11. bölüm / 31
Güneş Kapanı11-Show
Bölümler 31Şu an: 11-Show
- 1 1-Satır Başı2.515 kelime
- 2 2-Kaybolmuş Hayatlar3.590 kelime
- 3 3-Yeni Düğüm5.251 kelime
- 4 4-Ölüm Meleği6.267 kelime
- 5 5- Kanadı Kırık Anılar5.385 kelime
- 6 6-Çürük Kale5.540 kelime
- 7 7-Annesiz Kedi3.366 kelime
- 8 8-Anahtar Kralı4.180 kelime
- 9 9-Büyük Balık Küçük Balığı Yer5.229 kelime
- 10 10-Şüphe Çıkmazı4.065 kelime
- 11 11-Show5.844 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12-Hata4.974 kelime
- 13 13-Giz Halatı4.497 kelime
- 14 14-Kötü şeyler yapan İyi Adamlar4.251 kelime
- 15 15-Yanlış3.453 kelime
- 16 16-Ölüm Çukuru5.743 kelime
- 17 17-Yirmi Yedi5.810 kelime
- 18 18-Ayçiçeği4.717 kelime
- 19 19-Tetik4.066 kelime
- 20 20-Suç Ortağı4.557 kelime
- 21 21-İhtimaller Korkuyu Besler4.032 kelime
- 22 22-Alt ve Üst3.203 kelime
- 23 23-Güven4.593 kelime
- 24 24-Karanlık Koridorlar6.119 kelime
- 25 25-Ağır Yükler6.781 kelime
- 26 26-Kalbe Yakın7.725 kelime
- 27 27-En Baştan5.529 kelime
- 28 28-Serbest Düşüş6.511 kelime
- 29 29-Soğuk4.367 kelime
- 30 30-Kör Düğüm3.498 kelime
- 31 31-On Dört ve On Yedi Yaş4.429 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uzatmıyorum ve iyi okumlar diliyorum...
🌻
Kafamın içindekiler ve kalbimin birbirleriyle çeliştiği nadin anlardan birindeydim. Eskiden, yani bundan yaklaşık bir ay önce, kendim için düz ve net bir insan olduğumu söyleyebilirdim. Hiçbir zaman duygularım düşüncelerimin önüne engel olmazdı. Çünkü olmasına izin vermezdim. Ama o yakınımdayken bunu yapamıyordum.
Yanındaki yolcu koltuğana başımı yaslamış, dışarıyı izlemek üzere bakışlarımı cama çevirmiştim ama dakikalardır izlediğim tek şey onun camdan yansıyan yüzüydü.
Her şeyi fazla uçlardaydı. Duyguları, tepkileri ve düşünceleri. Onu asıl tehlikeli kılansa buydu. Ona baktığımda, sarı gözlerinden geçen saniyelik duygular sayesinde, yaşamak istediğini haykıran o adamı görebiliyordum ama eylemleri bunun tam tersiydi. Sonrasını düşünmeden tehlikeye doğru ilerleyişi, Duhan gibi bir adam için fazla mantıksızdı.
Ve ilgimi çeken şeyin tam olarak bu bilinmezlik olması, işimi zorlaştıran en büyük etkendi. Söylediği her söz, ardından gelecek olan cümleyi merak etmeme neden olurken ondan uzaklaşabilmem, hastaneden sıkılmam gibi imkansızdı.
Kendine dair benden gizlediği her sırrı iliklerime kadar merak ediyordum. Ve kafamın içindeki kemirgenlerin de beni bu konuda serbest bırakacaklarını hiç sanmıyordum.
Duhan Alkan'ın canını yakan yaraların görmem gerekliydi. Sadece bu sayede kafamın içinde dönen hastalıklı teorilerin sonunu getirebilirdim.
Araba, ki bence arabadan daha fazlası, yaşadığım apartmanın önünde durdu. Bakışlarımı birinci kattaki dairemize çevirdiğinde ışıkların yanıyor olması derin bir nefes vermemi sağladı. Ecem'e ihtiyacım vardı.
"Eğer gitmek istersen-"artık bu konuşma sinirimi bozmaya başlamıştı. Bu yüzden sözünü kesmek zorunda kalmıştım.
"Artık bu konuyu kapatır mısın? Ne bu böyle durmadan gitmekte gitmek? Gitmiyorum işte."sinirle kemerimi çözdüm ve olduğum yerde dönerek yüzümü ona çevirdim.
"Sen bana kardeşim için ihtiyacım olan parayı verdin, bende sana işlerinde yardım edeceğime dair söz verdim."hafif çatılmış kaşlarıyla dikkatle beni dinlerken devam ettim.
"Tercih hakkım olmasını istedin. Bende tercihimi yapıyorum işte."yüzünün her zerresini ezberlemek istercesine bakışlarımı onda gezdirirken en sonunda kahvelerimi Güneşe benzeyen sarılara diktim.
"Gitmiyorum ve seni seçiyorum."kuruyan dudaklarımı dilimleme ıslattığımda bakışları oraya kaymış olsada saniyeler içerisinde kendini toparlamıştı. Bu anlık şey bile göğüs kafesime ağrı sokmayı başarmışken devam ettim.
"O gece bana yardım etmeyi seçtiğin gibi bende sana yardım etmeyi seçiyorum." Sözlerim onda büyük bir şaşkınlık yaratırken sertçe yutkundu ve gözlerini kırpıştırarak benden kaçırdı. Bundan ne anlam çıkartmalıydım? Bu gecenin burada son bulması gerekliydi.
Kapının kulpuna uzanırken ona bakmaya son verdim. Sarı gözlerinin üzerimde olduğunu bilsem de ona bakmamak işimi daha kolay bir hale sokuyordu.
Arabadan inmeden önce, "Yarın saat altıda evine gelirim."dedim ve beklemeden dışarıya çıktım.
Seri adımlarla apartman girişine vardığımda, kapının şifresini girdim. Kapı açıldığı esnasa arabadan gelen motorun çalışma sesiyle eş zamanlı olarak içeriye girdim.
Ona dönüp bu gece son bir kez daha bakmadığım için pişman olmuş olsam da merdivenlerden yorgun adımlarla yukarıya çıkmaya başladım.
Ondan hoşlanıyorsun.
Hayır.
Öyleyse onu beğeniyorsun.
Muhtemelen herkes onu beğenir.
Herkes kaşla göz arası birinin üstünde ısteka kıran bir herifi sevmez.
Ecem'le yaşadığımız dairenin önüne geldiğimde, kapının yanındaki kuyu şeklindeki doğal gaz kutusuna parmaklarımın ucunda yükselerek evin anahtarına uzandım.
"Keyfinden yaptı sanki."kendi kendime söylenirken anahtarı yuvaya geçirdim.
Keyfinden yapmamış olması, yaptığı gerçeğini değiştirmiyor.
Bıkkınlıkla bir nefes vererek kapıyı açtım. Ayakkabılarımı çıkartıp dolaba kaldırırken göz ucuyla salondaki koltukta uzanmış bilgisayarıyla uğraşan Ecem'e baktım. Kapıyı kapattığımda çıkan sesle beraber bu tarafa dönmüştü.
"Hoş geldin."derken yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Hoş geldinin "i"sini uzatması gözümde onu daha sevimli kılarken gülerek "Hoş buldum."diye karşılık verdim.
O bilgisayarına geri dönerken bende lavaboya ilerledim. Ellerimi yıkarken yansımamla göz göze geldiğimde birkaç saniye duraklama gereksinimi duymuştum.
Bu gece ondan uzaklamam için bana fırsat vermişti. Bunun muhtemelen nedeni beni dahil ettiği şeyin ciddiyetini kavramış olmasıydı. Ama zaten bunu başından beri düşünüyor olması gerekmez miydi? Hayır, hayır bu gece yaptıklarının nedeni bu değildi. Daha farklı bir şey olmalıydı. Bir tetikçi bu kadar yüzeysel düşünüyor olamazdı.
