Güneş Kapanı kitap kapağı

20. bölüm / 31

Güneş Kapanı

20-Suç Ortağı

Vaveyla Yazarı: Mizena

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 20-Suç Ortağı

En son babamla başbaşa bu restauranta geldiğimde on altı yaşındaydım ve tıp fakültesine girişimi kutlamıştık. On altı yaşında tıp fakültesine girmek önemli bir olaydı. Ama şuanki gelişimizin nedeninin o zamanki sevincimizle uzaktan yakından bir benzerliği yoktu.

Son bir yıla kadar olan süreçte babamla imrenilesi bi ilişkimiz vardı. Bir kere bile birbirimize karşı sesimizi yükseltmemiştik. Annemin aksine, çocuklarıyla doğru iletişimi nasıl kurması gerektiğini iyi biliyordu. Kafamızı kurcalayan ve bizi huzursuz eden bir konu varsa bunu birbirimize sorar, tatmin edici cevaplar verirdik. Her şey karşılıklıydı. Ben ona neden Beril'le bir anda evlendiğini sormamıştım, o da son bir yılda baştan kurduğum hayatımı. Ama sanıyorum ki sınırları aşmış ve tahammülünün son damlasını da harcamıştım. Oğullarına karşı çizdiği profil düşünülürse bana karşı bu tutumu sergilemesi uzun bile sürmüştü.

Bakışlarımı restaurantın cam duvarından gözüken İstanbul manzarasına diktim. Bugün hava kapalıydı ve gri bulutlar bu açıdan etkileyici görünüyordu. Işıklarsa sanki geceymiş gibi her yeri kaplıyordu.

Bu sessizlikten sıkılmıştım ve her geçen dakika daha da gerilmeme neden oluyordu. Bu yüzden konuşmayı başlatan taraf olmaya karar verdim.

"Havada çok güzel."bunu dediğim anda şimşek çakmasıysa, evrenin yanlış yolda olduğumu haykıran bir cevabıydı. Bakışlarımı manzaradan çekip babama çevirdiğimde, koyu kahve gözlerinin zaten üzerimde olduğunu farkettim. Kaşları hafif çatıktı ama bu onun genel haliydi. Genelde düşünceli olduğunda böyle yapardı. Bana dair onu düşündüren neydi?

Gözlerini birkaç saniyeliğinde benden ayırarak İstanbulu griye bulayan bulutlar üzerinde gezdirdi.

"Tabi, sana hava elbette güzel." şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdım. Bu sırada garson ikimizinde yemeklerini getirdi ve bu sessiz bekleyiş biraz daha sürdü. Ucu açık sözleri yüzünden beynimin içindeki kemirgenler, oldukları yerde uzanmış tedirgin bir şekilde bir milyonuncu felaket senaryolarını yazıyordu. Onlar bile bu hale düşmüşlerse birazdan yaşanacaklar için kalbimin göğüs kafesimi parçalaması oldukça normaldi.

Garson yanımızdan ayrıldığında, babam oturduğu yerde dikleşti ve çatal bıçağını ellerinin arasına alarak önündeki yemeği küçük parçalara ayırmaya başladı. Bakışları önündeki yemekteyken, "Bana neden haftalardır amcanın hastanesine diye çıkıp, Ecem'le olan evinde kalmadığını anlatmak ister misin?" diye sordu gayet normal bir şeyden bahsediyormuşçasına sakin bir şekilde. Kafamın içindeki küçük canavarlar kendilerini tavana asmak için odalarına çekilmişken kendimi yapayalnız hissettim. Sertçe yutkundum.

Hadi üstün zekalı Anı, çıkar bizi bu durumdan.

"Be-ben..."özne, fiil ve nesne. Cümle bu üçünden oluşuyordu değil mi? Özneyi söyledikten sonra kendimden bir yaratıcılık beklemiş ve durumu toparlamak için çabalamayı umuyordum ama babamın sözümü, "Benim bilmediğim başka bir evin daha varsa, orayıda görmeyi çok isterim." diye kesmesi tüm hevesimi atmosfere karıştırmıştı.

Tamam o zaman, özneyi değiştir.

"Annem-"diye başlamıştım ki tekrardan, "Annenin evinde kalmadığını da biliyorum, Anı."diye kesmişti.

Evet, kelimenin tam anlamıyla sıçmıştım. Bana bakmayan babamdan bakışlarımı kaçırarak önümdeki tavukla bakışmaya başladım. Kurtulmaya ihtiyacım vardı ama tabağımdaki tavuk canlansa bile kurtulabileceğimi sanmıyordum. Babam çatal ve bıçağımı bıraktığında metalin porselene çarpış sesi dikkatimi o tarafa çekti. Onun sakin kalmak için kendini zorladığını belli eden kahve gözleri benimkileri bulduğunda oturduğum yere sindiğimi hissettim.

"Beril'le evlendiğimde, tercihine saygı duyup evden ayrılman konusunda karşında kurmadım. Ama bu düşündüğünün aksine seni öylece salıverdiğim anlamına gelmiyor. Hala benim henüz on dokuz yaşında olan kızımsın ve kızımın geceleri nerede kaldığını birde ondan duymak istiyorum."oturup ağlamaya başlarsam bu vermek zorunda olduğum cevaptan beni kurtarır mıydı? Evet, Duhan Alkan. Bu başıma açtığın kaçıncı problem acaba?

"Şey..."dedim suyuma uzanırken.

"Konuyu dağıtmak istemem ama...bunu tam olarak nerden öğrendin?" sorduğum soru yüzünden gözlerini devirdi.

"Geçen hafta Ecem şirkete abini görmeye gelmişti. O sırda ona seni sordum ve laf arasında hastanede sabahladığını söyledi. Dünde Halis'leydim ve senin uzun zamandır hastaneye gelmediğinden bahsetti. Annende kalmadığınıda Fred'ten öğrendim." Evet, en azından beni takip ettirmediğini bilmek güzeldi. Çatal ve bıçağımı alarak artık soğumaya başlamış olan tavuğumu parçalara ayırdım.

