Güneş Kapanı kitap kapağı

16. bölüm / 31

Güneş Kapanı

16-Ölüm Çukuru

Vaveyla Yazarı: Mizena

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 16-Ölüm Çukuru

Omzumun üzerinden Gazel'e dönerek, "Neden kız kardeşinin doğum günündeyim, Gazel?" diye sordum içinde olduğum pozisyonun saçmalığını ona da belli edebilmek adına.

Gazel, arabanın anahtarını valeye teslim ederken sorduğum soruyla bana kısa bir bakış attı. Seri adımlarla yanıma geldiğinde yüzüme dahi bakmadan, "Bugün onun doğum günü değil."dedi tek nefeste. Kaşlarımın ortasında şüphe çukuru oluştuğu esnada beni umursamadı ve ilerlemeye devam etti. Ona yetişmek için koşar adımlarla peşinden ilerlerken o çoktan gece kulübüne giriş yapmıştı.

Gelmeden önce nöbetçi bir eczaneye uğrayıp bileğim için krem almıştık. Yol boyunca beni güldürmek için utan verici denebilecek bir çabaya girmişti. Şimdiyse...buradaydık işte.

"Ama yolda doğum günü partisi dedin." bunları söylerken kendi hafızamı zorluyordum. Evet, doğum günü partisi demişti.
"Evet, dedim." diye beni yanıtladığında umursamazlığı karşısında gözlerimi devirdim. Dışarısıyla bar kısmını birbirine bağlayan, fazla uzun olmayan bir koridorda ilerliyorduk ama içeriden gelen ses kulağımı acıtmaya başlamıştı bile. Yerde dahil olmak üzere her yeri ayna olan koridorda ilerlemeyi bırakarak olduğum yerde dikilmeye başladım. İçeride değişen ışıklar bu koridora da yansıyordu ve durmaksızın her yer farklı bir renge bürünüyordu.

Birkaç adım attıktan sonra Gazel, peşinden gelmediğimi farketmiş olacak ki adımlamayı kesti ve olduğu yerde bana doğru döndü. Pembe ve kırmızı arasındaki bir renkteki ışık yüzüne vurduğunda aynı onunda benim gibi burada olmak istemediğini anladım. Aramızda yaklaşık altı adımlık bir mesafe vardı.

"Gerçek doğum günü önümüzdeki hafta. Haftaya sınavları olduğu için bugün jelibona benzeyen arkadaşlarıyla partiliyor." Yaptığı benzetme yüzünden suratımı buruştururken dudaklarıma bir sırıtış yerleşti.

"Jelibon mu?"diye sordum kıkırdayarak. Olduğum yerde dikilmeye son vererek yanına doğru ilerlemeye başladım. Tam karşısında dikildiğimde eliyle yüzünü işaret etti. Bu esnada burnunu tiksinir bir ifadeyle kırıştırdı.

"Anaokulu çocuğu gibi yüzlerini boyuyorlar. Hepsinin dudaklarında aşırı dolgu var ve gloss mudur nedir onu sürdükleri için ışıl ışıl parlıyorlar işte." Parlamalarının nedeninin sadece sürdükleri glosslar olduğunu düşünmüyordum ama bu ayrıntıya girmeye de gerek yoktu. Cümleleri fazla yargılayıcıydı ama onu anlayabiliyordum. Bazı insanlar işin vıcığını çıkartabiliyorlardı. Aşırısını bende çok sevmiyordum. Bazılarına gerçekten o tip makyajlar çok yakışıyordu ama herkes aynı şeyi yapmaya çalıştığında tüm kızlar birbirine benziyordu. İçeride aşağı yukarı nasıl bir şeyle karşılaşacağımı bildiğimden Gazel'e hak verdim.

"Bu, neden buraya gelmem için dilek hakkını kullandığının açıklaması değil."diye ona ikinci bir soru yönelttiğimde bu sefer yüzüne vuran ışık maviydi. Gözleri ışık yüzünden olduğundan koyu gözüyordu. İşaret parmağıla sırasıyla ikimizi işaret ederken, "Sen ve ben."dedi sinsi bir şekilde gülümserken.

"Bu gece bu barda kafayı çekeceğiz. Aksi takdirde Alâ'nın saçma hareketlerine tahammül edemem." Yüzüm keyifle gerilirken, kısılmış gözlerim eşliğinde sırf onu germek adına, "Belki alkol sevmiyorum? Zorla mı içireceksin?"diye sordum beni tanımadığını vurgulamak istercesine. Ki tanımıyordu da.

Gözlerini devirdi ve yeşil gözleriyle beni baştan aşağıya süzdü. Dudağının sağ tarafı alayla yukarı kıvırılırken, "Siz İtalyanlar alkolü seviyorsunuz. En azından Kat öyleydi." dedi kendinden oldukça emin bir şekilde. Kat kimdi be? Olduğu yerde arkasına dönerken devam etti.

"Ayrıca, geçen yıl tıp balosunda garson sana dört kadehten fazla şarap veremeyeceğini söyledikten sonra bar tezgahından şişeyi çalmıştın."o gün beni görmüş müydü? Yüzüme doğru sıcak bir hava akımı yükselirken sadece şaşkınlıkla Gazel'in ensesine bakıyordum. O bir şey dememi beklemeden kulübün içine ilerlerken ayaklarıma ilerlemeleri için emir verdim.

Kalabalıkları, kutlamaları ve türevi toplanmalı aktiviteleri sevmezdim. Onca insanın içerisinde diğerlerinin nasıl rahat edebildiklerini bilmiyordum ama ben onlardan değildim. Kasıldığım için kendimi oyalayamazdım ve alkola ihtiyaç duyardım. Doğruyu söylemek gerekirse Gazel haklıydı. İtalyanlar içkiyi severdi ve annem tam olarak bir şarap bağımlısıydı. Belki mesleğinin onda yarattığı stresten belkide sırf sevdiği için gece yatmadan iki kadeh kafasına diker öyle yatağa geçerdi. Bende onun kadar olmasada şarap içmeyi sever ve bazı zamanlar ihtiyaç duyardım.

İşin özü, evet. Alkolü severdim ve sağlam bir bünyem vardı.

En son bir yıl önce, babamın birden evlendiğini öğrendiğimde yarınlar yokmuşçasına içmiştim. O geceye dair hatırladığım tek şey abimin beni kucaklayıp eve götürdüğüydü.

Çakır keyif olmak güzeldi ama sarhoş olup kendimi dahi unutmam...işte o sadece bir kere olurdu. O geceden sonra kendime söz vermiştim. Bir daha bu denli içmeyecektim. Sınırımı bildiğim için kendime verdiğim sözü tutmak, zor olmasa gerekti.
Değil mi?

Gece kulübüne giriş yaptığımız anda gözlerimi kısma ihtiyacı duymuştum. Her saniye değişen ışık kesinlikle göz sağlığım için iyi değildi. Gazel'in yanında bir yere doğru ilerlerken etrafımı daha dikkatli incelemeye başladım. Dans pistinin altı beyaz ışıkla adınlatılmıştı. İçeriye giriş yaptığınızda ilk gördüğünüz şey dans pisti olduğu gibi aynı görüş alanında DJ kabini yer alıyordu. Önündeki sistemle kendinden geçmişçesine oynayan DJ'in önünde özellikle dans eden belli bir grup vardı.

Alan oldukça genişti ve sağ köşede fazlasıyla büyük bir bar tezgahı vardı. Tüm duvarı kaplayan içki çeşitlerine bakarak o alanı gözüme kestirdim.