Lavabodan çıkarken arka cebimden çıkardığım telefonumu karıştırmaya başladım.
Gazel'in arabasındayken çektiğim dosyanın sayfalarında bakışlarımı gezdirdim. Gerçekten Gazel'in dediği gibi anne ve babasının adından, banka bilgilerine kadar çoğu bilgi burada vardı. Okuduğu okullara bakarken, lisesinin adında bakışlarım takılı kaldı.
Özel İtalyan Lisesi
Alayla gülerek, "Birde birazcık konuşabiliyorum diyor."diye mırıldandım kendi kendime. Mutfak tezgahının oradaki bar sandalyelerine oturduğumda, dirseklerimi tezgaha dayayarak daha dikkatli bir şekilde sayfaları inceleme başladım.
Eğitim hayatı anladığım kadarıyla bu zamana kadar fazla başarılı geçmişti. Üniversite sınavında bölüme birincilikle girmiş ve bölümünün derece öğrencilerindendi. Üçüncü sınıfta Erasmus yapmış ve önceki yazlar da yurt dışında stajlar yapmıştı. Yarı zamanlı tetikçi olduğu düşünürse, bu hayat temposunda not ortalamasının bu denli yüksek olması insanı fazlasıyla şaşırtan bir ayrıntıydı.
Evinin adresini zaten bildiğimden ve iban numarasıda pek ilgimi çekmediğinde bu gereksiz bilgileri es geçtim. TC kimlik numarasına kadar çoğunu şeyini öğrendiğimi varsayarsak artık dosyayı incelemeyi bırakmalıydım. Ama bakışlarım bu kez de anne ve babasında takılı kaldı.
Deniz ve Alihan Alkan
Kaşlarım düşünceli bir şekilde çatılırken telefonun kenarına basarak ekranı kapattım. Alihan Alkan ismi bana neden bu kadar tanıdık geliyoru?
Alihan Alkan...
"Nezarette kalsın bu gece. Önüne gelenle dalaşmaması gerektiğini öğrensin artık. Almaya gelmiyorum onu."babam telefonda biriyle konuşuyordu. Yaklaşık dört yıl önceydi ve lisenin son zamanlarıydı. Çalışma odasının kapısını tıklatmıştım ama telefonla konuştuğu için beni duymamıştı. Sinirli olduğunu biliyordum ama şuan nedenini hatırlamasam da önemli bir şey için onunla konuşmam gerekliydi. Çekinerekte olsa odasına girdiğimde, masasının önünde telefonuyla konuşurken sağ sola ilerleyerek volta atıyordu. Sinirliydi ve kendini dizginlemeye çalışıyordu. Gömleğinin birkaç düğmesini açmış, ceketini üzerinden çıkartmıştı.
Odaya girdiğimi farkettiğinde ise kararmış gözleri yüzümde takılı kaldı. Ardından telefondaki kişiye, "Haber verdiğin için sağol Alihan. Bu gece Cenk sana emanet."dedi ve birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından "İyi geceler."diyerek telefonu kapattı.
Sertçe yutkunarak kararmış telefon ekranından bakışlarımı çektim. Babamın konuştuğu Alihan, Duhan'ın babası olabilir miydi?
Koltukta uzanmış kucağındaki bilgisayardan bir şeyler izleyen Ecem'e bir süre tereddütle baktıktan sonra dayanamayarak ona seslendim.
"Ecem."elimdeki telefonu mutfak tezgahına bırakarak bar sandalyelerinde rahat bir pozisyon almaya çalıştım. Bu pek mümkün değildi. Ecem filmini izlemeye devam ederken "Efendim?"diye cevap verdi.
Düşünceli bir şekilde alt dudağımı dişledim. Saçmalıyor olabilir miydim?
"Alihan Alkan'ı tanıyor musun?"sorduğum soruyla birlikte ilk önce kaşları çatıldı. Ardından bilgisayarı klavyesinde boşluğa basarak filmi durdurdu. Yastıktaki başını kaldırmadan bana döndüğünde onun da yüzüne düşünceli bir ifade yayılmıştı.
"Nedense adı çok tanıdık geliyor."dediğinde başımı sallayarak onu onayladım.
"Değil mi? Bana da ama bir türlü hatırlayamıyorum."ben bunları söyleyince Ecem bilgisayarının klavyesinde parmaklarını gezdirmeye başlamıştı bile. Birkaç saniye sonra kaşları şaşkınlıklı havalanmıştı. O ekranda bir şeyler okurken, oturduğum yerden kalktım ve yanına ilerledim.
"Eski İstanbul emniyet müdürüymüş."dediğinde adımlarım yavaşladı. Sehpanın önünde durduğumda olduğum yere çökerek ahşap sehpaya oturdum.
Duhan'ın babası eski İstanbul emniyet müdürü müydü?
Düzeltiyorum: Bir tetikçinin babası İstanbul emniyet müdürü müydü?
Ecem yattığı yerden dikleştiğinde, kucağındaki bilgisayarı hızlıca elinden kaptım. İnternette Alihan Alkan'ı aratmıştı. Ana sayfaya düşen haberlerde bakışlarımı gezdirdim.
Neredeyse hepsi başarılı yürüttüğü operasyonlar hakkındaydı.
"Şimdi hatırladım."dediğinde aniden Ecem'e döndüm. Bakışları salonun içinde dolanırken yüzünde eskiyi yatırlamaya çalıştığını belli eden bir ifade vardı.
"Cenk'le ilişkimizin başlarıydı. Üstün amcayla beraber bu adamın cenazesine gitmişlerdi. Cenk'le üç gün konuşamamıştım. Adamın oğlunun yanındaydı."kahve gözleri benimkileri bulduğunda, farkındalığın verdiği etkiyle ağzıma açık kalmıştı. Zorlukla tekrardan bilgisayar ekranına döndüğümde parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirdim.
"Evet, sanırım o adam Alihan Alkan'dı." Bilgisayarda Alihan Alkan'ın bilgilerinin olduğu sayfaya girdiğimde, omuzlarım güçsüzlükle çöktü. Kafamın içindeki çınlama katlanılmaz bir hal almışken Ecem, "Sen şimdi neden durup dururken bunu sordun ki?"diye sorduğunda bakışlarımı zorlukla Ecem'e çevirdim.
Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattıktan sonra sertçe yutkundum. Bu tepkim Ecem'in kaşlarının ortasında derin bir şüphe çukuru oluşturmuştu.
"Alihan Alkan, Duhan'ın babası." Bunu sesli bir şekilde dile getirmek, kemirgenlerin kafamın içinde tepinmeye başlamasına neden olmuştu. Ecem'in suratı aynı benim gibi farkındalıkla aydınlanırken, göğüs kafesimin tam ortasındaki sızı tüm bedenime yayılmaya başladı.
Alihan Alkan ve babam arkadaşlardı. Aynı şekilde abim ve Duhan'da arkadaşlardı. En azından bir zamanlar öyle olmaları gerekiyordu. Ecem'in dediğine göre, yani üç gün Duhan'ın yanından ayrılmadığına göre, aralarındaki ilişki basit bir arkadaşlıktan daha fazlasıydı.
Abim Duhan'ın ne yaptığını biliyordu. Ve bu yüzden ondan uzak durmamı istiyordu.
Titreyen ellerimle bilgisayarın ekranını indirirken karşımda duran Ecem bir şeyler diyordu ama onu duymuyordum. En sonunda ayağa kalktı ve görüş açımdan çıktı. Kucağımdaki bilgisayarı karşımaki koltuğun üzerine koyduktan sonra direseklerimi dizlerime yasladım ve ellerimle saç diplerimi kavradım.