Evet, sevgilim olmayan ama beni öpen bir erkek arkadaşımın evinde kaldığımı, bir yıl öncesine kadar "Gece on ikiden önce evde olun."diyen babama nasıl açıklayabilirdim?

"Arada bir arkadaşımda kalıyorum." Babam yaşlı sayılmazdı ama kalp krizi geçirme geçirebilme ihtimali her zaman vardı. Bu yüzden birtakım şeyleri üstü kapalı şekilde anlatmayı yanlış bulmuyordum.

"Kız mı erkek mi?"ancak babam üstü kapalı konuşma yapmak istemiyor olsa gerekti. Aslında Laçin de arada benim gibi o evde kalıyordu ama o evde onunla denk gelişlerim sayılıydı. Yani orayı Laçin'in evi diye anlatamazdım. Parçaladığım tavuklardan bir tanesini ağzıma atmadan önce, babamın sayısalcı olmamasına güvenerek, "XY kromozomuna sahip."dedim kısık sesle ve tavuğu çiğnemeye başladım.

Hasar tespit yapmak için bakışlarımı tedirginlikle ona çevirdiğimde, gür kaşlarını havalanmış ve alnında çizgiler oluşmuştu. Gözlerindeki ifade şaşkınlık mı yoksa hayal kırıklığı mıydı bilmiyordum ama, "Erkek yani?"demesi sonucunda ikisi olmadığını da anladım. Sinir, saf sinir. Bunu sorarcasına söylemesi yanlış anlamış olabileceğine dair hala bir umudu olduğunu belli etsede, "Erkek."diyerek onu onaylamam sonucunda bu umudu da bir toz bulutu gibi havaya karışmıştı.

Elindekileri bıraktı ve suyuna uzandı. Etrafımızda çatal bıçak sesleri yankılanırken ikimiz arasında derin bir sessizlik oluştu. Geriye yaslandık ve ellerimi kucağımda birleştirdim. Kendimi suç işlemiş bir çocuk gibi hissediyordum.

"Ne kadardır tanıyorsun çocuğu?"Çocuk...yine başlıyorduk.

"İki ay ama sandı-"

"İki aydır tanıdığın çocuğun yanına mı taşındın?" sesi bir tık yükselmişti ve bu bende sağ tarafımdaki camı kırıp aşağıya atlama isteği uyandırmıştı. Ne kadar yüksek olduğunu anlamak için aşağıya baktım. Baya yüksekti.

"Teknik olarak tam anlamıyla taşınma-"

"Anı!" Bağırdığı için yüzümü buruşturdum. Restauranttaki diğer insanlar bize bakmaya başladığında Efraim abi doğruca yanımıza gelmişti. Babam sağ eliyle sakinleşmek için yüzünü ovuştururken diğer eliylede basanın üzerinde düzenli bir ritim tutuyordu.

"Nerden buldun bu çocuğu?"bu soruya tabiki, el yapımı patlayıcı yaptığım bardan kaçarken peşime takılan adamlardan kurtulmak içim girdiğim oyun salonunda demeyecektim.

"Aynı okulda okuyoruz, mimarlık son sınıf öğrencisi." Duhan benim sevgilim bile değildi! Neden bu kadar açıklama yapmam gerekiyordu?

Çünkü evinde kalıyorsun gerizekalı.

Babam elini yüzünden çektiğinde kaşları çatılmıştı.

"Senden büyük yani?"aslında teknik olarak okuldaki herkes benden büyüktü. Ama bu ayrıntı babama hatırlatmama gerek yoktu. Ayrıca, mimarlık fakültesinden birini bulduğum ayrıntısına takılmamış olması beni biraz olsun rahatlatmıştı. Çünkü şuan buna kılıf uydurabilecek bir yaratıcılığa sahip değildim.

Efraim abi durumu anlamışçasına bakışlarını bizden kaçırdı ve başını diğer tarafa çevirerek sırıtışını gizlemeye çalıştı. Tabi, içinde olduğumuz durum üçüncü bir kişi için komik olabilirdi.

"Adı ne?"diye sordu babamdan beklemediğim bir soğuklukla. Evet, asıl can alıcı kısıma şimdi gelmiştik.

"Duhan."dedim tek seferde. Adını söylemek beni hafifletmek yerine midemin daha da buruşmasına neden olurken babam, Efram abiye döndü.

"Anı'nın üniversitesinde mimarlık son sınıf öğrencisi olan Duhan." Bunu Efraim abiye söylemişti çünkü Duhan'ın kimlik bilgilerine kadar her şeyi öğrenmek isteyecekti. Çünkü zamanında aynı şeyi Ecem'e de yapmıştı.

Fakat bunu Efraim abiye söylediği an duraksadı ve kaşları çatıldı. Bakışlarını birkaç saniyeliğine yere indirdi ve düşünmeye başladı. Evet babacığım, babasıyla arkadaş olduğunu öğrendiğimde bende aynı şoku yapamıştım.

En sonunda tekrardan bana döndüğünde, "Soyadının Alkan olma ihtimali yok, öyle değil mi?"bunu sorarkenki ses tonundaki umut dolu ifade nedense midemin tekrardan tepe taklak olmasına neden oldu.

O anda masanın üzerinde duran telefonumun çalmasıyla tüm bakışlar oraya döndü. Telefonda yazan adı gördüğüm an, kusma isteği tüm bedenimi ele geçirdi ama kendimi kastım ve gözlerimi yumdum.

Çünkü ekranda Duhan Alkan yazıyordu.

