10. bölüm / 31
Güneş Kapanı10-Şüphe Çıkmazı
Bölümler 31Şu an: 10-Şüphe Çıkmazı
- 1 1-Satır Başı2.515 kelime
- 2 2-Kaybolmuş Hayatlar3.590 kelime
- 3 3-Yeni Düğüm5.251 kelime
- 4 4-Ölüm Meleği6.267 kelime
- 5 5- Kanadı Kırık Anılar5.385 kelime
- 6 6-Çürük Kale5.540 kelime
- 7 7-Annesiz Kedi3.366 kelime
- 8 8-Anahtar Kralı4.180 kelime
- 9 9-Büyük Balık Küçük Balığı Yer5.229 kelime
- 10 10-Şüphe Çıkmazı4.065 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11-Show5.844 kelime
- 12 12-Hata4.974 kelime
- 13 13-Giz Halatı4.497 kelime
- 14 14-Kötü şeyler yapan İyi Adamlar4.251 kelime
- 15 15-Yanlış3.453 kelime
- 16 16-Ölüm Çukuru5.743 kelime
- 17 17-Yirmi Yedi5.810 kelime
- 18 18-Ayçiçeği4.717 kelime
- 19 19-Tetik4.066 kelime
- 20 20-Suç Ortağı4.557 kelime
- 21 21-İhtimaller Korkuyu Besler4.032 kelime
- 22 22-Alt ve Üst3.203 kelime
- 23 23-Güven4.593 kelime
- 24 24-Karanlık Koridorlar6.119 kelime
- 25 25-Ağır Yükler6.781 kelime
- 26 26-Kalbe Yakın7.725 kelime
- 27 27-En Baştan5.529 kelime
- 28 28-Serbest Düşüş6.511 kelime
- 29 29-Soğuk4.367 kelime
- 30 30-Kör Düğüm3.498 kelime
- 31 31-On Dört ve On Yedi Yaş4.429 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar...
🌻
Küçükken böyle bir hayatım olacağını tahmin edemezdim. En azından o yaşlarda bana büyüdüğümde nasıl bir hayata sahip olmayı umduğum sorulsaydı, kesinlikle yaşadığım bu hayat aklımın ucuna bile gelmezdi.
Ne o zamanlar oyun arkadaşım olan Fred'in bir bağımlı olacağını ne de tanımak için can attığım babamın Duhan'ın tabiriyle "Kötü bir adam" olacağını bilemezdim.
Geçmişin sırtımda yarattığı ürperti eşliğinde anılar kafamın içinde kendilerini hatılatmak istercesine dönmeye başladıklarında, gerginlikle yanağımın içini ısırdım.
Hiçkimse, bu koşullara isteyerek gelmiş olamazdı. Annem babamı isteyerek terk etmemişti, abim keyfinden böylesine agresif biri olmamıştı, Fred isteyerek bağımlı olmuş olamazdı.
Duhan isteyerek böyle bir adam olmamıştı.
Ve ben...isteyerek bu noktaya gelmemiştim.
Karşımda baygın bir şekilde yatan küçük bedeni izlerken aklımdan geçenler bunlardır. Geçen gece kanlar içinde kucağıma aldığım kızın adı Masal'dı.
Masal'ın serumunu takan hemşireyi izlerken acıyla yüzümü buruşturdum. Bu küçük insanı hayatta tutabilmek için her şey yapılıyordu. Ağır bir ameliyat geçirmişti. İç kanamasını durdurmak için yedi saat uğraşmışlardı. Fakat günün sonunda hala buradaydı, yaşıyordu. Buna yaşamak deniyorsa tabii.
Bana doğru yaklaşan adım seslerine rağmen sağ tarafıma dönmedim bile. Burası yoğun bakımdı ve buraya sadece sayılı kişi girebiliyordu. Normal şartlarda buraya benim bile girmem yasaktı ama Celal abi kurallarda ufak bir esnetme yapmıştı.
Yanımda dikilen kişi de Celal abiden başkası değildi.
Hemşire Masal'ın yanından çıktığında Celal abi hemşireye ilaçlar hakkında birtakım şeyler söyledi. Dinlemedim. Bakışlarımı tepkisiz bir şekilde yatan küçük kızdan alamıyordum.
"Acile hep dikiş atmakla tedavi edilebilecek hastalar gelmez. Her hastadan bu şekilde etkilenirsen ilerleyen zamanlarda işin daha da zorlaşır."olabildiğince tepkisiz olması için kendimi zorladığım yüz ifademle Celal abiye döndüm. Saçı sakalı birbirine girmişti, elleri önlüğünün cebinde, kahve gözleri yorgunlukla buğulanmıştı. Çökmüş yüzünü bana çevirdiğinde, kendimden emin bir şekilde "O sadece bir çocuk."dedim aksini kabullenemeyen bir ses tonuyla.
Dediğim şey karşısında dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu ve yorgun bakışlarını benden çekerek camın arkasındaki Masal'a dikti.
"Çocuk olması hasta olduğu gerçeğini değiştirmiyor ama."bu kadar profesyonel düşünüyor olması canımı sıkmıştı. Kollarımı birbirine dolayarak aynı onun gibi Masal'ı izlemeye devam ettim.
"Uyandığında onu zor bir hayat bekliyor. Çocuğun annesi o gece öldü. Babası hala şoku atlatmış değil. Eğer tedavilere biraz daha cevap vermezse Sosyal Hizmetler uyandığında çocuğu alır."dediği şeyler yüzünden dehşete kapılmış bir şekilde Celal abiye döndüm.