Duhan, Jeton'a ilk geldiğim gece beni tanıyor olmalıydı. Bu yüzden bana yardım etmişti. Cenk Erel'in kardeşi olduğum için.
Annemin evine geldiğinde amacı beni tanımak değildi. Abimin dibine girerek risk analizi yapıyordu. Abimin tepkisini ölçebilmek için o gece eve gelmişti.
"Anı, bitanem konuş benimle." Ellerimi saç diplerimden çekerek dizlerime indirdim. Ecem bana içeriden büyük bir bardak su doldurup gelmişti. Uzattığı bardağı elinden alarak sakinleşmeye çalışarak kafama diktim.
Bardaktaki su bittiğinde sertçe sehpanın üzerine koydum. Ecem çıkan sesle birlikte irkildiğinde bakışlarım ona yöneldi.
"Ecem..."dedikten sonra soluklanma ihtiyacı durmuştum. Dizlerimin dibine çöktüğünde boylarımız eşitlenmişti. Dizlerimin üzerindeki ellerimi ince parmaklarıyla kavrarken gözleri, devam etmemi istediğini belli edercesine parladı.
"Ben çok büyük bir hata yaptım."Ve geri dönüşü olduğunu sanmıyorum.
🌻
Duhan'ın evine geldiğimde saat altıya geliyordu. Seri adımlarla otopark girişinden, taşlarla döşenmiş yolda ilerledim. Evin dış kapısına yaklaştığım esnada yerdeki aydınlatmalar yanmaya başlamışlardı. Sanırım saat ayarları vardı.
Sakinleşmem ve öğrendiklerimi sindirmem uzun bir geceye mâl olmuştu ama artık kendimi daha iyi hissediyordum. Benimle oyun oynuyordu ve bunu fazlasıyla kirli bir şekilde yapıyordu. Bildiği şeyleri bilmemezlikten gelmesi, ailem hakkında bu kadar şeyi bilmesi artık daha mantıklı geliyordu.
Kendi aptallığıma alayla gülerken kapının ziline bastım. Hiç tanımadığı birisi için kilometrelerce koşması, beni tanıyor olmasına rağmen dibime girerek "Seni tanımaya çalışıyorum."demesi ve tüm bunları bir aptal gibi "İyi niyet" göstergesi diye nitelendirmem ne kadar gülünç bir duruma düştüğümün sadece ufak bir göstergesiydi. Kendimden utanıyordum. Bu zekama edilmiş bir hakaretti ve sahip olduğum tek şeyin bu olduğu düşünülürse, damarlarımda dolanan kan öfkeyle kaynıyordu. Kimse beni aptal yerine koyamazdı.
Siyah renkteki dış kapı açıldığında karşımda dikilen kişi Laçin'den başkası değildi. Güldüğü için belirginleşen elmacık kemikleri ve parlayan kahve gözleriyle gereğinden fazla sevecen görünüyordu.
"Hoş geldin."derken o da Ecem gibi "i"yi uzatmıştı ama kulağa Ecem'inki kadar samimi gelmiyordu. Zoraki bir gülümsemeyle ona karşılık verdiğimde, kapıda kenara çekilerek geçebileceğim kadar boşluk bıraktı.
İçeriye girdiğimde karşımda salon vardı. Bu kısmı önceki gelişimde görmüştüm ama sol tarafımda kalan gri mutfağı ilk defa görüyordum. Fazla inceleme fırsatım olmamıştı ama aynı anneminki gibi ortada ada tezgah olduğunu görebilmiştim.
Ben salona geldiğimde Laçin'de kapıyı ardımdan kapatmış, peşimden salona gelmişti.
"Giyineceğin kıyafetler odanda, benim kontrol odasında ufak bir işim var. Hemen halledip yanına geleceğim." derken zaten merdivenin yanından başladığını yeni gördüğüm koridora doğru ilerlemeye başlamıştı. Yüzümü şaşkınlık ve anlamanın verdiği etkiyle buruştururken "Kontrol odası mı?"diye homurdandım. Fakat o bunu duyamadan gözden kaybolmuştu.
Umursamazlıktan gelerek omuzlarımı silktim ve merdivenlerden yukarı, odamın olduğu kata çıktım.
Üst kat bu sefer aydınlık olduğu için artık inceleyebilirdim. Bakışlarımı tavana çevirdiğimde, koridor boyunca devam eden dikdörtgen bir cam olduğunu gördüğüm. Bu koridor için soft bir aydınlanma sağlıyordu. Üst kat sadece üç odadan oluşuyordu. Benim odam, Duhan'ın odası ve ardında ne olduğunu bilmediğim siyah kapı. O odaya bir ara girmeyi kafama not ettim.
Kat çok açık bir griye boyanmıştı ve siyah kapılar fazla dikkat çekiciydi. Duhan'la odalarımızın kapıları yan yanaydı ve siyah iki kapı orada olduklarını haykırıyorlar , yada bana öyle geliyordu. Fakat iki kapının tam karşısında duran tabloda fazlasıyla dikkat çekiciydi.
Turuncu-sarı arasında bir renk, siyah ve lacivertten oluşan tablonun tam karşısında durarak dikkatle incelemeye başladım.
Hilal şeklindeki ay ve güneş birbirlerine girmiş gibiydi. Etrafları lacivertle boyanmış ve gökyüzü tasvir edilmişti. Fakat resimi sıradan Güneş ve Ay'dan ayıran şey sadece Güneş'in Ay'ın içine girmiş olması değildi. Birbirlerinin üzerlerine akmış gibiydiler. Hilal'in üst taraftaki ucu beyaz bir şekilde Güneş'e akmışken, aynı şekilde Güneş'te Hilal'in alt ucuna akmıştı. Bir süre daha başımı omzuma yatırarak resmi inceledim.
Merdivenlerden gelen seri adım seslerini duyduğumdaysa o tarafa döndüm. Laçin elinde küçük bir kutuyla kata çıktığında, hala kapının önünde olduğum için şaşırmış olacakki kaşları çatıldı. Ardından neyin önünde durduğumu farketti ve adımları yavaşladı.
"Bunlardan evin her yerinde var. İlk geldiğimde bende sergideymiş gibi her birinin önünde saatler geçirdim."bakışlarımı Laçin'den çekerek tekrardan tabloya diktim.
"Sanırım Duhan'ın Ay'a karşı bir takıntısı var. Çizdiği tablolar, dövmesi..."bir cevaba ulaşmayı umarak Laçin'e döndüğümde bana bakmıyordu. O da aynı benim gibi Duhan'ın tablosuna kitlenmişti. Dudaklarını sertçe birbirine bastırdı ve kahve gözlerini bana çevirdi. Yüzündeki düşünceli ifadeyle bana cevap vermek ve vermemek arasında kaldı. Ama en sonunda, "Hayat herkese adil davranmıyor."demekle yetindi. Yüzündeki aydınlık ifadenin anında yok olmuş olması, Ay'ın altında yatan hikayenin pekte iç açıcı olmadığı çıkarımına varmıştım.
Laçin'in birden, "Hadi hazırlayalım seni."demesiyle ona döndüm. O ise bana bakmadan çoktan arkasına dönmüş, odaya giriş yapmıştı. Tabloya son bir bakış attıktan sonra bende peşinden odaya girdim.
Oda, son gelişimden farklı değildi. Sadece yatağın üzerinde birkaç kutu ve çanta vardı. Muhtemelen gece için ihtiyacım olan şeylerdi bunlar. Ben yatağın yanına giderek kutuları açmaya başlamışken Laçin, camın önündeki perdeyi açarak güneşin içeriye dolmasına izin verdi.
Kutudan çıkan siyah önü açık topuklulara bakarken dudaklarımı büzdüm. Altını çevirerek numarasına baktığımda kaşlarım şaşkınlıklı havalandı.