Babamın yüzündeki şok ifadesi bir süre daha varlığını sürdürdü. Kahve gözleri doğruca çalmaya devam eden telefonumun ekranındaydı. Efraim abi yüzündeki saklamaya bile çalışmadığı sırıtışıyla masanın yanından ayrılırken, buna bir son vermek adına Duhan'ın aramasını reddettim. Artık ekrandı adı yazmıyordu ve bu biraz olsun babamın kendine gelmesini sağlamıştı. Omuzları çökmüştü ve bakışlarında adlandıramadığım bir şey vardı. Belki artık bana baksa ve kahverengi gözlerini görsem o şeyin ne olduğunu anlayabilirdim ama bunu yapmak yerine oturduğu yerde geriye yaslandı. Bakışları hala bir noktaya sabitlenmişti durumdaydı. Sertçe yutkunarak kendimi toparlamaya çalıştım.

Evet, konumuz Duhan Alkan. Babanın arkadaşlarından biri olan Alihan Alkan'ın oğlu. Muhtemelen baban az da olsa Duhan'ı tanıyor ve bu yüzden hayal kırıklığına uğramış durumda.

"Sadece çok yorgun olduğumda onda kalıyorum."dediğim şey yüzünden babamın bakışları anında bana dönerken, yanlış anlaşıldığımı farkettim. Siktir hayır. Öyle değil!

"Yani, onun evi hastaneye daha yakın ve bazen gerçekten geç saatte çıkıyorum."bakışlarındaki adlandıramadığım ifade varlığını sürdürürken olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. Tamam, başka bir şey söyle.

"Hem, onun evinde yemek oluyor ve-"

"Alihan'ın oğluyla görüştüğüne inanamıyorum."Eee, buna tam olarak ne demem gerektiğini bilmiyordum. Ses tonundan ne demeye çalıştığını çözememiştim. Kızar gibi değildi ama aksini söyleyen bir tını da yoktu.

Beni dinliyor gibi değildi. Sanki kafasında bir şeyleri oturtmaya çalışıyordu ve beni asıl geren buydu.

Elini pis sakalına götürürken kaşımak bahanesiyle dudaklarını örttü. Kaşlarım şüpheyle çatılırken gözlerim kısıldı. Gülüyor muydu o?

"Bunun olduğuna inanamıyorum."diye mırıldarken gülmemeye çalışıyordu. Ellerimi masanın üzerine koyduğumda ufak bir gürültü çıkmıştı.

"Olan ne?"diye sordum alnımı kırıştırarak. Bu adam beni deli ediyordu. Aynı Duhan gibi.

Babam elini yüzünden çekerek oturduğu yerde dikleşti. Artık gülümsemesini gizlemiyordu bile.

"Sen ve Duhan."hayır hayır hayır öyle değil baba. Öyle değil!

"Yıllar önce Alihan'la bunun şakasını yapıyorduk ve..."omuzları gülüşüyle sarsıldı.

"Olana bak."şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Yıllar önce babam ve onun babası birbirimize mi yakıştırmıştı? Ensemden yukarıya soğuk bir ürperti tırmandı. Babam Duhan'ı seviyor muydu?

Babam önündeki çatal ve bıçağı alarak yemeğini tekrardan parçalara ayırmaya başladı. Şaşkın bir şekilde onu izlerken bana bakmadan konuştu,

"Duhan'ı görmeyeli uzun zaman oldu. Onu önümüzdeki hafta sonu düzenlenen iş yemeğine çağırmalısın."Ha?

"İş yemeği mi?"diye sordum anlamayarak. Babam bakışlarını birkaç saniyeliğine bana çevirerek bunu gerçekten sorup sormadığıma baktı. Evet, sormuştum.

Başını hayıflanırcasına iki yana salladı.

"Sanırım Cenk hala sana söylemedi. Bu hafta sonu Bafa ve Erel Holding için bir sakinleşme yemeği düzenleniyor." Çatalına bir et parçasını aldı ve ağzına attı. Kısa süreli konuşması burada duraksarken telefonuma kaçak bir bakış attım. Geç kalıyordum ve sanırım Duhan'a haber vermeliydim.

"İhale sırasında iki taraf çok gerildi ve satıcı firma bunu istemiyor. Bu yüzden böyle bir organizasyon yapmaya karar verdiler. İki holdingin de yönetim kadrosu dışında aileleri de davetli. Amaçları ortamı yumuşatmak. Siz gençler o resmi havayı dağıtabilirsiniz." Bu Duhan'la birlikte Bafa Holding hakkında bilgi toplamamız adına mükemmel bir fırsattı ve ona bundan bahsettiğimde seve seve geleceğinden emindim. Fakat oraya sadece Duhan olduğu için davet edilmemişti. Babam, onunla benim birlikte olduğumuzu düşündüğü için davet etmişti.

Babamın Ecem'i şirket organizasyonlarına kabul etmesi kısada olsa biraz vakit almıştı ve Duhan'a o az süreyi bile tanımadan bu yemeye davet ediyor oluşunun altında yatan anlam...bu şeyim ciddi olduğunu düşünmesiydi. Masadaki suyuma uzandım.

İşte bu problemdi.

Çünkü Duhan'la aramın ciddi olmasını bırak, olan bir şey bile yoktu. Sanırım bu noktada Duhan'la ufak bir konuşma yapmalıydı.

Ailemin onu erkek arkadaşım sanması konusunda.

Babamın sessizliğini fırsat bilerek telefonuma uzandım ve hızlıca Duhan'a mesaj attım.

Gönderilen: Duhan Alkan

Sanırım zamanında yanına gelemeyeceğim (17.58)
Babam beni esir tutuyor (17.59)

Cevap vermesi uzun sürmemişti. Dakika geçmeden cevap yazdı.

Her şey yolunda mı? (17.59)

Titrek bir nefes verdim.

Hayır (17.59)
Her şey boka sarmış durumda (18.00)

Evet, durum sadece bu şekilde özetlenebilirdi.

🌻

Gergindim. Hemde fazlasıyla. Kafamda Duhan'a nasıl bir açıklamaya yapacağımı tekrar ve tekrar düşünürken, aynı zamanda bu gece olacaklar konusunda bilgisiz olmak canımı sıkıyordu.