Gazel o yerin tam tersi yönünde ilerlediğinde ufak bir hayal kırıklığı yaşadım. Alâ'yı görmeme gerçekten gerek var mıydı?
Duvar kenarındaki U şekildeki gri koltuklardan oluşan localardan birine ilerlerken Alâ'yı ve arkadaşlarını gördüğüm anda -tamamen refleks olarak- yüzümü buruşturdum. Bir insanın kahkahası nasıl kulak zarımı patlamak üzere olan bu müziği bastırabilirdi?

"Abi!"Alâ'nın sesi tüm kulübü sarsarken yanımdaki Gazel anlık bir şekilde irkilmişti. Başımı öne eğerek gülüşümü gizlemeye çalıştım.

Alâ ve on ikili pastel boya setine benzeyen arkadaşlarının yanına ilerlerken Gazel bana anlık bir bakış atmıştı. Ona bakmamayı tercih ettim.

Altı kişilik arkadaş grubunun yanına geldiğimizde Gazel, kardeşinin yanaklarına kısa bir öpücük kondurmuştu. Alâ geri çekilirken aynı abisininkilere benzeyen yeşil gözleri mutlulukla parıldıyordu.

"Hoş geldi..."abisinin yanındaki beni fark ettiğinde gülüşü solmuş, yüzüne hoşnutsuz bir ifade yayılmıştı. Beni baştan aşağıya süzerken "...niz."diye kendini tamamladı. Yeşil gözler, benimkileri bulduğumda samimiyetsiz bir şekilde otuz iki diş sırıtıyordum.

Üzerinde siyah payetli mini bir elbise var. Yaptığı siyah göz makyajı tüm odağı gözlerine topluyordu. Dalgalı kahve saçları omuzlarından aşağıya özenle şekillendirilmişti. Dolgun dudaklarına sürdüğü kırmızı ruju artık onun imzası gibi bir şey olmuştu. Aslında makyaj yapmasada yeterince dikkat çekecek bir kızdı.

Koltukta oturan diğer beş arkadaşına da baktığımda, hiçbirinin Alâ'dan pekte farkı yoktu. Hepsinin üzerindeki ultra mini ve dekolteli elbiselere bakılırsa; kumaş pantolonun, boğazlı kazağım ve siyah kabanımla dress code'a uygun olduğum pek söylenemezdi.

Alâ kısa bir süre bana memnuniyetsiz bir şekilde baktıktan sonra abisine döndü ve aniden değişen neşeli ruh haliyle,"Abi bak Nare sana bahsetmiştim. Bizim okulda sivil havacılık okuyor."dedi yanında oturan kızıl saçlı, bir seksen kızı göstererek. Bacakları o kadar uzundu ki oturuyor olmasına rağmen boyunun uzun olduğunu anlamıştım. Kız hızlıcı ayağa kalktı ve utangaç bir gülümemeyle elini Gazel'e uzattı.

Gazel önce Nare'ye ardından Alâ'ya "Allah belanı versin."dercesine kısa bir bakış attı. Fakat Alâ bu bakışa yalnızca sırıtarak karşılık verdi. Gazel'in mimiklerini izlemek keyifliydi. Gazel tekrardan Nare'ye dönerek uzattığı elini nazikçe sıktı.
"Memnun oldum."derken olabildiğince kibar davranmaya çalışıyordu ama hareketlerinin aceleciliğinden, hemen buradan gitmek istediği anlaşılıyordu.

Alâ, abisinin bu tavrını hemen fark ederek duruma müdahale etmeye çalıştı ve "Belki birlikte-"diye lafa girdi ama Gazel cümlenin geri kalanında ne geleceğini bildiğinden kardeşinin sözünü "Anı!"diye adımı söyleyerek kesti.
Alâ, abisinin ani çıkışı yüzünden irkilirken ben oldukça sakindim. Çünkü anlamıştım. Gazel beni zaten bunun için buraya getirmişti.

"Bölümden arkadaşım. Bugün hastanede canımızı okudular. Biz şu köşede bir şeyler içeceğiz."derken eliyle sağ tarafımızda kalan büyük bar tezgahını gösteriyordu. Alâ tam karşı çıkmak için kırmızı dudaklarını aralamıştı ki Gazel bir kez daha, "Sakin bir şekilde."diyerek kardeşinin lafını kesmişti.

Alâ eli ayağı birbirine girmiş bir şekilde önce bar tezgahına, ardından bana ve en sonunda abisine döndü.
Mızıkçı bir çocuk gibi, "Ama-" diye söze girmişti ki Gazel tahmin edileceği üzere tekrardan lafını kesti.

"Alâ, bitanem."derken kardeşinin belini kavradı ve öpme bahanesiyle kulağına bir şey fısıldadı. Alâ'nın keskin, nefret dolu bakışları beni bulduğunda tüylerim diken diken oldu.

Bu gece net başıma bir şey gelecekti.

Yarış gecesinden sonra insanların benim hakkımda güzel şeyler konuşmadığını tahmin edebiliyordum ama bu bakışları hakettiğim söylenemezdi. Gazel, geri çekildiğinde Alâ hala kötü bir şekilde bana bakıyordu. Gazel tanımadığım diğer kızlara da başıyla selam verdikten sonra iyi geceler dilemiş ve elini belime yerleştirerek beni bar tezgahına doğru yönlendirmişti. Kızlardan uzaklaştığımızda bakışlarımı belimdeki eline indirerek, "Beni bunun için çağırdığım değil mi?"diye sordum hoşnutsuz bir şekilde.

"Evet."diye kısa bir cevap verdikten sonra bunun yetersiz olacağını düşünmüş olacak ki devam etti.

"Alâ ne zaman gereksiz bir yere beni çağırsa amacı bana birini ayarlamak oluyor. Tahmin etmesi zor bir şey değildi."demek bu yüzden telefonda "Beni uğraştırma gece gece." demişti.

Tezgahın öndeki bar sandalyelerinden birine oturmada önce çantamı ve kabanımı yandaki sandalyeye koydum. Ben sandalyeye daha yeni oturmuşken Gazel çoktan kurulmuş, barmene sipariş vermişti bile. Dirseğimi tezgaha dayayarak soluma yani Gazel'e döndüm.

"Kardeşler abilerine kız ayarlayabilir. Neden direkt reddetiyorsun ki? Bende Ecem'i abimle tanıştırmıştım. Gayette mutlular."dediklerimle birlikte Gazel'in kaşları şaşkınlıkla havalandı.

"Ecem senin arkadaşın mıydı?"diye sordu inanmadığını belli eden bir şekilde. Başımı hafifçe sallarken, "Evet."diye yanıtladım onu.

Elimi yumruk yaparak derin bir nefes verdim ve şakağıma yasladım.

"Üç yıl önce acile gelmişti. Eline dikiş atmıştım. Öyle tanıştık."bunları derken sol elime bakıyordum. Sol elinin baş parmağını kesmişti. Geçmişi hatırlamak yüzümde tatlı bir gülümsemenin oluşmasını sağlamıştı.

"Ecem iyi biri. Abine gerçekten iyi birini bulmuşsun ama Alâ'nın buldukları..."derin bir nefes verdi.

"Çok fena."o bunları söylerken önümüze sekizli shot bardakları dizilmişti. Demek kafayı çekmek konusunda ciddiydi. Shot bardakları rengarenkti. Kendi tarafındaki mavi olanı alarak tek seferde kafasına dikti. Yüzünü buruşturmamıştı ama sert bir şekilde bardağı geri tezgaha koymuştu. Ses yankılanmıştı.