"Ayakkabı numaramı nerden biliyorsunuz?"diye sorarken omzumun üzerinden Laçin'e döndüm. Yanıma geldiğinde elinde tuttuğu kutuyu bana uzattı. Elimdeki ayakkabıyı bırakarak uzattığı kutuyu aldım.
"Ben bilmiyorum. Sadece Duhan ve Koray biliyor."dediği şeyin saçmalığına gülerken uzattığı kutunun içindeki maske yüzünden kaşlarım tekrardan çatıldı. Yer yer taş işlemeli olan siyah maskeyi kutudan çıkartırken Laçin'e döndüm.
"Ben nasıl bir yere gidiyorum ya?"derken sesimdeki isyan eden tonlama Laçin'i şaşırtmıştı. İki kaşının ortasında şüphe çukuru oluşurken "Duhan sana operasyonu anlattığını söylemişti?"derken sesinde beni sorgulayan bir tını vardı.
Elimdeki maskeyi ayakkabı kutusunun yanına koyarken,"Bana sadece bir dolandırıcının evine gireceğimi ve yatalak annesinin fişini, kısa süreliğine, çekeceğimi söyledi."dedim bıkkınlıkla.
Baştan savma iş yapıyordu.
Laçin kutuların yanındaki çantalardan maşa ve makyaj malzemelerini çıkartırken, "Tamam ben sana özet geçeyim."diye lafa girdi. Yatağa oturarak onu dinlemeye başladım.
"Maskeli balo tarzı bir eğlenceye gidiyorsun. Evine gittiğin adamın nasıl biri olduğunu zaten Duhan sana anlatmıştır. Duhan içeride koruma kılığında olacak ve seni kollayacak. Sen kadının fişini çektiğinde ve alarm çalışmaya başladığında beraber oradan çıkacaksınız. Bu sırada Koray ve ben birkaç kilometre uzağınızda, sizinle iletişim halinde olacağız." Merakla ona bakarken başımı hafifçe omzuma yatırdım.
"Siz orada ne yapıyor olacaksınız?"diye sorduğumda maşayı fişe takıyordu.
"Koray bilgisayar işleriyle uğraşır, kameralar ve sizin kulaklıklarınızla o ilgilenecek. Bende ona yardım edeceğim. İçeri girmeden önce Duhan ve sana kulaklık takacağız. Bu sayede iletişim halinde kalacağız."o bunları söylerken bakışlarım istemsizce yanımda duran elbise kılıfına kaymıştı.
"Kulaklıklar sayesinde aynı anda dördümüz konuşabilecek miyiz?"
Başını yavaşça iki yana salladı ve yatakta yanıma oturdu. Elinde maşa vardı.
"Hayır sen, Duhan ve Koray'la konuşabileceksin. " Laçin sayesinde artık her şey daha netti.
Duhan sahadayken Koray arka planda çalışıyordu. Laçin'se operasyona göre joker görevi görüyordu. Kendimi fazlalık gibi hissetmiştim. Bence bu anlattıklarını kendi başlarına da yapabilirlerdi. Açıkçası, bu konu hakkında bu kadar rahat konuşabiliyor olmaları bir bakıma kan dondurucuydu. Belki buna profesyonellik deniliyordu ama ben buna uygun değildim. Bu gece bir kadının fişini çekecektim.
Laçin'in elinden maşayı almış kendi saçlarımı yaparken kafamın içindeki kemirgenler yine kendilerini belli etmişlerdi.
Kurdukları planları gerçekleştirmek için üç kişi yeterliyken, neden bir insan durup dururken dördüncü kişiyi bu gruba dahil etmek isterdi ki?
Duhan'a acilde bunun nedenini sorduğumda bana farklı bakış açılarına ihtiyacı olduğunu söylemişti ama bu saatten sonra Duhan'ın dediklerine koşulsuzca güvenmek gibi bir şansım yoktu. Her yaptığı ve söylediği şeyin yedi katmanı olduğu gibi bana sarf ettiği bu sözlerin altında da çıkarcı bir anlam yatıyor olması gerekiyordu. Duhan'ı çözümlemeye çalışmak, on bin parçalık puzzle yapmaktan daha zordu.
Kahve uzun saçlarımı dalgalandırırken uzanamadığım yerlere Laçin yardım ediyordu. Bunu bir ayna karşısında yapsam işim daha kolay olurdu ama bu gece bir kadının fişini çekme düşüncesi tüm beynimi işgal etmişken, bu fikir saçlarım bitmek üzereyken aklıma gelmişti.
Bundan sonra hep böyle mi olacaktı? Ne kadar devam edecekti bu şey? Bana verdiği para tam olarak kaç operasyona denk düşüyordu?
Saçlarım bittiğinde Laçin yüzüme hafif bir makyaj yapmıştı. Yüzümün yarısından fazlasını maske kaplayacağından abartmaya gerek duymamıştı. Ama bu ufak boyamasından bile yetenekli olduğunu anlamıştım. Ecem'le kapışırdı.
Laçin giyinmem için beni odada yalnız bıraktığında yataktan sonunda kalkabilmiştim. Ellerimi belime koyarak elbise kılıfıyla bakışırken, siyah kılıfa en ciddi ifademle bakıyordum. En fazla nasıl bir şey çıkabilirdi ki?
Kılıfın fermuarını henüz yarıya kadar indirmiştim ki kaçan keyfimle beraber yüzümü buruşturdum.
Yine mi?
En son saten giyindiğimde gece, kurşun yağmurundan kurtulmak için havuzun dibinde bitmişti ve karşımda duran siyah saten elbise beni bu gece konusunda pekte motive etmiyordu.
Elbiseyi askısından tutarak kılıftan çıkartırken gözlerimi kırpıştırdım. Siyah saten elbisenin ip askıları çapraz bir şekilde sırta doğru devam ederken yakası kare biçimindeydi. Elbise uzundu ve muhtemelen bu topuklularla elbiseye takılmadan yürümek beni zorlayacaktı. Kabullenmişliğin verdiği rahatlıkla elbiseye bakarken başımı elbise tercihlerini onaylarcasına salladım.
Fakat hayatımın şokunu elbisenin arkasını çevirdiğimde yaşamıştım. Gözlerim kocaman açılmışken hayal gücümle dekoltenin yaklaşık olarak nereme kadar açık olduğunu anlamaya çalıştım.
Ön taraflardan çapraz bir şekilde gelen ip askılar arkada X şekli oluştururken gördüğüm bu tasarımsal deformasyon yüzünden şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Gözlerimi her kapatıp açtığımda bu dekoltenin kapanmasını, kendimi yanlış görmüş olduğuma inandırmaya çalışıyordum.
Öncelikle, sağlıksız beslenmek ve Anı Erel aynı anlama geliyordu. Bu yüzden otuz altı beden olan vücudumun bu elbiseyi hakkıyla taşıyabileceğine inancım kürsel ısınmanın biteceğine olan inancımla denkti. Küresel ısınmanın bitmesine imkan yoktu.
Kendimi zorlayarak odamın içindeki lavaboya doğru ilerledim. Buradaki kimse güvenmiyordum, odaya her an herkes aniden gelebilirdi. Özel hayata saygı olsaydı ayakkabı numaramı ve bedenimi bana sorarak öğrenirlerdi.
Ebeveyn banyosu olmak için fazla geniş olan lavaboda gereğinden fazla zaman geçirerek kan ter içerisinde kalmıştım. Elbise tam bedenime göreydi ama saten...
Askıları uygun bir şekilde omuzlarımdan geçirdikten sonra daha fazla içeride kalmaya dayanamayarak söylenerek dışarıya çıktım. Bir yandan hala üzerimi düzeltmeye çalışıyordum.
"Askısına da satenine de-"söylenmemin kesilmesine neden olan şey araladık balkon kapısına yaslanmış olan Duhan'ı görmemdi.
