
- 9 9-Büyük Balık Küçük Balığı Yer5.229 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10-Şüphe Çıkmazı4.065 kelime
- 11 11-Show5.844 kelime
- 12 12-Hata4.974 kelime
- 13 13-Giz Halatı4.497 kelime
- 14 14-Kötü şeyler yapan İyi Adamlar4.251 kelime
- 15 15-Yanlış3.453 kelime
- 16 16-Ölüm Çukuru5.743 kelime
- 17 17-Yirmi Yedi5.810 kelime
- 18 18-Ayçiçeği4.717 kelime
- 19 19-Tetik4.066 kelime
- 20 20-Suç Ortağı4.557 kelime
- 21 21-İhtimaller Korkuyu Besler4.032 kelime
- 22 22-Alt ve Üst3.203 kelime
- 23 23-Güven4.593 kelime
- 24 24-Karanlık Koridorlar6.119 kelime
- 25 25-Ağır Yükler6.781 kelime
- 26 26-Kalbe Yakın7.725 kelime
- 27 27-En Baştan5.529 kelime
- 28 28-Serbest Düşüş6.511 kelime
- 29 29-Soğuk4.367 kelime
- 30 30-Kör Düğüm3.498 kelime
- 31 31-On Dört ve On Yedi Yaş4.429 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yine ben geldimm.
İyi okumalar canlarım...
🌻
Arabanın içindeki sessizliği bozan şey radyodan yükselen müzikti.
"Mesain başlıyor Erel."
Sonunda benden ne istediğini anlayacaktım ve bu durum içten içe beni mutlu ediyordu. Çünkü kafamın içindeki soru işaretlerinin yaptığı ağırlıktan bir nebze olsa kurtulacaktım ve bu başlangıç için oldukça iyidi.
Fakat öğreneceklerimin omuzlarıma yükleyeceği yükün bu soru işaretlerinden daha ağır olduğunun da bilincindeydim.
Kafamı Duhan'a çevirerek sağ profilini izledim. Çatılmış kaşlarıyla ve düşünceleri yüzünden koyulaştığını tahmin ettiğim gözleri orman yolundaydı. Oturup sakin kafayla düşündüğümde böyle bir adamı karşıma çıkartan hayatın, bana yarın neler getireceğini merak ediyordum ama bu mideme ağrıların saplanmasına neden oluyordu. Bilinmezlik. Herkesi korkutan şey bu değil miydi zaten?
Derin bir nefes vererek önüme döndüm. Her geçen saniye oturduğum yere sinerken benden ne yapmamı isteyeceğine dair beş yüz bininci senaryoyu yazıyordum.
Onun gibi birilere zarar vermemi mi? Ya da ona insanlara zarar vermesinde yardım etmemi mi? Belki de insanlara zarar verirken onun düşünemediği şeyleri düşünerek risk analizi yapmamı isterdi?
Araba patika yola girdiğinde canavar sallanmaya başlamıştı. Refleks olarak bir yere tutunma ihtiyacıyla ellerimin altındaki şeylere yapıştım. Sağ elimle kapının yanındaki tutma yerine sımsıkı parmaklarımı sarmışken sol elime bakmaya korkuyordum. Çünkü elimin altındaki sıcaklığın arabaya ait olduğunu sanmıyordum.
Gerginlik dolu bakışlarımı yavaşça sol elime çevirdim. O da aynı şekilde vitesi tutan elinin bileğimi kavrayan elime bakarken, elimi elektrik çarpmışçasına geri çektim. O hiç bir şey olmamışçasına önüne dönerken, birkaç saniyeliğine nefes almayı unutmuştum. Gerginliğim verdiği etkiyle tüm duygularımı olması gerektiğinden daha yoğun yaşıyordum.
İlk defa bir erkeğe dokunuyor değildim ama...bu küçük temas bile neden iyi hissetmeme neden olmuştu? Gözümün önüne, alayla gülümsediğinde bile dudağının altında belirginleşen çukur geldi.
Kendine gel Anı! Seni tehdit eden, seni zorlayan-
Zorlamadı.
Her neyse, sana bunları yapan adamdan bu kadar kısa sürede etkilenmiş olamazsın!
Olamam.
Olamazsın.
Evet.
Araba durduğunda kafamın içindeki sesle kavga etmeyi bir kenara bıraktım ve nerede olduğumuzu anlamaya çalıştım. Uçurumun kenarındaydık ve her yer alayına yeşillikti. Ben arabadan inerken Duhan hala içerideydi. Kapıyı kapattığımda ses neredeyse tüm ormanda yankılanmıştı. Abart. Uçurumun kenarına adımlayarak bakışlarımı eşsiz doğa manzarasında gezdirdim.
Ağaçların arasına bir vadi gibi inşa edilmiş malikaneyi görmemle kaşlarım çatıldı. Ormanın ortasında böyle bir eve sahip olmak biraz korkutucu değil miydi?
Yaklaşan adım seslerinden Duhan'ın arabadan indiğini anladım. Kapı sesini duymamıştım oysaki.
Omzumun üzerinden sorgulayan bakışlarımı ona çevirdiğimde sarı gözleriyle elinde tuttuğu dürbünü işaret etmekle yetindi. Uzattığı yeşil dürbünü aldığımda artık tam olarak yanımda dikiliyordu.
Yeşil renkteki dürbünle uzaktaki ağaçlar arasındaki malikaneye baktım. Ağaçların evin her tarafını sarmasının yanı sıra oldukça fazla koruma tarafından belirli yerleri korunuyordu. Ev o kadar büyüktü ki bazı korumalar arabayla evin etrafında turluyordu.
"Bu kadar değerli olan kişi kim?"diye sorum hala dürbünle malikaneyi incelerken. Derin bir nefes verdikten sonra,"Otel zincir olan bir dolandırıcı." dedi tek nefeste ve devam etti.
"Şu casinodaki olayların internette döndüğünü düşün. Bu evde yaşayan kötü adam, yine "Kötü adamlara" özel kurulan bu casinonun sahibi. Her oyundan komüsyon zaten alıyor ama buna ek olarak oyuna katılan birkaç kişinin sistemine virüs yükleyerek karşı taraf bunu anlamadan tüm parasını hortumluyor." Dürbünü gözlerimden çekerek başımı Duhan'a çevirdim. Anlamazcasına kaşlarımı çattım.
"Kötü adamların parasını çalıyor. Bunda kötü olan ne?"diye sordum istemsizce. Düşüncelerimin ağızımdan çıkış hızını kontrol edememek canımı sıkıyordu. Bıkkınlıkla bir nefes verdi. Dağ havasından mıydı bu kadar derin nefes alıp vermesi? Hiç sanmıyorum.