"Ön yargılı olma."dedikten sonra bende kendi tarafımdaki mor olanı kafama diktim. Meyve aromalıydı ama tekila kendini belli ediyordu. Boğazımdan mideme inene kadar tüm sıcaklığı vücudumda hissetmiştim. Aynı onun gibi yüzümü buruşturmadan sert bir şekilde tezgaha koydum. Yüzündeki keyifli ifadeye bakılırsa, suratımı buruşturmamam onu mutlu etmişti. Dayanıklıydı ve bunu çok iyi biliyordu.

"Diyene bak."diye homurdandıktan sonra yeşil renkteki tekilayı kafasına dikti. Bende aynı anda pembe renktekine uzanıp tek seferde içmiştim. İkimiz de aynı anda bardakları masaya çarptığımızda, "Yeşil zeytin mi? Siyah zeytin mi?"diye sordum hızlıca.

"Yeşil."derken bardaklardan birine uzanmıştı. Onu da mideye indirmeden önce kıstığı gözleriyle, "Ted mi Barney mi?"diye sordu.

Sorduğu sorunun saçmalığına yüzümü buruşturdum ve bende bardaklardan birine uzandım.

"Tabiki Barney."diye sorusunu yanıtladığımda bitirdiği shot bardağını dudaklarından çekerek,"Bencede."dedi ve bardağı tezgaha çarptı.

Ben tekilayı içerken, "Adana dürüm mü Urfa dürüm mü?"diye sorduğunda boş bulundum ve içkiyi yanlışlıkla yavaşça içtim. Ağzımda bıraktığı rahatsız edici tat yüzünden yüzümü buruştururken, "Urfa...acı sevmem ben." diye yanıtladım onu.
Bana kısa bir bakış attıktan sonra bardaklardan birine uzandı ve "Zevksiz."diye homurdandıktan sonra bardağı kafasına dikti. İçki dışında acıyı herhangi bir şeyde sevmezdim. Fikrimin değimesini sağlayacak acı bir yemekle henüz tanışmamıştım.
"Jordan mı Samba mı?"diye sordum tek nefeste. Ayakkabıları sevdiğini biliyordum. Sırf geçen yıl özel seri bir ayakkabıyı alabilmek için birkaç günlüğüne amerikaya gidip gelmişti.

"Soru mu bu? Tabiki Jordan." haklıydı. Bir shot daha attım. Son iki shot bardağı kaldığında birini elime alarak tokuşturması için havaya kaldırdım. O da sarı renkteki bardağı aldığında bakışlarım birkaç saniye bardakta takılı kaldı.

Her sarı gördüğümde aklıma mı gelecekti bu adam?

Duhan üzerine düşünmemek adıma aklıma gelen ilk soruyu sordum.

"Gigi mi Bella mi?" dudaklarını büzerek düşünmeye başladığında yüzünün girdiği şekil hoşuma girmişti. Ben kıkırdayarak onu izlerken, "Bak bu zor."diye mırıldandı. En sonunda elimdeki bardağa kendi bardağıyla vurdu ve "Kendallcıyım ben." dedikten sonra kafaya dikti. Dudaklarımı büzerek verdiği cevabı düşündüm. Ardından başımı iki yana sallayarak, "Gigi çok daha güzel."dedim ve bardağı kafama diktim. Midem ekşimeye başladığında aslında aç olduğumu fark ettim. Neyse...olan oldu bir kere.

🌻

"Birde beni azarladıktan sonra üzerime kustu." Gazel'in anlattığı rezil anılara kahkahayla gülerken kendimi kaybetmiş gibiydim.. Kaç bardak içtiğimi bilmiyordum. Sekizden sonra saymayı bırakmıştım. Gazel bardağını bıraktıktan sonra kıstığı yeşil gözleriyle bir süre yüzümü inceledi.

"Anı, senin kafan mı güzel oldu?"diye sorduğunda kaşlarımı çattım. Neden böyle demişti ki şimdi? Gayet kafam yerimdeydi. Dirseğini tezgaha yasladı ve başınını yumruk yaptığı eline yasladı.

"Çünkü seni hiç bu kadar gülerken görmemiştim."derken iki artı ikinin dört ettiği kadar basit bir bilgiden bahsetiyormuş gibi kendinden emindi. Haklıydı...bende kendimi hiç bu kadar gülerken görmemiştim.

"Saat kaç?"diye sorarken kollarımı tezgahın üzerinde birbirine dolamış, başımı yastık gibi kollarıma yaslamıştım. Gözlerini yorgunlukla kırpıştırırken kolundaki saatine baktı.

"Üçe geliyor." Derken esnemesini bastırmaya çalışmıştı. O da tezgaha yasladığı koluna başını koyarken yüzümde tatlı gülümseme oluştu. Demek aşırı alkol onu da mayıştırıyordu.

"Ne zaman gideceğiz?"diye sorduğumda, Alâ ve arkadaşlarına kısa bir bakış attı. Derin bir nefes vererek, "Onlar ne zaman gitmek isterlerse." dedi bıkkınlıkla. Oturduğum yerde dikleşerek ellerimle yüzümü ovuşturdum.

"Bence Nane'ye şans vermelisin. Yoksa eve gidemeyeceğiz."gerçekten uykum gelmişti ve eve gitmek istiyordum. O da benim gibi oturduğu yerde dikleşti ve tek kaşını kaldırarak sorgulayıcı bir ifadeyle yüzümü inceledi. Dudaklarında sebebini bilmediğim bir sırıtış vardı.

"Kızın adına ne dedin sen?"derken erkeksi kıkırtısı kulaklarımda yankılandı. Hayır, Gazel'in gülüşü Duhan'ınki kadar güzel değildi. Oturup saatlerce izleme hissiyatı da uyandırmıyordu. Dudağının altında o ölüm çukurundan bile yoktu.
"Nane."dedim kıstığım gözlerimle. Bu değil miydi adı?

Gazel kendini tutamayıp bir kahkaha attığında düz bir ifadeyle yüzüne baktım. Ona öyle dik dik baktığımı fark edince, pis sakalını kaşımak bahanesiyle gülüşünü eliyle gizledi. Fakat belirgin elmacık kemiklerinden hala güldüğünü anlamıştım.

"Kızın adı Nare."dediği esnada mekanda çalan şarkı dikkatimi çekmişti.

"Aynı şey işte."derken müzikten emin olmaya çalışıyordum. Evet MaNga çalıyordu. Gazel aksi bir şey söylemek için dudaklarını araladığında onu dinlemek yerine ayağa kalktım. Bar sandalyesinden aşağıya indiğim anda ilk dengemi sağlayamadım ve sandalyeye tutundum. Fakat ben sandalyeye tutunmadan önce Gazel çoktan oturduğu yerden aşağıya inmiş ve belimden tutarak düşmeme engel olmuştu.

Aslında kolumdan tutabilirdi ama saatler önce hastane bahçesinde olanlar yüzünden bundan çekinmiş olmalıydı. Bir elimle Gazel'in omzuna tutunmuşken diğer elim az önce kalktığım sandalyedeydi. Yüzüyle aramada bir kafa boyu mesafe vardı ve kokusu buram buram ciğerlerime doluyordu. Zihnim uyuşmaya başlamıştı.

Toprak ve Deniz?

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Alkol sanırım duyu organlarımı ele geçirmişti. Çünkü Gazel'in Duhan gibi kokuyor olması mümkün değildi.

"Birilerinin uyku saati gelmiş."arkamdan gelen tanıdık sesle, Gazel'in kolları arasından sıyrıldım ve dengemi zorlukla sağlamama rağmen sesin geldiği yöne yani arkama döndüm.

