Bölümler 30Şu an: 15
- 1 1978 kelime
- 2 21.459 kelime
- 3 31.117 kelime
- 4 41.533 kelime
- 5 5906 kelime
- 6 61.018 kelime
- 7 7712 kelime
- 8 81.792 kelime
- 9 91.167 kelime
- 10 10974 kelime
- 11 111.814 kelime
- 12 121.580 kelime
- 13 13986 kelime
- 14 141.040 kelime
- 15 151.026 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 161.509 kelime
- 17 171.827 kelime
- 18 181.500 kelime
- 19 19963 kelime
- 20 201.035 kelime
- 21 211.420 kelime
- 22 221.896 kelime
- 23 231.452 kelime
- 24 241.890 kelime
- 25 251.097 kelime
- 26 261.358 kelime
- 27 27862 kelime
- 28 283.058 kelime
- 29 291.270 kelime
- 30 302.016 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazardan
Kışlanın o soğuk demir koridorlarında günler ağır akar, rüzgâr dağlardan esip sertleşirken, Fırtına ve Bora timleri için dinlenme vakti çoktan sona ermişti.
İstihbarat Dairesi’nden gelen son kodlu mesaj, sınırın hemen ötesindeki dağlık bölgede hareketlenen yeni bir yapılanmayı işaret ediyordu.
Bölge, terör örgütünün yıllardır lojistik üssü olarak kullandığı, metrelerce derinliğe sahip mağaralar sistemiyle çevrili, girilmesi en zor hatlardan biriydi.
Operasyonun planlandığı o büyük brifing odasında, haritanın etrafına toplanmış tim komutanları son kez gözden geçirme yapıyordu.
Fırtına Timi Komutanı Binbaşı Turan Yavuz Karasu, elindeki lazer işaretçiyi haritanın üzerindeki kırmızı noktada gezdirdi.
Yüzündeki o demir disiplin ve zihinsel keskinlik, dün odada İnci ile yaşadığı o fırtınalı gecenin izlerini tamamen silmişti; sahadayken Turan sadece komutandı.
"Hedefimiz bu üçlü mağara kompleksi," dedi Turan, tok ve kararlı sesiyle odayı doldurarak.
"Sızma gece yarısı iki koldan gerçekleştirilecek. Bora timi kuzey sırtını tutarken, Fırtına timi ana girişten baskı yapacak. İletişim minimumda tutulacak, telsiz sessizliği esastır."
Kaan Binbaşı başını salladı. "Anlaşıldı Binbaşı. Bölge sarp, hava şartları aleyhimize dönebilir. Dikkatli olun."
Toplantı bittikten sonra timler teçhizat odasına dağıldı.
Silahlar yağlanıyor, şarjörler dolduruluyor, çelik yelekler kuşanılıyordu. Herkesin yüzünde o operasyon öncesi bilindik sükûnet vardı.
Ancak odadan çıkmak üzere olan Turan, adımlarını durdurup revire doğru yöneldi.
Kapıyı hafifçe araladığında İnci’nin masasında medikal çantaları kontrol ettiğini gördü. Kapı eşiğinde durdu, içeri girmese de seslendi.
"İnci."
İnci başını kaldırdı. Gözlerindeki kırgınlık hâlâ yerli yerindeydi ama profesyonel maskesini takınmıştı. "Görev mi var?" diye sordu, sesi hâlâ mesafeliydi.
"Var," dedi Turan. Gözlerini İnci’nin yüzünden bir saniye bile ayırmadan devam etti. "Sana yalan söylemeyeceğime, benden bir şey sakladığını düşünmene izin vermeyeceğime söz vermiştim. Operasyonun detaylarının bir kısmını gizli olduğu için veremem, bunu biliyorsun. Ama... Sınır ötesine gidiyoruz. Bilmeni istedim."
İnci’nin içindeki o buz tutmuş öfke, Turan’ın bu dürüstlük adımıyla anlık olarak sarsıldı. Kafasını salladı, yutkundu. "Dikkat et kendine Turan. Orası... Orası tehlikeli."