"Bu paralarla fakir yerlerdeki ailelerin çocuklarını satın alıyor ve hepsini uyuşturucu bağımlısı yaparak kendine bağlı hale getiriyor. Burada gördüğün tüm bu adamlar, bir zamanlar satın alınan o çocuklar." Dürbünle malikanenin etrafında dolanan siyah takım elbiseli, oldukça profesyonel görünen adamlara baktım.
"Bu çocuklar büyüdüklerindeyse, birer robota dönüşüyorlar. O adamın emrinden çıkarlarsa yine robota dönüşmüş adamlar tarafından öldürülüyorlar." Dediği şey beni ciddi anlamda dehşete düşürmüştü. Bu insanların hiçbirinin seçme şansı olmamıştı. Duygusuz bir şekilde büyütülmüşlerdi. Fred'in de onlardan biri olabileceği ihtimali tüylerimi diken diken etmişti.
Yaklaşık yarım saatlik sessiz bir arabaya yolculuğundan sonra beni getirdiği bu yer, bir şeylerin başlangıcı olma niteliği taşıyordu.
"Peki bu adamı ortadan kaldırmak isteyen kim?"diye sordum dürbünü tekrardan ona uzatırken. Yeşil dürbünü aldı ve elinde sıkıca tutarak sarı gözlerini uzaktaki malikaneye dikti.
"Eski sevgilisi."Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.
"Nasıl yani?" yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu ve başını biraz eğerek sarı gözlerini yüzüme dikti.
"Bu adamları beslediği uyuşturucuyu ülkeye eski sevgilisi sokuyor. Adam, kadından ayrıldıkta sonra ondan uyuşturucu olmayı bırakınca, kadının uyuşturucusununa kalitesiz olduğu dedikodusu çıktı ve kadın çok fazla müşteri kaybetti. Şimdiyse intikam için eski sevgilisini yok etmeye çalıyor." İstemsizce yüzümde alaycı bir gülümseme oluştu.
"Ne aşk ama."diye homurdandım derin bir nefes verirken.
"Ne demezsin."arkasına dönüp, yeşil renkteki arazi aracının uzaktan kilidini açtıktan sonra omzunun üzerinden bana bakarak arabaya binmemi işaret etti. Toprakta yuvarlanmamaya çalışarak peşinden arabaya ilerledim. O nasıl bu kadar rahat yürüyebiliyordu bu yolda?
Büyük arabanın kapısını biraz zorlanarakta olsa açtım. Biraz zıplayarak arabaya bindim. Ben kapıyı kapatırken o arabayı çalıştırıyordu. Kemerimi bağlamak için uzandığım sırada kafamdaki başka bir soruyu sordum.
"Peki biz ne yapacağız?"aslında en başından beri merak ettim şey buydu. O da kemerini bağladıktan sonra vitesi değiştirerek uçurumu teğet geçecek şekilde döndü. Ben hala onun yan profiline bakarken sonunda konuşmaya karar verdi.
"Haşmet'in annesi yatağa bağlı ve onunla burada yaşıyor ama bunu çoğu kişi bilmiyor. Sadece yakın çevresi. Bu adamlar ne kadar birbirleriyle iş yapsa da birbirlerinden nefret ediyor ve karşı tarafı yok etmek için an kolluyor. Son dönemlerde baya tartışmalı olduğu birisi var. O adam da aynı bokun laciverti. Yine tehlikeli bir adam. Çarşamba akşamı burada bir parti düzenlenecek ama düzenlenme amacı iş bağlarını güçlendirmek. Ben koruma olarak aralarına sızacağım ve seni içeri sokacağım. Sende dikkat çekmeden Haşmet'in annesinin odasına gideceksin." Şaşkınlıkla gözlerim açıldı.
"Kadını öldürmemi mi istiyorsun?"diye sorum hayretli. Sesim oldukça kısık ve dehşete kapılmış bir şekilde çıkmıştı. Yandan bir bakış attı ve gözlerini devirdi.
"Hayır, sadece bir süreliğine kadının fişini çekeceksin. O kadarını ayarlarsın artık, doktorsun sonuçta." Bakışlarımı ondan çekerek dağ yoluna çevirdim. İlerideki anayolun asfaltı görünmüştü.
"Daha mezun olmadım."
"Sonuç olarak aramızdaki en bilgili sensin ve bu görev de sana düştü." Araba bir süre titredikten sona asfalt yola çıktı. Vitesi değiştirdi ve hızlanarak yola devam etti.
"Kadın evin güvenlik sistemine bağlı. Makinelerden birisi farklı bir şey olduğunu gösteren bir sinyal yolladığında evdeki yetkili kişilere çağrı gidiyor. Bu yüzden fişi çıkartıp takma zamanın zaten oldukça az." Bedenimin yarısını ona çevirerek bir elimi konsola yasladım.
"Duhan, kadın ya ölürse?" diye sordum korkumu gizleyemeden. Kadının makineye bağlanma sebebini bilmiyorduk. Saniyelik bir şey ölümüne neden olabilirdi.
Gözlerimi birkaç saniye yoldan çekerek, "Sen bunu yaptığında, Haşmet doğduran Aslı'ya saldıracak çünkü bu bilginin sadece onda olduğunu sanıyor. Haşmet agresif biri ve annesine düşkün. Annesinin hayatını tehdit eden kişi eski sevgilisi bile olsa gözünün yaşına bakmaz." Tekrardan önüne döndü ama konuşmaya devam etti.
"Amacımız kadını öldürmek değil, yüzlerce insanı bu adamlardan kurtarmak. Bir kişinin canını tehlikeye atacağız ama yüzlerce, binlerce insanın hayatı kurtulacak." Bir eli deri dreksiyonda, diğeriyse vitesteydi.
"Adamın eski sevgilisine zarar vereceğinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Hem, o gece orada başka insanlarda olacak belkide onlardan şüphelenecek?" Bu kadar kesin konuşabiliyor olması normal değildi. Sorduğum soruyla sarı gözlerini saniyelik yeniden bana çevirdi.
"O kısmını ben ve Koray hallettik."açıklamasını istercesine ona dik dik baktım. Benim ona hala baktığımı fark ettiğindeyse konuşmak zorunda kaldı.
"Bir hafta önce kadının uyuşturucu depolarından bir tanesine polis baskın yaptı ve bu deponun yerini bilem tek kişi Haşmet'ti. Aslında orayı ihbar eden Haşmet değildi ama adı anıldığı için güç gösterisi yapmış gibi oldu. Bu yüzden inkar etmedi. Bundan dolayı kadından bir hamle bekliyor."bu açıklaması beni tatmin etmemişti.
"Eğer kadından bir hamle bekliyorsa bu bizim işimizi zorlatırmaz mı? Sonuçta adamın zayıflığı annesi ve her kötü insan bu noktaya saldırmak ister."Duhan başını yavaşça iki yana sallayarak cıkladı.
