Bölümler 30Şu an: 3
- 1 1978 kelime
- 2 21.459 kelime
- 3 31.117 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 41.533 kelime
- 5 5906 kelime
- 6 61.018 kelime
- 7 7712 kelime
- 8 81.792 kelime
- 9 91.167 kelime
- 10 10974 kelime
- 11 111.814 kelime
- 12 121.580 kelime
- 13 13986 kelime
- 14 141.040 kelime
- 15 151.026 kelime
- 16 161.509 kelime
- 17 171.827 kelime
- 18 181.500 kelime
- 19 19963 kelime
- 20 201.035 kelime
- 21 211.420 kelime
- 22 221.896 kelime
- 23 231.452 kelime
- 24 241.890 kelime
- 25 251.097 kelime
- 26 261.358 kelime
- 27 27862 kelime
- 28 283.058 kelime
- 29 291.270 kelime
- 30 302.016 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çalan alarmın sesi kulaklarımı tırmalamaktan ziyade zihnimin tam ortasında yankılanıyordu.
Oflayarak yatakta doğrulmaya çalıştım ama bedenim bir külçe gibi yataktan kalkmamak için direniyordu.
"Saat kaç ki, bu neyin alarmı?"
#butungeceuyudun
İç ses sabah sabah bir sus ya.
Telefonumu elime alıp ekrana baktığımda gözlerime inanamadım. Tamı tamına bir gün boyunca aralıksız uyumuştum! Hayır, bir insan en kötü ihtimalle tuvaleti geldiği için uyanırdı değil mi? Günlerdir uykusuzluğun ve yorgunluğun sınırlarını zorluyordum; tayin işleri, taşınma telaşı ve o bitmek bilmeyen evrak koşturmacası bünyemi mahvetmişti.
#seninsanmisin
Boş konuşan iç sesime derin bir göz devirdikten sonra nihayet yataktan kalkıp banyoya geçtim.
Soğuk suyu yüzüme çarparak kendime gelmeye çalıştım.
İşlerimi halledip banyodan çıktığımda ilk işim babama bakmak oldu.
Odasına ilerleyip kapıyı araladığımda yatağının hiç bozulmamış olduğunu gördüm.
Evin diğer odalarına tek tek baktım; sessizlik her yeri kaplamıştı, babam evde yoktu.
Odama dönüp masanın üzerindeki telefonumu kaptım.
Babam aranıyor...
Telefon sonuna kadar çaldı, ancak açan olmadı.
Askeriyededir, gidince nasıl olsa görürüm diye düşünerek kendimi rahatlatmaya çalıştım. Karasu'yu arasa mıydım acaba?
#ara
#yakisikliminsesiniduyayim
Hayır, aramayacaktım. Kendi kendimi doldurmayı bırakıp mutfağa geçtim.
Hızlıca bir şeyler atıştırdıktan sonra geç kalmamak için odama dönüp hazırlanmaya başladım.
Siyah saçlarımı maşayla hafifçe dalgalandırıp ön tutamlarını arkada birleştirdim.
Üniformamı üzerime geçirip yüzüme hafif, doğal bir makyaj yaptım. Parfümümü de sıktıktan sonra çantamı ve hırkamı alarak evden çıktım.
Arabaya bindiğimde çantamı yan koltuğa fırlatır gibi bıraktım. Tam yola koyulmuştum ki telefonumun melodisi arabada yankılandı.
Melek arıyor...
"Günaydın," diye açtım telefonu.
"Günaydın Meleğim!"
"Kuşum, bugün işte ilk günüm. Çok heyecanlıyım."
"Şu an neredesin, seni de alayım yolun üstündeyken."
"Duraktaydım, beni alman harika olur valla!"
"Tamamdır, birazdan oradayım."
🔒
Askeriyeye vardığımızda girişteki rutin güvenlik kontrollerini tamamlayıp içeri geçtik.
"Evet, Melek Hanım hazır mısınız?"
"Aşırı heyecanlıyım şu an," derken sesi bile titriyordu.
Gülümseyerek, "Belli," dedim. "Heyecandan ellerin titriyor."
Melek’le sohbet ederek revire doğru ilerledik.
