Albayın Kızı kitap kapağı

9. bölüm / 30

9

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 9

Güneş İnci’den

Yağmurun altında, o ahşap kamelyanın içinde saatlerce kalmışız gibi hissettiren o andan sonra zaman adeta durmuştu.

Turan’ın göğsünde sığınak bulduğum, 26 yıllık yetimliğimin acısını ve annesizliğimin sızısını onun sıcaklığında unuttuğum o dakikalar, aramızdaki tüm rütbeleri ve resmiyet duvarlarını tamamen yıkarak geride bırakmıştı.

Ancak gerçek hayat, o yağmur damlaları kadar romantik bir şekilde ilerlemiyordu.

Turan Binbaşı'nın göğsündeki ve karnındaki dikişler patlama noktasına gelmişti. Onu zar zor hastane odasına geri soktuğumda, pansumanını tazelerken çektiği acıyı gizlemek için çene kaslarını sıkışı hâlâ gözümün önündeydi.

Canı yanıyordu ve ben hiç birşey yapamıyordum, elimden gelmiyordu.

(İki gün sonra...)

Askeri hastanenin Başhekimliği önünde, odadan taburcu işlemleri yapılan Turan ve Korutürk ile bekliyorduk.

Korutürk koltuk değneklerine alışmaya çalışırken neşesinden hiçbir şey kaybetmemişti. Turan ise sivil kıyafetlerinin içinde o sarsılmaz, heybetli duruşunu korumaya çalışsa da her adımında canının yandığı belliydi.

Tam o sırada koridorun sonundan tok, otoriter adımlar duyuldu.

Babam...

Üzerindeki resmi üniforması, göğsündeki madalya şeritleri ve o kendine has sert bakışlarıyla bize doğru adımladı. Arkasında ise her zamanki gibi muzip ama saygılı duruşuyla Alparslan Üsteğmen vardı.

Turan babamı görür görmez otomatik bir refleksle topuklarını birleştirip esas duruşa geçmeye çalıştı. "Komutanım!"

Babam elini kaldırarak Turan’ı durdurdu. "Rahat Karasu, rahat. Ameliyattan yeni çıktın, rütbe sökümüne getirtme beni."

Bu hallerine sessizce gülüyordum.

Turan hafifçe başını eğdi. "Sağ olun komutanım."

Babam gözlerini Turan’ın yüzünde, ardından çaktırmadan bana çevirdi.

O tecrübeli komutan gözleri, ikimizin arasındaki o görünmez ama elle tutulur elektriklenmeyi kaçırmamıştı. Bir anlığına kaşları çatıldı, ardından tek bir cümle kurdu:

"Karasu, senin bekar evine gittiğini duydum. O evde tek başına bu yaralarla bakılamazsın. Dikişlerini patlatıp kışlayı komutansız bırakmaya hakkın yok."

Nasıl yani?

Turan şaşırdı. "Komutanım, kışladaki misafirhanede kalabilirim, ben hallederim—"

"Sana soru sormadım Binbaşı, emir verdim," dedi babam, sesine o itiraz kabul etmeyen Albay tonunu vererek. "İyileşene kadar bizim misafirimizsin. Evde kalıyorsun. Güneş de hemşiren olarak başının çaresine bakar."

Donup kaldım. "Baba?!"

#yakisiklimm
#yerimm

Turan’ın çelik grisi gözleri bir anlığına bana, ardından babama kaydı. Karşısındaki adam sadece komutanı değil, gözünden sakındığı tek kızının babasıydı.

İtiraz etmek, emre itaatsizlik sayılacağı gibi yanlış bir izlenim de yaratabilirdi.

"Emredersiniz komutanım," dedi Turan, sesinde hafif bir yutkunmayla.

Korutürk arkadan sessizce Alparslan’ın kolunu dürttü. "Üsteğmenim, Komutanımı kurdun ağzına değil, doğrudan Albay’ın kafesine koyduk. Geçmiş olsun."

Alparslan sırıtarak Korutürk’ün omuzuna vurdu. "Kes sesini Korutürk, Albay duyarsa seni o değneklerle kışlada koşturur!"

Akşam saatlerinde evde hummalı bir çalışma vardı.

