Güneş Kapanı kitap kapağı

7. bölüm / 31

Güneş Kapanı

7-Annesiz Kedi

Vaveyla Yazarı: Mizena

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 7-Annesiz Kedi

Yorumlarınızı gerçekten merak ediyorum.
Karakterler sizin de gözünüzde canlanabiliyor mu mesela?
Neyse fazla uzatmıyorum.
İyi okumalar...

🌻

Geçen saniyeler üzerimde dakika misali bir etki yaratırken, kendiliğinden yumruk olmuş olan elimi gevşeterek titrek bir nefes verdim.

İçeriden gelen Asya'nın "Miettamm!"diye bağırma sesine bedeni de eklendi ve aniden kapının eşiğinde duran anneme sarılmasıyla elinde tuttuğu pardösüsüyle neye uğradığını şaşıran annemi izledim. Asya ona sarıldığı için o da kolunu ona dolamıştı. Annemi tanıyan birisi ona sarılmaması gerektiğini bilirdi çünkü samimiyeti ve fazla teması seven bir kadın değildi ama Asya'nın bunu umursadığı pek söylenemezdi. Annem içinde sarıldığı zaman karşısındakini terslemediği tek kişi Asya'ydı. O istemediği sürece kimse onunla samimi bir ilişki kuramazdı. Asya geri çekildiğinde annem, zümrüt yeşili gözlerini etrafında gezdirdi.

Kahverengi saçları her zamanki gibi fönlüydü. Üzerindeki şifon yeşil gömleği gözlerini daha da belirgin hale getirmişti. Aynı benimki gibi ince dudaklarına sürdüğü kırmızının koyu bir tonu olan ruju ona nedense asil bir hava katıyordu. Tekerlekli valizinin sapını tuttuğu eline baktığımda aynı kırmızı tonundaki bakımlı, ojeli tırnaklarını görebilmiştim. Siyah kumaş pantolunun altındaki yine siyah olan topuklularıyla yıllara meydan okuyan Mietta Costana karşımdaydı.

Salonun kapısında dikilmiş olan abim ve Ecem'i Fred arkasında bırakarak annemin yanına doğru ilerledi. Oğlunun ona doğru geldiğini gören annem pardüsösünü siyah valizinin üzerine bırkarak ona sarılması için kollarını iki yanına açtı. Bu görüntü karşısında yüzüm gerildi. Annem Fred'e kollarını dolarken "La mia margherita."diye mırıldandığını duydum. Annemin en sevdiği çiçek papatyaydı bu yüzden hepimizi papatyam diye severdi. Fred rahat sarılabilmek için biraz eğilmek zorunda kalmıştı. Annem başını Fred'in omzuna doğru uzatmıştı. Yeşil gözler beni bulduğunda gülümsemesi genişledi. Bende karşılık vermek istercesine gülümsedim. Fred geri çekildiğinde annemin gözleri bu seferde abimi buldu. Yapmacık bir kızgınlıkla kaşlarını çattı.
"Ben mi gelip sarılacağım yoksa sizler mi geleceksiniz?"diye söylendiğinde abim bu dediğine gülerek yavaş adımlarla yanına doğru ilerledi. Annem gerçekten bizleri özlemişti. Bunu abim ve Fred'e anında sarılışından anlamıştım. Abim geri çekilirken annem, ince parmaklarıyla yüzünü sevdi.

"Sakallarını kesmişsin."dedi hafif aksanlı türkçesiyle. Aksanı sayesinde normalden daha az sinirli görünüyordu. İtalyanca konuşurken iyi bir şey söylese bile gerilmenize neden oluyordu.

"Senin için."dedi abim gülerek. Annemde kaşlarını ciddi bir ifadeyle çatarak "Essere sempre così."dedi aksini kabul etmez bir sesle. Abim gülerek omzunun üzerinden hala salonun kapı pervazına yaslanmış bir biçimde dikilen Ecem'e baktı. Annem her zaman böyle olmasını söylemişti ama abimin pis sakal uzatmasının asıl sebebi Ecem'di. Kendisi de pis sakalını seviyordu ama asıl sevmesinin nedeni Ecem'in hoşuna gidiyor oluşuydu. Bunu bildiğimden yüzümde istemsizce bir tebessüm oluştu.