"N-nasıl yani?"kekelememe engel olamamıştım. Bir çocuk bunları yaşamamlıydı.
"Adam eşinin öldüğünü öğrendiğinden beri kendinde değil. Burcu, akli dengesini kaybettiğini söylüyor ama biraz daha test yapılması gerek. Şuana kadar hiçbir akrabaları gelmedi. Geleceklerini de sanmıyorum. Eğer adam gerçekten akli dengesini kaybetmişse ve bir akrabaları çıkmazsa çocuğu Sosyal Hizmetler alacak." Bu adaletsizlikti. Hiçbir çocuk bunu yaşamayı haketmiyordu.
"Burcu abla öyle diyorsa..."dediğimde cümlemi tamamlamıştı.
"Adam gerçekten akli dengesini kaybetmiş demektir."Celal abinin sözleri bende tokat etkisi yaratmışken ellerimi saçlarımdan geçirerek sakinleşmeye çalıştım. Burcu abla alanında uzman bir kadındı ve bu zamanda kadar koyduğu tanılarda veya öngörülerinde bir yanlışlık olduğu görülmüş değildi.
Elimin kolumun bağlı olması canımı sıkıyordu.
Celal abi bir kolunu bana sararak beni kendine çekti. Güçsüzlükle başımı omzuna yasladım.
"Ne bugün ne de yarın dünümüze benzemez. Benzememesi de gerek zaten. Bazen çok kötü olarak gördüklerimiz başımıza gelen en doğru şeyler olabilir. Bu gerçeği ne kadar çabuk kabullenirsek, hayatın zorluklarından sıyrılmamız o kadar kolaylaşır."derin bir nefes verdi.
"Biliyorum bunu özümsemek kolay değil. Ama bize sunulan başka bir seçenekte yok."başımı biraz kaldırarak zaten üzerimde olan yorgun kahvelere baktım. Diyebileceğim hiçbir şey yoktu. Hangi cümleye başlarsam başlayayım sonuna koyduğum nokta bana cevabı vermeyecekti.
İşte bazen böyledir.
Ne olacağını bilmeden sadece ilerlemen gerekir.
🌻
Yoğun bakımda biraz daha Masal'ı izledikten sonra hastaneden ayrılmaya karar vermiştim. Dikiş atacak bir iradeye bile sahip değildim. Tüm gün staj yüzünden okulun hastanesinin bir ucundan bir diğer ucuna koşturup durmuştum. İntörnler kesinlikle bana ve Gazel'e uyuz olmuşlardı. Bunu ikimizin de sorularına cevap vermeyen on yedi intörnden anlamıştım.
Oradan çıktıktan sonra Masal'ı görmek için amcamın hastanesine gelmiştim. Şimdiyse tek dileğim evime gidip kendimi doğruca yatağa atmaktı. Yemek yemek için bile gücüm kalmamıştı. Bu gidişte senenin sonunda sıfır beden olabilirdim.
Duhan'ın evine gitmemin üzerinde üç gün geçmişti ve bu üç gün boyunca bir kere bile onu görmemiştim. İkimiz içinde minimum iletişim en iyisiydi.
Hastaneden çıkarken bakışlarım merdivenlerdeydi. Yavaş yavaş merdivenleri sayarak aşağıya inerken, daha sekizinci basamaktayken kulağıma çarpan sesle bakışlarımı o yöne çevirdim.
"Acilde aradığını bulamadın galiba."Bakışlarımın hedefindeki Gazel hınzırca gülümserken, boş boş yüzüne bakmakla yetindim. Merdivenlerden indikten sonra acelesiz adımlarla yaslandığı arabasına doğru ilerledim.
Bu esnada gür kaşları şüpheyle çatılmıştı.
Yanına vardığımda yaslandığı arabından çekildi ve dikleşti. Elindeki siyah dosyayı o ana kadar farketmemiştim bile.
"Bir sorun mu var?"bunu sorarken gerçekten samimi görünüyordu. Karşısında durarak baştan aşağıya onu süzdüm. Üzerinde kahverengi bir kapüşonlu ve siyah bir pantolon vardı. Onun yeşil gözlerinde de aynı benimkiler gibi günün yorgunluğu vardır ama o benim aksime hala enerjik görünüyordu. Doping falan mı kullanıyordu bu adam?
"Seni ilgilendirmez." diyerek elindeki siyah dosyaya uzandığım sırada, elimi uzanamayacağım bir yüksekliğe kaldırdı. Bakışlarımı havaya kaldırdığı dosyadan yüzüne çevirirken tüm yorgunluğum sinirle birlikte havaya karışmıştı. Ne olurdu direkt dosyayı verip buradan çekip gitse?
"Dosyayı sana teslim etmeden önce sana bana verdiğin sözü hatırlatmak isterim."iş görüşmesindeymişiz gibi resmi konuşuyordu ve bu beni daha da sinir etmekten başka işe yaramıyordu. Uzanamayacağımı bilmem rağmen elimi havaya kaldırarak birkaç kez zopladım.
"Söz verdim işte istediğin bir şeyi yapacağım."dediğimde yeşil gözlerini direkt benimkilere dikti.
"Ne istersem."diye bana ufak bir hatırlatma yaptığında gözlerimi devirdim.
"Tamam ne istersen onu yapacağım. Ver artık şu dosyayı bana."daha fazla bu saçmalığı devam ettirmedi ve siyah dosyayı bana uzattı. Dosyayı sertçe çekerek elinden aldığımda, tekrardan arabasına yaslanarak kollarını birbirine doladı. Meraklı bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.
