Albayın Kızı kitap kapağı

10. bölüm / 30

10

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 10

Gece babama yakalanmanın eşiğinden kıl payı döndükten sonra sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evdeki hava bambaşka bir boyuta taşındı.

Babamın görev için erken saatte kışlaya geçmesi, Turan ile beni o evin içinde adeta baş başa bırakmıştı.

Gündüzün aydınlığı, gece saklandığımız loş gölgeleri ortadan kaldırsa da aramızdaki o elektriklenmeyi azaltmak yerine daha da körüklüyordu.

Ben Turan'ı gerçekten seviyordum.

Saat 10.00 sularında elime pansuman malzemelerini alıp Turan’ın kaldığı misafir odasının kapısını çaldım.

Turan'ı göreceğim için kalbim hızla atıyordu.

İçeriden gelen tok "Gir" sesini duyunca derin bir nefes alıp içeri adım attım.

Turan yatağın kenarına oturmuş, üzerindeki gri tişörtün yakasını çekiştiriyordu.

Güneş ışığı pencereden süzülüp onun keskin yüz hatlarına, hafif uzamış kirli sakallarına ve çelik grisi gözlerine vuruyordu.

Beni görünce bakışları yumuşadı, dudaklarının kenarında o sadece bana özel olan tebessüm belirdi.

"Günaydın Hemşire Hanım," dedi, sesi sabahın mahmurluğuyla biraz daha pürüzlüydü.

"Günaydın Binbaşım," dedim, sesime profesyonel bir hava katmaya çalışarak.

Tabi ne kadar kattığım sorgulanır yani.

Kapıyı arkamdan kapatıp tepsiyle birlikte yanına yaklaştım.

"Dikişlerinizi kontrol etmem lazım. Lütfen tişörtünüzü çıkarın."

Bu kadar resmi konuşmamın amacı da yok bu arada.

İçimden geldi.

Turan tek kaşını kaldırdı. "Emredersiniz."

Tişörtünü başından çıkarıp bir kenara bıraktığında gözlerimi bir anlığına göğsündeki geniş kaslardan ve yaralarından kaçırmak zorunda kaldım.

#fazlacekici

Ameliyat izleri hâlâ tazeydi ama eskisinden çok daha iyi durumdaydı.

İnce, sargı bezlerini yavaşça çözmeye başladım.

Eğildiğimde saçlarım omzumdan döküldü ve ucu Turan’ın çıplak göğsüne temas etti. Turan’ın nefesinin bir anlığına kesildiğini duydum.

"Güneş..." dedi, sesi adeta fısıltıdan ibaretti.

"Efendim?" dedi ellerim tentürdiyotlu pamukta donakalarak.

"Böyle yakın dururken bana sadece 'pansuman yapıyorum' mu diyeceksin gerçekten?"

İrislerimi kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım. Gözlerim şaşkınlıktan ve heyecandan daha çok açıldı.

Aramızda birkaç santim kalmıştı. Parfümünün odunsu kokusuyla bedeninin sıcaklığı taptaze tentürdiyot kokusuna karışıyordu.

"Babam her an gelebilir Turan," dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Kışladan bir haber çıkarsa—"

"Gelmeyecek," dedi kararlı bir sesle. İri, nasırlı eli belimi buldu. Beni kendine doğru biraz daha çekti.

Tişörtümün üzerinden belimi kavrayan sıcak parmakları tenimi alev alev yaktı. "Bırak babamı, bırak kışlayı... Şurada birkaç gündür seninle aynı havayı soluyorum ama sana dokunamamak beni o mermiden daha çok zorluyor."

Gözlerim dudaklarına kaydı. Bedenimdeki tüm direnç mekanizmaları teker teker çökerken, elindeki batikonlu pamuğu tepsiye bıraktım. Ellerim kendiliğinden onun geniş, sıcak omuzlarına çıktı.

#istebube

Turan beni yavaşça yatağa doğru çekip üzerime eğildi. Dudakları boynumun hassas noktasına değdiğinde ciğerlerimdeki tüm nefes boşaldı. Sıcak nefesi ve dudaklarının yakıcı teması köprücük kemiğime doğru kaydı.

"Turan..." diye inledim hafifçe.

"Efendim güzelim?" dedi dudaklarını çene hattımda gezdirerek.

#guzelinmiyimgerckten

Beni daha sıkı sardı, bacağını bacaklarımın arasına alarak aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırladı. Dudakları nihayet dudaklarımı bulduğunda dünyayla olan tüm bağım koptu.

Öpücük, gecenin tedirginliğini unutturacak kadar tutkulu ve uzundu.

Turan resmen beni öpüyordu, sevdiğim adam beni öpüyordu.

Turan’ın eli tişörtümün altına kaydı, çıplak belimdeki parmakları yukarı doğru tırmandıkça vücudumdan yukarıya doğru tutkulu bir yangın yayıldı.

Beni yatağın yumuşak yastıklarına doğru yaslarken dudaklarımız bir an bile ayrılmıyordu. Tek bir an bile.