Annemle gözlerimiz buluştuğunda sıranın bana geldiğini anladım. Yanına vardığımda hiç beklemeden birbirimize sarıldık.
Bir makale okumuştum, bebek anne karnındayken en yakın arkadaşı annenin kalbiymiş. Bu yüzden istemeden de olsa bebeğin hafızasında yer edinirmiş. Bu yüzdendir çocuklar annelerine sarıldıklarında ve kalp atışını hissettiğinden kendilerini güvende hissetmeleri. Şuan tam olarak hissettiğim şey buydu. Güven. Kollarımın arasındaki bedenin kalp atışını ve alışık olduğum kokusunu tüm bedenimde hissedebiliyordum. Ne olursa olsun, dakikalar önceki gerginliğimi benden çekip almıştı.

İstemeden de olsa geri çekildiğimde zümrüt yeşili gözler yüzümde dolandı. Yavaşça kaşları çatıldı ve "Yüzün bembeyaz olmuş. İyi misin?"diye sordu neden bu halde olabileceğimi kendi kafasında hala sorguladığını belli eden bir ses tonuyla. Ona güven vermek istercesine gülümserken "Bugün staj yordu."dedim tereddüt etmeden. Başını yavaşça onaylarcasına sallayarak beni anladığını belli etti.

Gözlerini hiç tereddüt etmeden tam karşısındaki artık abimin kolunun beline sarılı olduğu Ecem'e kaydı. Kahve gözlerindeki endişeyi görebiliyordum. Bu gece için çok çabalamıştı ve çabalama sebebi tam karşısında duruyordu. Annem bize gülümsediği kadar samimi olmasa da sıcak bir gülümsemeyle Ecem'e baktı. Derin bir iç çekerek "Sen o meşhur Ecem olmalısın." dedi oğlunun aşık olduğu kadının hemen karışında olduğunun onda yarattığı farkındalıkla.

Abimin velayeti en başından beri babamda olduğu için annemle görüşebildikleri süreler bunca zaman hep sınırlıydı. Fakat buna rağmen üçümüzün birbirimizden hiçbir farkı yoktu onun gözünde. Tahminimce, çocuklarının bu kadar büyüklerini kendince kabul etmekte zorlanıyordu. Çünkü annem böyle bir kadındı. Kendi içinde yaşadığı fırtınaların dalgarını asla dışa vurmazdı. Annemin düşüncelerini tahmin edemezdiniz. O düşünceler hakkında yorum yapabilmeniz için ya Mietta Costana'nın ta kendisi olmak zorundaydınız ya da en az onun kadar duygularını yaşamaktan korkan biri. Yani Anı Erel...

Abim Ecem'in belinden kolunu çekince Ecem yüzündeki utangaç gülümsemesiyle anneme doğru adımladı. Annem onunla pek samimiyeti olmadığı için elini uzattı. Ecem annemin onunla hemen samimi olmayacağını biliyordu. Onu buna psikolojik olarak abim, ben ve Fred uzun bir süre önce hazırlamıştık. Bu yüzden hiç bekletmeden annemin elini sıktı. Annem Ecem'in kahvelerine bakarak tebessüm ettikten sonra elini ondan çekerken yeşillerini hedefini hiç şaşırmayacak bir şekilde arkamda durduğunu düşündüğüm Duhan'a çevirdi.

"Ama seni tanımıyorum."dedi tereddüt etmeksizin. Omzumun üzerinden Duhan'a baktığımda benden üç adım geride duruyordu. Elleri cebindeydi. Annemin sözleriyle ellerini ceplerinden çıkartarak duruşunu dikleştirdi ve sakin adımlarla yanımda dikilerek anneme elini uzattı.

"Ben Duhan. Anı'nın arkadaşıyım."dedi durumu özetler nitelikte. Sesi mesafeli ve saygı doluydu. Annem ilk, baştan aşağıya Duhan'ı süzdü, ardından uzun parmaklarına baktı. Düşündüğü şeyin farkındaydım. Anı'nın arkadaşı olmaz. İnce parmaklarını Duhan'ın elinin içine kaydırdığında, Duhan nazikçe elini sıktı.

"Mietta."dedi tehditvari yeşilleri en az onunkiler kadar tehlikeli olabilecek sarı gözlere dikerken. Huzursuzca yerimde kıpırdandım ve daha fazla burada dikilmek istemediğimden "Yemekler soğumadan yesek mi?"diye sordum dikkati üzerime çekerek. Annem elini geri çekerek tekrardan valizine uzandığında abim ondan daha hızlı davranarak ondan önce valizi kavradı.