Salonun ortasındaki büyük ahşap sofra, mahallenin ve kışlanın en güzel yemekleriyle donatılmıştı. Melek de hastane çıkışı bize katılmış, mutfakta bana yardım ediyordu.

Biraz sonra kapı çaldığında Melek'e dönüp, "Birtanem kapıyı açar mısın?"

"Tamam."

Kapıyı açtığında gelen kişi Alparslan’dı.

Alparslan hemen bir bahane üretip, "Hasta ziyareti sünnettir komutanım" diyerek kendini içeri atmayı başarmıştı.

Melek ile birlikte yemekleri pişirip sofrayı hazırlamıştık.

Masada durum tam bir gerilim komedisiydi.

Masada babam başköşede oturuyor, sağında Turan, solunda ben vardım.
Alparslan ile Melek karşı karşıya oturmuş, Korutürk ise bacağını uzatmış iştahla çorbasını içiyordu.

"Ee, Karasu..." dedi babam, elindeki çatalı tabağına koyup doğrudan Turan’a bakarak.

Merakla babamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordum.

"Pansumanlarını bizim kız nasıl yapıyor? Becerikli midir, yoksa canını yakıyor mu?"

Baba, ne alaka?

Turan tam su bardağını ağzına götürürken duraksadı.

Bardağı yavaşça masaya bıraktı. Sırtını dikleştirdi. "Güneş Teğmenim... Yani Güneş Hemşire Hanım son derece profesyonel komutanım. İşinin ehlidir."

Güneş Teğmenim mi? Yanaklarımın yandığını hissettim.

Alparslan araya girip ortamı yumuşatmaya çalıştı. "Valla komutanım, Güneş Teğmenim o gece ameliyathanede Turan Binbaşı’ya öyle bir bağırdı ki, öldürecek terörist bile gelse korkudan geri dönerdi!"

Dilinin kemiğini sikeyim ben senin Alparslan.

Melek bir anda masanın altından Alparslan’ın kaval kemiğine hafifçe vurdu. "Alparslan!"

Alparslan acıyla yüzünü buruşturdu ama çaktırmamaya çalışarak öksürdü. "Yani demek istediğim, görevinin bilincinde bir sağlıkçı..."

Babam gözlerini darlamaktan vazgeçmeyerek Turan’a bakmaya devam etti. "Bizim Güneş hassastır Karasu. Annesini o yaşta kaybedince, bu hayatta bir tek ben kaldım ona. Onu üzenin, canını sıkanın... kışlayı başına yıkarım. Bilmem anlatabiliyor muyum?"

Turan’ın bakışları sertleşti ama bu sertlik babama saygısızlıktan değil, hissettiği sorumluluğun ağırlığındandı. Gözlerini babamın gözlerine dikti.

"Aklınız kalmasın komutanım," dedi Turan, sesi bir dağ kadar kararlı ve samimiydi. "Güneş Hemşirenin kılına zarar gelmesin diye canımı siper ederim. O bu vatana, bu kışlaya ve size emanet."

Babam Turan’ın gözlerindeki o dürüstlüğü ve derinliği gördü. Çene kasları gevşedi, hafifçe başını salladı. "İyi... Ye yemeğini, soğutma."

Melek ve ben derin bir nefes aldık.

Yemeğin üstünden saatler geçtiğinde Alparslan ailesiyle birlikte yaşadığı eve Korutürk'ü götürdü.

Melek ise kendi evine geçmişti.

Herkes odasına çekilmiş, ev sessizliğe bürünmüştü.

Ağrı kesicilerin etkisi geçmiş olacak ki göğsümdeki tatlı sızıyla uyanamamıştım.

Turan’ın odası koridorun sonundaydı ve dikişlerinin sızladığını tahmin edebiliyordum. Su almak ve ona ağrı kesici götürmek için sessizce odamdan çıktım.

Mutfağa gittiğimde ışığın kapalı olduğunu ama küçük gece lambasının loş ışığının mutfak tezgâhına vurduğunu gördüm.

Turan oradaydı.

Üzerinde gri bir tişört vardı. Tezgahtan su bardağını almaya çalışırken sol eliyle karın bölgesini tutuyor, hafifçe inliyordu.