Ben korkuyla elimi kalbimin üzerine götürdüğümde, girdiğim bu hale gülmüştü. Güldüğü için sarı gözleri kısılmıştı ve o dudağının altındaki ölüm çukuru belirginleşmişti.
Ben derin derin soluklanırken "Gülme öyle!"diye çıkıştım. Omzunu yaslandığı balkon kapısının pervazından çekerken hala gülüyordu.
Üzerinde onu olduğunda daha dikkat çekici gösteren bir takım elbise vardı. Gömlediği de dahil olmak üzere siyah takımının içinde bir korumadan daha çok, düzenlenen balonun sahibine benziyordu. Kumral saçları her zamanki gibi düzensizdi ama bu ona yakışıyordu.
Onu incelemem hoşuna gitmiş olacak ki yüzündeki gülümseme, ukala bir sırıtışa dönmüştü. Sert olduğunu umduğum bakışlarımı sarı gözlerine dikerken bana doğru geliyordu. Gerilememek için tüm irademi zorladım. Ellerin pantolonun ceplerinde, baştan aşağıya arsız bir şekilde beni süzdüğünde kızardığımı hissetti. Hatta alev aldığımı.
"Saten sana gerçekten yakışıyor."derken sesinde bunun sesli bir düşünce olduğunu belli eden bir sakinlik vardı. İltifatı karşısında kaşlarım sorgulayıcı bir şekilde havalanırken, "Bunu sen mi seçtin?"diye sordum gizlemeye çalışmadığım merakımla.
Sarı gözleri elbisemin askılarından, gözlerime tırmanırken başını onaylarcasına sallamakla yetindi. Sertçe yutkundum. Küle dönmüştüm.
"Havaların soğuduğunu düşünürsek, sencede bu kadar iddialı bir elbise birazcık fazla olmamış mı?" Birazcık derken sağ elimi havaya kaldırmış, işaret ve baş parmağımı aralarında az bir mesafe kalacak şekilde birbirlerine yaklaştırmıştım.
Bakışları elimdeyken başını hafifçe omzuna yatırarak, o insanı küle çeviren sarı gözlerini tatlı tatlı gözlerime dikti.
Bakma bana öyle.
"Sanırım buna bir çözüm bulabilirim." Dedikten sonra dikleşti ve yatağın üzerinde elbise kılıfının yanına ilerledi. Siyah elbise kılıfına uzanarak en dibine elini attı. Çıkarttığı siyah şalla bana döndüğünde bakışlarında zafer kazanmış bir pırıltı vardı. Bu da kabuldü.
Şalı görmememin nedeni muhtemelen elbiseyi alırken onu kılıfın içine düşürmemdi. Şalı açarak yanıma geldiğinde, arkama geçerek nazikçe omzularıma bıraktı. Sıcak nefesimi saç diplerimde hissettiğimde gözlerimi yumma gereksinimi duydum.
Bundan nefret ediyordum. Saniyesinde düşüncelerimi değiştirebiliyor oluşundan nefret ediyordum.
Titrek bir nefes vererek gözlerimi araladığımda bedenimin, o yakınıma geldiğinde verdiği tepkilere sayısız küfür savurdum. Bana neler oluyordu? Ben böyle kolay kolay etkilenen biri değildim.
Kendine gel Anı! O senin hayatına bodoslama girmiş bir saygısız! Ne kişisel alanına ne de sana saygısı yok.
Aslında bana yaptığı bir saygısızlık yok. Hatta fazla düşünceli.
O yüzden seni sebebini hala bilmediğimiz nedenler yüzünden kullanıyor değil mi?
Beni kullandığı falan yok. Her şey kar-
Her neyse...
Kafamın içindeki Anı yine göğüs kafesimden içeriye bir sızı yayılmasına neden olmuşken bıkkınlığın verdiği yorgunlukla bakışlarımı Duhan'a çevirdim.
"Hadi gidelimde bitsin hemen şu gece."
🌻
Duhan'la ayrı arabalarla malikaneye gelmiştik. Laçin ve Koray korumam ve şöförüm kılığında araziye girmişlerdi. Ana kapıyı kollayan adamlar Duhan ve Koray için çalıştıklarından beni rahatlıkla içeriye almışlardı. Neredeyse iki saattir bu aptal insanların yanındaydım ve Duhan'ı hala görememiştim. Onu birkaç saniye görmüş olsam, işimin daha kolay bir hal alacağından emindim.
Bu iki saat içerisinde benimle konuşmaya çalışan iki, benim yaşlarımdaki, adamı italyanca konuşarak savuşturmuştum. İngilizce konuşmaya çalıştıklarındaysa, ingilizcemin yeterli olmadığına onları inandırmıştım.
Elimdeki şampanyanın dibindeki tek yudumluk kısma bakarken kulağımda yankılanan Duhan'ın sesiyle bakışlarım bardağa sabitlendi.
"Şu andan itibaren buradan çıkmak için yarım saatimiz var." Elimdeki şampanyayı kafama diktim. Aniden içtiğim için midemi bulandırmış olsada umursamadım. Abim bunu nasıl yapıyordu?
"Biraz yavaş mı olsan?"Duhan'ın dediğine gözlerimi devirmeden edemedim. Artık şaşırmayacaktım. Elimdeki boş şampanya bardağıyla merdivenlere doğru ilerlerken yanımdan geçen görevlinin tepsisine bıraktım. Merdivenlerin önüne geldiğimde etrafımda kimse yoktu.
"Her gün birinin fişini çekmiyorum."dediğim esnada üst kata çıkmak için merdivenleri tırmanmaya başlamıştım bile. Buraya gelmeden önce Koray yarım saatlik araba yolculuğumuz boyunca bana bu evin planını ezberlettiği için Haşmet'in annesinin odasının yerini biliyordum.
Malikanenin içinde ilerlerken özellikle geçtiğim koridor ve merdivenlerde hiçkimsenin yani Haşmet'in adamlarının olmamasının nedeninin Duhan ve Koray olduğunu biliyordum. Karşıma çıkabilecek tüm zorlukları önümden kaldırmışlardı.
"Alışsan iyi olur."dediğindeyse titrek bir nefes verdim. Haşmet'in annesinin odasının bulunduğu koridor tamamen boşaltılmıştı. Koray normal şartlarda kadının odasının iki koruma tarafından korunduğunu söylemişti.
"Odaya giriyorum."derken sesimi ben bile zar zor duymuştum. Derin bir nefes vererek kahverengi kapının kulpunu indirdim ve tedirgin adımlarla odanın içerisine girdim.
Oda bir hastane odasından farksızdı. İçeriyi aydınlatan tek ışık, gece lambasından geliyordu ve o da oldukça yetersizdi. Sağlıklı bir şekilde bu odaya giren insanın, hasta olarak çıkacağının garantisini veriyordu.
Sessizce ardımdan kapıyı kapatırken dikkatlice yatakta yatan kadını incelemeye başladım. Buradan gözlerinin açık olup olmadığını göremiyordum ama pekte beni etkileyeceğini de sanmıyordum.
Kadının bağlı olduğu makinalarda bakışlarımı gezdirdim.
"Duhan bu makineler çok eski." derken makinaların yakınına gelmiştim bile.
"Yani?"diye sorduğu esnada bakışlarım kadının boynundaki trakea'ye takılı kaldı.
Siktir.
İşte bu problemdi.
Kadının beyaz saçları omzularındaydı ve maşayla şekil verilmiş gibi dalgalı, hoş görünüyordu. Yatalak bir hasta için fazla güzel görünüyordu. İnce, buruşuk elleri üzerindeki yorganın dışındaydı ve fazla huzurlu görünüyordu. Ya fazla derin bir uykudaydı yada çoktan ölmüştü.
Kadının beni duymaması için birkaç adım geriye çekilerek fısıldayan bir tonda Duhan'la konuşmaya başladım.