En ufak bir sabır kırıntısı bende bırakmadığından dosyayı direkt açarak incelemeye başladım. Zaten az sayfası vardı.
"Anlamıyorum. Bu çocukla bir sorunun mu varda böylesine araştırmak istiyordun? Yani sana ne çocuğun annesinden, babasından, banka bilgilerinden?"sayfaları karıştırırken "Kes sesini Gazel."demekle yetindim. Kibar davransaydım da bir şey değişmeyeceğini bildiğimden gereksiz nezakete gerek duymamıştım.
Bıkkınlık dolu nefes verişi otoparkta yankılanırken, dosyanın sayfalarında bir şey dikkatimi çekti.
Doğum tarihi.
31.12.1999
Ne kadar aptal bir doğum tarihiydi bu.
2021 yılında olduğumuz düşünülürse henüz yirmi bir yaşındaydı. Benden üç yaş büyüktü ve abimle yaşıttı. Yirmi bir yaş tetikçi olmak için fazla erken bir yaş değil miydi? Kesinlikle bu işe girmesinde ailesinin bir etkisi olması gerekliydi. Aklıma şuanlık başka bir senaryo gelmiyordu.
"Bu arada..."Gazel'in bir cümleye başlamasıyla dikkatim dağıldı ve bakışlarımı dosyadan kaldırarak yeşil gözlerine diktim. Yüzündeki kışkırtıcı ifadeden canımı sıkacak bir şey söyleyeceğini anlamam gerekliydi.
"Bu gece, yarışların olduğu gecelerden biri."yaslandığı yerde gerinirken baştan aşağıya beni süzdü. Beyninin kıvrımlarında dolanan yılanların varlığını rahatlıkla karşı tarafa hissettiriyordu.
"Anahtar Kralını iş üstündeyken izlemek ister misin?"
🌻
Tüm yol boyunca dosyadaki sayfaların fotoğrafını çekerek telefonuma depolamıştım. Abime hesap sorarken elimde ağırlık yapmasını istemiyordum. Evet abime hesap soracaktım.
Okuldaki o dedikoduların çeyreği bile doğruysa, bu abimi cani biri yapardı. Üstelik, Fred'ten bana nasıl bahsetmezdi? Kavga etmek veya konuşmamayı tercih etmek Fred'in bağımlılığının çözümü değildi.
Patika yola çıktığımızda içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs vardı. Abim ve Fred arasındaki gerginliğin nedenini Gazel'den öğrenmek kendimi fazla savunmasız hissetmeme neden olmuştu. Daha kendi ailem içinde dönen olaylara bile hakim olamamak aptallığın zirvesinde olduğumun kanıtıydı.
Bir açıdan bakıldığında dinlememek benim tercihimdi. Bilerek ve isteyerek görmemezlikten geldiğim şeyler vardı ama bu son yaşananlar, verdiğim kararların kocaman birer hata olduğunun altına imzasını atıyordu.
Gazel'in İ8'i dağda düzenlenen yarışların olduğu bölgeye geldiğinde küçük dilimi yutmak üzereydim. Çünkü böylesine bir ortam beklediğim söylenemezdi.
O kadar fazla araba vardı ki...
Yarışlara kayıt olmuş arabaların ön camlarından numaralar yazıyordu ve arka arkaya sıralanmışlardır. Bazı arabalarsa ne bu İstanbul trafiğini anımsatan sırada ne de yarış pistindeydi. Belirli bölgelerde öbekleşmiş bir şekilde, köşelere park edilmişti. Çoğu araba modifiyeli ve ilgi çekiciydi.
Etraf araba farları ve aleve verilmiş variller sayesinde aydınlanıyordu. Ben bunu düşünürken bakışlarım istemsizce pistin sonundaki vinçe kaydı. Vinçin tepesindeki ışıklarda burayı aydınlatıyordu.
"Evet, o vinç bu vinç." Endişeyle buğulanmış kahvelerimi vinçten çekerek, sürücü koltuğundaki Gazel'e çevirdim. Yüzünde düştüğüm halden zevk alırmışçasına bir ifade vardı. Gülerek önüne döndü ve arabayı park etmek için uygun bir yer bulmaya çalıştı.
"Senin gerçekten dersler dışında bir hayatın yok." Bunu söylerken sesindeki yeni farkındalık eşliğinde kaşları yay gibi havalanmıştı. O bu kalabalığın içinde arabasına uygun bir yer ararken oturduğum yere daha da sinerek kollarımı mızıkçı çocuk edasıyla birbirine doladım.
"Seninde olmasaydı benim yerime sen bölüm birincisi olurdun." En sonunda arabaya uygun bir yer bulduğunda motoru durdurdu ve kemerini çözdükten sonra bana döndü.
"Bölüm birinciliği mevzusunu bir kenara bırak şimdi. Gerçekten Cenk Erel gibi bir abin var ve ders çalışmak dışında bir şey yapmıyor musun? Ne bileyim hobin falan yok mu senin? Yada yaparken zevk aldığın bir şeyler?" Bunları gerçekten merakından sorduğunu biliyordum. Gazel'le hiçbir zaman okul ve hastane dışında bir araya gelmemiştim. Bu yüzden beni sadece ona gösterdiğim kadarıyla tanıyordu. Gerçi gösterdiğim kadardım zaten. Yeşil gözleri yüzünden kendimi fazlasıyla savunmasız hissediyordum. İstemsizce gözlerimi ondan kaçırdım.
