Albayın Kızı kitap kapağı

13. bölüm / 30

13

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 13

Aynur teyzenin mutfağından yükselen nefis yemek kokuları salonun ortasındaki uzun sofrayı donatmıştı.

Bir tarafta Babam ve Turan’ın babası Deviral Amca eski günlerin, bitmeyen nöbetlerin ve vatan toprağının muhabbetini döndürüyordu, diğer tarafta Fırtına ve Bora timi üyeleri (Kaan, Serdar, Murat, Alparslan, Barlas, Pamir, Korutürk ve Ömer) tabağına koyulan sarmayı bitirmeden yenisini ekleyen Aynur teyzenin elinden kaçmaya çalışıyordu.

Ben ise sofradaki bu tatlı karmaşayı dalgın gözlerle izliyordum.

Herkes sohbetin, neşenin ve zafer sarhoşluğunun içindeydi.

Ancak benim canım çok yanıyordu, keşke bugünü geri alabilseydik.

Keşke Turan'la hiç kavga etmeseydik.

Başımı kaldırıp karşımda oturan adama baktım..

Çene kasları sürekli kasılıyor, bakışları sürekli benim üzerimde geziniyordu.

Ben önümdeki tabağa bakıyor, ne yemek yiyebiliyor ne de o sert kelimelerin kulaklarından silinmesine izin verebiliyordum.

(Yazardan)

Yemek ilerlerken Defne, verandaya açılan kapıyı çaktırmadan aralayıp bahçenin karanlık köşesindeki çardağa doğru hızlı adımlarla ilerledi.

Telefonunu cebinden çıkarıp ekranına baktığı sırada, gecenin gölgesinden ayrılan silüeti gördü.

Emre, kollarını göğsünde bağlamış, sırtını çardağın ahşap direğine yaslamış onu bekliyordu. Yıldızların hafif ışığında bile yüzündeki o ciddiyet ve gerginlik netçe okunuyordu.

"Sonunda gelebildin," dedi Emre, sesini kısarak. "Salonda abinin gözü sürekli kapıdaydı. Fark etseydi ikimizi de orada doğrattırırdı, biliyorsun değil mi?"

Defne derin bir nefes verip etrafı kontrol etti. "Abim içeride Halil amcayla konuşuyor Emre, kolay kalkmaz masadan. Ama uzatma, ne diyeceksen çabuk söyle. Kalbim boğazımda atıyor zaten."

Emre bir adım öne çıktı. Aramalarındaki mesafe azaldıkça havadaki elektriklenme daha da belirginleşti. Bora timinin o neşeli "Çaylak"ı gitmiş, yerine gözleri kararmış bir adam gelmişti.

"Uzatma diyorsun da Defne, ne zamana kadar böyle kaçak göçek konuşacağız?"

dedi Emre, sesi kısıktı ama her kelimesi ağırdı. "İçeride koca iki tim oturuyor. Abin Turan bir yanda, Kaan Komutan bir yanda. Biri çardağa sigara yakmaya çıksa, durumu açıklamaya fırsat bile kalmadan kan çıkar."

"Farkındayım Emre!" dedi Defne fısıltıyla çıkışarak. "Sanki ben çok meraklıyım abimin gazabını üzerimize çekmeye! Ama şu an zamanı değil diyorum sana. Biraz sabretmen gerekiyordu..."

"Sabrediyorum zaten," diye kesti Emre onun sözünü. Gözlerini Defne’nin gözlerine dikti. "Ama bu saklambaç oyunu tehlikeli bir hal almaya başladı. Eğer sen söylemezsen, günü geldiğinde abinin karşısına geçip ben konuşacağım. Haberin olsun."

Defne tam karşılık verecekken, evin verandasından gelen tok bir ayak sesi ve ardından Turan’ın gür sesi bahçede yankılandı,

"Defne? Kiminle konuşuyorsun orada?"

İkisinin de kanı çekildi. Emre anında karanlık köşeye doğru bir adım geri çekilirken, Defne hızla arkasını dönüp yutkundu. Turan, elinde sigarasıyla verandaya çıkmış, karanlığa doğru kısılmış gözlerle bakıyordu.

"Kimseyle abi, hava alıyorum," dedi Defne, sesindeki titremeyi saklamaya çalışarak hızla içeriye doğru kaçtı. Turan kuşkulu bir bakış attıysa da içeri girmek zorunda kaldı.

İnci'den

Yemeğin sonuna doğru artık duramayacağımı anlamıştım.

Başım deli gibi ağrıyordu. Ağrımı bahane ederek izin isteyip yukarı, Turan’ın odasına çıktım.

Normalde Defne'nin odasına giderdim ama Turan'ın odasına gitmem söylenmişti.

Üzerimdeki is kokusundan ve yorgunluktan kurtulmak istiyordum ama asıl kurtulmak istediğim şey göğsüme oturan o kırgınlık yüküydü.

Aradan çok geçmeden odanın kapısı açıldı ve Turan içeri girdi. Kapıyı ardından sertçe kapatıp kilitledi.

"Kaçıyorsun," dedi Turan, sesi hem yorgun hem de fırtınalıydı.