"Sizler masaya geçin."dedi annem sırayla bakışlarını üzerimizde gezdirerek. En son Fred'te takılı kaldı.

"Frederico, aşağıda önceden italyadan getirdiğim şaraplardan olacaktı. Lütfen onları getirir misin?"diyerek cevabını beklemeden yanındaki merdivenlere doğru ilerledi. Fred arkasından bakarak "Sí"dedi alaylı bir aksanla ve hızlı adımlarla merdivenlerden aşağıya indi. Abim annemin peşinden gitmeden önce kaş ve göz arasında Ecem'in yanağına bir öpücük kondurarak "Biraz sakinleş güzelim."dedi. Sonrasında annemin peşinden merdivenlerden yukarı çıktı. Ecem dikildiği yerden abimin arkasından baktığı sırada Asya ellerini onun omuzlarına koyarak masaj yapamaya başladı. Bir yandan da salona doğru onu itekliyordun.

"Birinci raunt çok iyiydi şampiyon. Cenk haklı. Biraz sakinleş."onlar salona doğru ilerlerlerken Ecem gerginlikle elini avuşturarak "İyiydim dimi?"diye sordu tereddütle. Asya hiç geciktirmeden "İyiydin iyi."diyerek onu yanıtladı. Holde sadece ben ve Duhan kaldığımızda ona döndüm. Bana değil, Ecem ve Asya'nın gidişini izliyordu. Ona baktığımı fark ettiğinde başını hafifçe çevirerek tekrardan gözlerime baktı. O iyi oyuncuysa, benim daha iyi olmam gerekiyordu. Birçok konuda benden daha bilgili bu adamı alt etmem için elimde bir koz olmalıydı. Yoksa zarar almadan bu oyunu bitirmeme imkan yoktu.

"Seni tedirgin ediyorum." Olanlardan yaptığı çıkarım oldukça doğruydu. Alayla gülerek gözlerimi ondan kaçırdım.

"Yabancılar hep beni tedirgin eder."Çünkü sonraki adımlarını tahmin edemem. Salona doğru ilerleyeceğim sırada geniş eli kolumu kavradı. Çatık kaşlarımla ilk önce kolumu tutan eline, sonra da sarı gözlerine baktım. Yüz ifadesi oldukça ciddi ve tüm duygulardan arındırılmıştı. Bu haliyle gerçekten de Yunan heykellerine benziyordu. Kumral kaşları hafifçe çatıldı.

"Seninle bir anlaşma yaptık, ailene zarar vermeyeceğim. Biraz akışına bırakmalısın."elini kolumdan çekmedi ama elini yavaşça bileğime indirdi. Yavaş ve nazik bir şekilde diğer bileğimi de kavradı ve bir adım yaklaşarak kollarımı sarılır gibi arkasına doğru doladı. Şuan ona sarılıyordum.

Yüzünü hafifçe bana doğru eğdi. Gözlerim tişörtünü geren geniş omuzlarındaydı. En azından gözlerine bakmıyor olmak bu kadar yakınımdayken az da olsa rahatlamama neden oluyordu. Yüzlerimiz birbirine bakmıyordu ama kokusu yakınlığımız yüzünden tüm hücrelerime yavaşça işliyordu. Deniz ve toprak ikilisi ancak onun teninde bu kadar mükemmel uyum sağlayabilirdi. Ellerimi pantolonunun beline gelecek şekilde kendine yasladı. Belinin biraz da olsa yumuşak olması gerekmez miydi? Sıcak nefesini kulağıma üfleyerek "Silahım yok, benim geldiğim yerde buna beyaz bayrak derler."dedi kafa karıştıran sakinliğiyle.

Muhasebedeki gider kayıtlarını gördüğüm gece, beni arabasıyla eve bırakmıştı. Tüm yol boyunca arabanın içindeki sessizlik, düşünmem için bana zaman tanımıştı. Evimin önüne geldiğimizde arabayı kapatmış ve arkasına yaslanarak sarı gözlerini benden bir cevap bekler gibi üzerime dikmişti.

"Şartlarım var."dediğimde beni dinlediğini belli edecek şekilde gözlerini bir süre yumup açmıştı.