Gerçekten ot gibi yaşamak tabirinin beden bulmuş haliydim.
Tepkisizliğimden cevabını almış olacak ki "Sana ufak bir tavsiye, Erel." diye söze girdi. Bunu derken kapının kulpuna uzanmıştı.
"Uyumamayı dene. Baya zaman kalıyor."kapıyı açtığında, kapı havaya doğru kalkmıştı. Bende onun gibi kemerimi çözerek hızlıca arabadan indim. Gazel'in arabasının kapıları diğerlerinden farklı olarak uzay mekiği gibi açıldığında çevredeki insanların dikkatini çekmişti. Gerçi ilgi çekmesinin sebebinin sadece bu olduğunu sanmıyordum.
Gazel arabadan indiği an tanıdığı birileriyle konuşmaya başladığından yalnız kalmıştım. Arabanın kaputuna yaslanarak zorla getirilmişim gibi keyifsizce bakışlarımı etrafta gezdirdim.
Zorla getirilmemiştim evet ama kafamın içindeki sese karşı gelebileceğimi de sanmıyordum zaten. Etrafıma bakındığımda gördüğüm bu hayat bana yabancıydı. Adrenalin bana göre miydi onu bile bilmiyordum. Hiçbir zaman sınırlarımı test etmek konusunda hevesli olmamıştım.
Bunları şuan düşünüyor olmam saçmaydı. Buraya abimle konuşmak için gelmiştim. Fred konusunda ortak bir paydada buluşmamız gerekliydi. Kardeşimi İtalydaki o hapishaneden bozma rehabilitasyon merkezine kapatmak istemiyordum ve abimin de istemediğini umuyordum. Annem ve babamın Fred'ten haberi olmamalıydı. Bu sırrı tek başıma saklayamazdım ve abime ihtiyacım vardı. Abimin yardım etmesi gerekliydi. Tek başıma ne Fred'le ne de annem ve babamla başa çıkamazdım.
Yaslandığım yerden çekilerek insanların arasında ilerleyemeye başladım. Aslında birisine sorarsam bana abimin yerini gösterirdi ama bu çabaya girmek istemiyordum. Arabalardan yükselen müziklerin eşliğinde kafamdaki çarkları çalıştırmaya başladım.
Dağ pistine hangi arabayla gelirdim?
Pist fazla engebeliydi ve normal günlük hayatında kullandığı lacivert Mercedes'i bu pist için fazla yavaş kalırdı. Fazla alçak bir araba olmamalıydı. Hasar alma durumunda babamın farketmeyeceği bir araba olmalıydı...
Ben bunları düşünürken karışında dikildiğim siyah arabayla göz göze geldim.
1969 model Yenko Camaro syc. Babamın on sekizinci yaş gününde abime hediye ettiği siyah ölüm makinesi. Otoparkta çürüdüğü için kaç yüz kere kavga ettikleri araba. Bu zamana kadar bende bu kadar iyi bir arabanın otoparkta çürümeye bırakıldığını sanıyordum. Öyle değilmiş...
Ellerimi pantolonumun arka ceplerine yerleştirerek acelesiz adımlarla arabaya doğru ilerledim.
Arabanın kaputu açılmıştı ve abim öne doğru eğilmiş bir şeylerle uğraşıyordu. Üzerindeki siyah atletinin açıkta bıraktığı pazılı kollarında yağ lekeleri vardı. Bu alışkın olduğum bir görüntüydü. Küçüklüğümüzden beri abimin arabalara olan tutkusundan herkes haberdardı. Bu tutkudan benden nasibimi almıştım elbette. Nadirende olsa birilerine yumruklarını geçirmek yerine arabaları tamir ederek sinirini atardı. Bazen ortada dövebileceği biri olmadığında hırsından patlar, önüne gelen tüm arabaları tamir etmeye başladı. Problemi olmadığını düşündüğünüz arabalarda bile bir kusur bulur ve onu onarırdı.
"Babam bu arabayı kullandığını görseydi gözleri yaşarırdı." Önce bakışları motorun üzerindeyken gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Ardından kaşları çatıldı ve eğildiği yerde dikleşirken omzunun üzerinden bana döndü.
"Anı?"sesindeki şaşkınlık keyfimi bir nebze olsun yerine getirmiş olsada bunu ona belli etmemeye çalıştım. Kaputu açık tutan kenardaki demiri indirdi ve ufak bir gürültü eşliğinde kaputu kapattı. Arabanın üzerindeki el bezine uzanarak yağlanmış ellerini sildi.
"Senin burada ne işin var?" Pis sakalını düşünceli bir şekilde kaşırken kafasında nelerin döndüğünü iliklerime kadar merak ediyordum. Mesela Fred'e uyuşturucu satan adamın arabasını vinçle aşağıya attığını öğrendiğimi tahmin edebiliyor muydu?
"Konuşmamız gerekiyor." lafı uzatmayacaktım. Abimle konuşmam gereken şeylerin listesi gün geçtikçe kabarıyorken bunu ertelemenin hiçbir manası yoktu. Arabanın kaputuna yaslandıktan sonra kollarını birbirine dolayarak, beni dinlediğini belli edercesine siyah gözlerini benimkilere dikti. Karşısına geçerek tüm korkularımı bir kenara bıraktım.
"Fred-"
"Duhan'dan uzak duracaksın." İkimizde aynı anda konuşmuştuk ama onun sesi daha gür çıktığından susma gereksinimi duymuştum. Aslında bağırmamıştı ama Duhan'dan bahsediyor olması ağzıma görünmez bir fermuar çekilmesine neden olmuştu.