"Daha dengeni sağlayamıyorsun."diye devam ettiğinde boş bakışlarımla Duhan'a ve yanında kollarını birbirine dolamış bir şekilde öylece dikilen Alâ'ya baktım. Evet, bu gece başıma bir şey gelecek demiştim.

"Denge benim dengem. Hacı yatmaz gibi istediğim yere yamulurum. Sana ne?" Gözlerini devirerek bana doğru bir adım attı. Yanımdaki sandalyeden kabanımı ve çantamı aldı.

Üzerinde siyah bir kazak vardı ve bu ona çok yakışmıştı. Oysaki basit bir parçaydı. Hatta aynı kazaktan bende de olduğuna yemin edebilirdim o kadar basit bir parçaydı. Nasıl basit bir kazak bile onun üzerinde çok değerli bir şeymiş gibi güzel gözükebiliyordu?

Alâ, artık arkamda kalan Gazel'in yanına geldiğinde; Gazel'in ona "Sen mi aradın?"diye sorduğunu duydum. Vereceği cevabı merak ettiğimde bedenimi onlara doğru çevirdim. Artık Duhan arkamda kalmıştı.

Alâ gayet basit bir şeyden bahsetiyormuş gibi omuzlarını silkerek "Evet."diye abisini yanıtladı. Gazel'in Alâ'ya gönderdiği keskin ve tehditvari bakış tüylerimi diken diken etmişti. Alâ, abisinin bakışları karşısında olduğu yerde huzursuzca kıpırdandı.
Duhan, kabanımı bana giydirirken şaşkınlıkla omzumun üzerinden ona döndüm. Neden beni giydiriyordu ki?

"Ben dans edecektim daha."derken sesimde çocuksu bir üzüntü vardı. Beni kendine çevirerek kabanımın önündeki düğmeleri ilikledi.

"Dışarısı soğuk."diye mırıldandığında üzgün ve beklenti içerisinde yüzüne bakıyordum. Beni umursamaması canımı yakmıştı.

"Dans edelim mi?"diye hevesle sorduğumda çattığı kaşları altındaki sarı gözlerini yüzüme çevirdi. Başını hafifçe iki yana sallarken, "Dans etmeyi sevmem."diye yanıtladı beni.

Gelişi güzel omzularımı silkerken ,"Bende."dedim hayal kırıklığına uğramış bir şekilde. Dans etmek hep içimden gelen bir şey değildi ve kırk yılda bir olan bir olaydı. Dehşet gaza gelmiştim ama. Oflayarak uzattığı çantamı koluma astım.

"O zaman neden dans etmek istiyorsun?"diye sorarken yüzünde ufak bir tebessüm vardı.

Gazel'le vedalaşmak için arkamı dönmeden önce,"MaNga çalıyor çünkü." dedim "Farkında değil misin?!"diye isyan eden bir ses tonuyla.

Gazel sandalyeden kalkmış, başını Alâ'nın omzuna yaslamıştı. Kısılmış yeşil gözleriyle bana bakarken, "Pazartesi görüşürüz."demekle yetindi.

Yüzümdeki buruk tebessümümle sadece teşekkür ettiğimi anlamasını umdum. Alâ kolunu Gazel'in beline dolarken Gazel çoktan uykuya dalmış gibiydi.

Bunda da yendim seni.

Duhan bir kolunu belime sararak teması arttırdığında, göğüs kafesimin içindeki organlarım alarma geçmişti. Kalbim son çırpınışlarını gerçekleştiriyormuşçasına atarken, soluma dönerek Duhan'ın sağ profilden görüntüsünü incelemeye başladım.
Sakalları uzamaya başlamıştı. Acaba parmaklarımı gıdıklar mıydı? Bir an elimi yanağına uzatıp uzatmamak konusunda tereddüt etsem de o, hiçbir şey demeden barın içerisinde beni çıkışa doğru yönlendirdiğinde bu düşünceyi kafamdan sildim.
Savsak adımlarla onun yönlendirdiği şekilde ilerlerken, gözlerimi açık tutmak gittikçe daha zor bir hal almıştı. Aynı Gazel gibi omzunda uykuya dalsam ne yapabilirdi ki? Mis gibi toprak ve deniz kokusu...

Biz bardan çıkarken hala MaNga çalıyordu ve sözleri canımı yakıyordu.

"Kanma masallara gerçek değil. Aklını başına al haddini bil." Bu sözler, kollarının arasında olduğum adam karşı sergilemem gereken tavrın nasihatı niteliğindeydi. Biz bir masalda değildik ve Duhan o mükemmel prens değildi. İçinde olduğum saçmalıktan beni çıkartıcak bir kurtarıcı değildi. O sadece...babama çok benziyordu. İlk aşkım olan babama.

Beni yeşil cip'in yolcu koltuğuna oturttuğunda gözlerim kapandı kapanacaktı. Ama o kemerimi bağlamak için üzerime eğildiğinde, tüm hücrelerimi işgal eden toprak ve deniz anlık bir şok etkisi yaratarak gözlerimi açmama neden olmuştu.
Kemerin bağlandığına dair "klik" sesi arabanın içinde yakılandığında, kendimi tutamayarak "Kokun çok güzel."dedim kısı bir ses tonuyla.

Ben bunu dediğimde geri çekilmedi ve yüzünü yüzüme hizaladı. Yada o böyle bir şey yapmadı ve ben hayal gücümün sınırlarını zorladım. Gözlerimi zorlukla seri bir şekilde kırpıştırırken önümdeki bir çift güneş bana hizalıydı. Gerçekti demek.
Kaşları yay gibi havalanırken "Öyle mi?"diye sordu yapmacık bir merakla. Başımı hafifçe yukarı aşağıya sallayarak, "Öyle."diyerek karşılık verdim. Gülümsedi, geri çekildi ve kapıyı kapattı.

Saniyeler sonra sürücü koltuğuna oturduğunda ve arabayı çalıştırdığında, başımı cama yaslayarak gözlerimi yumdum.
Sarhoş değildim ama gereğinden fazla rahattım. Ve bu rahatlık bana güzel olmayan şeyler yaptırtabilirdi. Bu yüzden uyumak en güzel çözümdü. Geldiğimizde uyandırırdı zaten.

Ama nereye gidiyorduk?

"Hangi eve götürüyorsun beni? Benim evime senin evine mi?"diye sordum oturduğum yerde dikleşerek. Ellerimle yüzümü ovarken, "Fark eder mi?"diye beni yanıtladı.

Ellerimi yüzümden çektikten sonra camı indirmek için kapıdaki tuşa bastım.

"Başıma bir silah dayanıp dayanmayacağına göre fark eder."biraz ağır bir cevap olmuştu belki ama doğru olan buydu. Ev olarak adlandırılan bir yerde sabah kalktığınızda başınıza silah yaslanmazdı ve bilekleriniz -muhtemelen sırtım da- morartılmazdı. Yanlışlıkla olsa bile. Çünkü ev güvenli alandı ve güvenli alanda -adı üzerinde olduğu gibi- güvende olunmalıydı. Ve kafama silah dayanmışken güvende olamazdım.