"Aslı'nın bu kadar ileri gidebileceğini tahmin edebilir ama cesaretli olacağını düşünmez. Güven bana yıllardır bu adamların içindeyim. Onlar hakkında bir şeyler öğrendim."bıkkınlıkla bir nefes vererek oturduğum yere sindim.
"Çok fazla ihtimal var."tehlikeli bir işti. Hemde fazlasıyla. Bu şimdiden gerilmemi sağlamıştı. Duhan bir şey demeden arabayı sürmeye devam etti.
Başımı cama yaslayarak akıp giden yolu izlemeye başladım. Yıllardır? Yıllardan kastı kaç yıldı mesela? Bu noktaya nasıl gelmişti?Toplum gözünde güçlü olan insanlara karşı bir derdi olduğu aşikardı. Fakat bunun sebepsiz yere olduğuna inanmıyordum. Bunu ona sormam için henüz erkendi. Doğru olan şey kendi bulduğum bilgilerle, gerçeklerin altını temellendirmemdi. Bu konuda Gazel'in elini çabuk tutmasını ummak dışında elimden pek bir şey gelmiyordu.
"Sessizleştin."Duhan'ın sessizliği bozmasıyla ona döndüm. Dalmıştım. Gözlerimi kırpıştırarak, kendime gelmeye çalıştım.
"Düşünüyordum."dedim düşünceli bir sesle. Duhan'ın kaşları bunun nedenini sorgularcasına çatıldı.
"Bu anlattığın şeyleri sadece iki kişinin yapması çok güç."daha demin bunu düşünmüyordum ama farkında olmadan kafamın bir tarafında da bu soru dönüyordu.
Duhan'ın dudağının sağ tarafı ukala bir şekilde havalandı. Sarı gözlerini birkaç saniyeliğine bana çevirdiğinse saniyelikte olsa gözlerindeki o parlamayı görebilmiştim. Sonra tekrardan yola döndü.
"Yalnız olduğumuzu kim söyledi?"aslında bu dediği şey normal şartlarda kabul edilebilirdi. Fakat insanlara zarar verme konusunda Duhan'a yardım edecek bir insan grubunun olması tüyler ürperticiydi. Birileri yine birilerine zarar vermek üzerine teşkilatlanmıştı ve bende artık böylesine hastalıklı bir grubun içerisindeydim. Bunun gerçekten ilk nasıl başladığını ve yalnız olmadığımızdan kastettiği insan topluluğunu bu şeye itenin ne olduğunu fazlasıyla merak ediyordum.
Oturduğum yerde dikleşerek baygın bakışlarımı Duhan a çevirdim.
"Peki şimdi nereye gidiyoruz?"diye sorduğum esnada telefonunun çalmasıyla sorum havada kaldı. Bakışlarım istemsizce çalan telefonuna kaydığında gördüğüm adla tek kaşım havalandı.
Koray.
Bu Koray, Duhan'ın nesi oluyordu? Yemek yediğimiz gece de o aradığı için kalkıp gitmişti.
Duhan üçüncü çalışta telefonu açarak hoparlöre aldı.
"Araba kullanıyorum hoperlördesin."Sesi mesafeliydi ama bunu o çocuğa kasti yaptığını sanmıyordum. Düşünüyordu. Düşündüğü için de nezaket göstermeye ayrı bir çaba sarf etmemişti. Eksi puan.
"Koray değilim ben."telefonun diğer tarafından gelen kadın sesiyle gözlerimi kırpıştırdım. Başımı camdan dışarıya çevirerek pekte oralı olmamaya çalıştım ama bu mümkün değildi. Duhan bıkkınlıkla derin bir nefes verdi.
"Efendim Laçin?" Duhan'ın sesindeki bıkkınlıklık rahatlıkla anlaşılıyordu. Fakat bunun nedenini tam olarak kestirememek canımı sıkıyordu.
"Çağırdın beni buraya ama sen yoksun. Daha bitirmem gereken bir maket var. Zamanımı harcıyorsun." Laçin denen kız da mı Duhan gibi mimarlık okuyordu? Ama bundan önce sormam gereken daha önemli şeyler vardı. Mesela Laçin'in kim olduğu ve neden Koray'ın telefonundan konuştuğu?
Duhan sinyal vererek şerit değiştirdiği esnada konuşmaya kaldığı yerden devam etti.
"Tamam on beş dakikaya geliyoruz."sesindeki soğukluk Laçin'in keyfinin yerine gelmesine engel olamadı.
"Geliyorsunuz? Anı'yla mı? Ay sonunda! Benim dışımda bir kız-" Duhan telefonu kızın suratına kapattığında çatılmış kaşlarımla ona döndüm. O bana bakmıyor olsada direten bakışlarım sağ profilindeydi. Gözlerini devirerek bana döndüğünde "Neden kızın yüzüne kapatıyorsun?"diye sordum depreşen kadın dayanışmasını destekleyen damarımla.
"Araba kullanıyorum ve çok konuşuyor. Araba kullanırken konuşmayı sevmem." Bir tepki vermemi beklemeden önüne döndüğümde şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. Bugün onu ilk defa bu kadar suskun ve somurtkan görüyordum.
Beni işe başlatmasının gerginliği üzerinde olabilir miydi? Belkide pişmandı. Umarım pişmandır ve bana en kısa zamanda yol verirdi.
Aptal mısın Anı? Kısa süreli seninle işi olsaydı ailene sızmaya çalışır mıydı?
Haklısın.
Hiçbir şey demeneden önüme döndüm. Madem araba kullanırken konuşmayı sevmiyordu, bende konuşmazdım. Ama merak ettiğim şeyler vardı ve patlamak üzereydim. En basitinden, nereye gittiğimizi öğrenmeliydim mesela.
"Eve gidiyoruz."dediğinde serçe yutkunma ihtiyacı duymuştum. Zihnimi okuyor olabilir miydi? Omzumun üzerinden ona döndüğümde devam etti. Bana bakmıyordu. Önüme döndüm.
"Koray benim küçüklükten beri yanımda olan biri. Laçin'se üniversiteden arkadaşım. İkisi bize yapacağımız şeylerde hep yardım edecek. Kemik kadro gibi düşün." Kısa ve öz olarak bir durum ancak bu şekilde açıklanabilirdi. Tatmin olmamış olsam da şuan mış gibi davranmanın en doğru karar olduğunu düşünüyordum. Bana başlangıç noktalarını verdiğine göre geri kalanını gözlem yeteneğimle halledebilirdim.
"Bir şey demeyecek misin?"sorduğu soru birkaç saniye beni şaşırtsada bunu ona belli etmemeye çalıştım. Ona döndüğümde artık bakışları yolda değil, benim üzerimdeydi. Zaten kırmızı ışıkta durmuştuk.