"Döneceğim," dedi Turan, hafif ama derin bir sesle.
Ardından arkasını dönüp yürüdü. Bu, aralarındaki buzların erimesi için küçük ama hayati bir adımdı; fakat kaderin onlar için yazdığı senaryo bambaşkaydı.
Saatler gece yarısını gösterdiğinde, Fırtına ve Bora timleri sarp kayalıkların arasında gölge gibi ilerliyordu.
Kar, çizmelerin altında hışırdıyor, keskin ayaz adamların nefesini buz kesiyordu.
"Komutanım," dedi Alparslan, hafifçe Turan’a yaklaşarak. "Giriş noktasına 500 metre kaldı. Isı kameralarında hareketlilik var."
Turan işaret parmağını kaldırıp timi durdurdu. "Dağılın. Sızma başladı."
Her şey planlandığı gibi gidiyordu. Fırtına timi sessizce mağara ağzına yaklaşırken, arkalarından gelen ilk patlama sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti.
Nefesler tutulmuştu.
Bir roketatar mermisi, Bora timinin sağ kanadına yakın bir kayalığa çarptı.
"Pusu! Pusuya düştük!" diye bağırdı Barlas, tüfeğini omzuna yaslayıp ateş püskürtmeye başlarken.
Mağaranın karanlık ağızlarından ve kayalıkların tepesinden aniden alevler yağmaya başladı. Mermiler havada vızıldayarak uçuşuyordu.
"Fırtına, taarruz! Ateşle karşılık ver!" diye kükredi Turan, telsizini ağzına yaklaştırarak. "Kaan, durum nedir?"
"Temas sağlandı Turan, sayıları bizden çok fazla! Etrafımızı sarmaya çalışıyorlar!" Kaan’ın sesi telsizden patlama sesleriyle karışık geliyordu.
Çatışma dakikalar içinde cehennemi bir boyuta ulaştı.
Turan, Alparslan, Pamir, Barlas ve Korutürk mevzi alarak karşılık veriyordu. Ancak teröristlerin baskısı ve mühimmatın hızla tükenmesi durumu aleyhlerine çeviriyordu.
Serdar gizlendiği yerden tek tek teröristleri avlıyordu.
"Komutanım, mermiler azalıyor!" diye bağırdı Pamir, şarjörünü değiştirirken yüzüne sıçrayan teri sildi. "Bunlar bildiğin mühimmat deposuyla çıkmışlar karşımıza!"
"Geri çekilme yok, savunma hattını koruyun!" diye emretti Turan. Ancak sağ kanattaki yoğun ateş, Turan ile Pamir’i ana timden ayırıp derin bir kaya boğazına doğru sıkıştırdı.
"Pamir, benimle gel! Şu kayalığın arkasına!" Turan tüfeğini ateşleyerek Pamir’i çekti. İkisi dar bir kaya çıkıntısına sıkışmıştı.
Arka taraftan gelen sızma girişimiyle ana timle aralarındaki bağ tamamen kopmuştu.
"Komutanım, cephane bitti!" dedi Pamir, tüfeğinin boş tıkırtısını göstererek. "Benim son şarjörüm de bitti!"
Turan hızlıca kendi cebini yokladı; sadece tek bir şarjörü kalmıştı. "Al bunu, kapa kapıyı!" diye şarjörü Pamir'e uzattı.
O sırada yukarıdan gelen keskin bir ses ve atılan bir sis bombası ortalığı duman altı bıraktı.
"Turan Binbaşı! Hedef alındık!" Pamir tam tüfeğini kaldracakken, mağaranın karanlığından fırlayan ağır bot sesleri ve kalabalık bir grup terörist etraflarını sardı.
Kaçacak yer kalmamıştı. Mermiler tükenmişti.
İki terörist arkadan atlayıp Turan’ın kollarını arkaya büktü.