Şaşkınlık ve anlamazlığın verdiği etkiyle suratımı buruşturdum. Oradan bakıldığında bir şeyden tiksiniyormuş gibi göründüğümden emindim.
"Ne?" verebildiğim tek tepki buydu. Çünkü bunu şuan demesini kesinlikle beklemiyordum.
"Bu yaşına kadar bir kere bile kiminle görüşüp görüşmeyeceğin konusunda sana bir kısıtlama yapmadım. Ama o çocuktan uzak duracaksın." Şaşkınlıkla dudaklarım aralanırken bana bile yabancı gelen bir alayla dediği şeye güldüm. Ellerimi ceplerimden çıkartarak birkaç adımdımda dibine girdim.
"Abi sen ne saçmalıyorsun? Şuan birinci sıraya aldığın konu gerçekten iki günlük adam mı?" Sorduğum soruyla eş zamanlı olarak çenesi kasılmıştı. Duhan'ı benden öncede tanıdığından bu sayede emin olmuştum. Delici kahveler benimkilere mühürlendiğinde sırtımda bir ürperti hissettim.
"İki veya üç. Kaç günlük olduğu umrumda değil. Duhan'ı ne senin ne Ecem'in ne de o kıvırcık kafasını siktiğim Fred'in yakınlarında görmeyeceğim."bunları söylerken gözleri olabilirmiş gibi öfkeyle daha da koyulaşmıştı. Durduğu yerde dikleşti.
"Eğer cevabın "hayır"sa o zaman ben icabına bakmasını bilirim. Ben bu işe karışırsam, durumun pis bir hal alacağını sende biliyorsun."elimi sertçe saçlarımdan geçirerek sakinleşmeye çalıştım. Dinlemiyordu, konuşmam için bana fırsat bile vermiyordu.
"Duhan'ı sırf sen söyledin diye onu hayatımdan çıkartmayacağım!"ona bağırmam hoşuna gitmemişti. Dudaklarında hastalıklı bir gülümseme belirdiğinde gerileme istediği duysam da ayaklarımı olduğum yere sabitledim. Geri adım atmak gibi bir niyetim yoktu. Bu zamana kadar abimle ters düşmemek için çok çabalamıştım ama şuan söz konusu olan benim hayatım ve kararlarımdı. Ne kadar benim iyiliğim için olduğunu da söylese bana benim hayatım hakkında emir veremezdi.
"Fred'in ihtiyacı olan parayı verdi sana değil mi? O yüzden sende karşılığında bir şey yapıyorsun. Ne istedi senden o kadar paraya karşılık?" Fred'in hesabı patlattığından haberi vardı. Şaşkınlıkla dudaklarım aralanırken "Biliyordun ve yardım etmedin mi?"diye sordum dehşete kapılmış bir şekilde. Böyle bir şeyle karşılaşmayı kesinlikle beklemiyordum. Boğazım yanıyordu ve ne yaparsam yapayım bu acının dinmeyeceğini hissediyordum. Abim Fred'e sırtını çevirmişti.
"Ne bekliyorsun ki Anı? Hesaptaki açığı kapatacaktım ve bundan cesaret alıp tekrardan aynılarını yapacaktı. Ki yapar. Fred bu." artık o da sakin değildi. Bana bağırdığının farkında mıydı? Aramızdaki mesafeyi ciddi anlamda kapattığımda tedirginlikle etrafıma bakındım. Bizi duymalarını istemiyordum. Karardığından emin olduğum, onunkilerinin aynısı olan kahve gözlerimi onunkilere diktiğimde hala içimde bir umut vardı.
"Fred'in o rehabilitasyon merkezine tekrardan kapatılmasını mı istiyorsun?"önce gözlerimi kırpmıştırdı. Sonrasındaysa başını biraz geri çekerek yüzüme baktı. Başını hafifçe iki yana sallarken "Tabiki hayır!"dedi bu dediğime inanamaz bir şekilde. Ondan bu kadarını beklemem ağrına gitmişti.
"Aynı şeyleri tekrardan yaşamasını tabiki istemiyorum ama-" bir adım gerileriyecek cevap ararcasına ona baktım.
"O zaman ne? Annem ve babam bunu öğrenirse sence bizi dinlerler mi? Doğruca İtalyaya yollayacaklar onu. Bizim bir şey yapmamız gerek. Annem ve babamın Fred'in tekrardan bu şeye başladığından haberi olmaması gerek. Birlikte bunun üstesinden gelmeliyiz."
Derin kahvelerindeki umutsuz ifade beni de içine çekerken bıkkınlık dolu bir nefes verdi. Gözlerini benden kaçırdığı esnada "Üstün Erel'den bahsediyoruz, Anı. Çoktan haberi olmuş bile olabilir." dedi "elimden gelen bir şey yok" dercesine. Ellerimi belime koyarak derin bir soluk verdim.
Yüzümü karanlık gökyüzüne çevirerek gözlerimi yumdum.
Neden bunu yapıyordum ki? Gerçekten. Sonuçta geçen gece Fred'e ona bir daha yardım etmeyeceğimi söylemiştim. Hücreye bile kapatsalar umrumda olmaması gerekirdi. Titrek bir nefes vererek tekrardan abime döndüm. Derin kahveler bir cevap beklercesine yüzümde dolanıyordu.