"Ne dememi bekliyorsun ki? Bana yardım ettin bende senin tetikçin oldum. Benden istediklerini yapacağım işte daha ne istiyorsun?" Sesim beklediğimin aksine sakindi ve her şeyi kabullendiğini belli eden bir tını taşıyordu. Cümlelerimin noktalanmasıyla birlikte arabayı derin bir sessizlik kapladı. Gözleri beni ürküttüğü için önüme döndüm. Bir insanın gözleri nasıl sarı olabilirdi?
"Tetikçi değilsin."beni düzelttiği için baygın bakışlarımı omzumun üzerinden ona çevirdim. Ciddi misin sen?
Sarı gözleri yüzümde dolanırken, dudaklarına sinsi bir sırıtış halimdi. Onunla bunun tartışmasına girmeyecektim.
"Her neyse işte."diyerek önüme döndüm. Şu birkaç haftada ona dair anladığım bir diğer şeyse, gözlerini gözlerime sabitlediğinde içimde bir yerlerde saklanan garip duyguların ortaya çıktığıydı. Yalan söyleyen biri değildim ama sarı gözlerini bana sabitlediğinde her şeyi ona anlatasım geliyordu. Üzerimde yalan dedektörü gibi bir etkisi vardı.
İnanılmaz bir şekilde ondan korkmuyordum. Gözümün önünde onca insana zarar vermiş olmasına rağmen...
Onu bir yabancı olarak göremiyordum mesela. Fazla samimiydi davranışları. İçten. Peki bu da mı oyununun bir parçasıydı? Bu konuda ona nasıl güvenebilirdim? Güvenemezsin.
Bakışlarımı çekingen bir şekilde ona çevirdiğimde artık ezberlediğim sağ profiline, sayısını unuttuğum kez, baktım.
Sana güvenememek çok üzücü güneş gözlü adam.
🌻
Araba büyük bir evin bahçesinde durduğunda hava çoktan kararmıştı. İçime dolan gerginlik boğazımı sıkıyor gibiydi. Ciğerlerim işlevlerini yerine getiremiyorlardı. Zoraki bir nefes eşliğinde emniyet kemerimi çözdük. Elimi geri çekeceğim sırada bileğime dolanan parmaklarla başımı hafifçe yukarı kaldırmak zorunda kaldım.
Arabanın içini sadece evden buraya kadar gelen ışık aydınlatıyor olsada, Duhan'ın sarı gözleri de iyi iş görüyorlardı.
Hafif çatılmış kaşlarının eşliğinde, "İçinden nasıl geliyorsa öyle tepki verir misin? Kendini fazla kasıyorsun."dedi beni cesaretlendirmeye çalışan bir ses tonuyla. Eli hala bileğimdeydi.
Sertçe yutkundum ve bileğimi çekerek parmaklarından kurtuldum. Hiçbir şey demeden arabadan indiğimde o da peşimden inmişti. Ne bekliyordu ki? Tamam onunla iş birliği yapmak benim tercihimdi ama zorunda kaldığım için bunu tercih etmiştim. Üstelik, bilinmezliğin içindeydim. Nasıl rahat olabilirdim ki?
Suratıma çarpan rüzgar sersemlememe neden olurken, uzun dalgalı saçlarım geriye savruldu. Burnuma gelen deniz kokusuyla kaşlarım çatıldı. Denize yakın bir yerde miydik?
Adımlarım kontrolüm dışında eve doğru ilerlerken, kulağıma çalınan ayak seslerinden peşimde olduğunu anladım. Evin kahverengi dış kapısını es geçerek arka bahçe olduğunu tahmin ettiğim yere ilerlerken, artık çakıl taşlarıyla örtülmüş olan yolu arkamda bırakmıştım. Ayağımın altında ezilen çimenleri umursamadan, istikrarlı bir şekilde arka bahçeye ilerlediğimde bana yabancı olan sesleri duymaya başlamıştım.
"Neden sofra hazırlamadık ki?"bunu soran kişi bir kadındı. Hatta daha da nitelendirmem gerekirse bu sesin sahibinin telefondaki kadın olduğuna kalıbımı basardım.
"Duhan istemedi."bunu söyleyen kişinin sesini ise daha önce duymamıştım. Bu yüzden, sesin sahibin Koray olduğunu tahmin etmek dışında elimden bir şey gelmiyordu.
Bıkkınlık dolu bir nefes verdi Laçin.
Arka bahçe tahmin ettiğimden daha da genişti. Arka bahçeye doğru bakan bir veranda vardı ve kış bahçesine çevrilmişti. Dikkatli bakıldığında orada bir yemek odası olduğunu görebiliyordum. Fakat sesler oradan gelmiyordu.
Verandanın aşağısında, merdivenlerin birkaç metre ilerisinde bahçenin ortası ve köşesi diyebileceğim bir noktaya beyaz bir oturma grubu yerleştirilmişti. İki tekli, bir tanede üçlü koltuktan oluşan oturma grubunun ortasında küçük bir kuyuyu anımsatan, etrafı taşlarla çevrilmiş bir bölge yer alıyordu. Şiddetli olmasada alevle yanan bu yer bana ortaokulda abimlerle gittiğimiz yaz kampını anımsatmıştı.
Bahçenin etrafını ağaçlar sardığı için deniz kokusunun kaynağını henüz görememiştim.
Kamp ateşinin karşısındaki tekli koltuklarda karşılıklı oturan Laçin ve Koray'a baktım. Henüz benim ve Duhan'ın geldiğini farketmemişlerdi.
Bir süre olduğum yerde dikilerek uzaktan onları izlemeye başladım. Duhan bu esnada yanıma gelmiş, sessizce dikilmeye başlamıştı. Neden sessiz kaldığını bilmiyordum ama bu sakinliğini bir şeyleri sindirmem için bana alan yaratmak istediğine yormak istiyordum.
Laçin'in üzerinde kırmızı bir örtü vardı ve iyice saralanmıştı. Sarı saçları omuzlarına kadar geliyordu ve kahve gözleri buradan bile net bir şekilde görülebiliyordu. Büyük gözleriyle birlikte fazlasıyla güzel bir kızdı. Yüzündeki ifadeden mutsuz olduğu çıkarımında bulunmuştum ama bu kolaylıkla havaya karışacak bir somurtmaydı.
Onun karşısında oturan Koray'sa tahmin ettiğimden daha farklı bir görünüme sahipti. Siyah kalın çerçeve gözlükleri vardı. Kahve saçları kıvırcıktı. Neden her kahve kıvırcık bana Fred'i anımsatıyor? Üzerinde beyaz bir sweat ve gri eşofman vardı. Tekli koltukta oldukça rahat bir pozisyonda oturuyordu. Kollarını birbirine dolamış bir şekilde Laçin'in tam karşısındaydı.
Bıkkınlıkla başını geriye attıktan sonra bakışlarını bahçede gezdirdi. Kahve gözleri Duhan ve benim üzerimde durduğundaysa kaşları çatıldı. Oturduğu yerde önce dikleşti. Sonrasındaysa ayağa kalktı.