"Kadın oksijen makinesine bağlı ve makine eski olduğu için ben fişi çıkartıp takana kadar kadın gereğinden fazla oksijensiz kalır." bunları ona söylerken bakışlarım hala bağlı olduğu makinaların üzerindeydi. Tansiyonunu ve kan basıncını ölçen aletle solunum makinası aynı fişe bağlı oldukları için bu durum işimi fazlasıyla zorlaştırıyordu. Neden tek fiş vardı burada?!
"Sadece yapman gerekeni yap, Anı. Gerisini düşünme." görmeyeceğini bilsemde, gözlerimi şaşkınlıkla belerterek arkamı döndüm. Elimi kulağıma götürmüş bir şekilde, "Hipokrat yeminim henüz olmayabilir ama bilerek hasta bir kadını öldürmeyeceğim."derken benden böyle bir şey istemesinin verdiği sinirle dolup taşıyordum. Kadının yatağının yanındaki dolapları karıştırarak işime yarayacak bir şeyler aradım.
"O fişin çekilmesi gerekiyor."dediğinde içimde zor dizginlediğim bir çığlık atma isteği vardı. Eğildiğim dolapta rafları karıştırırken, "Kolaysa sen çek. Ben bu kadını öldürmeyeceğim."diye çıkıştım sinirle. Önüme düşen saçlarımı sertçe geriye atarken kendi kendime homurdandım.
"O fiş bir tarafına gir-"
"Duyuyorum!"uyarısıyla birlikte yanaklarım alev toplarına dönerken, soğukkanlılığımı korumaya çalışarak en alt rafa bakmaya başladım. Sonunda ambuyu bulduğumda yüzümde zafer dolu bir gülümseme oluştu. Çöktüğüm yerden hızlıca kalkarken artık gözleri açılmış olan yaşlı kadınla bakışmaya başladık. Gergin bir gülümsemeyle yüzüne bakarken, mavi gözleri bana ne yapacağımı sorgularcasına bakıyordu.
Yaramazlık yaptıktan sonra yakalanmış küçük çocuk gibi kadına bakıp gülümsedim. Ama o bana gülmüyordu.
"Şey..."boğazımı temizleme gereksinimi duydum. Kadın gözlerini kırpmadan bana bakarken zorlukla kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattım.
"Öncelikle korkmayın, ben doktorum."derken Duhan araya girerek, "Daha mezun olmadın."diye beni düzeltti. Sertçe yutkundum. Evet doğru söylüyordu. Ama fişini çekmiş biri olarak, yataktaki masum kadının bunu bilmesine gerek yoktu.
"Şimdi boynunuzdaki boruyu makinadan çıkartıp, bu elimdeki ambuya takacağım."ben kadına açıklama yaparken mavi gözleri sanki birazcık büyür gibi oldu. Yada bu benim hayal gücümdü.
Duhan şaşkın ve bir o kadarda ne olduğunu sorgulayan ses tonuyla "Ne bu?" diye sorduğunda gözlerim kısıldı. Desem ne olduğunu anlayacak mıydı sanki?
"Böyle balon şeklinde-"
Sonunda dayanamayarak "Sana demedim, Anı!"diye çıkıştığı esnada kulaklıktan inleme sesi geldi. Sanırım bir sorun vardı.
"Şu siktiğimin fişini çek artık!"derken kulağımda boğuşma sesleri vardı. Sertçe dudağımı dişlerken kadının boynundaki trakea'ye ve elimdeki ambuya baktım. Daha önce hiç yapmamış olmam, şuan yapamayacağım anlamına gelmez.
Kadının bağlı olduğu makinanın fişiyle kısa bir bakışma yaşadıktan sonra kulağımda yankılanan Duhan'ın beni uyaran "Anı!"diyişiyle eş zamanlı olarak fişi çektim.
Fişi çektiğim an odası dolduran sinir bozucu ince sesten dolayı yüzümü buruşturdum. Hızlıca kadının yanına giderek boynundaki boruya uzandım. Kadının mavi gözleri yerlerinden çıkacakmışçasına açıldığında hem onu hemde kendimi sakinleştirmek adına "Lütfen korkmayın. Bakın şimdi düzelecek."dedim hızlı hızlı.
Seri bir şekilde kadının boynundaki boruyu makinanın ucundan sökerek ambuya taktım. Ambuyu düzenli bir şekilde sıkıp gevşetirken, boynundaki borudan sızıntı olmamasını ummaktan başka elimden bir şey gelmiyordu.
Kadının kocaman açılmış gözleri bir süre sonra eski haline dönerken, derin bir nefes verdim. Şuan yüzsüz gibi kendimle gurur duyduğumu dile getirsem fazla mı ileri gitmiş olurdum?
Kadının mavi gözleri yüzümde sabitlenmişken zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdim. Tam bir şeyler saçmayacakken odanın kapısının sert bir şekilde açılmasıyla omzumun üzerinden oraya döndüm.
Ve ne yazıkki gelen Duhan değildi.
Ellerindeki silahlarıyla odaya giriş yapan iki takım elbiseli adam bana doğrulttukları silahlarıyla birlikte öylece dikilirken aydınlatma yetersiz olduğu için yüzlerini seçemiyordum.
Fakat diğerine kıyasla daha sıska olan adam öne bir adım atarak, "Derya hanımın yanından hemen uzaklaş!"diye bana bağırdığında , tehditvari bir şekilde kısılmış gözlerimle ona baktım.
"Aynen, sonra hanımın nefes alamasın ve cenazesini kaldıralım."adam temkinli adımlarla bana yaklaşırken hala düzenli bir şekilde ambuyu sıkıp bırakıyordum. Diğer adam kapının önündeyken elini kulağına götürdü ve "Derya hanımın odasına destek."diye komut verdi. Kulaklığın sadece ben ve Duhan'da olmadığını bilmek içten içe beni üzmüştü. Ayrıca, neden Duhan benimle konuşmuyordu?
Bana silahını doğrultmuş bir şekilde dikilen adama döndüğümde zaten bana bakıyordu.
"O elindekini bir tarafına sok ve yanıma gel." Derken sesim kendimden beklemediğim bir şekilde otoriterdi. Birkaç saniye tereddütte kaldığında dayanamayarak, "Sence kadını öldürmeye çalışır gibi bir halim mi var?!"diye bağırdım. Adam bunun yeni farkına varmış gibi kalakaldı ve elindeki silahın emniyetini kapatarak beline sıkıştırdı.
Dediğimi yaparak yanıma geldiğinde, "Şimdi ambuyu sen tutacaksın ve bende makinayı geri bağlayacağım." diyerek ambudan elimi dikkatlice çektim. Bir yandan da nasıl yapması gerektiğini ona gösterdim. Aynı sıklıkta ambuyu sıkıp gevşetirken, doğru yaptığından emin olduğundan emin olduktan sonra yatağın yanından çekildim. Biri gitti diğeri kaldı.
"Hadi makineyi bağla."diye bana komut veren bu sefer kapıda, elinde silahıyla dikilen iri kıyım adamdı. Sakin adımlarla kapıya doğru ilerlerken namlunun hedefinde ben vardım.
"Kapıdakinin dikkatini dağıt."dakikalar sonra Duhan'ın sesini duymak içimi ferahlatırken, nereden geldiğini bilmediğim cesaretimle, "Patronuna de, gitsin yeni makine alsın." diye karşımdaki adama emir verdim. Aslında alnıma birkaç santim uzaklıkta olan silahın namlusunu düşünürsek pekte emir verecek konumda değildi.
"Git ve çalıştır şu makineyi."derken dişleri arasından konuşmuştu. Kabul, biraz korkmuş olabilirim.