Turan direnmeye çalıştı, yüzüne yediği sert bir dipcik darbesiyle dizlerinin bağı çözülür gibi oldu ama başını dik tuttu. Pamir de aynı şekilde kıskıvrak yakalanmıştı.
"Komutanım!" diye bağırdı Pamir.
"Kes sesini!" diye kükredi teröristlerin lideri, Türkçe bozuk bir aksanla. "Aldık iki büyük balığı... Şimdi oyun başlasın."
Turan’ın çene kasları öfkeden titriyordu. Gözlerinden ateş fışkırıyordu ama elleri kelepçelenmişti.
Mağaranın o karanlık, nemli derinliklerine doğru sürüklenirken, aklından tek bir isim geçiyordu: İnci...
Tim gelen bir başka destek ekibiyle geri çekilirken akıllarında esir düşen silah arkadaşları vardı.
Kışlanın operasyon takip merkezinde saatler sabahın ilk ışıklarını gösterdiğinde, hava ellerindeki kahveler kadar soğuk ve gergindi.
Kaan Binbaşı ve geri çekilmeyi başarabilen tim üyeleri merkeze dönmüştü.
Alparslan, oturduğu sandalyede ellerini saçlarına geçirmiş, tek kelime etmeden ekrana bakıyordu.
Korutürk yaralıların sargısıyla ilgileniyor ama odadaki o ölümcül sessizliği kimse bozamıyordu.
Kapı hızla açıldı. İçeriye nefes nefese İnci girdi. Yüzü kireç gibi bembeyazdı, üzerinde hâlâ hemşire önlüğü vardı.
Operasyondan dönen timin halini ve o zehir gibi sessizliği gördüğü an kalbi tekletti.
"Binbaşım..." dedi İnci, sesi titreyecek kadar zayıftı. "Turan Binbaşı nerede? Tim döndü o görünmüyor?"
Kaan Binbaşı başını kaldırıp İnci’nin yüzüne bakamadı. Yutkundu, boğazındaki o düğüm canını acıtıyordu.
"İnci... sakin ol," dedi Kaan, sesini sabit tutmaya çalışarak.
"Sakin mi olayım?!" Dedi İnci, öne doğru bir adım atarak. Gözlerindeki dehşet dalgası odayı kapladı. "Nerede Turan?!"
Alparslan yerinden fırladı, gözleri hüzünle kaplanmıştı. "Mağara çıkışında pusuya düştük. Ana timden koptular... Mermileri bitti..."
Alparslan hıçkırığını yutmaya çalışarak devam etti. "Turan Komutan ve Pamir... Esir düştüler."
O an odadaki sesler tamamen kesildi. İnci’nin dünyası baş aşağı döndü.
Kulaklarında uğultular başladı, ayaklarının altındaki zemin kayıp gittiğini hissetti. Duvara tutunarak ayakta kalmaya çalıştı.
"Esir mi..." diye fısıldadı İnci, kelime ağzından çıkarken boğazını yaktı. "Hayır... Hayır, yalan söylüyorsunuz. O... O bırakmaz kendini."
Dört gün önce, gece kendisine "Senden hiçbir şey saklamayacağım" diyen adam, bugün düşman elindeydi.
Beyninden vurulmuşa dönmüştü. İçindeki o büyük öfke, o kırgınlık bir anda silinip gitmişti; geriye kalan tek şey, canından öte sevdiği adamın o karanlık mağaralarda yaşadığı işkence ve ölüm korkusuydu.
"Onu getireceksiniz..." dedi İnci, sesi odayı inleten ama bir o kadar da tükenmiş bir fısıltıya dönüşürken. "Turan'ı oradan alıp getireceksiniz! Getireceksiniz değil mi?"
Ve o an, kışlanın üzerine bugüne kadar gördüğü en karanlık, en acımasız fırtına çöktü.
Teğmen Pamir Akın
Binbaşı Turan Yavuz Karasu
O hainlerin elindeydi...
Bölüm etkileşimi