"Ne olduğu önemli değil. Sen sadece annem ve babama karşı benim yanımda ol."bunun üstesinden de gelebilirdim. Evet, gelebilirdim. Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattıktan sonra "Fred'in durumun ciddiyetini kavraması gerekiyor. Bu konuda haklısın ama bunun çözümü hiçbir şey yapmayarak onu rehabilitasyon merkezine kapatmayı garantilemek değil. Bir çözümüm var ama bana yardım etmen gerekiyor." dedim hızlı hızlı.
Başını hafifçe düşünceli bir şekilde omzuna yatırırken gür kaşları çatıldı. Alnında oluşan şüphe çukurlarından kafasında tilkilerin gezinmeye başladığını anladım.
"Tek bir şartla sana ortak olurum."Başını dikleştirdiğinde bakışlarının hedefindeki ben değildim.
"Duhan hayatından çıkacak." Bakışları arkamda bir yere sabitlendiğinde gözlerimi yumdum.
Siktir.
Lütfen arkamda olma.
Gerginlikle omzumun üzerinden abimin baktığı yöne dönüm. Ve şans yine düştüğüm hale katıla katıla gülüyordu.
Aramızda üç adımlık bir mesafe vardı. Üzerindeki beyaz tişört ve jeane rağmen fazlasıyla dikkat çekiciydi. Ona baktığımda göğüs kafesime saplanan ağrı yüzünden tekrardan önüme, abime döndüm. Fakat o bana bakmıyordu bile. Bana yaklaşan adım sesleri sertçe yutkunmama neden olmuştu. Ne kadar zamandır su içmiyordum ben?
"Şimdi seninle adil bir anlaşma yapacağız."dibimden gelen sesi ve tanıdık kokusu yüzünden tüm hücelerim alarma geçmişken ona dönmemek için tüm irademi zorladım. Abim yaslandığı yerden dikleşti ve ciddi bir şekilde Duhan'ı dinlemeye başladı. Duhan bir adım daha yaklaştığında artık görüş açımdaydı. İkiside taviz vermeyen delici bakışlarını birbirine sabitlemişken Duhan devam etti.
"Eğer sen kazanırdan, bir daha Anı'nın karşısında çıkmam. O bana gelse bile onunla muhattap olmam."cebinden çıkardığı araba anahtarını ikisininde görebileceği bir yüksekliğe kaldırdı.
"Ve arabamın anahtarı senin olur." Abimin bakışları birkaç saniye Duhan'ın havada salladığı anahtarda takılı kalmış olsada devam etmesini istercesine derin kahvelerini insanın içini çöle çeviren sarı gözlere dikti.
"Ama eğer ben kazanırsam..."dedikten sonra arabanın anahtarını yumruğunun içine alarak aşağıya indirdi.
"Anı ne istiyorsa onu yapacaksın." ben şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken, kafamın içindeki kemirgenlerde aynı benim gibi şok olmuş bir şekilde Duhan'ın dediklerini dinliyorlardı. Konu bana nasıl gelmişti?
Cenk Erel rekabet için ruhunu bile ortaya koyabilecek bir adamdı. Duhan abimi nasıl kışkırtacağını iyi biliyordu. Kararan gözlerinden bu yaptığının işe yaradığını anlamıştım. Abimin bakışları ilk önce bana sonrasındaysa Duhan'a kaydı.
"Kabul."sesindeki kadife ifade şuan hissettiği duygularının önüne giz perdesini sertçe çekiyordu. Şuan abimin yüz ifadesinden anladığım tek şey, karşısındaki bu adamın canını yakmak istediğiydi.
"Berabere kalırsanız ne olacak?"diye sorduğumda ikisinin bakışları bir saniyeliğine bile bana dönmedi. Bakışarak konuşulabiliyorsa, şuanda ikisinin yaptığı tam olarak buydu.
"Duhan kazanmış olur."abimin bu dediği içimi rahatlatmamış olsa bile derin bir nefes verdim.
Hangisinin kazanmasını istiyordum?
"Pisti boşaltın!"abimin gürlemesinin tüm dağda yankılandığına emindim. Abimin dediği ikiletilmedi ve anında pisteki arabalar kenara çekildi. Duhan arabasına doğru ilerlerken peşine takıldım. Acelesiz ve kendinden emin adımlarla arabasına ilerlerken koşarak yananına vardım. Artık yanında yürüyordum.
"Tamam koca yeşil de çok güzel araba ama buraya uygun olduğuna emin misin?" İlerlemeye devam ederken omzunun üzerinden sarı gözlerin bana çevirdi. Dudaklarında ukala bir kıvrım peydah oldu.
"Koca yeşille buraya geldiğimi kim söyledi?" adımlarım kontrolümün dışında durduğunda o ilerlemeye devam etmişti. O, karşısında dikildiğim arabanın sürücü koltuğuna yerleşirken küçük dilimi yutmak üzereydim.
"Yok artık!" 1969 model Ford Mustang'e siyahın asaleti ancak bu kadar yakışabilirdi. Büyük bir gürültü eşliğinde çalışan motoruyla birlikte farkları gözümü almıştı. Elimi gözlerime siper ederken koşar adımlarla yolcu koltuğuna ilerledim. Hiç beklemeden kapıyı açarak kendimi içine attım. Kapıyı geri kapatırken bir bebeği incitmekten korkar gibi yavaş hareket etmiştim.
Ben açık kalan ağzımla kahverengi konsolu incelerken, sürücü koltuğunda oturan Duhan'ın kahkahası daha da şaşırmamı sağlamıştı. Tamam zaten güler yüzlü biriydi ama kahkahası... içimi neden bu kadar hoş etmişti?