Ben haber verdikten sonra Duhan bir şekilde içeriye girmiş ve buz pistinin üzerinde olan silah deposunun kapısını tespit etmişti. Tek başına bunu yaparken nasıl dikkat çekmediğini gerçekten merak ediyordum.

Sonuçta yirmi bir yaşındaki Duhan tek başına öylesine buz pistinde kaymaya gitmezdi. En azından bunu spor olarak yapmadığı sürece.

Buz pistinin biraz ilerisinde park ettiği yeşil Jeep'inin yanına doğru ilerlerken siyah kapüşonlumu yüzümü kapatacak şekilde çekiştirdim. Etrafta kameralar olabilirdi ve kimliğimin öğrenilmesini istemiyordum. Bu gece bir sorun yaşanırsa Alparslan Bafa'nın ilk yapacağı şey kamera kayıtlarına bakmak olacaktı ve ona yüzümü şu iş yemeği gecesinden önce göstermek istemiyordum.

Arabanın yolcu koltuğunun kapısını açarak, hızlıca Jeep'in içine tırmandım. Koltuğa oturduğum anda içime yayılan sıcaklıkla geriye yaslandım.

Bu sıcaklığın nedeni önceden çalıştırdığı kalorifer miydi yoksa tüm hücrelerime sızan kokusu mu emin değildim ama yinede iyi hissettirmişti. Fakat kokusu şimdiden beni ele geçirmeye başlamıştı ve her geçen saniye düşünce yetimi kaybettiğimi hissediyordum.

Bakışlarımı camdan dışarıda dikerek derin bir nefes aldım. Yara bantı gibi tek seferde söyleyerek kurtulacaktım.

"Babam bazen sende kaldığımı öğrenmiş ve bunu konuşmak için staj yaptığım hastaneye gelip beni çıkışta yemeğe götürdü. Senin sen olduğunu bilmiyordu ama senin sen olduğunu öğrendiğinde nedenini anlamadığım bir şekilde bu onu mutlu etti ve uzun zamandır seni görmediğini, görmek istediğini ve bu yüzden önümüzdeki hafta sonu Bafa Holdingle yapılacak olan iş yemeğine seni de davet etmem gerektiğini söyledi çünkü seni sevgilim sanıyor."derin bir nefes aldığımda omuzlarım hızlıca dikleşti. Evet, bundan sonrası onun problemiydi.

Tepkisini merak ettiğimde tedirgin bakışlarımı omzumun üzerinden ona çevirdim. Dudakları hafif bir şekilde aralıktı ve alnında şaşkın olduğunu gösteren kırışıklıklar oluşmuştu. Benim aksime siyah kapüşonlusunu henüz kafasına geçirmemişti ve bir eli hala direksiyondaydı.

Sözlerim bittikten sonra birkaç saniye duraksadı ve sarı gözlerini kırpıştırdı. Ardından ilk sözünü söyledi.

"Merhaba?" Sorarcasına söylediği tek kelime ilk beş saniye beynimin uyuşmasını sağladı. Merhaba mı?

Yüzümün aldığı şekilde onu eğlendirmiş olacak ki kemikli yüz hatları yumuşadı ve sarı gözleri keyifle kısıldı. Nasıl bu kadar rahat olabilirdi?

"Gülmeyi keser misin? Ortada ciddi bir problem var. İnsanlar seni sevgilim sanıyor ve bu onları mutlu ediyor." İnsanlardan kastım ailemdi ve abim dışında neredeyse hepsi bu duruma fazla hızlı adapte olmuştu. Babam bile! Bu hiç adil değildi. Herkesi bu kadar kolay şekilde kendine hayran bırakıyor olabilmesi normal değildi. Duhan'ın büyücü olma ihtimali yüzde kaçtı?

Kahkahası arabanın için doldururken oturduğu yerde geriye yaslandı ve koltuğa dayadığı başını sağ tarafa çevirerek gözlerini tekrardan benimkilerle birleştirdiğinde, "Çünkü inkar edilemez bir cazibem var, güzelim." dedi keyifle. Kaşlarım tavana ulaşmak istercesine havalanırken başımı hafifçe sağ omzuma yatırarak dik dik ona bakmaya başladım.

"Annen, baban, kardeşin ve Ecem, abine rağmen bile bu "Sevgili" etiketinden rahatsız olmuyorlarsa, bu onları etkilediğim anlamına gelir ve buna cazibe deniliyor."dedi bay özgüven. Hafifçe yan koltuğa doğru eğildim.

"Ama ben rahatsız oluyorum!"bu dediklerinin bir anlamı yok, dercesine. Duhan gülerken başını iki yana salladı.

"Bizi sevgili sanmaları zaten kaçınılmazdı. Bu yüzden rahatsız olman ne yazık ki pek bir şey değiştirmiyor."haklı sayılırdı. Etrafımda sürekli dolanan birini -yunan heykeli olduğu içinde muhtemelen- arkadaşım olarak onlara yediremeyeceğim de ortadaydı. Bu adamın ne önüne ne de sonuna etiket koymak istemiyordum ve koyabileceğim de söylenemezdi. Fakat çevremdeki herkes onu nitelemek derdindeydi.

Arkadaşım Duhan, sevgilim Duhan...o bunların hiçbiri değildi ve muhtemelen de olmayacaktı.

Olsa olsa Suç Ortağım Duhan olurdu ve ailemin buna karşı tepkisi ne olurdu kestiremiyordum bile. Eğer bu aramızdaki şeye bir ad verilmek isteniyorsa, boşluğu doldurabileceğimiz tek şey buydu.

Suç Ortağım.

Artık kimin işine gelirse.