Ben hareketsiz bir şekilde bahçenin köşesinde dikilirken, Duhan beni es geçerek arkadaşlarının yanına adımladı.
Sanırım benim de oraya gitmem gerekiyor.
Duhan'ın peşinden sakin adımlarla ilerlerken o çoktan yanlarına varmıştı.
Laçin'in yüzündeki az önceki ifade bizi gördüğü anda duman olmuştu. Bakışlarını ben ve Duhan arasında gezdirirken "Hoş geldiniz!"diye şakıdı sevecen bir ifadeyle.
Ben Duhan'ın birkaç adım gerisinde duruyordum ve anladığım kadarıyla bu sevecen kız yüz ifademden dolayı direkt bana sarılamaya cesaret edememişti. Onda öyle bir potansiyel görmüştüm oysaki.
Duhan ve Koray ellerini havada buluşturarak birbirlerine sarıldılar. Bu esnada birbirlerinin sırtlarını pat patlamayı da unutmamışlardı.
Koray, "Hoş geldin kardeşim."derken Duhan başını sallamakla yetindi. Koray ve Duhan birbirlerinden ayrılırken, Duhan Laçin'e yöneldi.
Laçin üzerimdeki kırmızı pikeye sarılmış bir şekilde Duhan'ın karşısında dikilirken, Duhan elini Laçin'in beline nazikçe atarak ona doğru eğildi.
Birbirlerini , yanaklarını birbirlerine sürterek, öptükten sonra Duhan geri çekilmişti.
Duhan sarı gözlerini bana çevirdiğinde gerildim. Tanışmak zorunda mıydım?
Ben Laçin'in, Duhan'sa Koray'ın karşısında duruyordu. Yüzüme yerleştirdiğim zoraki gülümsemem eşliğinde bakışlarımı Laçin ve Koray'ın üzerinde gezdirdim. Koray'ın meraklı ve kuşku dolu kahveleri yüzümde dolanırken, Laçin'in gözleri sevinçle ışıldıyordu.
Elimi ilk olarak Laçin'e uzatarak "Ben Anı-"diye kendimi tanıtacakken boynuma dolanan kolları yüzünden zaten bitmiş olan cümlem sekteye uğradı. Tahmin ettiğim gibi. Ama cesareti varmış. O bana sanki uzun zamandır arkadaşmışız gibi sarılırken benim kollarım ne yapacağını bilemez bir şekilde havada kalmıştı.
Ben kendi kardeşlerime bile zar zor sarılıyordum. Hatta Ecem'e bile zorlanarak sarılıyordum. Bu anlamda teması pek sevdiğim söylenemezdi.
"Sonunda tanışabildik seninle!" kollarını üzerimden çekerken söylediği şeyler yüzünden kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı. Benimle tanışmak için sabırsızlanmasının sebebi neydi ki?
Misafirlikte annesinden komut bekleyen çocuk edasıyla bakışlarımı Duhan'a çevirdiğimde sarı gözleri bana dönmüştü. Bana saniyelik bir bakış attıktan sonra Laçin'e döndü. Duhan'ın bir şey demesine kalmadan Koray söze girdi.
"Anlıyorum, yıllardır fazla erkeğe maruz kaldın ama sencede biraz abartmıyor musun Laçin?"Koray'ın bu dediğine karşılık Laçin gözlerini yumarak, dizginlemeye çalıştığı bir duygu yoğunluğuyla "Yaşamadan bilemezsin."diye onu yanıtladı.
Koray sadece gözlerini devirmekle yetindi. Abartı.
Koray elini bana doğru uzatarak, "Koray ben."diye kendini tanıttı, az önceki konuşmanın üzerini örtmek istercesine aniden. Elini sıkarken bende aynı şekilde, "Anı."diye kendimi tanıttım samimiyetsiz bir şekilde.
Kendimi birilerine tanıtmayalı uzun zaman oluyordu. Sanırım en son bunu ortaokuldayken yapmıştım. Liseye geçtiğimde Cenk Erel'in küçük kız kardeşi, üniversiteye geçtiğimdeyse bölüm birincisi olarak anıldığımdan insanlara kendimi tanıtmama kalmadan herkesin benim hakkımda bir yargısı vardı.
Sadece Anı Erel veya Anı olduğum hiçbir an olmadığını farketmem bende tokat etkisi yaratmışken bunu karşımdaki üç yabancıya belli etmemeye çalıştım. Yabancı kelimesini kafamda tekrarlarken bakışlarım istemsizce Duhan'a kaydı.
Onun dışındaki yabancılar...
Ona baktığımı hissetmiş gibi sarı gözlerini bana çevirdiğinde bakışlarında bir cevap aradım. Benim hakkımda onca şey bilmesine rağmen onun gözünde yabancı mıydım?
Duhan gözlerini üzerimden çekerek arkadaşlarına döndüğünde, ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi dışarıya verdim.
"Anı'ya Haşmet'in evini ve çarşamba gecesi ne yapacağımızı anlattım. Çoğu şeye hakim." Bunları derken sarı gözleri Laçin ve Koray üzerinde gezinmişti. En sonunda, "Ben içeriden bira alacağım."dedikten sonra bakışlarını sorarcasına Koray'a çevirdi.
"İstiyor musun?"diye sorduğunda Koray onu başıyla onayladı. Laçin de aynı şekilde istediğini belli edercesine başını salladığında, sarı gözleri sonunda beni buldu.
"Yok, sağol."derken başımı iki yana salladım. Seri adımlarla içeriye girerken arkasından baktım. Evet işte şimdi yalnız kalmıştım.
Ayakta dikilmeye son vererek üçlü koltuğa oturduğumda, Laçin ve Koray'da tekli koltuklarına oturmuşlardı. İki tarafımda oturuyor oluşmaları gerilmeme neden olmuştu.
"Duhan videonu izlettiğinde...hayran kaldım. O kadar kalabalık bir yerde el bombası yapmak herkesin aklına gelmez, herkes cesaret edemez." Koray'ın iltifat olarak söyledikleri karşısında oturduğum yere sindim. Açıkçası bana kalırsa alkol şişesine kuru bez geçirerek patlayıcı yapmak o an herkesin aklıma gelirdi. Sonuçta birisi sana zarar vermek istiyorsa aynı şekilde seninde karşı tarafa zarar vermen gerekirdi. Ama bar o kadar kalabalıkken masum insanları düşünmeden öyle bir şey yapmam mantıklı değildi. En azından sağlıklı düşünen bir insanın yapacağı tarzdan bir şey değildi.
"Yaptıklarımdan gurur duymuyorum."derken ses tonum mesafeliydi. İnanlarla yakın ilişki kurmak onlara eylemleriniz hakkında yorum yapabilme hakkı tanırdı. Ben kimseye o hakkı vermek istemiyordum. Koray'ın kaşları bu cevabı vermemi beklemiyormuşçasına havalanırken yinede konuşmaya devam etti.