"Özür diler-"diye lafa girdiğinde kendimi tutamayarak, "Boşversene, yine özür dilmen gereken bir şey yapacaksın zaten."dedim başımı koltukta geriye yaslarken. Bu durumdan gerçekten sıkılmıştım. Benden bir şeyler saklıyordu ve öğrendiğimde zaten saklamasının yanlış olduğuna karar vererek, durumu kurtarmak adına özür diliyordu. Artık özürlerinde samimi olduğuna inanmıyordum. İnsanlar hata yapabilirdi, evet. Fakat onun yaptıkları hata değil, kasti olarak yapılmış şeylerdi.
"Bana neden bu kadar kötü davranıyorsun?"diye sordum sanki az önce çocuğun sözünü kesen ben değilmişim gibi. Başımı sola çevirerek onu izlemeye başladım. Hiçbir mimiğini kaçırmak istemiyordum.

Önce kaşları çatıldı. Ardından yüzünü buruşturarak bana döndü.

"Kötü mü?"diye sordu hayrete kapılmış bir şekilde. Başımı bir kez daha yukarı aşağı salladığımda, bu sefer midem bulanmıştı. Bu yüzden başımı sallamayı yarıda kesip, "Evet."diye karşılık verdim.

"Bana durmadan yalan söylüyorsun. Anlamadığımı sanıyorsun ama anlıyorum. Beni kandırıyorsun."ben bunları söylerken benim tarafımdaki camı kapatmıştı. Artık enseme soğuk rüzgar vurmuyordu.

"Sonra...bir iyilik yaptığında bunu hep suratıma vuruyorsun. Şimdi beni aldın eve götürüyorsun. Net bunu da yüzüme vuracaksın."içli bir nefes verdim.

"Ama diğer herkese karşı mütevazisin. Laçin anlattı bana. Biliyorum egolu biri olmadığını. Senin egon bir tek bana." Gözlerimi yavaşça açıp kapattım.

"Aslında bu psikolojik bir savunma taktiği. Gövde gösterisi gibi bir savunma mekanizması. Bunun bir adı var..."birkaç saniye kendime zaman tanıdım ama tanı akılma gelmeyince, "Neyse, unuttum."diyerek gözlerimi yumdum. Oturduğum yerde geriye yaslanarak uyku pozisyonu aldım.

"Acaba sabah kalktığında ne hissedeceksin?"bu dediklerimi ayık kafayla söyleyemeyeceğimi sanıyordu ama büyük yanılıyordu. Sadece bu cümleleri kurmamın zamanı şuandı. Çakır keyif olduğum bu gece.

Derin bir nefes doldurarak ciğerlerime, gözlerimi geri araladım ve bakışlarım akıp giden asfalt yoldayken,"Kafamı o yastıktan kaldıracağım efendim. Hani bakacağım güneşe."dedim düz bir şekilde. Bakışlarımı sola, yani Duhan'ın kemerli burnunu görebileceğim sağ profiline çevirdim ve birkaç saniye inceledim.

Bu kadar güzel olması adaletsizlikti.

"Evet diyeceğim, doğdu güneşim." Tekrardan önüme döndüm.

"Tık elimi yüzümü yıkıyacağım. Güzel bi şarkı, güzel bi banyo. Modumu yakalayacağım." Duhan'ın erkeksi kahkahası arabayı doldurduğunda kalbim yerini hatırlatmak istercesine tekrardan göğüs kafesimin içinde çırpınmaya başladı. Kahkahası yüzümde bir gülümsemenin oluşmasını sağlamıştı ama onu bunu bilmesine gerek yoktu. Yüzümü sağ tarafımdaki cama çevirdim.

"Gerçekten bunu ezberlemek için uğraştın mı?"diye sorduğunda gülümsemem soldu ve kaşlarım sorgulayıcı bir şekilde çatıldı. Tekrardan ona dönerken, "Neyi?"diye sordum.

Erkeksi bir kıkırtı eşliğinde "Boşver."dediğinde, umursamayarak önüme döndüm.

Araba farının aydınlattığı yolda, düzenli olarak kesilen ve devam eden şeritleri izlerken gözlerim kendiliğinden kapanmıştı. Fakat uykuya dalamıyordum. Çünkü arabanın içini dolduran toprak ve deniz kokusu tüm hücrelerimin tetikte beklemesine neden oluyordu.

Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordum ama arabanın içinde ölümcül bir sessizlik vardı.

En sonunda araba gürültülü bir şekilde durduğunda eve geldiğimizi anlamıştım. Fakat ne gözlerimi açmak için ne de eve gitmek için yeterli güce sahip değildim. Açıkçası arabanın koltuğu rahattı. Burada uyusam ne olurdu ki?
"Anı."Duhan'ın yumuşak sesi kulaklarımdan içeriye sızarken tepkisiz kaldım ve beni burada bırakıp çekip gitmesini diledim. Kalktığımda yine dengemi sağlayamayacaktım ve benimle alay edecekti. Bu diyaloğa şuan girmek kesinlikle istemiyordum.
"Anı."adımı ondan duymak güzeldi. Neden bana daha fazla Anı demiyordu?

"Anı, hadi kalk güzelim." Kulaklarıma alkol kaçmış olabilir miydi? Bir tıp fakültesi öğrencisi olarak, bu dediğim şey çok saçmaydı. Kulaklarıma alkol kaçmış olsa bile böyle bir etkisi olduğunu sanmıyordum. Yorgunlukla başımı sağ tarafa, onun olduğu yöne doğru çevirdim.

Gözlerimi açmadan, "Koltuk rahatmış."diye mırıldandım. Gözlerimi araladığımda yüzünde varla yok arası bir gülümseme vardı.
"Boynun tutulacak."derken bile "Hadi kalk."diye diretiyordu. Omuzlarımı düşürerek derin bir nefes verdim.

"Çok merdiven var."dedikten sonra gözlerimin ağırlığına daha fazla dayanamadım ve tekrardan yumdum. Arabanın kapısının açılıp kapanma sesini duyduğumda, Duhan'ın beni burada bırakmış olmasını umdum.

Fakat benim tarafımdaki kapı açıldığında ve soğuk ekim rüzgarı tüm bedenimi yaladığında adeta titredim. Kemerimin açıldığına dair ses arabanın içinde yankılandığında toprak ve deniz kokusu yok sayılamayacak şekilde yoğun haldeydi. Göz kapaklarımı araladığımda Duhan çantamdan evin anahtarını çıkartıyordu.

Anahtarı eline aldı ve çantayı kendi omzuna taktı. Ben başımı omzuma yatırarak meraklı bir şekilde ne yaptığını izlerken sanki hissetmiş gibi sarı gözler bana döndü.

"Uçuyormuş gibi hissedebilirsin, korkma."diye sorduğunda kıkırdadım.

"Ben zaten uçuyorum."dediğim şeye sırıttıktan sonra bir anda dediği gibi kendimi havada buldum. Düşmemek için omuzlarına tutunurken beni arabanın içinden çıkarttı ve ayağıyla kapıyı geri kapattı. Sırtımdaki ve dizlerimin arkasındaki elleri, boynuna yakın yüzüm ve o hayran olduğum ölüm çukuruyla olan az mesafe akıl sağlığımın sinsi bir şekilde beni terk etmesine neden olmuştu. Başımı omzuna yasladığımda kokunun verdiği hazla gözlerimi yumdum.

"58 kiloyum ben. Fıtık olacaksın." diye mırıldanırken o çoktan apartmanın girişindeki merdivenleri tırmanmış ve dış kapıyı açmıştı.

"Ameliyat edersin."dediği esnada birinci katta olan evimin merdivenlerini çıkıyorduk. Başımı yasladığım omzundan çekerek yüzünü görebileceğim şekilde geriledim. Kısılmış gözlerimle kalemle çizilmişçesine kusursuz olan yüzüne bakarken bana döndü. Burunlarımız neredeyse birbirine değiyordu.