"Sana benim sevgilim olarak bakmaları seni rahatsız etmiyor mu?"diye sordum sesimdeki şaşkınlığı gizlemeye fırsat bulamadan. Dolgun dudaklarını büzdüğünde, o alttaki ölüm çukuru yine oluşmuştu. Gözlerim oraya takılı kalmışken, umursamaz bir tavırla omuzlarını silkti.

"Bizi sevgili sanmaları gerçeği değiştirmiyor. O yüzdem hayır, rahatsız etmiyor." Bunu söylerken o kadar rahat olması canımı yakmıştı.

Öyle sanmaları gerçeği değiştirmiyor.

Sözlerinin yaralayıcı olduğunun farkında mıydı? Onu öptüğüm gece, ona karşı ufakta olda bir hoşlantım olduğunu belli ettiğimi düşünüyordum. Ya bunu göremeyecek kadar kördü yada böyle yapmak işine geliyordu.

Ertesi gün de annem camda olduğu için bana sarılmıştı ama sanki sözleri zorunda kaldığı için değilde istediği için sarıldığını söylüyordu.

Hem ben ne anlardım ki? Takıntılı ve sorunları olan herifin biriydi. Neden aramam saçmaydı. Çünkü bulduğum her nedene kılıf uyduracak kadar zekiydi. Sense bu kılıfları gerçek sanacak kadar gerizekalı.

Sorgulama...sadece, o an içinden geldiği gibi davranıyor.

"Peki şu Bafa Holding olayı ne?"diye sorduğunda, hala içimi karartan o ruh hali içerisindeydim. Ve uzun süre de böyle hissetmeye devam edeceğe benziyordum.

Bıkkınlıkla derin bir nefes verdim.

"Limanın satışını yapacak olan firma, Bafa ve Erel Holding arasındaki gerginlikten rahatsızmış ve ortamı yumuşatmak istiyormuş. Bu yüzden iki tarafında yönetim kadrosu ve ailesinin dahil olduğu bir organizasyon düzenlemeye karar vermişler." ben bunları söylerken, hafifçe çatılmış kaşları eşliğinde tüm dikkatini bana vermişti. Söz konusu iş olduğunda noktadan virgüle kadar hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemediği ortadaydı. Aslına bakılırsa takdir edilesi bir davranıştı. Fakat bunu yaparken az önce beni kırdığının farkında olmaması bu takdir edilesi şeyin değerinin gözümde düşmesine neden oluyordu.

Düşünme, umursama.

"Bu harika bir fırsat. Bunun sayesinde babanın işine yarayacak daha çok bilgi bulabiliriz." gözlerimi devirdim. İçimden hiçbir şey yapasım gelmiyordu. O gece oraya gidip zamanın geçmesini ve sonrasında içindeki insanlarla birlikte orayı terk etmek istiyordum.

"Babam oradayken ona yardım edecek bilgileri onun kızı olarak öğrenemem. O yüzden oraya giriş biletin benim ama bu konuda orada yalnızsın."bazen içimden başka bir Anı çıkıyor ve "Kim ne hali varda görsün. Artık uğraşma."diye suratıma haykırıyordu. Ve yine bazen, ona hak vermekten kendimi alıkoyamıyordum.

Haklıydı çünkü aynı şeyi benim için yapacak tek bir insan bile yoktu.

Bunun farkında olmaksa damarlarımda gezinen umudun yok olmasına neden oluyordu.

"Tamam, bu konu üzerine sonra konuşacağız. Şimdi ana konumuza dönelim."dedi ve arabayı buz pistine doğru sürmeye başladı.

🌻

Duhan'la birlikte olmanın en tuhaf tarafı neydi biliyor musunuz? Ne yapacağını asla tahmin edemezdiniz.

Kısacası, buraya çatıdan girmeyi beklemiyordum. Çatıya açılan yangın merdivenin kapısını patlatarak ters yönde içeriye girmiştik ve ikimizde sanki bunun üzerine anlaşmışız gibi aynı giyinmiştik. İkimizde siyah kapüşonlularımızla fazlasıyla ajan-soygun filmlerinden fırlamış gibiydik.

Tribünlerin tepesindeki bir koridordan çıktığımız sırada Duhan beni eliyle durdurarak aşağıyı gözetlemeye başladı.

Eritilmemiş buz pistine bakıyorduk.

İşte bu problemdi.

Duhan elini sol kulağına götürerek Koray'la konuşmaya başladığında sesi benim kulaklığımda da yankılanıyordu.

"Gerçekten de başka bir kapı var. Buz pisti eritilmemiş."derken sesi herhangi bir duygu barındırmıyordu. Rahattı ama bu duruma canı sıkıldığı belliydi.

"Şimdi ne olacak?"diye sorduğum esnada biraz öne eğilerek, erimemiş olmasına rağmen buz pistini korumak amacıyla etrafta dolanan takım elbiseli adamlara baktım. Sıradan bir buz pistini bu kadar kişi korumazdı herhalde.

"Ne yapacağız?"diye sorduğunda elini karnıma koyarak beni biraz geri çekti. Üzerimdeki kıyafetlere rağmen bu küçük hareketi, tüylerimin diken diken olmasını sağladı. Akıl sağlığımı sanırım kaybetmiştim.

"Biraz bekle, deponun diğer çıkışının nerede olduğunu anlamaya çalışıyorum." Koray bunu söylerken bu sefer öne doğru eğilen Duhan'dı. Sarı gözleri dikkatli bir şekilde sekiz korumanın üzerinde dolanırken kafasında bir eylem planı oluşturuyor gibiydi. Körü körüme Koray'ın sözlerini dinlemeyeceğini biliyordum. Acaba şuan kafasında kaç tane alternatif plan vardı?

"Kontrol odasına gidin, orada sinyal kesici gibi bir şey var. Uydu görüntüsünü ve kameralara erişimimi engelliyor. Sonrasındaysa elektrikleri kesin."

"Sinyal kesici mi? Sinyal kesici olsaydı, bizimlede konuşamıyor olman gerekmez miydi?"evet, kafam yine hızlı çalışıyordu.