"Arabalara ilgin olduğunu bilmiyordum."derken hala gülüyordu. Elimi konsolun yumuşak derisinde gezdirirken bakışlarımı ondan kaçırdım.
"Sadece klasik Corvette ve Mustang'e karşı böyleyim." Gülerek önüne döndüğünde vitesi ileriye takarak yarış pistine doğru bebeği ilerletti.
"Mach 1 bu değil mi?"erkeksi kıkırtısı kulağımda yankılandığında refleks gibi o tarafa döndüm. Dudağının altındaki o çukur yine belirginleşmişti.
Beni şuan oraya gömebilirler miydi? Çünkü gülüşü yüzünden göğüs kafesime saplanan ağrının beni birkaç dakika sonra öldüreceğini düşünüyordum.
"Evet Mach 1." dediğinde alt dudağımı ısırarak oturduğum yerde geriye yaslandım. Ben bu bebeğin motorunu bağırttırmaya kıyamazdım.
"O zaman senin hayalindeki arabada böyle bir şey."bu bir çıkarımdı. Hayalimde bir araba olduğundan emindi.
"Corvette Stingray 1967 model. Böyle kırmızı, cayır cayır yananından."dediğime gülerken omzunun üzerinden bana döndü.
"Madem bu kadar seviyorsun, neden baban abine aldıkları gibi sana da bir tane almadı?"piste çoktan gelmiştik. Bıkkınlıkla bir nefes verdim.
"Benim ehliyetim yok."çatılmış kaşlarıyla bana bakarken yüzünde keyifli bir ifade vardı.
"Arabaları bu kadar seviyorsun ve bunca zaman bir kursa gidip ehliyet alamadın mı?" Sesindeki şaşkınlığın altında yatan alaycı tonlama canımı sıkmış olsada oralı olmadım.
Bakışlarımı parmaklarıma indirerek ayları saymaya başladım. En sonunda ona dönerek "Daha ben on dokuzuma gireli yeni altı ay oldu. Aslında çokta geç kalmış sayılmam." dedim gayet ciddi bir şeyden bahsediyormuşçasına. Alt dudağını dişleyerek önüne döndüğünde, kendini gülmemek için kastığını görebiliyordum.
Pist boşaltılmıştı ve yol net bir şekilde görünüyordu. Patika yolun belli bir bölümü düzleştirilmişti. İleride duran vinçin etrafında iki arabanın zar zor sığabileceği bir yol vardı. Yolun aşağısının uçurum olması durumu tehlikeli bir hale sokuyordu. Oradan bakıldığında bile gecenin bu karanlığında aşağısının göründüğünü sanmıyordum.
Sağ tarafımıza abim geçtiğinde Duhan "İnme vakti."diye beni uyardı. Abime bakmayı keserek Duhan'a döndüm.
"Hiç sanmıyorum."tek kaşını kaldırmış emin olup olmadığımı sorgularken sarı gözlerini yüzümde gezdirdi. Kızardığımı hissettim.
"Emin misin?"diye sorarken kemerime uzandım.
"Eminim eminim. Sen keyfine bak. Ben burada böyle oturacağım."ben kemerimi takarken bakışlarını benden çekti ve başını hafifçe omzuna yatırarak "Peki öyleyse."diye mırıldandı. Korkmalı mıydım?
Yarışı başlatacak olan kız iki arabanın ortasına geçtiğinde oturduğum yere sinerek olacakları izlemeye başladım.
Kız elindeki fular havaya kaldırdığında ikiside aynı anda arabaların motorlarını bağırtmaya başlamışlardı. Eş zamanları olarak insanları tezahüratları fazlasıyla gürültü kirliliği yaratıyordu. Sağ tarafımdaki abime baktığımda boynundaki belirginleşen damardan, geçen birkaç dakikada Duhan'a daha da öfkelendiğini anlayabilmiştim. Duhan'a döndüğümdeyse fazla rahat olması dikkatimi çekmişti. Gerçi bu adam önüne geleni kurşuna dizerkende bu kadar rahattı.
Kız fuları indirdiğinde yanan tekerlekler yüzünden arkada büyük bir duman oluşmuştu. Araba ileriye doğru atılırken sarsılarak geriye yapıştım.
İkiside altlarındaki arabaların sınırlarını zorlarken saniyeler sonra o uçurumun dibinde olacağımızı bilmek nefesimin kesilmesine neden olmuştu.
Etraflarından dönecekleri yol fazla küçüktü ve ikisinde altında eski klasik araba olduğu düşünülürse oraya sığmaları imkansızdı. Duhan sert bir şekilde vitesi ileriye taktığında gözlerim fal taşı gibi açıldı. Araba ileriye doğru atılırken kapının yanındaki tutamaçlara tüm gücümle tutundum.
Newton'un sürtünme kuvvetine şuan iliklerime kadar ihtiyacım vardı.
Duhan direksiyonu sola kırarken tüm gücüyle el frenini çekti. Araba drift ararken bağırmamak için dudaklarımı dişledim. Nefes alamıyordum.
Yan aynalardan gördüğüm kadarıyla uçurumu teğet geçmiştik.
Duhan kıvrak bir hareketle direksiyonu düzeltirken el frenini indirdi ve vitesi değiştirerek arabanın düz yolda hızlanmasını sağladı. Düz yola çıktığımız için derin bir nefes verirken aynalardan arkama baktım. Abimin arabasını aynalardan göremeyince arkamı döndüm. Abimin arabası artık Duhan'ın tarafındaydı.