"Ne olursa olsun ailem bu konunun dışarısında kalacak ve Fred konusunda bana hemen yardım edeceksin." demiştim kendimden oldukça emin bir şekilde. Hesaptaki para açığını babam farketmeden kapatmam gerekiyordu ve Duhan'da bunun farkındaydı. Bu yüzden dediğim hiçbir şeye karşı çıkmamış, hemen ertesi gün bir sırt çantası dolusu parayı gözükmeden evimin önüne bırakıp yokolmuştu. Onu o gün görmemiştim. Hemen bankaya gidip işi halletiğimde üzerimden bir yük kalmış gibiydi. Bu saatten sonraki tek umudum babamın o süre boyunca hesaptan uçan miktarın farkınavarmamasıydı. Geri kalan her şeyi uykusuz kaldığım gecelerde kabullenmiştim.

Elimi neden beline koyduğunu anladığımda ne zaman kapattığımı bilmediğim göz kapaklarım titreyerek açıldı. Kendimi sakinleştirmeyi başardığımda parmak ucunda yükselerek aynı onun yaptığı gibi kulağına doğru fısıldadım.

"Asıl silah senin kafanın içiyken, belinin boş olmasının benim için hiçbir anlamı yok." Kafasını bana doğru çevireceği sırada "Ananısi-"Fred'in şaşkınlık dolu küfürünü durduran şey Duhan'ın omzunun üzerinden Fred'le gözgöze gelmemiz olmuştu. Duhan'dan hızlıca uzaklaştığımda onun bakışları da elinde iki şarap şişesi tutan , gözleri kocaman açılmış Fred'e dönmüştü. Fred derin bir nefes alarak "Ananas."dedi durup dururken. Dediklerine anlam veremediğimden kaşlarım çatıldı.

"Evet... Ananas yemeğin yanında güzel olur. Yada ananas suyu? Ben dolaplara bakayım."sonrasında birden gözlerini bizden kaçırarak salona doğru ani bir dönüş yaptı. Görüş açımdan çıkmadan önce kendi kendine "Ananas."diye mırıldandığını duydum. Bir süre sadece arkasından bakakaldım. Sonrasında gelen farkındalıkla elimi sertçe alnıma vurdum. Duhan'la öpüştüğümüzü sanmıştı. Kızardığımı hissediyordum. Hemde fazlasıyla. Bunun üzerine birde abim ve annemin merdivenlerden inmesi eklenirse, kızarmama kalp krizi ekleneceğinden hızlı adımlarla salona doğru ilerledim.

İçeri girdiğimde Asya ve Ecem çoktan sofraya oturmuş, Fred türbüşonla şaraplardan bir tanesini açıyordu. Hiçbir şey demeden Ecem'in karşısına oturdum. Fred'in bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Duhan yanıma oturduğunda ve annemler salondan içeriye giriş yaptığında çok geçmeden hepimiz yemek masasında buluşmuştuk.

Masadaki yemekler gerçekten mükemmel görünüyordu. Ecem kendini fazlasıyla zorlamıştı. Bakışlarım masadaki beyaz kasenin içesindeki yaptığımız salataya denk geldiğinde oturduğum yerde rahatsızca hareket etme gereksinimi duydum.
"Demek bana sürpriz yaptınız."dedi annem bakışlarını yemek masasında gezdirirken. Fred'in az önce doldurduğu şarap bardağını dudaklarına götürmeden önce hepimizi sırayla inceledi ve "Yemekleri nereden sipariş ettiniz bakalım? Çünkü sizin yapamayacağınız kadar lezzetli görünüyorlar." dedi özellikle ben, Fred ve abime bakarak. Biz üçümüz annemin bizi böylesine iyi tanımasına gülerken, Ecem'de annemin ona bilmeden ettiği itiraftan dolayı kızarmış bir şekilde gülümsüyordu.

"Bu seferki sipariş değil. Ecem'in eseri."dedi abim kız arkadaşına kaçamak bir bakış atarak. Önceki gelişi ani olduğu için dakikalar içerisinde eve en yakın olan yerden yemek söylemek zorunda kalmıştık. Annemin bakışları ikisinin üzerindeydi. Şarabını dudaklarından çektiğinde "Hadi başlayalım öyleyse."diyerek yemeye başlamamız için bizlere izin verdi. Fazlasıyla aç olduğumdan dolayı her yemekten ufakta olsa bir parça almaya çalışıyordum. Bugün staja neredeyse geç kalacağım için kahvaltı bile edememiştim. İlk öğünüm bu olacaktı.