"Teknoloji bu, farklılık gösterebilir. Metrolardaki gibi düşün, dışarıdan biri seni arayamaz çünkü çekmez ama sen dışarıyı arayabilirsin-"Koray bana açıklama yaparken, Duhan araya girdi.

"Bu bilgilendirici sohbeti sonraya bırakabilir miyiz?"haklıydı. Hızlıca konuyu odağına çevirdim.

"Elektrikleri mi keselim?"şaşkın bir şekilde ben bunu söylerken Duhan en ufak bir tepki bile vermemişti.

"Eğer pisti onlar eritmediyse, biz eritiriz." Bunu söyleyen Koray değil, Laçin'di. Beyin takımında Laçin'in olduğunu bilmek nedensizce beni rahatlatmıştı fakat kardeşimin flörtü olduğu düşünülürse sanırım rahatlamamam gerekliydi.

"Polisleri pistin üstündeki depo girişinden sokarsak en azından elimizde bir kanıt olur. Sonuçta bir buz pistinin altında depo olması normal değil."işte bu konuda haklıydı.

Duhan belinden çıkardığı silahının ucuna sustururcusunu takarken fazlasıyla profesyonel gözüküyordu.

Zaten öyle, gerizekalı.

Hissetmiş gibi sarı bakışlarını bana çevirdiğinde, "Plan basit."diye lafa girdi.

"Kontrol odasına girip sinyal kesiciyi ana bilgisayarın kasasından çıkartıyorsun ve gördüğün tüm şalterleri indiriyorsun." Bu esnada silahının şarjörünü kontrol etti. Hazırdı. Olduğu yerde dikleştiğinde artık tüm odağı benim üzerimdeydi.

"Bu esnada sen ne yapacaksın?"diye sordum tedirginliğimi gizleyerek.

"Arkanı kollayacağım."silahı göz hizama gelecek şekilde havaya kaldırdı ve başının yan tarafıyla susturucuyu işaret etti.

"Sessiz bir şekilde." Bu adam kesinlikle şiddet bağımlısıydı. Gözlerimi devirerek az önce eğildiğim gibi duvardan ileriye doğru eğildim ve bakışlarımla binanın iç kısmını incelemeye başladım.

Buz pistinin üzerine çıkan iki tane kapı vardı ve her birinin başında sadece bir koruma vardı. Acil çıkış kapısının önünde bir, ana giriş kapısının olduğu yerdeyse iki tane. Bakışlarımı tirübinlerin arasında gezdirdim. Diğer ikiside aralarda dolanıyordu.

"Kontrol odası şu koridorda olmalı." Duhan'ın parmağıyla işaret ettiği yere baktığımda orada kimse yok gibi görünüyordu. Odada birisi varsa o zaman ne yapacaktım?

Bunu oraya vardığımda düşünmeye karar verdim.

Sessiz adımlarla o yöne doğru ilerlerken, Duhan birkaç adım gerimdeydi. Bu, nedenini bilmediğim bir şekilde beni rahatlatırken aynı zamanda da göğüsümde tarif etmekte zorlandığım bir sıkışıklığa neden oluyordu.

Odaklan!

Tribünlerden ineceğim sırada büyük parmaklar kolumun etrafına dolandı. Meraklı bakışlarımı sarı gözlere çevirdiğimde, orada gördüğüm boş ifade karşısında sarsıldım. Bakışlarında hiçbir anlam yoktu. Duygularından ve benliğinden yoksundu.

"Sana öğrettiğim şeyleri hatırlıyorsun değil mi?"diye sordu doğrudan. Başımı hafifçe sallarken, "Evet."dedim sadece.

"Peki, söylediklerimi hatırlıyor musun?"diye sorduğunda, sarı gözleri şüpheyle kısıldı.

Sorusunun bende yarattığı farkındalıkla kaskatı kesildim. Vücudumdaki tüm tüyler şaha kalkarken, beni uyarmak istermiş gibi bir iğne gibi derime batıyorlardı.

"Vuracaksın Anı. Eğer sen vurmazsan, vurulan sen olursun."

Zorlukla derin bir nefes verdim. Duygularımdan arınmam gereken zaman tam olarakta şu andı.

Kaskatı olmuş bedenime sözümü geçirerek başımı onaylarcasına salladım.

"Hatırlıyorum."dediğimde aynı benim gibi anladığını belli edercesine başını salladı.

"Güzel."söylediği tek şey buydu.

Bu konuşmayı uzatmanın bir yararı olmayacağına karar kılarak, hiçbir şey demeden ondan uzaklaşmaya başladım. Etrafımı kontrol ettikten sonra aşağıda kalan kontrol odasına gidebilmek için tribünlerden aşağıya atladım. Hızlı adımlarla, duvara yakın olacak şekilde ilerlerken Duhan'ın olduğu yere doğru kaçamak bir bakış attım. Artık orada değildi.

Bu düşünceye fazla takılmayarak yoluma devam ettim. Kontrol odasının bulunduğu koridora girmeden önce köşede gördüğüm yangın tüpünü kucakladım. Sonuçta benimde bir silaha ihtiyacım vardı.

Kapının önün geldiğimde adımlarımı yavaşlatarak, nefes alış verişlerimi düzene soktun.

Aynı o gece barda yaptıkların gibi.

Kapı dışarıya doğru açıldığı için ilk kontrol edeceği taraf görüş açısı olacaktı. Diğer tarafa geçtikten sonra yangın tüpünü kucağımda uygun pozisyona soktum.

Kapıya kulağımı yasladım ve içeriyi dinlemeye başladım. Pek ses yoktu ama iki kişi olsalardı, en azından birbirleriyle konuşurlardı öyle değil mi? Bir adım geri çekilerek kapıyı tıklattım. Yangın tüpünü tutan ellerim terlemeye başlamıştı.