Tam o sırada...

Dış kapının kilit sesi ve ardından bahçe kapısının çarpılma gürültüsü yankılandı!

"Güneş! Kızım ben geldim, evrakları unutmuşum!"

Babamın sesi koridorda yankılandığı an Turan ile adeta bir bomba patlamış gibi ayrıldık!

Turan hızla doğrulup tişörtünü başından geçirmeye çalışırken ben panikle saçlarımı düzelttim ve masadaki pansuman malzemelerini elime aldım. Yanaklarım kıpkırmızıydı, kalbim ise bir davul gibi göğsümde vuruyordu.

Babam adımlarını atıp odanın kapısını açtığında ben Turan’ın dikişlerine gazlı bez bastırıyordum, Turan ise dişlerini sıkarak duvara bakıyordu.

Babam ikimize baktı. "Pansuman mı bitti kızım?"

"E-evet baba," dedim sesimin detone olmamasına gayret ederek. "Tam kapatıyordum dikişleri."

En ufak hatada önce ben sonra Turan biterdi.

Babam gözlerini kısarak Turan’ın kızarmış yüzüne ve benim titreyen ellerime baktı. Ortamdaki yoğun, sıcak havayı hissetmemesi imkânsızdı ama yine de bir şey demedi. "Çabuk bitir, aşağıda çay demledim, birlikte içelim."

Babam odadan çıktığında Turan derin, kesik bir nefes verdi ve eliyle yüzünü kapattı. "Bu adam beni ameliyatta ölmeden stresten öldürecek Teğmenim..."

Hafifçe kıkırdadım, yanaklarımdaki sıcaklıkla pansumanı tamamladım.

🔒

Aynı günün akşamında, kışlanın biraz dışındakı bir restoranda bambaşka bir gerilim yaşanıyordu.

Alparslan Üsteğmen, günlerdir dil döktüğü Melek’i nihayet baş başa bir akşam yemeğine ikna etmeyi başarmıştı.

Şık bir gömlek giymiş, saçlarını özenle taramıştı. Melek ise zarif, pudra pembesi bir elbise ve hafif bir makyajla masada oturuyordu.

"Yani Melek Hemşire," dedi Alparslan, masadaki mum ışığının altından Melek’e bakarak. "Hastanede o kadar sert duruyorsun ki, bir an sivilde de beni azarlayacaksın sandım."

Bu çocuğun dilinin kemiği gerçekten yoktu.

Melek çayından bir yudum aldı, gözlerini kaçırarak hafifçe gülümsede. "Siz askerler laftan anlamıyorsunuz Alparslan Üsteğmenim. Özellikle de siz."

Alparslan öne doğru eğildi. Masanın üzerindeki Melek’in narin eline doğru uzandı. Parmak uçları Melek’in eline dokunduğunda Melek elini çekmedi, sadece nefesini tuttu.

"Bana 'sınır ihlali yapıyorsun' der gibi bakma Melek," dedi Alparslan, sesi ilk kez bu kadar ciddi ve şefkatliydi.

"Benim o sınırları aşmaya niyetim var. Karşımda sadece bir hemşire değil... kalbimi ritminden çıkaran bir kadın duruyor."

Melek’in kirpikleri titredi. Yanaklarına tatlı bir kırmızılık oturdu. "Alparslan... Ben alışkın değilim böyle şeylere."

"Alışacaksın," dedi Alparslan, onun elini kendi iri avucunun içine alıp hafifçe sıkarak. "Çünkü ben seni kolay kolay bırakmam."

Melek'in yanakları utançtan kıpkırmızı olmuştu bile.

"Melek, benim niyetim ciddi. Eğer sende istersen ben seninle bir yola çıkmak isterim."

Melek şaşkınlığını gizleyemedi.

Sadece 2 aydır tanıyordu Alparslan'ı.

"Sencede bunları konuşmak için erken değil mi?"

"Farkındayım, çok hızlı ilerledi herşey. Ama Melek benim yarınım belli değil. Asker adamım ben, bugün varım yarın görevde başka yerlerdeyim."

"Haklısın..."

Melek ne diyeceğini bilmiyordu, yada kelimeler anlamına varmıyordu.

"En başından başlarsak, Melek ben seni gerçekten çok seviyorum. Benimle bu yolda var mısın?"

Melek’in kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.

Aylardır bir deyişle flört ettiği adam şimdi karşısına geçmiş ilan-ı aşk ediyordu.

Derin bir nefes vererek karşısındaki adamın gözlerinin içine baktı.

"Evet." Tek bir kelime, Alparslan’ın tüm dünyasını değiştirmeye yeten o tek bir kelime.

Melek ve Alparslan o akşam o restoranda uzun uzun konuşmuşlardı.

Tabii çıkışta Melek'i evine de bırakmıştı. Melek eve girer girmez ilk iş İnci'yi aradı.

Her olanı ayrıntısına kadar arkadaşına anlattıktan sonra günün heyecanı ve yorgunluğuyla kendini huzurlu bir uykuya bıraktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

509okunma 32beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…