Arkamı dönüp ona baktım. Gözlerimde bir damla bile yumuşama yoktu. "Kaçmıyorum Turan, sadece o kalabalıkta maske takmaktan yoruldum. Tıpkı senin hayatında saklanmaktan yorulduğum gibi."

Turan derin bir nefes alıp üzerime doğru birkaç adım attı. "Aşağıda herkesin içinde konuyu açamazdım. Ama yukarıda yarım kalan o kavgayı bitireceğiz. Sen az önce bana ne dedin? 'Benden bir şey saklıyorsun, bana yalan söylüyorsun' dedin. Ne saklamışım senden?"

Acıyla gülümser gibi oldum. "Sadece yangın meselesi mi zannediyorsun? Sen bana güvenmiyorsun Turan! Operasyonları, tehlikeleri, kendi içindeki o karanlık dünyayı benden saklıyorsun. Beni koruma bahçesinin arkasına sığınıp her şeyi tek başına göğüslemeye çalışıyorsun. Ben senin sevgilin değil miyim? Neden her şeyi yabancı gibi benden gizliyorsun?"

Bunu yapması gerçekten ağrıma gidiyordu.

Turan ellerini saçlarına götürüp geriye doğru itti. Yüzündeki öfke yerini derin bir çaresizliğe bırakıyordu ama bunu kabul etmek istemiyordu.

"Seni korumak istememimin nesi yanlış? Sen o alevlerin içine atlarken beynim durdu Güneş! Görmedin mi o çatının nasıl çöktüğünü? Seni kaybetme düşüncesi beni deli ediyor, deli! Bunu anlamak bu kadar mı zor?"

"Beni koruyacağım diye beni yok sayamazsın!" diye sesimi yükselttim, gözlerimden yaşlar birer birer süzülürken.

"Ben bir teğmenim, ben bir hekimim! Hayatım boyunca ölümlerle, yaralılarla savaştım. Sen beni cam fanusa koyup dışarıdan izleyeceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun. Bana gerçekleri söylemiyorsun Turan. Yaralandığında benden saklıyorsun, tehlikeli bir kararı alırken bana danışmıyorsun bile. Sen ortak değil, sadece evde bekleyen bir gölge arıyorsun!"

Turan bu suçlamam karşısında sarsıldı. Adeta yutkunamadı. Aramızdaki mesafeyi kapatıp ellerini omuzlarıma koymak istedi ama geriye doğru bir adım atıp ellerini iter gibi uzaklaştım.

O dokunuşun reddedilmesi Turan’ın kalbine saplanan bir hançer gibi oldu.

"Böyle düşünmüyorum, yemin ederim böyle düşünmüyorum..." dedi Turan, sesi çatlayarak.

"Seni bu dünyanın en değerli varlığı koyuyorum ben. Korkuyorum Güneş, senden değil, seni koruyamamaktan korkuyorum. Çünkü seni kaybedersem, ben de yaşayamam."

Başımı salladım, ağlıyordum ama sesindeki o katı mesafe erimemişti.

"Güzel sözler bunlar, Turan. Kulaklarım bunları duymaktan yoruldu," dedim, fısıltıya yakın ama bıçak gibi keskin bir sesle. "Ama güven yoksa, sevginin de bir anlamı kalmıyor. Bana her şeyi söyleyemiyorsan, benden bir şeyler saklamaya devam edeceksen... Bu ilişki bu yükü kaldıramaz."

Turan donakaldı. "Ne demek istiyorsun? Bitirmek mi?"

Gözlerindeki korku harlanıyordu.

"Bitirelim demedim," gözlerimi kaçırarak. "Ama bugünden sonra bir süre eski biz olamayacağız. Bana gerçekten güvendiğini, benden bir şey saklamadığını kanıtlayana kadar... Bana yaklaşma Turan."

Odanın içinde yer çekimi yok olmuş gibi ağır bir sessizlik çöktü. Turan ne diyeceğini bilemedi, boğazına düğümlenen kelimeler onu boğuyordu. Arkamı dönüp yatağın kenarına geçtim, sırtını Turan’a vererek uzandım.

Turan uzun süre o karanlık odada, sırtı dönük yatan kadının silüetine baktı. İçindeki fırtınanın dışarıya vuran tek kanıtı, titreyen parmaklarıydı. Tek kelime etmeden yavaşça kapıya yöneldi, kapıyı açtı ve sessizce dışarı çıkıp kapıyı kapattı.

Oda karanlığa gömülürken ikiside içlerinden bir an önce barışmayı istiyordu.

Ancak bunun için çaba gerekiyordu, güven gerekiyordu.

Gözlerim ağırlaşırken kapının dışından babamın sesi geldi,

"Babacığım, eve gidiyoruz."

Yataktan kalkıp kapıyı açtım.

Babam ile birlikte diğerleriyle vedalaşıp eve doğru yola koyulduk.

Eve gittiğimiz gibi duşa girdim, olanların saçmalığını ve pişmanlığını düşünüyordum.

Banyodan çıkıp üzerimi giyindim ve direkt olarak yatağa yattım.

Yarın nöbetim vardı ve bu süre zarfında Turan'lar izinli olacağı için karşılaşmayacaktık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

464okunma 29beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…