"Kıtlıktan mı çıktın? Az yavaş ol."Fred'in bana söylediği şeyle başımı hafifçe kaldırarak kıstığım gözlerimle tehditvari bakışlarımı ona yolladım. Yemek yerken bana bir şey dememesi gerektiğini ne zaman öğrenecekti bu çocuk?

"Yemeyini ye Fred."dedim onu takmadığımı belli ederek. Gözlerini devirerek "Ölme diye diyorum."diye homurdandı ve Asya'ya "Şu önündekini uzatır mısın?"diye sordu. Asya önündeki soslu yemeği Fred'e uzatırken ağızında bir şey çiğniyordu. Hızlı hızlı ciğnediği yemeği yuttuktan sonra "Bu dehşet bir şey!"diye ekledi ve tabağına geri döndü. Tabağına baktığımda az önce Fred'e uzattığı yemeği iştahla yediğini fark ettim.

"Ne ki bu?"diye sordu Fred kaşlarını çatarak yemeğe bakarken. Ecem başını biraz uzatarak Fred'e döndü ve gözleriyle Duhan'ı işaret ederek "Levrek Külbastı o. Kaşla göz arası Duhan yaptı."dedi. İstemsizce bakışlarım Duhan'ın bulduğunda sol profiline bakıyordum. Kulağının arkasındaki hilal dövmesi, havuza atladığımız geceyi saymazsak, ilk defa bu kadar net bir biçimde gözümün önündeydi. Küçük ama güzel bir dövmeydi. Bakışları ilk başta kendi tabağında olsa da ondan bahsedilmesiyle birlikte masaya dönmüştü. Tabağında beraber yaptığımız salata ve Ecem'in lazanyasından vardı.

"Bu çok iyi!"Fred'in tepkisiyleyle ona döndüm. Ağızındaki yemek bitmeden konuşmuştu. Bu yüzdende annemin imalı bakışlarının hedefinde o vardı. Fakat o bunu umursamadı. Az önce Asya'ya uzattığı, Duhan'ın yaptığı yemeğe baktım. O şey gerçekten balık mıydı? Mutfak hiç balık kokmuyordu ama. Tek kokan şey güzel bir sostu.

Fred aralarında abim oturduğu için kafasını biraz uzatarak Ecem'e baktı.

"Canım yengem senin de hakkını yememek lazım. Karnıyarık efsane."dediğinde Ecem yüzünü buruşturarak güldü. Yenge ne? Abim ondan beklenileni yaparak Fred'in kafasına eliyle sertçe geçirdi.

"Zevzekliği keste uslu uslu zıkkımlan."dediğinde Fred inleyerek elini az önce abimin vurduğu yere, kıvırcık saçlarının içine daldırdı. Orayı ovuştururken "Kafam yarık."diyerek yüzünü buruşturdu. Gözlerimi devirerek yemeğime döndüğüm sırada annemin Fred'e "İkisi de kendilerini aç kalmaktan kurtarmış."demesiyle yediğim köfte boğazıma kaçtı. Ben şiddetle elime aldığım peçeteye doğru öksürürken Asya elini sırtıma sertçe geçirdi. Bir yandan sırtımdaki acıyla inlerken diğer yandan nefes almaya çalışıyordum. Fred "Ben demiştim." dediği sırada Ecem, köşedeki bardaklardan birine bana su doldurmak için uzanırken onu bekleyemeyeceğimden önümdeki kırmızı şarabı alarak kafama diktim.

Artık boğazımda köfte yoktu ama midemin iyi halde olduğu söylenemezdi. Aniden içtiğim şarap yüzünden midem ayağa kalkmıştı. Kusmamak için sertçe yutkundum. Kızaran gözlerimle bana dönük yüzlere baktım ve boğazımı temizleyerek "Tamam iyiyim."dedim kısık sesimle. Duhan'a baktığımda elini alnına paralel olacak bir şekilde yaslamış, bıyık altından gülüyordu. Neye gülüyordu? Aptal adam, senin yüzünden ölüyordum az önce! Hırsımı alamayıp ayağımla sertçe bacağına vurdum. İlk başta tepki vermese de başını yavaşça bana doğru çevirmiş ve acımadığını belli edecek şekilde "Ah."dedi saniyeler sonra sadece ikimizin duyabileceği bir ses tonuyla.