"Daha Ortopedi ve Nöroloji stajlarımı yapmadım."yani henüz onu ameliyat etmek için yeterli donanıma sahip değildim. Hem...Duhan'ı ameliyat etmek için yeterli özgüveni kendimde bulamazdım.

Yüzüne yayılmış olan keyifli ifadeyi gizlemeye çalışmıştı ama çakır keyif olsamda bu gözümde kaçmamıştı. Dudaklarını sertçe birbirine bastırarak gülüşünü benden gizlemişti. Neden dudaklarına bu şekilde eziyet ediyordu ki? Çarpılacaktı ama haberi yoktu.

"O zaman bende fıtık olmadan önce senin stajlarının bitmesini beklerim." Beni alaya alıyordu. Yüzümü buruştururken başımı yavaşça, onaylamaz bir şekilde iki yana salladım.

"Kalıbının adamı ol biraz. Alay ediyorsun bir de."kendini tutamayarak apartmanın içinde bir kahkaha patlattığında sırf o güldüğü için gülesim gelmişti. Evin önüne geldiğimizde karşı dairenin kapısı açılmıştı.

"Bu ne ses be!?"diye çıkışan Aysel teyze, geceliğinin üzerine giydiği sabahlığının kuşağını bağlıyordu. Beyaz saçları, yeni kalktığını anlatmak istercesine darmadağındı. Duhan anahtarı kapının değiline denk getirmeye çalışırken bende omzunun üzerinden Aysel teyzeyi izliyordum. Muhtemelen Duhan'ın kahkahası yüzünden uyanmıştı. Pis herif. Şimdi kadından özür dilemem gerekecekti.

Aysel teyze bakışlarını bize çevirdiğinde, buruşuk yüzünü şaşkınlık dolu bir ifade kapladı. Kendini susturmak istercesine, yumruk yaptığı elini dudaklarının üzerine kapatmıştı ama bu onun susması için yeterli değildi.

"Ben demiştim Nejla'ya üniversitelilere ev kiralamaması gerektiğini."Aysel teyze bunları dediği esnada Duhan sonunda evin kapısını açmıştı. Ellerimi Duhan'ın omuzlarından çekerek, arkasında kalan Aysel teyzeye atılmak istercesine ellerimi kaldırdım.
"Dizin ağrıyor diye seni muayene ettiğimde böyle demiyordun ama!"verdiğim cevapa karşılık veremeyeceğimi anladığında Aysel teyze, elini kalbinin üzerine indirerek "Ay tansiyonum çıktı sizin yüzünüzden."diye yapmacık bir şekilde inlemeye başladı.

Duhan evin içine girdiğinde ve kapıyı kapatmadan önce tüm ses tellerimle Aysel teyzeye doğru, "Git dil altını al ve uyu!"diye haykırdım.

Kapı kapandığı anda Duhan derin bir nefes verdi.

"Anı, susmadığının farkında mısın?"diye sordu "artık yeter"dercesine. Gözlerimi devirdim ve ellerimi omuzlarına yerleştirdikten sonra başımı omzuna geri yasladım.

"Ben aslında cana yakın biriyimdir."diye kendimi açıklama gereksinimi duydum. En az onun kadar kötü bir izlenim bıraktığımdan emindim. İstekayla o satıcı çocuğu boğmam, hastanede her yerim kan içerisinde karşısına çıkmam, tanımadığım bir adamın suratına yumruk atmam ve menapozlu bir teyzeye gecenin bu saatinde haykırırcasına bağırmam.

Evet...sanırım bende iyi bir izlenim bırakmış sayılmazdım.

Ev aşırı sessiz olduğundan bakışlarımı karanlık koridorda gezdirdim. Ecem evde değildi ve Duhan ayakkabılarını hala çıkartmamıştı. O, sanki evi ezbere biliyormuşçasına odamın olduğu koridora yöneldiği esnada, "Ve Ecem senin kafamı kopartacak."diyerekten cümlemi tamamladım.

Şimdi o konuşabilirdi. Sonuçta ben uyarımı yapmıştım.

Odamın açık kapısından içeriye girdiğini fark ettiğimde çatılmış kaşlarımla önce odama sonrada ona baktım.
"Sen odamın yerini de mi biliyorsun?"bıkkınlık dolu bir nefes verdi.

"Zor bir tahmin değildi. Zaten iki oda var." bu hala nasıl tekte odamı bulduğunu açıklamıyordu. Belkide açıklıyordu. Bana ne açıklamıyordu. Terbiyesiz herif işte. Evimin planını da öğrenmişti. Mimar sonuçta. Hemen ezberlemiştir tabi.
Ne diyorum ya ben?

Beni yatağa indirdikten sonra yatağımın yanındaki gece lambasını yaktı. Işık yüzünden anlık bir şekilde gözlerim kamaştığında ellerimle yüzümü kapattım. Amacım gözlerimi kapatmaktı ama ben daha fazlasını yapmıştım.

Sağ doğru yatağa devrildiğimde yanağım yumuşak yastığıma çarptı. Sonunda uyuyabilecek olmanın verdiği mutlulukla gülümsediğim esnada Duhan'ın "Hayır öyle yatmak yok." demesiyle ellerimi yüzümden çekerek yastığa indirim. Bence sorun edilecek bir şey yoktu.

Omuzlarımdan tutularak tekrardan oturur pozisyona getirildiğimde hayal kırıklığıyla inledim. Alt tarafı uymak istiyordum.
Dolabımın açılma sesini duyduğumda gözlerimi zorlukla araladım. Sırtı bana dönüktü. Siyah kazağının arkası gergindi ve kollarını hareket ettirdiği için pazıları fazla dikkat çekiciydi.

Hop hop!

"Neden dolabımı karıştırıyorsun?"diye sorduğum esnada, elinde bir sweatshirt ve eşofman altı alarak dolabı geri kapattı. Olduğu yerde bana dönerek beyaz sweatshirtü ve eşofmanı uzattı. Ben gözlerimi kırpıştırarak elindekilere bakarken bıkkınlıkla derin bir nefes verdi.

"Giyinebilecek misin?"diye sorduğunda başımı hafifçe kaldırarak yüzüne baktım. Aslında ben oturduğum için ve o ayakta olduğu için aramızda baya bir boy farkı vardı. Giyinmem için uzattığı kıyafetleri elinden çekerek aldım. İşaret parmağımla dönmesini işaret ederek, "Biraz mahremiyet, lütfen."dedim imalı bir şekilde. Sarı gözlerini devirerek, "Dolabın aynalı ve dolabına doğru dönmemi istiyorsun."dedi fazlasıyla ukala tavrıyla. Dediklerini algılamak için birkaç saniyemi harcadıktan sonra ona "Gözlerini kapat öyleyse."demek yerine "Gösterinin keyfini çıkar o zaman."diye salak bir cümle kurdum.

Alkol dostunuz değildir, diye boşuna demiyorlardı.

Ben botlarımı çıkartırken beni izlemişti. Sanırım üzerimi değiştirebilceğimden emin olmaya çalışıyordu. Keyfi bilirdi.
Kabanımı çıkarttıktan sonra pantolonumun düğmesine elimi attığımda bakışlarını yana çevirerek bana bakmamayı tercih etti. Kollarını birbirine dolamış, sabırla üzerimi değiştirmemi bekliyordu.