Yapabilirim yapabilirim yapabilirim.

Demir kapı açılırken, benden sadece birkaç santim uzun olduğunu düşündüğüm üniformalı adam başını ileriye doğru uzattı. Görüş açımdaki ensesine yangın tüpünü geçirirken yüzümü buruşturdum. Adam anında yere yığılırken ufak bir patırdı çıktı. Yerde boylu boyunca uzanan adama bakarken tedirgin bakışlarım koridorun diğer ucundaydı. Kimse görmeden bu adamı kaldırmam gerekliydi.

Yangın tüpünü odanın içine bıraktıktan sonra adamın paçasından tutarak odanın içerisine çekiştirmeye başladım. Duhan'ın kulağımda sesi yankılanana kadar garip sesler çıkardığın farkında değildim.

"Ne oluyor orada?"diye sorduğu esnada görevliyi odanın içine tamamen sokmayı başarmıştım.

"Bir şey yok, bir şey yok." Demir kapıyı gerisin geriye kapatırken kontrol odasında yalnızca ben, baygın görevli ve yangın tüpü vardık.

Yerde yatan otuzlarının sonlarındaki adama eğilerek nabzını ve nefesimi kontrol ettim. Derin bir nefes vererek olduğum yerde dikleştim. Beyin sarsıntısı geçirmiş olabilirdi ama yaşayacaktı.

"Anı?"Koray'ın sorgulayan ses tonu yüzünden, kendimi bir açıklama yapma gereksiniminde bulundum.

"Kontrol odasındaki görevliyi etkisiz hale getirmem gerekti."dedim bilgisayar kasasına doğru ilerlerken. Dolap kapağını açtığımda, bir sürü ışıldayan şey vardı.

"Onu nasıl yaptın?" Koray bunu sorarken, bilgisayarın kasasına takılmış olan flash belleğe benzeyen şeyi çıkardım. Ve geriye kalan tüm kabloları. Duvardaki büyük bilgisayar ekranına baktığımda artık kamera görüntüleri yoktu. Umarım çıkardığım şey yapmışımdır.

"Adamın kafasına yangın tüpüyle mi vurdun?" Koray'ın sorusu sayesinde doğru şeyi yaptığımı anladım. Koray'ın sesindeki dehşete kapılmış ifadeyi umursamamayı seçerek odanın içerisinde şalterleri aramaya başladım. Bu esnada odanın içindeki kamerayı bularak bakışlarımı oraya çevirdim.

"Evet, yangın tüpüyle bayılttım ama konumuz bu değil. Şimdi ne yapacağım?"diye sordum sanki Koray ve Laçin'le göz gözeymişim gibi.

"Duhan arkanda adamlar var."Laçin'in Duhan'a verdiği talimat yüzünden dikkatim dağılırken, kulaklığımda kısık sesli kurşun sesleri yankılandı. Bu Duhan'ın susturuculu silahının sesi olmalıydı. Demek ki zarar görmemişti. Bu düşünce içimi ferahlattı.

"Sağ köşedeki demir kapaklı dolaba ilerle."Koray'ın dediğini yaparak o dolaba ilerledim ve kolu çevirerek demir kapağı açtım.

"Evet, burası."derken bakışlarımı şalter kollarımda gezdirdim. Vana gibi bir şey bile vardı.

"Her şeyi kapat."dediğini yaparak ilk önce vana olmak üzere tüm her şeyi kapattım. En son indirdiğim şalterle birlikte her yer karanlığa gömüldü.

Saniyeler içerisinde dışarıdan gelen bağırış sesleri yüzünden, tedirgin bakışlarımı kapalı olan demir kapıya çevirdim. Sanırım artık gizlenmemize gerek yoktu.

Yangın tüpünü aldığım gibi koşar adımlarla kontrol odasından çıkacaktım ki son kez yerde yatan adama baktım. Oda neredeyse zifiri karanlıktı ama az önce araladığım kapı yüzünden az da olsa içeriye ışık sızıyordu. Bundan pişman olmamayı dileyerek adamın belindeki silahı aldım.

Silahın emniyetini kontrol ettikten sonra belime yerleştirdim. Koşarak kontrol odasından uzaklaşırken nereye gittiğimi bilmiyordum bile.

Buz pistinin üzerindeki tavanın belirli yerleri camdı ve ay ışığı içerinin yeteri kadar aydınlanmasını sağlıyordu. Bakışlarımı tribünlerin arasında gezdirdiğimde Duhan'a doğru üç tane silahlı adamın ilerlediğimi gördüm. Duhan'ın süper asker olmadığı düşünülürse, zarar görecekmiş gibi görünüyordu. Bir cevap ararcasına bakışlarımı buz pistinde gezdirdim. Erimesi için biraz daha zaman gerekliydi. Etrafa bakınmaya devam ettim.

Duhan'a doğru koşan adamlarla aramdaki mesafe azdı. Eğer dikkatlerini çekersem bu Duhan'a şuan uğraştığı adamları pataklaması için zaman kazandırırdı. Kucağımdaki yangın tüpüne baktım. Sanırım bu tüpü boşaltmak bana yardımcı olabilirdi.

Adamların koştuğu yönde, karşılarına çıkacak şekilde diğer taraftan dolandım ve karşılarında bir engel gibi dikildim. Bu sayede Duhan'ın yakınına gelmiştim. Üç adamda adımlarını yavaşlatarak karşımda durdular. Yüzlerinde şaşkın olduklarını belli eden aptal bir ifade vardı.

Çünkü kapüşonlusu açılmış ve uzun kahve saçlarım sayesinde kız olduğunu anladıkları, elinde yangın tüpü olan korku filminden çıkmış gibi bir kız vardı. Bencede şaşırmaları oldukça normaldi.

Bellerindeki silaha ellerini atmak konusunda tereddüt yaşadıkları anı yakalayarak tüpteki kimyasalı yüzlerine püskürttüm. Her yerleri köpük olurken beni durdurmak için içlerinden biri öne atıldı. Fakat, tüpün alt kısmını yüzüne geçirdiğimde anında yere yığılmıştı.