"Bazen istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda kalırız. Bu normal bir şey. Ama senin yaptığını fazla profesyonelce. Kolaylıkla kamufle olabilmen, onca adamın elinden kaçabil-"
"Beni onların elinden kurtaran Duhan'dı. Duhan'ın beni çekiştirdiği yere gitmek dışında bir şey yapmadım."sözünü kesmem Koray'ın canını sıkmıştı ama tepki vermemişti. Sanırım kendi hakkında iyi düşüncelere sahip olmamı istiyordu.
"Tamam şimdi boşverin o günü."diyerek tüm dikkati üzerine topladı Laçin. Kahve gözlerinin odağında ben vardım. Kırmızı pikesine daha da sarıldı. Oysaki hava o kadar da soğuk değildi.
"Çarşamba günü buraya gelirsin ve seni beraber hazırlarız. Sonrasında Duhan'la Haşmet'in evine sızacaksınız zaten. Operasyon hakkında merak ettiğin veya kafanın takıldığı bir şey var mı?"
Operasyon.
Buna gülmeden edemedim.
Yüzümdeki alaycı gülümeme eşliğinde kollarımı birbirine doladım. Bu sırada Duhan elinde üç birayla geri dönmüştü ama onu umursamadan sorumu Laçin'e yönelttim. Asıl hedefimse Duhan'dan başkası değildi.
"Mafyaların ve çetelerin kötü olduğunda hemfikiriz ama bu örgütleri çökertmek size mi kaldı? Nesiniz siz? Kahraman falan mı? Elinize ne geçiyor? Ellerinizi kirletmekten başka?"burada zorla bulunduğumu ancak bu şekilde belli edebilirdim. Laçin bana bir soru sormuştu ve bende karşılığını vermiştim. Göz ucuyla yanımda oturan Duhan'a baktığımda birasını açıyordu.
"Büyük balık, küçük balığı yer."dedi Duhan birasını dudaklarına yaslamadan saniyeler önce. Bakışlarım hareketlenen adem elmasında takılmışken şişeyi dudaklarından çekti ve oturduğu yerde rahat bir pozisyon aldı. Karşındaki kişiyi kavurmak istercesine parlayan gözleri beni bulduğundaysa sertçe yutkundum.
"Bizim yaptığımız şey uygun ortamı hazırlamak. Kötü insanlar birbirlerini yok etme işini bizim yerimize zaten yapıyorlar. Anlayacağın, elimizin kirlendiği falan yok." Bu açıklamasına demek istediğim tek şey palavra olduğuydu. Kötü bir şekilde sonuçlanacak bir olayın azmettiricisi olmak yeterince kişiyi suçlu yapardı. Elleri kirlenirdi. Sarı gözlerine sabitlediğim cesur kahvelerim onun karşısında can çekişiyor olsada bunu ona yansıtmamaya çalıştım.
Anladığım kadarıyla, iki tarafı birbirlerine kırdırarak yorulmalarını sağlıyorlardı. Böylelikle güçsüz düşen küçük balıkları onlara kıyasla daha kuvvetli olan büyük balık ortadan kaldırıyordu. Sonrasındaysa günü geldiğinde okyanustaki diğer büyük balıklar, piyon olarak kullanılan büyük balığı ortadan kaldırıyordu. Bu bir döngüydü ve sonu yoktu. Sonu olmayan, can yakan bir döngü.
"Normal insanların hayatta var olabilmeleri için bu adamların tükenmesi gerek."Duhan'ın bu dediği karşısında dudaklarımda sınırları zorlayan bir kıvrım oluştu.
"Bil diye söylüyorum, normal insanlar yabancıların üzerinde isteka kırmaz yada kurşundan geçirmez."sesimdeki alay karışımda dudaklarında bir gerilme olduğunda nefesim tekledi. Dudağının altındaki o çukur yine belirginleşmişti. Ne ara bitirdiğini bilmediğim birasını koltuğun kenarında bıraktı. Bakışlarını bana çevirmeden önce aynı benim gibi, "Bil diye söylüyorum..."diye lafa girdi.
Yavaş hareketlerle beraber oturduğumuz koltuktan kalkarken omzunun üzerinden bana döndü.
"Normal insanlar yabancıların suratında şişe parçalamaz veya seri bir şekilde patlayıcı yapamaz."gerçekten tüm sorun patlayıcı yapmam mıydı?
Ben ona cevap verememenin hırsıyla patlarken, onun dudağının kenarındaki çukur daha da derinleşti.
Pislik herif.
"Gel, sana içeride göstermem gereken bir şey var."dişlerimi sertçe birbirine bastırarak yüzüne bakmak dışında elimden bir şey gelmiyor olması canımı sıkıyordu. O güzel biçimli yüzünü, hiçbir estetik cerrahının düzeltemeyeceği bir hale getirmek istiyordum. Bundan sonra böyle mi olacaktı? O bana bir şey söyleyecek, bende yapmak zorunda kalacaktım. Çünkü beni satın almıştı.
Bu düşünce midemi bulandırmış olsada yüzümü buruşturmak dışında elimen bir şey gelmiyordu. Çünkü olan tam olarak buydu.
Uzun süren bakışmamızdan sıkılmış olan Laçin ve Koray ayağa kalktılar.
"Ben artık gideyim."Dedi Laçin gerginliği dağıtmak istercesine.
"Bende seni evine bırakayım." Koray da kendini aynı Laçin gibi kurtardığında günün sonunda yine Duhan'la başbaşa kalıyordum.
"İyi geceler Anı."Laçin'in sesinde kolay gelsin der gibi bir tonlama vardı.
Bu adamla hiçbir şey kolay değildi.
Cevap vermemi beklemeden ikisi ön tarafa ilerlediklerinde arkalarından bakmadım bile. Bu insanları sevmek istemiyorum. Bu insanlara bağlanmakta değer vermekte istemiyordum. Kahvelerim ona kaydığında, gözlerimiz bir kez daha kesişti.
Hayatıma girmeni istemiyordum.
Bakışlarını ilk kaçıran o oldu. Bir şey demeden verandaya ilerlediğinde onu takip ettim. Görüş açımdaki. Kaslı sırtı keyfimi daha da kaçırsada peşinden ilerlemeye devam ettim.
İçeriye girdiğimizde, düşündüğümden daha modern bir ev beni karışıladı. Bu açıdan sadece dış kapıyı ve salonu görüyor olsamda bu eve sade demem için yeterli doneyi bana sunuyorlardı.
Salon genel olarak gri ve siyahtan oluşuyordu. Tam bir bekar eviydi. Az eşya ve sade dekorasyonuyla her an bu ev terk edilebilirmiş gibiydi.