"Turan?" diye fısıldadım, karanlıkta adımlayarak.

Hızla arkasına döndü. "Güneş... Uyandırmadım umarım?"

Kurban olduğum sen uyandırsan ne olur ki?

"Hayır, uyanıktım," dedim. Yanına yaklaştım. Elindeki bardağı alıp tezgaha koydum. "Ağrın var, değil mi? Niye seslenmedin bana?"

"Seni yormak istemedim," dedi, sesi loş mutfakta pürüzlü ve kısıktı. Yanıma doğru bir adım attı. Araya giren o küçücük mesafe, gündüz masada yaşanan tüm o gerginliği eritip gitti.

Turan elimi tuttu. İri, sıcak parmakları parmaklarımın arasına kenetlendi.

"Baban..." dedi, fısıltıyla. "Bana öyle bir baktı ki bir an kışlada mahkemeye çıkarılacağım sandım."

Gülümsedim. "Babam korumacıdır. Tek çocuğuyum."

"Haklı," dedi Turan. Yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki nefesindeki naneli su kokusunu hissedebiliyordum. "Seni korumakta sonuna kadar haklı. Çünkü sen..." Elini yanağıma koydu. Başparmağı elmacık kemiğimin üzerinde gezindi. "...bu dünyadaki en değerli şeysin Güneş."

#eebizsimdineyiz

Sözleri kalbimi yerinden çıkaracak gibi çarptırdı. Başımı onun eline doğru eğdim. "Turan... Burası babamın evi. Biri görecek."

"Görsünler," dedi, tutkulu ve gözü pek bir sesle. "Seni sevdiğimi tüm kışla bilsin, umurumda değil."

Bu bir itiraf mı?

Eğildi. Dudakları şakağıma, ardından yanağıma dokundu. Tam dudaklarıma kayacakken...

TAK! TAK! TAK!

Koridorda ağır, ahşabı gıcırdatan adımlar ve babamın o meşhur öksürük sesi duyuldu!

"Güneş? Mutfakta mısın kızım?"

Panikle birbirimizden ayrıldık! Turan refleksle tezgaha tutunup bardağı eline aldı. Ben ise hızla buzdolabının kapağını açıp ışığın yüzüme vurmasını sağladım.

Babam mutfak kapısında belirdi. Üzerinde eşofmanları vardı. Önce buzdolabının önündeki bana, sonra elinde su bardağıyla dimdik durmaya çalışan Turan’a baktı.

Sıçtım.

"Ne oluyor burada gece yarısı?" dedi babam, gözlerini kısarak.

"Şey... Baba," dedim, sesimin titremesini engellemeye çalışarak. "Turan Binbaşı’nın ağrı kesici saati gelmişti de, ona su veriyordum."

Turan hemen araya girdi, askeri ciddiyetini takınarak. "Kusura bakmayın komutanım, sizi uyandırdık. Ağrım olunca su içmeye inmiştim, Güneş Hanım da yardımcı oldu."

Babam ikimizin arasında mekik dokuyan gözlerle bir süre bizi inceledi. Mutfaktaki gerilim ve o fısıltılı havanın kokusunu almış gibiydi ama üstelemedi.

Babacığım seni çok seviyorum bunu bil.

"Anladım..." dedi babam. "İç suyunu Karasu, doğru yatağa. Güneş, sen de odana kızım. Gece gece üşütmeyin."

"Emredersiniz komutanım," dedi Turan.

"Tamam baba," dedim hızlıca.

Babam arkasını dönüp yukarı çıkarken, Turan’la göz göze geldik. Turan dudaklarının kenarıyla bana sessizce gülümsedi ve göz çapkınlığı yaptı. Kalbim duracak gibi oldu.

Arkamı dönüp yürümeye başladım, tam mutfaktan çıkacakken, "İyi geceler Binbaşım."

"İyi geceler Hemşire Hanım."

Ağzımda atan kalbime aldırış etmemeye çalışarak yatağıma doğru hızla gittim.

Battaniyemi açıp içine girdiğimde kollarımın arasına yastığımı alıp gözlerimi kapattım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

508okunma 35beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…