Akşamki nöbetçi arkadaşla devir teslimi yaptıktan sonra Melek’e tıbbi malzemelerin yerini, dolapların düzenini gösterdim.
Gelen ilk pansuman hastasını da heyecanını yenmesi için Melek’e bıraktım.
Bir ara hava almak için revirden dışarı çıktığımda, Fırtına Timi'nin eğitim alanında pestili çıkana kadar antrenman yaptığını gördüm.
Başlarında, yüzünden adeta şimşekler çakan Turan duruyordu. Garip olan şuydu ki, sabah antrenman saatleri çoktan bitmiş olmalıydı. Muhtemelen sağlam bir ceza yiyorlardı ama neden?
Turan'dan (Sabah Fırtına Timi)
"Albayın kızını gördünüz mü?" diye sordu Korutürk, antrenman arasında nefes nefese.
"Ne yapacaksın oğlum albayın kızını?" dedi Barlas terini silerek.
"Hiç, dün Turan Binbaşı’nın odasında görmüşler onu. Gece saat 3'te hem de! O yüzden merak ettim."
Araya Barlas girdi, sesi oldukça ciddiydi: "Evet, ben haber verdim."
Herkes şaşkınlıkla Barlas’a döndü. Pamir daha fazla dayanamayarak, "Neden?" diye sordu.
Barlas derin bir nefes verip durumu açıkladı: "Yarası kanıyordu, ateşi yükselmişti. Ben de gidip nöbetçi hemşireye haber verdim."
O sırada kapının arkasında duran Turan daha fazla kendini tutamayarak içeri daldı. "Sen haber verdin demek!"
Gür sesi odada yankılanırken timin ağzından tek bir kelime döküldü:
"Sıçtık."
İnci'den (Şimdiki zaman)
İçeri dönüp çayından bir yudum alan Melek'e baktım. "Melek, babamı gördün mü hiç bugün?"
Melek başını iki yana salladı. "Yok valla, hiç rastlamadım."
Neredeydi bu adam? Dünden beri kaçtığım, göz göze gelmekten çekindiğim Turan’ın yanına gitmekten başka çarem kalmamıştı.
Derin bir nefes alıp revirden çıktım ve komutanlık binasına doğru ilerledim. Koridorun sonundaki odanın kapısını vurup içeri girdim. Turan masasında evraklarla ilgileniyordu; beni görünce sert bakışları bir anlığına yumuşar gibi oldu ama çatık kaşlarını bozmadı.
"Babamı arıyorum ama ulaşamıyorum," dedim mesafemi koruyarak. "Nerede olduğunu biliyor musun?"
Turan kalemini masaya bırakıp arkasına yaslandı. "Albay, tümen komutanlığına acil toplantıya çağrıldı İnci. Karargâhta değil, telefonunu da toplantı kuralı gereği kapatmıştır. Akşama doğru döner."
"Anladım, sağ ol," deyip tam arkamı dönüyordum ki bakışlarının üzerimde yarattığı o tanıdık baskıyı hissettim.
Bütün gün ondan kaçmış olabilirdim ama görünüşe göre babamın yokluğu beni yine onun karşısına çıkarmıştı.
🔒
"Komutanım."
"Dinliyorum."
"Aileniz nizamiyeye geldi, sizleri bekliyorlar."
"Sağol."
Asker baş selamı verip odadan çıktı.
Odadan ağır adımlarla çıktım, karşılaştığım üstlerime selam verip annemlerin olduğu yere doğru ilerledim.
Dışarıda beni gören askerler selam veriyordu, annemlerin yanına gittiğimde annem sıkıca sarıldı.
"Oğlum."
"Hoşgeldiniz, çardağa geçelim orada konuşuruz."
Kız kardeşim ve ablamın ortasına geçip yürümeye başladım.
Oturduğumuzda, "Turan, benim sana bir haberim var."
Dedi ablam.
Merakla "Neymiş o haber?" Dediğimde ablam çantasından küçük kare bir kağıt çıkarttı.
"Bu ne?" Demiştim ki ultrason kağıdı olduğunu fark ettim.
"Sen ciddi misin?"
"Evet oğlum, dayı oluyorsun."
Ayağa kalkıp ablama sarıldım.
Kız kardeşim de kıskanıp aramıza girdiğinde annemler için içecek birşeyler getirdim.