Siyah büyük televizyonun karışısında büyük ve rahat olduğu buradan bile belli olan geniş bir deri koltuk vardı. Koltuğun iki çaprazında da aynı koltuğun tekli ve dönenlerinden vardı. O tekli koltuklarda dönmek istiyordum.
Duvarın kenarındaki kuyruklu piyanoysa dikkatimi çeken bir diğer şeydi. İçimdeki ses piyanoyu çalan kişinin Duhan olduğunu fısıldıyordu.
Daha fazla salonu incelememe fırsat kalmadan, cam korkuluklu merdivenlere ilerledik. O yukarı çıkarken sabırla peşinden ilerlemeye devam ettim. Bana yukarıda ne gösterebilirdi ki?
Yukarı kata çıktığımızda her yer karanlıktı ama o burayı ezbere biliyor gibi emin adımlarla ilerliyordu. Gibisi falaydı.
Bir kapının önünde durduğunda bende onun gibi adımlamayı kestim.
Kapıyı tek eliyle açarak içeriye baktı. İçeriyi dolduran ay ışığı biçimli yüzünü aydınlatıyordu. Sarı gözleriyle içeriye girmemi işaret ettiğinde bıkkınlıkla bir nefes verdim. Ona deymemeye çalışarak temkinli ve gergin adımlarla odaya girdim. Kulaklarımda sesi yankılandı.
"Ben burayı ardiye olarak kullanıyordum ama artık bu eve geldiğinde burası senin. Yaptığımız şeylerden sonra kendi evine dönemeyecek halde olursan-" sözünün kesilmesine neden olan şey ona çevirdiğim sorgulayıcı bakışlarımdı. Odanın bir duvarı boydan boya sürgülü cam bir kapıdan oluşuyordu. Dışarıdan gelen ay ışığı yüzünü aydınlatıyordu.
"Yani normal bir şey yapmadığımızdan günün sonunda hiç tahmin etmediğimiz halde olabiliyoruz." Kaşlarım iyice çatıldığında gözlerini devirdi. Sorgulamam gayet normaldi? Bir omuzunu kapının pervazına yaslayarak konuşmasına devam etti.
"Ne bileyim Anı, işte belki üstün başın pislenir ve sonrasında duş alman gerekir veya eve gidemeyecek kadar bitkin düşersin o zaman burada kalırsın. Yada plan yaparken sabahlarız ve dinlenmek için özel bir alana ihtiyacın olur... O zaman bu odayı kullanırsın."evet, bu açıklama kesinlikle beni tatmin etmişti. Somurtkan bir şekilde tekrardan önüme dönerek odayı incelemeye başladım.
Odanın üç duvarı da gri renkte boyanmıştı. Cam olan duvarsa tamamıyla uzun, kırık beyaz bir tül perdeyle örtülüydü. Aradan sızan ışık odanın içini zar zor aydınlatıyordu. Yatak çift kişilikti ve cam duvara paralel olacak şekilde konumlandırılmıştı. Beyaz tahta başlıklı yatağın yanında da beyaz iki çekmeceli bir komodin vardı. Komodinin üzeri boştu.
Odanın geri kalanındaysa üç kapaklı bir dolap, ufak bir çalışma masası ve ebeveyn banyosu vardı.
"Bu oda öylesine bir oda. Ama senin değiştirmek istediğin veya ihtiyacın olan bir şey varsa Koray'a söylemen yeterli. O hemen halleder."odanın içinde yavaş adımlarla ilerledim. Çalışma masasının yanına geldiğimde, büyük masa lambasını yaktım. Işığı ilk açtığımda birkaç saniyeliğine gözüm kamaşmış olsa da çabucak alıştım. Bu sayede artık odayı daha rahat görebilirdim. Aslında Duhan'dan odanın ışığını açmasını isteyebilirdim ama ondan bir şey istemek içimden gelmiyordu.
Bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum. Bunu umursamamak çok zordu.
"Ben aşağıdayım. İşin bitince aşağıya gelirsin."cevap vermemi beklemeden kapıyı kapatarak odadan çıktı. Kapattığı beyaz kapıya bir süre baktıktan sonra tekrardan bakışlarımı odada gezdirdim.
Masa lambasını açık bırakarak üç kapaklı dolabın yanına ilerledim. Önüne geldiğimde kapılarını açarak bakışlarımı boş olduğunu sandığım dolapta gezdirdim. Boş değildi.
Başımı hafifçe omzuma yatırarak kısılmış bakışlarımı dolabın içindeki tuvallerde gezdirdim.
Burayı ardiye olarak kullanıyordum, dan kastı sanırım buydu.
Masa lambası burayı aydınlatamıyordu. Bu yüzden dolabın içindeki tuvallerden birine uzanarak ışığın aydınlatabileceği düzeyde dışarıya çıkarttım.
Gözlerimi hayranlık ve şaşkınlıkla hızlı hızlı kırpıştırdım. Bulutlardan oluşan insan silüetlerine bakarken Duhan'a hayran kalmaktan kendimi alıkoyamadım. Tamam mimar olmasından yola çıkarak resim yeteneğinin olduğunu varsayabilirdim ama bu çok fazlaydı. Bulutlardan yarattığı insan silüetleri fazlasıyla ayrıntılı bir çalışmanın eseriydi.
Dolabın içindeki diğer tuvallere bakarkende aynı şaşkınlığı yaşamıştım. Her birinin üzerinde ince düşündüğünü belli eden ayrıntılar vardı.
Dolabın kapaklarını kapattıktan sonra bu sefer adımları cam duvara doğru yöneldi. Tek hareketimle kırık beyaz tül perdeyi kenara iterken bu sefer bakışlarımın hedefinde dakikalardır burnuma çalınan deniz kokusunun kaynağı vardı.
Terasa açılan cam sürgülü kapıyı çekerek geçebileceğim bir boyutta aralık bıraktım. Cam korkuluklar çok dikkatli bakılmadığı sürece kendilerini belli etmiyordu. Bu açıdan cam korkuluklar sayesinde deniz kenarındaymış gibi hissediyordum. Tedirgin bir şekilde cam korkuluklara tutunarak manzarayı izlemeye başladım.
Bende her gün bu manzaraya uyansam bende bu tabloları çizerdim.
Deniz kıyısında değildik ama dalga sesleri buraya kadar geliyordu. Hilal olmuş ay'ın ışığı denize vuruyordu.
Büyüleyiciydi.
Korkuluktan geri çekilerek odaya tekrardan dönecektim ki dikkatimi ilk olarak terastaki salıncak, sonrasındaysa odama açılan sürgülü cam kapının yanındaki bir diğer kapı dikkatimi çekti. Denizi görecek şekilde konumlandırılmış salıncağı es geçerek cam sürgülü kapıya ilerledim.