Kollarımı birbirine dolayarak ağırlığımı bir ayağımın üzerine vererek bilmiş bilmiş karşısında dikilmeye devam ettim. Teknik olarak, eğer yataktaki kadına bir şey olursa ona yardım edebilecek olan tek kişiydim ve karşımdaki sadece kastan oluşan bu adamın bunu çoktan anlamış olması gerekliydi.
Tam dudaklarını aralayıp bir şey diyeceği esnada, sağ şakağına yaslanan silahla diyeceklerini yutmak zorunda kaldı.
Görüş açıma giren takım elbiseli ve siyah maskeli Duhan'la derin bir nefes verdim.
"Eğer o silahı indirmezsen, beynini dağıtırım." sesindeki pürüssüzlük kan donduran cinstendi. Koyulaşmış sarı gözlerinde en ufak bir tereddüt bile yoktu. Göğüs kafesim şiddetle sarsılırken bedenim buz kesmişti. Silahı tutan eli titremiyordu bile. İnsanı kanını donduran ses tonuysa, yapabileceklerinin altına imzasını atıyordu.
Adamın çenesi kasılmıştı. Zoraki bir şekilde alnımdaki silahını indirdiğinde Duhan seri bir şekilde ensesine silahıyla sertçe geçirdi. Cüssesine rağmen kolay bir şekilde ayağımın dibine bayılan adama bakarken Duhan, "Artık gitmemiz gerek." diyerek bileğime yapıştı.
Yine başlıyoruz.
Çekiştirdiği için adamın üzerinden zıplayarak yanına geçtim. Sağ eliyle bileğimi kavramışken, diğer elinde de emniyetinin açık olduğundan emin olduğum silahı vardı. Sanırım bundan sonra hep böyle olacaktı. Onun sürüklediği yere ilerleyecektim.
Titrek bir nefes verdikten sonra, zor da olsa boştaki elimle elbisemin eteklerini kavradım. Eğer beni koşturmaya kalkarsa bu topuklularla nasıl bir performans göstereceğime dair en ufak bir fikrim dahi yoktu.
Koridorun sonundan sağ tarafına dönmüşken sinirle,"Koray, bana bu evden çıkmamız için başka bir yol bul."diye kulaklıktaki Koray'a emir verdi. Koridorun ilerisinden, az önce kapıda dikilen adamın çağırdığı diğer Haşmet'in adamlarının belirmesiyle gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Öleceğiz. Gençliğimizin baharında bizi delik deşik edecekler.
Omzunun üzerinden bana döndüğünde, koyulaşmış sarı gözleriyle göz göze geldim. Sertçe yutkunma ihtiyacı duydum.
"Bir şeye karışma ve köşede bekle." derken sesindeki soğuk ve mesafeli tını yüzünden kanım buz kesmişti. Bir katille konuşuyormuş gibiydim ve bu tüylerimi şaha kaldırmaya yetmişti.
Zorlukla başımı sallayarak dediğini onayladım ve ceza almış bir çocuk gibi döndüğümüz koridorun köşesine geçerek olacakları izlemeye başladım. Benim başımı duvardan sarkıtmama kalmadan Duhan ilk yumruğunu sallamıştı bile.
Karşısındaki altı adamla nasıl başa çıkacağını düşünürken aklıma tren garında yaptıkları gelmişti. Ayaklarının dibinde adam, Duhan'ın yumruğunun etkisiyle baygın bir şekilde yatarken bir diğeri öne atıldı. Rugan ayakkabısıyla adamın göğüsüne sert bir tekme attığında, Haşmet'in adamı, arkasındayla birlikte yere düştü. Kısa boylu bir adam elini beline attığındaysa Duhan bunu anında anlayıp elindeki silahla, adamın belin uzandığı kolunun omzunu vurdu. Silahın ucuna takılı olan uzun susturucuyu yeni farketmemse aptallığımdandı.
"Anı."kulağımda yankılanan Koray'ın sesiyle kaşlarım çatıldı. Madem bu zamana kadar benimle konuşabiliyordu, ne diye bana yardım etmemişti?
"Duhan şuan beni dikkatli dinleyecek durumda değil o yüzden senin yardım etmen gerek." bakışlarımı etrafta gezdirerek bunu nerden bildiğini anlamaya çalışırken, iki koridoru birbirine bağlayan köşedeki kamerayla göz göze geldim.
"Koray bilgisayar işleriyle uğraşır, kameralar ve sizin kulaklıklarınızla o ilgilenecek."
Sadece "Dinliyorum."demekle yetindim. Bu sırada sanki Koray'la göz gözeymişim gibi kameraya bakıyordum.
"Aşağı katta, soldan üçüncü odada bir balkon var. Balkon ormana bakıyor ve alçak olduğu için oradan atlayıp adamlardan kurtulabilirsi- ARKANDA ADAM VAR!" Kendimden beklemediğim bir hızla arkamı dönerek, ne ara yaptığımı bilmediğim yumruğumu adamın yüzünün ortasına geçirdim.
"Ayyy." acıyan elimi silkelerken yüzümü buruşturdum. Yumruk atmak bu kadar can yakıyor muydu? Küçükken abim ve Fred'le dövüşmem işime yaramıştı.
Adam yumruğumun etkisiyle sadece sersemledi ve iki adım geriledi. İki eliyle refleks olarak burnunu tutarken Duhan gibi burnunu kanatıp kanatamadığımı merak ediyordum.
"Duhan, Anı'yı çıkart oradan!"Koray aynı anda hem benimle hemde Duhan'la konuşuyor olmalıydı. Duhan, Koray'ın dediğini yaparak iki saniye içerisinde yanımda bitmişti. Duhan birkaç saniye bana ve adama baktıktan sonra dudaklarında, beni takdir eden bir kıvrım oluştu. Adamın kafasını tek eliyle kavrayıp sert bir şekilde duvara geçirirken sarı gözleri benim üzerimdeydi. Adam yere yığılmıştı.
Başını hafifçe sallarken "Başlangıç için iyi."dedi benden bunu beklemediğini belli eden bir ses tonuyla. Bende kendimden bunu beklemediğim için sıkıntı yoktu. Ancak başlangıç için iyi, yorumu bu durumun daha ne kadar ileriye gidebileceğini sorgulamama neden oldu.
Zaman kaybetmemek adına bu sefer ben onun bileğini kavrayarak, geldiğimiz yönde onu çekiştirmeye başladım.
"Anladım."yanımdan gelen sesinden, Koray'ın ona açıklama yaptığını düşündüm. Saniyeler içerisinde aşağıya inen merdivenlerin başına geldiğimizde bizi bekleyen iki adamla, adımlarım kendiliğinden durdu. Bileğini bıraktığımda bakışlarını adamların üzerinden ayırmadan "Şalını alabilir miyim?"diye sordu. Ne diyeceğimi bilemeyerek sadece şalımı omzularımdan alarak ona uzattım.
Ona doğru emin adımlarla gelen adam kafayı gömdüğünde irkildim. Sendeleyen adamı diğeri tuttundaysa Duhan, kıvrak bir hareketle şalı aynı anda ikisinin boynundan geçirdi ve birkaç basamak aşağıya inerek şalı sertçe çekti. Adamlar merdivenlerden aşağıya yuvarlanırken baygın bakışlarımı Duhan'a çevirdim.
"Buna gerek var mıydı cidden?"dediğimde dudakları arsızca bir yana kıvrıldı. Yaptığı şey showdu. Bundan zevk alıyordu. Birkaç basamak aşağımdayken elini tutmam için bana uzattı ve "Bana katılabilirsin."dedi bir teklifte bulunur gibi kibarca. Bundan keyif aldığını sarı gözleri onun yerine haykırıyordu.
Bakışlarım gözlerinde takılı kaldı. Sen bana böyle bakarsan ben seni, reddedemem ki.