Kemiğin kırılma sesini duyduğuma yemin edebilirdim.

Diğer ikisi yerdeki adamın üzerinden atlayarak üzerime gelmeye devam ederlerken, aynı zamanda yüzlerindeki köpüğü silmeye çalışıyorlardı. Biri kolumu yakaladığında bana bile yabancı gelen tizlikteki ses tonumla, "Çek elini üzerimden!"diye bağırdım.

Adam bana doğru bir adım daha atacağı sırada, ayağımı arka baldırına vurarak dengesini kaybetmesini sağladım. Adam, önümde diz çöktüğündeyse hiç beklemeden yangın tüpünü sol şakağına geçirdim. Yerdeki diğer adamın yanındaki yerin alırken, üç numara yüzündeki köpüklerden arınmış ve silahını çoktan bana doğrulmuştu.

Siktir. Fark etmemiştim bile.

Gözlerim kocaman açılmış bir şekilde bana doğrulmuş silaha bakarken, bir anda Duhan'ın "Eğil!"diye talimat vermesiyle silahın hedefinden çıktım ve üç numaranın haykırışı kulaklarımı doldurdu. Az önce tuttuğu silah ayaklarımın dibine düşerken, tedirgin bakışlarımı yere çökmüş adama çevirdim. Acı içinde kanayan elini tutarak haykırıyordu. Gözlerim kocaman açıldı.

Az önce bana doğrulttuğu silahı tuttuğu elinden vurulmuştu.

"Gel buraya."Ben daha Duhan'a dönemeden o elimi kavramış ve bir yerlere çekiştirmeye başlamıştı bile. Buz pistinin üzerine doğru ilerlerken artık boş olan yangın tüpü hala kucağımdaydı.

"Depoya açılan kapak pistin neresindeydi?"Bu sorusu Koray'ydı. Buz pistine çıktığımız anda ayağım hafif bir şekilde vıcıklaşmış buza girmiş olsada yeteri kadar erimiş sayılmazdı.

"Size göre pistin sol köşesinde." Koray'ın dediği yere doğru ilerlerken kaymamaya çalışıyorduk.

"Polislere haber verdiniz mi?"Duhan bunu söylerken neredeyse kapağın olduğu yere varmıştı.

"Evet, on beş dakikaya oradalar."Laçin bunu söylerken adımlarımızı durdurduk. Kapağın önüne geldiğimizde hala buz olan yere bir süre baktım. Ardından tuttuğum yangın tüpünü Duhan'a uzattım.

"Buzu kırmanı sağlacak tek şey bu."diyerek yangın tüpünü bakışlarımla işaret ettim. Sarı gözlerini önce yangın tüpüne, ardından bana çevirdi. Bu saçmalığa derin bir nefes verdikten sonra uzattığı yangın tüpünü aldı. Onun buzu daha rahat kırabilmesi için birkaç adım uzaklaştım

"Teknik olarak, şu an aşağıdalar değil mi?"Bunu sadece Laçin ve Koray'a sormak istiyordum çünkü Duhan'ın bu aptal soruma ne tepki vereceğini görmek istemiyordum. Fakat kulaklık yüzünden sorumu her türlü duymuş olmalıydı.

Onun cevap vermesine gerek kalmadan Koray, "Evet."diye beni yanıtladı.

"Yani buradaki kapağı açtığımızda, aşağıdan bizi görecekler?" dedim sorarcasına. Bu sefer, "Evet."diyen Laçin'di.

"Bir sürü silahlı adama karşı, biz ne yapacağız acaba?" Diye sorarken sesimde saklayamadığım bir sinir vardı. Bu iki gerizekalı bize ne yaptırtıyorlardı?

"Kapağı aç ve kaç. Plan bu. Sonra polisler gelecek zaten." Bu planı yapan insanların zeka seviyesinden şüphe ettiğim o anı yaşıyordum işte. Koray'ın sözleri bittiği anda Duhan'ın da buz kırma işlemi sonlanmıştı.

Bunu yapmaması gerektiğine dair tedirgin bakışlarımı sarı gözlerine diktiğimde, başını hafifçe iki yana sallayarak uyarılarımı görmemezlikten geldi ve saniyeler içerisinde silah deposuna açılan demir kapak ardına kadar açılmıştı.

Evet içte tam anlamıyla sıçmıştık.

"Hey! Ne oluyor orada?!" Bu sözler, Duhan'ın beni bileğimden tuttuğu gibi çekiştirmeye başlamış olmasının ikinci nedeniydi. Birkaç tane adamın bize dönen bakışlarını görmüştüm, fakat yüzlerini incelemek için fırsatım olmamışı. Gecenin geri kalanında da olmamasını umuyordum.

"Gerçekten bu sıfır-üç yaş planını kim yaptı?!"diye sorarken buz pistinden sonunda çıkmayı başarmıştık ama bunu yapabilen tek kişi biz değildik. Çıkış kapısına vardığımız anda peşimizden koşan adamların ve siren seslerinin yarattığı gürültüyle beynimin uyuştuğunu hissettim.

Duhan dışarıyı gösteren metal kapıyı açtıktan sonra ilk benim çıkmam için kenara çekilmişti. Elini bırakmadan onu da peşimden sürükledim.

Arabanın olduğu sokağa döneceğimiz sırada binanın önüne yaklaşan polis arabalarının ışığı gözümü aldı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan kulağımı sağır eden patlama sesi duyuldu.

Duhan'ın eli avucumun içinden kayarken, korkuyla açılan gözlerimi sağ tarafımdaki adama çevirdim.

Göz bebeklerim dehşetle büyüken az önce elini tutan elime baktım.

Ve tek görebildiğim şey kırmızı renkteki kandı.

Duhan'ın kanı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.