Burasıda bir yatak odasıydı. Benim odamın aksine, sürgülü cam kapının önünü kapatan bir perde yoktu. İçeriden bakan biri direkt manzarayla karşı karşıya kalırdı.
Cam sürgülü kapının köşesindeki kulptan tutarak kenara kaydırdım. Geçebileceğim bir aralık bıraktıktan sonra hiç düşünmeden içeriye girdim.
Teknik olarak bana verilen odanın aynısıydı. Tek fark içindeki mobilyaların yönün benimkileriyle zıt yönde olmasıydı.
İlk başta siyah olduklarını düşünsemde duvarların rengi lacivertti. Mobilyaları oldukça koyu bir kahverengiydi. Lacivert ve kahverengi mobilyaların birbirlerine bu kadar iyi uyum sağlayacağını muhtemelen bu odayı görene kadar düşünemezdim. Benim odamdan farklı olarak burada iki masa vardı. Bir tanesi yamuk çizim masası, diğeriyse oldukça geniş bir çalışma masasıydı.
Çalışma masasının üzerindeki silikon tabancası ve binaya benzeyen maketten anladığım kadarıyla burası Duhan'ın odasıydı.
Duhan'ın odası ve benim odam yan yana mıydı?
Kafamda dolanan düşüncelerin eşliğinde yanağımın içini dişledim.
Bir insanın odası, onun hakkında bilgi verirdi öyle değil mi?
Cevap ararcasına bakışlarımı odanın içinde gezdirirken geniş yatağının yanındaki kahverengi komodine doğru ilerledim. Gece lambasını yaktıksan sonra yatağa oturarak çekmeceleri karıştırmaya başladım.
Fakat şarj kablolarını ve birtakım ıvır zıvırı gördükten sonra çekmeceleri hayal kırıklığıyla geri kapattım. Dirseklerimi dizlerime yaslayarak yüzümü ellerimin arasında aldım. Yüzümü ovuşturduktan sonra iki elimi de tarak gibi saçlarımdan geçirerek boynumda durdurdum.
"Ben ne yapacağım."diye kendi kendime söylenirken göz hizama giren kitaplar kaşlarım çatıldı.
Acımak.
Bu o gün sahafta benim çantama gizlice attığı kitabın aynısıydı. Ellerimi saçlarımdan çekerek kitapa uzandım. Kitabın bir sayfasına eski bir fotoğraf yerleştirilmişti. Gittikçe çatılan kaşlarımın eşliğinde ayraç gibi konulmuş olan fotoğrafı aradan çıkarttım.
Fotoğrafta iki küçük çocuk vardı. İkisinin de üzerinde kartondan yapılmış meyve ve sebze kostümleri vardı. Fotoğrafa dikkatli baktığımda yeşil elma kostümü gitmiş olan çocuğun Duhan olduğunu anlamıştım. Sarı, çokta uzun olmayan kıvırcık saçlarıyla aynı renkte olan gözleri şaşkınlıklı kocaman açılmıştı. Minik dudaklarıysa "O"şeklini almıştı. Yüzündeki şaşkın ifade çok komikti.
Kendimi tutamayarak bu ifadesine gülerken, yanındaki çocuğa dikkat kesildim.
Bu bir kızdı ve üzerinde domates kostümü vardı. Siyah uzun saçları kakül kesilmişti. Yüzündeki hınzır gülüş ve parlayan mavi gözleriyle çok güzel bir kız çocuğuydu. Onlar yan yanayken Güneş ve Ay'a benziyorlardı.
Kızın yüzündeki bu gülümsemenin ve Duhan'ın şaşkınlığını anlamam için mavi gözlü kızın eline bakmam yeterliydi. Kız elindeki parçalanmış domatese ve Duhan'ın kostümünün üzerindeki lekeye bakılırsa çok anlık bir şeyin yaşandığı ortadaydı. Duhan'ın tam kalbinin üzerindeki domates lekesi, fotoğraf çekilmeden saniyeler önce orada yer almış gibiydi.
Resmi ters çevirerek arkasında yazan güzel el yazısını okudum.
Seni çok özledim Ay Prensesi...
Bu yazıyı kaç kez okuduğumu bilmiyordum ama bedenimin buz kesmesine neden olmuştu.
Duhan'ın sevdiği bir kız mı vardı?
İçimdeki varlığını adlandıramadığım duygu eşliğinde resmi aldığım sayfaya geri bıraktım. Fakat bu esnada aynı sayfada altı çizilmiş olan yazı dikkatimi çekmişti.
Acımak... Ben insanın ruhundaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının acısıda bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir...
On dokuz yıllık hayatımda kendimi bu denli çaresiz hissettiğim başka bir an daha yaşamamıştım. Köşeye sıkışmıştım ve bu durumdan çıkabilmek adına elimden hiç bir şey gelmiyordu. Asıl ağırıma gidense zaten buydu. Her koşulda kendine çıkış yolu bulan Anı Erel bugün bana sırtını çevirmeyi tercih etmişti. Varlığına alıştığım, kafamın içindeki ses bu gece yok olmuştu sanki. Ne kadar onunla durmaksızın ters düşüyor olsakta bu sefer ona ihtiyacım vardı. Sivri dilinin canımı acıtması ve kafamın içindeki çarkların tekrardan çalışması gerekliydi.
Sarı gözlerinin ardındaki yıkım tüylerimi diken diken ediyordu. Sert bakışlarının ardında gördüğüm enkaz bana benliği hakkında ufak ipuçları veriyor olsa da görüş açımı kapatan bilinmezlik perdesi aralanmış sayılmazdı.
Bilmemek bu zamana kadar beni çoğu şeyden korumuş olsada şuanda söz konusu Duhan ken bana zarar vermekten başka işe yaramıyordu. Şartlar ve koşullar benim alehimeyken bu denli savunmasız kalmak sinirime dokunuyordu. Duhan ve aramızdaki bu şeyin tamamı sinirlerime dokunuyordu. Katmanları vardı ve içimde her an büyüyen merak duygusu o katmanları ortadan kaldırmak istiyordu. Bir yabancı olarak bunu talep etmeye hakkım var mıydı bilmiyorum ama bu kafamın içinde dolanan hiç bir kemirgenin umurunda değildi.
Duhan Alkan kimdi? Nasıl bu işe bulaşmıştı? Bu yaşta bu denli organize bir işi nasıl yapıyordu? Kulağının arkasındaki o hilal dövmesinin anlamı neydi? Ve o fotoğraftaki kız kimdi?
Sanırım tüm o soruların cevabını aramaya Duhan Alkan ın aslında kim olduğunu öğrenmekle başlayacaktım.
Bölüm sonuuuu.
Kitap sizce nasıl gidiyor? Yorumlarınızı gerçekten çok merak ediyorum.
Sizleri seviyorum.
Sonraki bölümde görüşmek üzereeee.
🌻
Bölüm etkileşimi