Annemin yeşil gözlerinin hedefinde Duhan vardı. Konuyu dağıtmak istemiş olacak ki "Evet Duhan..." dedi dikkati kendine çekmek adına. Duhan anneme doğru dönerken oturuşunu düzeltti. "Hangi bölümde okuyorsun?"diye sordu annem.

Dirseklerini masaya dayamış tek yumruk yaptığı ellerini de çenesine yaslayarak tüm dikkatiyle Duhan'ı dinliyodu.

"Mimarlık son sınıf öğrencisiyim."dedi oldukça net bir ses tonuyla. Duhan hakkında bildiğim tek şey buydu. Mimarlık okuduğu ama kaçıncı sınıf olduğunu bilmiyordum. Demekki onunla da aramada üç yaş vardı. Annemin onu soru yağmurun tutucağının farkındaydım fakat buna engel olmak gibi bir niyetim yoktu. Çünkü ona dair bir şeyler öğrenmeye ihtiyacım vardı. Ne kadar basit şeyler de olsa. Annem gülümseyerek başını onaylarcasına yavaşça salladı.

"Umarım bir gün italyada bulunursun. Senin gibi bir mimarlık öğrencisinin ilgisini çekebilecek çok güzel yapılar var."dedi ülkesine aşık olan bir kadın olarak. Annem haklıydı. İtalya mimari açıdan insanı büyüleyen bir yerdi. İtalya insanı kendine hayran bırakıyordu. İtalya özlemim depreşti...

Duhan kuruyan dudaklarını önündeki kırmızı şarapla ıslattı. Kadehi kendinen uzaklaştırıken dudağındaki kalan şarabı yaladı. Derin bir nefes verdikten sonra "Aslında geçen yıl iki aylığına staj için Roma'ya gitmiştim."dediğinde kaşlarım havalandı. Annemde şaşırmış olacak ki kaşları havalandı. Ardından keyifle yüzü gerildi.

"Sai parlare italiano?"annemin sert aksanı yüzünden sorduğu soru daha çok polisin suçluyu sorgulaması gibi ürkütücü duyulmuş olsa da bu annemin en nazik haliydi. Duhan ufak bir tebessümle "Posso parlare un pò di italiano." diye cevap verdiğinde şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. Annem ona italyanca konuşabiliyor musun? diye sorduğunda onun cevabı birazcık konuşabiliyorum olmuştu. Annemin yüzündeki gülümseme aldığı cevapla birlikte daha sıcak bir hal aldı ve oturduğu yerde geri yaslanarak "Ailen senin gibi bir çocukları olduğu için gurur duyuyor olmalı."dedi hayranlıkla. Adam dövebiliyor, yemek yapabiliyor, italyanca ve güzel konuşmasını biliyor... gerçekten de annem için ideal bir damatsın. Tabi adam dövebiliyor olman annemin kriteri değil, yanlış anlaşılma olmasın.

Duhan annemin sorusuyla birkaç saniye duraksadı ve dudaklarını sertçe birbirine bastırarak bekledi. Neden böyle durma gereksinimi duymuştu ki? Ailesel problemleri olabilirdi. Belkide nasıl açıklayacağını kafasınada toparlıyordu. Annemin böyle bir yorum yapmasına gerçekten gerek var mıydı?

"Umarım duyuyorlardır." Dediğinde annemin yeşil gözleri durumu sorgularcasına kısıldı. Hadi ama anne demekki bir sıkıntısı var! Üstüne daha fazla gitmesen? Açıkçası merak etmediğimi söylersem oldukça büyük bir yalan söylemiş olurdum ama saygı duymam gerekiyordu. Böylesine bir diretmeyle ailesel şeylerini öğrenememliydim. Onun yaptığının aksine...

"Aslında... Beni evlat edinen ailemi de üç yıl önce kaybettim."dediğinde boğazımdan kulaklarıma doğru yükselen acıyla sertçe yutkundum. Bunu burada, bu şekilde söylemek zorunda bırakılmamalıydı. Ne demem gerekiyordu? Çok üzgünüm falan mı? Bu teselli edilebilecek türden bir şey değildi ve ne tepki vermem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Annemde aynı bilinmezliği yaşıyor olacakki Duhan'ı sıkıştırmamak için parlayan yeşil gözlerini kaçırdı. Rahatsız edici sessizliği bozan şey, Duhan'ın çalan telefonuydu. Yanlışlıkla gözüm telefonuna kaydı ve yazan adı okudum. Koray...