Abim kısa bir sürede aradaki mesafeyi kapatmış olsada Duhan hala öndeydi. Bakışlarımı Duhan'a çevirdiğimde kasılmış çenesini ve kararmış sarı gözleriyle karşı karşıya kaldım.
Ben bu yarışı kimin kazanmasını istiyordum?
Abim kazanırsa Duhan tamamen hayatımdan çıkacaktı ve bir daha onu göremeyecektim. Peki bunu gerçekten istiyor muydum?
Bitiş çizgisine yaklaştığımız esnada Duhan'ın sarı gözleri hedefini değiştirerek bana döndü. Sarı gözlerinden geçen duyguyu adlandıramamıştım. Pişmanlık mıydı bu? Aniden frene basmasıyla birlikte serçe konsola tutunarak dengemi sağlamaya çalıştım.
Araba durduğunda, aynı içeride olduğu gibi dışarıya da derin bir sessizlik hakim olmuştu. Abimin arabasının olduğu yöne baktığımda bakışlarım istemsizce Duhan'a kaydı. Bir eli direksiyonda, diğeriyse hala vites topunun üzerindeydi. Bakışlarıysa direksiyonda sabitlenmişti.
Çizgiyi aynı anda geçmişlerdi.
Aldığım nefesin ciğerlerime yetmemesinin nedenini bilmiyordum ama gözlerimi yakan acı katlanılmaz bir haldeydi.
Arabanın içinde sadece ikimizin soluk alışverişleri yankılanıyordu. İnsanların sesleri artık kulaklarımı dolduruyordu. Dışarıdaki sessizlik son bulmuş olsada sanki az önce Duhan'la birbirimize sessizlik yemini etmiş gibiydik.
"Anı."Duhan adımı söylerken sesinde özür dileyen bir tonlama vardı. Sonrasında ne diyeceği umrumda olmadığından kemerimi hızlıca çözerek kapının kulpuna uzandım. Tam kapıyı aralamış, dışarıya çıkacakken kolumdan yakaladı. Omzumun üzerinde ona döndüğümde, bakışlarında durmamı isteyen bir ifade vardı.
Bakışlarımı yüzünde gezidirdikten sonra dudaklarım alayla kıvırıldı.
"Daha ne istediğini sen bilmiyorsun."kolumu silkerek elinden kurtulduğumda hızlıca arabadan indim. Kapıyı serçe kapatırken içten içe kendime küfür ettim. Pistin çıkışına doğru ilerlerken onun da peşimden indiğini çarpan kapı sesinden anlamıştım.
Yanan gözlerim, beni zorlarken sertçe dudaklarımı dişledim. İnsanları anlamak gerçekten zordu.
"Anı dur artık!"bana seslenen Duhan'ı umursamadım. Adımlarımı hızlandırarak ilerlemeye devam ederken sertçe kolumdan tutulmamla durmak zordumda kaldım. Duhan beni kendine çevirirken "Yanlış anlıyorsun."diye lafa girdi. Yüzümdeki alaycı gülümseme büyürken kahvelerimi sarı gözlerineden kaçırarak kusursuz yüzünde gezdirdim.
O burun kemerinin nasıl oluştuğunu gerçekten merak ediyordum.
"Ne anlamamı bekliyordun ki? Bir gün beni senin yanında olmam için zorluyordum, bir diğer günde senden uzaklaşmamı istiyorsun! Asıl sen ne istiyorsun?"diye sordum tüm cesaretimi toplayarak bakışlarımı sarı gözlerine diktiğim esnada. Biçimli dudakları buruk bir ifadeyle kıvrılırken, "Tercih hakkın olmasını istedim."dedi sarı gözlerini benimkilere mühürlerken.
Elini kolumdan çektiğinde tüm bedenimi bir ürperti sardı.
"Hayatından çıkıp gitmemi isteyeceğini düşündüm. Aptal bir yarışın bunu belirleyecek olması canımı sıktı." O bana bakarken neden kendimi çırılçıplak kalmış gibi hissediyordum? Olduğum yerde huzursuzca kımıldanırken bakışlarımı sarı gözlerinden kaçırdım. Ama o elini yanağıma yaslayarak buna engel oldu. Gözlerini benimkilere sabitlerken kaskatı kesildim.
"Eğer gerçekten hayatından çıkmamı istiyorsan bunu belirleyen şey ne Cenk ne de yarış olmalı." Nefesimin bana yetmiyor olması normal miydi? Bir dakika, bu yaptığı şeyde neydi?
Sol gözümden kontrolüm dışında akan bir gözyaşı Duhan'ın eline doğru ilerlerken sarı gözleri ufak damlayı takip etti. Neden ağladığımı bile bilmiyordum ama onun karşısında böylesine görünür olmam hiç adaletli değildi.
Hem bu kadar ince düşünceli hemde acımasız biri olması mideme ağrılar sokuyordu. Her saniye onun hakkındaki düşüncelerim değişirken ben nasıl bir karar verebilirdim ki?
Gerginlikle dudağımı ısırırken bakışlarımı ondan kaçırdım. Cevapların bende olmaması can sıkıcıydı.
Cesaretimi toplayarak sarı gözlerine baktığımda sadece tek bir cümle kurmak için enerjim kalmıştı.
"Beni evime götürür müsün?"
Evett bölüm sonu.
Genel olarak anlamadığınız veya kafanızda soru işareti oluşturan bir durum var mı?
Buradan bana tüm sorularınızı sorabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde Anı fiş çekecek.
Heyecan var mı?
En yakın zamanda görüşmek üzereee...
(Yıldızı doldurmayı unutmayın.)
Bölüm etkileşimi