Eşofmanı giymek için ayağa kalktığımda üzerimde sadece kazakla karşısında dikiliyordum. Fakat o bana bakmıyordu bile. Bu birazcıkta olsa canımı sıkmış olsada düşünceyi kafamdan kolayca defetmiştim. Eşofmanı giydikten sonra sıra kazağımı çıkartmaya gelmişti.

Kafasını sağ tarafa çevirmiş başka yöne bakıyordu ama ben bakışlarımı ondan alamıyordum. Bakışlarım kazağının açıkta bıraktığı boynuna kaydı. Boynundaki belirgin kaslardan dişlerini sıktığını anladım. Muhtemelen gecenin bu saatinde benimle uğraştığı için sinirliydi. Ona hak vermekten kendimi alıkoyamadım. Kim on dokuz yaşında bir çocukla uğraşmak isterdi ki?
Sonra kulağının altındaki o hilal dövmesini gördüm.

Sanırım ilk defa bu kadar yakından ve net bir şekilde görüyordum. Göğüs kafesime bir şeylerin battığını hissettim.
Hayal kırıklığı.

Beni umursaması için gerçekten boşa çabalıyordum.

Kazağımın uçlarından tutarak seri bir şekilde üzerimden çıkarttım ve yere, pantolonumun olduğu yere fırlattım. An itibariyle karşısında siyah sütyenim ve beyaz eşofman altımla dikiliyordum. Bu beni utandırmalı mıydı? Bilmiyorum. Peki onun karşısında utanıyor muydum? Nedenini bilmediğim bir şekilde hayır. Vücuduma güvendiğim söylenemezdi. Onun gibi fit ve şekilli bir vücudum yoktu. Yemek yediğimde belirginleşen küçük ayva göbeğime baktım.

Evet...kesinlikle vücuduma güvenmiyordum.

Arkama dönerek yatağımın üzerindeki sweatshirtüme uzandım. Sırtım Duhan'a dönük bir şekilde sweatshirtümü giyeceğim sırada, sırtımda hissettiğim parmaklarıyla olduğum yerde taş kesildim.

Alev almış bir taş.

Sırtım ona dönüktü ve parmakları düzensiz bir şekilde sırtımda dolanıyordu. Her dokunuşuyla daha da sıcaklarken gözlerimi yumdum ve sertçe yutkundum. Fakat bu kalbimin boğazımda attığı gerçeğini değiştirmiyordu. Sadece izleyerek bile bende hayranlık uyandıran parmakları sırtımda dolanırken kalbimin atış sesi kulağımda yankılanıyordu.

"Bunu bu sabah ben yaptım değil mi?" diye sorarken sesinde zaten cevabını bildiği için derin bir pişmanlık vardı. Cevap vermedim ve nefes alışverişimi düzenlemeye çalıştım.

Parmakları sırtımdan omzuma, oradan da koluma kaydığında nazik bir şekilde beni kavradı ve olduğum yerde beni döndürerek bileğimi avucunun içine aldı.

Diğer bileğimi de nazikçe kavrayarak ikimizin de rahatlıkla görebileceği bir şekilde kendine doğru çekti.

Baş parmaklarıyla yumuşak bir şekilde bileklerimdeki kızarıklığı okşarken bedenimi tatlı bir ürperti sardı. Ayak parmaklarımdan saç diplerime kadar hissettiğim bu şey dudaklarımın yukarı doğru kıvrılmasına neden oldu.

Parmakları bana iyi geliyordu.

Sarı gözleri yüzüme tırmandığında, dudaklarımdaki gülümseme buruk bir ifade aldı. Tam tekrardan özür dilemek veya türevi bir şey söyleyeceği esnada sözümü keserek, "Yanlışlıkla oldu, isteyerek yapmadın ve yapmazdım. Biliyorum. Bu yüzden artık benden özür dileme."dedim onu anladığımı belli etmek istercesine. Çünkü anlıyordum. Duhan Alkan kötü şeyler yapan iyi bir adamdı ve iyi adamlar isteyerek birine zarar vermezdi. Yada bu tamamen kendime verdiğim bir telkindi.

"Beni bu kadar kolay aklaman doğru değil." derken tekrardan bakışlarını bileklerimdeki kızarıklıklara indirmişti.
"Neyseki doğru şeyler yapan insanlar değiliz."derken sesimde alkolün verdiği saçma bir neşe vardı. Duhan sarı gözlerini bana çevirdiğinde duygusuz bir şekilde bakışlarını yüzümde gezdirdi. Ardından hiçbir şey demeden ne ara yatağa bıraktığımı bilmediğim sweatshirtümü alarak bana geri uzattı.

Beyaz sweati hızlı bir şekilde giyindikten sonra yatağa güçsüzlükle geri oturdum. Yine uyku bastırmıştı. Derin bir nefes verdikten sonra tekrardan yana devrildim ve yanağım yumuşak yastıkla buluştu. Bacaklarımı yatağa boylu boyunca uzattım ve sonrasında cenin pozisyonunda kendime doğru çektik. Yan yatıyordum.

Kısılmış gözlerimle onu izlerken"Mi fa male."diye mırıldandığımda, yatağın kenarına oturdu ve endişeyle çatılmış kaşları altındaki sarı gözlerini bir cevap ararcasına yüzümde gezdirdi.

"Şuan mı?" diye sordu tedirginlikle. Yatakta sırt üstü dönerek bakışlarımı ona çevirdim. Titreyen kirpiklerime rağmen bakışlarımı güneş gibi parlayan gözlerinden çekmedim.

Derin bir nefes vererek tek seferde, "Hep, sana baktığımda da canım yanıyor."dedim tüm iradesizliğimle. Kaşları çatıldı ve ortalarında şüphe çukuru oluştu. Bu çukuru sevmiyordum.

"Neden?"diye sorarken başını hafifçe omzuna yatırmıştı.

"Çünkü..."dedikten sonra derin bir iç çektim.

"Çünkü senin de canın yanıyor." Kaşları gevşedi ve başını dikleştirdi. Başını hafifçe iki yana sallarken yüzünde gereksiz bir şekilde fazla ciddiyet vardı.

"Hayır, benim canım yanmıyor."derken sesinden yalan söylediğini anlamak, kafamın yerinde olmamasına rağmen oldukça kolaydı.

"Yalancı."dedim kıstığım gözlerimle.

"Değilim."derken aramızdaki diyaloğun çocuksuluğuna karşılık dudaklarımda buruk bir gülümseme peyda oldu.

"Öylesin." derken kendimden fazlasıyla emindim. Uzatacağımı bildiğinden karşılık vermedi. Ayağa kalkarken yüzünü çevirdi ve bana bakmadan "İyi geceler."diye mırıldandı. Ayağa kalktığı esnada bileğinden yakalayarak onu durdurdum. Gitmesini istemiyordum. Bu evde beni yalnız başıma bırakmasını istemiyordum. Yeterince yalnız değil miydim zaten?

"Gidersen iyi olmayacak."derken fazlasıyla ciddiydim ama sesli söyleyince kulağa fazla ucuz ve flörtöz geliyordu ama niyetim bu değildi. Duhan'a karşı dürüst olmak istiyordum. O bunu yapmasa bile. Bir gecelik dürüslük kimseye zarar vermezdi.
"Sarhoşsun."derken bakışlarını tuttuğum bileğine indirmişti.

Uzandığım yerde dikleşerek oturur şekilde ayaklarımı yataktan aşağıya sarkıttım.

"Değilim."diye karşı çıktım. Çünkü değildim. Sadece çakır keyif ve mayışmıştım.

"Yarın olduğunda hiçbir şey hatırlamayacaksın."dedi alayla. Bileğini benden kurtarmaya çalışmıyordu ve bu beni her geçen saniye daha da cesaretlendiriyordu.