Duhan yüzünü buruşturarak ilk telefona baktı. Ardından yüzünü düz bir ifadeye sokarak anneme döndü.

"Buna bakmam lazım. İzninizle."diyerek masadan kalktığında gözlerimi ondan ayıramaz bir haldeydim. Salondan çıktığından emin olduktan sonra içimde ne ara büyüdüğünü bilmediğim sinirimle anneme döndüm.

"Ne gereği vardı böyle bir konu açmaya?"diye Duhan'ın duymaması için fısıldar bir tonda sorduğum soruyla annem afallayarak gözlerini kırpıştırdı.

"Ben böyle bir şey diyeceğini tahmin edemedim."dedi çekingen bir şekilde. Annem haksız olduğunun farkındaydı. Sormaması lazımdı. Bunu bildiğindendi bu tavrı. Fakat onun aksine abim "Fazla yüklenmiyor musun sencede? Nereden bilebilirdi?"diye oldukça ciddi bir ifadeyele araya girdiğinde bakışlarım koyu kahvelerini buldu. Tam cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki gözleriyle salonun kapısını işaret etti. Sakinleşerek oturduğum yerde geri yaslandım.

Duhan sandalyesinin başına geldi ama oturmadan orada öylece dikildiğinde omzumun üzerinden bakışlarımı ona doğru kaldırdım.

"Böyle kalktığım için üzgünüm ama gitmem gerek."dediğinde annem ayağa kalacak gibi olduğunda hızlıca "Lütfen rahatsız olmayın."diğerek onu geri oturttu. Yüzündeki ufak tebessümüyle birlite "Hepinizle tanıştığıma çok memnun oldum."dediğinde annem gülümseyerek "Bizde."diğerek herkes adına cevap verdi. Fred, Asya ve Ecem'in de yüzünde aynı türden bir gülümseme vardı ama abim için aynısı söylenemezdi. Sert bakışlarıyla elinde olsa Duhan'ı bir saniye bile burada tutmayacağının mesajını veriyordu.

"Ben seni geçireyim."dedikten sonra oturduğum yerden kalktım. Duhan "İyi akşamlar."diğerek salonu terk ettiğinde hızlı adımlarla peşinden ilerledim. Kapının oradaki antika vazonun olduğu yerde onu yakaladığımda elini çoktan dış kapının koluna atmıştı. Adım seslerimi duyduğunda omzunun üzerinden bana baktı ama çoktan kapıyı aralamıştı. Ne diyeceğimi bilmiyordum ama kapıya çıkması için işaret ettim. Kapıyı benim de çıkmam için aralık bıraktı. Aralık kapıdan çıktıktan sonra ardımdan kapattım. Kemikli yüzü ne diyeceğimi merak ettiğinden bana doğru dönmüştü.

Hava karardığı için yanan sarı bahçe aydınlatmaları sarı gözlerini daha belirgin bir hale sokmuştu. Gözlerimi ondan kaçırdım ve alt dudağımı ağızımın içine yuvarlayarak dişledim. Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Tek bildiğim şey şuan kötü hissettiğimdi. Derin bir nefes vererek tekrardan karanlıkta parlayan sarı gözlerine baktım.

"Özür dilerim." diyebildim sadece. Duhan'ın kaşları çatıldı. Neden özür dilediğimi sorgular gibiydi ama anlamamış olmasına imkan yoktu.

"Özür dilemeni gerektirecek bir şey yok."dedi hiç beklemeden. Sesi masafeliydi ama dediklerinde ciddiydi. Gerçekten özür dilememi saçma mı bulmuştu?

"Yine de senin özelin."Bakışlarını birkaç saniyeliğine benden kaçırarak alayla güldü. Gözüm yine dudağının altındaki gamzeye takılı kalmıştı. Sarı gözleri benimkileri bulduğunda hızlıca bakışlarımı oradan çektim.

"Birincisi, benim senin hayatına bodozlama dalmama rağmen senin benim hayatıma saygı duyuyor olman komik.

İkincisiyse..."alaycı gülümsemesinin yerini sıcak bir tebessüm aldı.

"O senin annen. Kızının etrafında dolanan ne olduğu belirsiz adamın kim olduğunu merak etmesi normal."şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Böyle bir cevap beklemediğim bir gerçekti. Daha çok boşver yada önemli değil, alıştım tarzında kısa ve beni geçiştirecek şeyler bekliyordum.