Elini tuttuğumda hiç beklemeden yolumuza devam ettik. Aşağı kattaki soldan üçüncü odanın önüne geldiğimizde koridorun başında Haşmet'in adamları belirmişti. Duhan beni çekerek odanın içine soktuğunda adımları fazlasıyla aceleciydi.
Burası bir yatak odasıydı ve uzun zamandır kullanılmadığı, duvarlara sinen "yeni" kokusundan belli oluyordu. Odanın kapısının tam karşısındaki balkona ilerlerken Duhan hala beni çekiştiriyordu. Balkonun iki tarafa doğru açılan kapısını aralamak için elimi bıraktığında, elimi tutmasına gereğinden fazla alıştığımı farkettim.
Balkona çıktığımızda hiç beklemeden korkulukların diğer tarafına geçerek aşağıya atladı. Ben kocaman açılmış gözlerile ardından bakarken, korkuluklara tutunarak aşağıya baktım. Üzerini silktikten sonra bana döndü.
"Hadi atla." Dediğinde ciddi olup olmadığını sorgulayan bakışlarımı ona yolladım.
"Buradan atlarsam ölürüm ben!"derken bile buranın kaç metre olduğunu hesaplaya çalışıyordum. Duhan'a 1.90 dersek...
"Anı atla şuradan."derken sesinde sabrının taştığını belli eden bir ton vardı. Haklısın, çok haklısın...
"Duhan atlayamam."derken sesimde yalvaran ifadeyi gizleyemedim.
"Anı, düşünme ve atla. Tutacağım seni."derken sarı gözleri bana güven vermek istercesine parlıyordu. Ama sen bana öyle bakarsan...
Elbisemin eteğini sıyırabildiğim kadar yukarı sıyırarak zorlukla korkulukların diğer tarafına geçtim. Aşağıda Duhan atlamamı beklerken arkamdan gelen kapının gürültüyle açılma sesiyle omzumun üzerinden oraya döndüm.
"Anı!"Duhan'ın beni uyaran sesiyle korkuluklardan kendimi aşağıya bıraktım. Kafamın üzerinde uçuşan mermilerin bana denk gelmemesini dilerken gözlerimi sıkıca yumdum.
Yumuşak bir şeye iniş yaptığımda, burnuma gelen deniz ve toprak kokusuyla, tereddütle tek gözümü açtım.
"Ölmedim." derken Duhan'ın yüzünde beni onaylayan bir sırıtış vardı. Tekrardan patlayan silah sesini duyduğumuzda beni hızlıca kucağından indirdi. Elim elinin içine kayarken, parlayan sarı gözlerini bana dikti.
"Koş."
Topuklu ayakkabılarımın tabanı yumuşak toprağa girip çıkmasına rağmen var gücümle koşmaya devam ettim. Elbisenin dekolte kısmından bacaklarıma sürten sert bitkilere inat, hava hiçbir şey hissetmemem için on derece birden düşürmüş gibiydi. Keşke kışın geldiğini bu şekilde anlamasaydım.
Elimi sımsıkı tutuyordu. Hatta o kadar sıkı tutuyordu ki ıslanmayan tek yer avuç içimdi. Ne ara yağmaya başlamıştı ki bu yağmur? Burnumun ucunu ve çenemi hissedemiyordum. İkisini de hareket ettirmeye çalıştığımda sanki bu çabam anlamsız bir şeymiş hissiyatına kapılıyordum. Hareket ettirmeyi başarmış olsam bile bunu hissedemiyordum. Her yerim çamur olmuştu. Kollarımda sürttüğüm ağaçlardan hatıra, minik yapraklar yapışmıştı. Islanan uzun saçlarım artık öyle bir raddeye gelmişlerdi ki derime çarptıklarında canımı açıtıyorlardı. Onlar da olmasa felç geçirdiğimi düşünecektim. Boşta olan elimle yüzüme yapışan saçları geri çektim. Büyük eski bir çınar ağacının altında durduk. Yani o durmuştu.
"Kurtulduk sanki."dedi nefes nefese. Boştaki eliyle yüzündeki maskeyi çıkarttıktan sonra yere fırlattı.
"Sanki." dedim onu onaylarcasına. İşimiz bittiğine göre maskeyede gerek yoktu. Bende maskemi çıkartıp onunkinin yanına, yere attım. Ne kadar kocaman bir ağacın altında da olsak fazlasıyla ıslanıyorduk. Kirpiklerinden damlayan yağmur damlalarını görebiliyordum.
"Çok ıslanmışsın." dedi sanki bunun yeni fark etmişçesine. Sarı gözleri arsızca vücudumda dolaştı.
"Ciddi misin?" dercesine bir bakış attım. Bu yüz ifademe güldü ve hemen üzerindeki ceketi çıkardı, başımın üstüne bıraktı. Göğüs kafesime bir sancı girdi.
"Bunun da pek kuru olduğu söylenemez ama en azından bundan sonra daha az ıslanırsın." Üzerime bıraktığı ceket o kadar ıslaktı ki iç astarı hemencecik derime yapışmıştı. Siyah gömleği üzerine yapışmıştı. Böyle bile çekici görünmesi adaletsizlikti. Islak gömleği tüm vucut hatlarını en ufak ayrıntısına kadar gösteriyordu. Karın kasları mı onlar?
"Çok ilgini çekti galiba?" dedi yamuk bir gülümsemeyle. Yüzünden aldığı keyif rahatlıkla okunuyordu. Bakışlarımı sarı gözlerine doğru kaydırdım. Güldüğü zaman gözleri hafif kısılmış, yanaklarının kenarından elmacık kemiklerine doğru bir çizgi oluşmuştu.
"En az benim kadar ıslaksın." dedim ve artık derimin bir parçası olan ceketi üzerimden kaldırdım. İkimiz de altına alabilecek bir şekilde açtım ve onunda altına girebilmesi için bir kenarını ona uzattım.
"Ve biz bir ekibiz. Zatüre olmanı istemem." Genzinden gelen erkeksi bir kıkırtıyla güldü, daha çok kahkaha gibiydi.
"Serum takmasını biliyorsun değil mi?"
"Sen rahat ol, o iş bende."
🌻
Yüzümdeki aptal gülümseme eşliğinde saçlarımı havluyla kurularken banyodan çıktım. Üzerimdeki eşofman ve sweati buraya geldiğimde dolabımda bulmamsa mutlu olmamın bir diğer sebebiydi. Sakin adımlarla yatağa ilerlerken odayı tek aydınlatan şey, balkon kapısından içeri sızan ay ışığıydı.
Yatağın köşesine oturarak gece lambasını yaktım. Duşa girmeden önce şarja koyduğum telefonumun yanında gördüğüm krem, su ve vitaminle kaşlarım çatıldı. Kremin üzerine yapıştırılmış post-it üzerindeki güzel el yazısını gördüğümde, yüzümdeki aptal gülümseme daha da genişledi.
Krem, birkaç saate şişecek ve moraracak elin için.
Yatmadan önce vitamin içsen iyi olur.
İlk yağmurdan hastalanmanı istemem.
İyi geceler
-Duhan
Yüzümdeki gülümsemeden kurtulamıyordum. Sertçe dişlerimi alt dudağıma geçirirken, güzel el yazısını tekrar ve tekrar okudum.
Kalbimdeki sızı varlığını hatırlatmak istercesine göğüs kafesimi işgal etti.
Evettt bölüm sonu.
Nasıl gidiyor?
Bölümde en çok hoşunuza giden an hangisiydi?
Ha, birde bölüm uzunluğu nasıl? Bu bölüm diğerlerinden biraz daha uzundu.
Duhan ve Anı hakkında en çok neyi merak ediyorsunuz? Yorumlarınız bana ilham oluyor.
O yüzden yorunlarınızı dehşet merak ediyorum.
Yıldızı doldurmayı unutmayın. Sayımızı öğrenelim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere...
Bölüm etkileşimi