"Hatırlayacağım."derken çenemi dikleştirerek bakışlarımı yüzüme doğru kaldırdım. Dudağının sol tarafı alaycı ve meydan okuyan bir şekilde yukarıya kıvrılırken elimi bileğinden çektim. Ellerini yatağa yasladıktan sonra hafifçe üzerime eğilerek, "Öyleyse pişman olacağın bir şey yapma."diye karşılık verdi kışkırtıcı bir ses tonuyla. Sıcak nefesi yüzümü yalarken midemdeki garip his yüzünden sertçe yutkundum.

Sarı gözleri avını izlemekten zevk alan yabani bir hayvan gibi koyulaşırken,"Bencede."diyerek ona keskin bir cevap verdim. Gerginlikle kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatırken sarı gözleri aşağıya kaydı. Karışısındaki kişiyi cani bir şekilde kavurmak istercesine parlayan gözleri tekrardan gözlerimi bulduğunda irademin sınırlarını çoktan geçtiğimin farkındaydım.

Ensesinden tutarak onu kendime çekerken istediğim tek şey o ölüm çukuruna girerek tekrardan yaşayabilmeyi denemekti.
Ölü bir adamdan bana yaşadığımı hissetmesini istiyordum. Fazla bencildim.

Dudaklarını benimkilerin üzerinde hissettiğim ilk an tüm bedenimi sarsan bir ürperti beni ele geçirmişti. Düşünemiyordum ve düşünmek istemiyordum.

Ağırlığını bana vermiyordu ve bu nedenini bilmediğim bir şekilde canımı sıkıyordu. Dudakları tenime değiyordu ama farklı bir şey vardı.

Bir elim ensesinden sırtına doğru kayarken diğeriylede onu bırakmak istemezcesine koluna yapışmıştım. O, yatakta üzerime doğru eğildiğinde sırtım yumuşak zeminle buluştu. Dudaklarım pis sakalının dahi gizleyemediği o ölüm çukurunu bulduğunda kontrolüm dışında dudaklarımda keyifli bir gülümseme oluştu.

Sonumun orası olduğunu bilsemde gülerek öptüm orayı.

Beni çıldırtan dudakları yanağımdan boynuma kaydığında ona daha fazla alan tanıyabilmek adına başımı diğer omzuma yatırdım.

Dili boynumda, beni çıldırtan uzun ve ıslak yollar çizerken dudaklarımdan dışarıya kesin bir nefes sızdı. Kulağımın altındaki o hassas noktaya dudaklarını bastırdığında ayak parmaklarım hazla kıvrıldı. Bu adam saniyeleri içerisinde tüm hücrelerimi uyandırmış ve ona bağımlı hale getirmişti. Bacaklarımı arasındaki sıcaklık kendini hatırlatmak istercesine bedenime sinyaller yayarken dudaklarından daha fazla ayrı kalmaya dayanamadım ve yüzünü ellerimin arasına alarak dudaklarını dudaklarıma bastırdım.

Dili ağzımın içinde keşfe dalmışken kontrol edemediğim bir inleme boğuk bir şekilde ağzının içinde yok olmuştu.
Bu onu uyaran bir sinyalmış gibi geri çekildiğinde ikimizde nefes nefeseydik. Nefeslerimiz birbirine karışırken kısılmış gözleri, şiştiğinden emin olduğum dudaklarıma kaymıştı. Alnını alnıma yasladığında bir birkaç saniye soluklanmak için bana ve kendisine zaman verdi.

"Yapma."derken sesinde çaresiz olduğunu haykıran bir tını vardı. Eğer ona karşı çıkmazsam, pişman olacağı şeyler yapacakmış gibi görünüyordu.

"Neden?"diye sordum hayal kırıklığına uğramış şekilde. Beni istemiyordu.

"Çünkü...sana olduğun kişi gözüyle bakmam."dediklerini anlamlandıramamıştım. Onun gözünde kimdim ki? Cenk'in küçük kız kardeşi mi? Yada sadece iş yaptığı üstün zekalı bir tıp fakültesi öğrencisi mi? Bana ne gözüyle bakacağını bilmiyordum ama ne olursa olsun bunlardan daha iyi olacağına emindim.

Başımı hafifçe yana eğerek dudaklarına uzandım. Niyetim dudaklarına ufak bir öpücük bırakmaktı ama o bundan daha fazlasını almıştı. Sağ eli dalgalı saçlarımı okşarken, sol eliyle de bileğimi kavramış ve baş parmağıyla kızaran yeri okşuyordu.

Kafamın içindeki kemirgenler bir köşeye kıvrılmış zevkle Duhan'ın bedenimde bıraktığı izlere gülerken göğüs kafesimdeki o hareketlilik mideme baskı yapan bir hal almıştı. Her bir dokunuşu beni ona daha da bağımlı hale getiriyordu ve hastalıklı bir şekilde bunun daha fazlasını istiyordum. Dudakları dudaklarımında yanağıma kayarken öpücükleriyle bir yol çiziyordu. Dudakları boynumdan yukarıya doğru tırmanırken, "Canını daha da yakacağım." diye fısıldadı kışkırtıcı bir ses tonuyla. Nefesim tekledi.

Dudakları kendimden geçmemi sağlayan, kulağımın altındaki o noktaya değmeden önce,"Ve günün sonunda."diye başladı cümlesine.

"Hayatından çıkıp gitmem için bana yalvaracaksın."söyledikleriyle eş zamanlı olarak dudakları bedenimi terk ettiğinde sırtımdan yukarıya doğru bir ürperti yükseldi.

Yüzünü yüzüme hizaladı ve yanağıma yumuşak bir öpücük kondurudu.

"Belki şuan değil ama bir gün."dedi kısılmış gözleriyle benimkisine işkence ederken. Bakışları sırasıyla saçımdaki eline ve bileğimi okşayan eline kaydı ve "Biliyorum."dedi iç çekerek.

Sarı gözleri kahvelerime mühürlendiğinde yandığımı hissettim.

"Daha önce de yaşadım."sertçe yutkunma isteği tüm bedenimi ele geçirdi. Fakat kaskatı kesilmiştim.

Ve başını yavaşça iki yana sallarken cümlesini, "Benden gitmek isteyen ilk kişi olmayacaksın."diye tamamladı buz kadar soğuk olan sesiyle.

Küle dönmüştüm.

Sadece saniyeler önce beni mutluluğun doruk noktasına ulaştırmış olan bu adam, hiç çekinmeden o ölüm çukuruma beni hapsetmişti.

Üzerimden çekildiğinde ve ayağa kalktığında hiç beklemden yorganımın altına girerek sırtımı ona döndüm. Canımı yakmıştı ve daha da yakacağından emindim ama bu gece...Bu gece yüzümdeki o ifadeyi görmesini istemiyordum.

Belki saniye belki dakika belkide saatler boyunca odanın içinde sadece nefes alışverişlerimiz yankılandı.

Ve o, en sonunda sadece gece lambasını kapatarak odamdan çıkıp gitti.

Evin dış kapısının kapanma sesini duyduğumda, aradığım şefkati onda bulacakmışçasına yorganıma sarıldım. Çaresiz bir şekilde gözlerimden süzülerek, dakikalar önce dudaklarının değdiği yerleri temizlemek istercesine akan gözyaşlarım, yastığımı kısa sürede sırılsıklam etmişti.

Bu gözyaşlar, hiçkimse için "sadece Anı" olamayan küçük kız çocuğunun gözyaşlarıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.