"İyi geceler Anı."diyerek cevap vermeme fırsat vermeden arkasını dönüp bahçe kapısına doğru ilerlediğinde sadece arkasından baktım. Söyleyecek bir şeyim yokken laf kalabalığı yapmanın bir anlamı yoktu. Kapattığım kapının yanındaki duvara yaslanarak arabaya binişini izledim.

Bir keresinde babamla beraber yaşadığımız evin bahçesinde yeni doğmuş bir kedi yavrusu bulmuştum. O kadar küçüktü ki hormonlu bir böceğe benziyordu. Onu kucağıma alıp aynı bir anne gibi hiç gocunmadan küçük kediyi yaşatmaya çalıştığımda henüz on yaşındaydım. Saatlerce onu sıcak tutmaya çalışmış, ıslak bir bezle alt tarafını ovuşturarak tuvaletini yapmasına yardım etmiştim. Fakat bu yeterli olmamıştı. Çünkü onun ihtiyacı olan kişi gerçek annesiydi. O gece kucağımda uyuyor sanıyordum ama meğer küçük bedeni bu dünyaya gelir gelmez yalnız bırakılmayı kaldıramamış ve buraları terketmişti. Babam ben uyuyakaldığımda kediyi kontrol etmiş ve öldüğünü anlamıştı. Sabah kalktığımda ve kucağımdaki kedinin kaybolduğunu fark ettiğimde ağlayarak babama koşmuştum. Beni kucağına oturtmuş, saçımı okşarken "Annesi onu aldı ve daha mutlu olacağı bir yere götürdü."demişti ama bu ağlamamı dindirmemişti.

"Annesi onu terketmişti. Ben daha güzel bir anne olurdum."demiştim hıçkırıklarımın arasından. Babamsa saçlarımın arasına bir öpücü kondurarak "Bazıları anne olmayı haketmez ama olur işte. Sen bugün, büyüdüğünde çok güzel bir anne olacağını kanıtladın prenses."demişti gururlu bir şekilde. O yaşta bile bir annenin çocuğunu terkedebilme fikrini kabullenemezken şimdi karşımda yalnız bırakılmış bir adam vardı. Benim kedim annesiz kaldığı için ölmüştü ama Duhan bunun üstesinden gelebilmişti. Gelebilmiş miydi gerçekten?

"Onu sevdim."kapattığım kapıdan gelen Fred'in sesiyle irkilerek kendime geldim. Duhan çoktan gitmişti. Kollarını birbirine dolamış bir biçimde kapının pervasına yaslanmış olan Fred'e baktım. Kahverengi gözleri dakikalar önce arabasının park halinde olduğu yerdeydi. Ona baktığımı farkettiğinde bakışları olduğum yere döndü. Yüz ifadesi alaycılıktan uzak, mimiksizdi.
"Bana tek bir şeyin cevabını ver."dedi tek nefeste. Sadece dinlemeye devam ettim.

"Karışılığında senden ne istedi?"hesaptaki açığı Duhan sayesinde kapattığımı biliyordu. Parçaları birleştirmek zor değildi. Hayatımda birden beliren bir adam ve hesaptaki açığın kapanması... Açıkçası biliyor olması umrumda değildi. Çünkü geri dönemeyeceğim bir yola çoktan girmiştim. Yaslandığım yerden çekilerek birkaç adımda Fred'e yaklaştım. Aynı o gün beni duvar ve kendi arasına sıkıştırdığında olduğu gibi aramızda çok az bir mesafe kaldığında durdum.

"Sen yıkarsın, ben toplarım Fred. Daha fazlasını sorgulamanın o uyuşmuş beynin için hiçbir yararı yok."dedim aynı onun cümleleriyle. Gözlerindeki şaşkınlığı görebiliyordum. Çünkü ilk defa yüzüne karşı bu kadar açık bir şekilde uyuşturucu sorununu dile getirmiştim.

Bundan sonra böyleydi. Madem o sadece yıkmasını biliyordu, daha fazlasını sorgulamaya da hakkı yoktu. Aynı benim yıkmaya ve yıkılmaya hakkım olmadığı gibi.

Beni birazcık motive etmek ister misiniz?
O zaman yorumlarınızı bekliyorum...
🌻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.