"Defne."
"Efendim abi."
"Derslerin nasıl gidiyor?"
"Çok iyi gidiyor abi, konular biraz zor ama sınavlarımın çoğu çok yüksek."
"Afferin, bir hediyeyi hakettin."
Defne sevinçle boynuma atladığında ablamın bu soğukta terlediğini gördüm.
"Abla iyi misin?"
"Sadece biraz, karnım ağrıyor."
Babam araya girdi, "Oğlum revire mi götürsek?"
Diye sorduğunda ablamın koluna girerek revire ilerlemeye başladık.
Annem ve Defne telaşla ablama birşeyler soruyordu.
"Tamam, revirde öğreniriz. Olmadı hastaneye gideriz."
Revire girdiğimde gözüm İnci'yi aradı.
"Hemşire var mı?" İçeriye doğru seslendiğimde İnci ve yanındaki kumral kız odadan çıkıp yanımıza geldi.
İnci hızla sorular sormaya başladı.
"Neyi var? Ne zamandan beri bu durumda?"
"Ablam hamile, yaklaşık 20 dakikadır bu şekilde."
"Anladım, muhtemelen yorgunluk ve suzuluktan ağrı meydana gelebilir."
Ardından ekledi, "Gebeliğin başlarında dikkat etmek gerekiyor, vücuda yeteri kadar besin ve su alınmazsa vücudunuzdaki vitaminler zamanla azalır, bu da bebeği etkileyebilir."
"Anladım, teşekkür ederim." Dedi ablam.
"Sizi şuraya alayım, serum takviyesi sağlayalım. Eğer ağrı devam ederse hastaneye götürürüz."
Ablamı yavaşça yatağa yatırdığımda kumral kız elinde serum ile geri döndü.
"Derin nefes alın, kendinizi kasmayın."
Serumu yavaşça taktıktan sonra babam dışarıya çıktı, Defne ise ablamın yanındaki sandalyeye oturdu.
Anneme döndüğümde yüzünde imalı bir ifade vardı.
O sırada İnci yanımıza gelip, "İsterseniz burada oturabilirsiniz. Yemeniz için birşeyler söyleyeceğim."
"Teşekkür ederim kızım." Dedi annem.
"Rica ederim, lafı olmaz efendim."
İnci yemek söylemek için gittiğinde annem hızla bana dönüp.
"Oğlum, bu kız kim? Tanıyor musun? Daha önce hiç görmedim."
"Albayın kızı anne, Güneş İnci."
"Maşallah, pek güzel. Su gibi kız, Allah yolunu açık etsin."
Âmin.
İnci'nin annemlerle ilgilenirkenki hali gözümün önünden gitmiyordu.
Çok güzeldi, hem de ne.
Annemlerin yanında ayrılıp komutanlık binasına girdim.
O esnada arkamdan Albay Halil İbrahim, yani İnci'nin babası girdi.
"Karasu."
"Emredin Albayım."
"Akşama ailen ile birlikte yemeğe davetlisiniz, itiraz istemem kesin gelin."
"Emredersiniz albayım."
"Ablanı duydum, revire götürmüşsünüz. İyi mi şuan?"
"Bir yeğenim oluyor komutanın, yorgunluktan dolayı biraz kötüleşti. Kızınız sayesinde şuan daha iyi durumu."
"Hayırlı olsun Karasu."
"Sağolun komutanım."
Selam verdikten sonra odama girip dosyaları karıştırmaya başladım.
Bir sorun vardı, olaması gereken bir sorun.
İçimizde bir hain vardı ve geçen düştüğümüz pusunun sebebi oydu.
Dosyanın sayfalarını karıştırırken elim bir sayfanın üzerindeki isimde durdu,
'Teğmen Koral Dilek'
Ben binbaşı Turan Yavuz Karasu isem bu işte kimin parmağı varsa tek tek bulup hesabını soracağım.
Teğmen Koral'ın dosyasını elime alıp Albayın odasına gittim.
Albay bu görevi bana vermişti, haraketleri ve koordinatları planlayan kişi Koral'dı.
Nereye gideceğimizi bilen tek kişi oydu.
Ve geriye sadece itiraf kaldığında bu iş burada bitecekti..
Bölüm etkileşimi
