73. bölüm / 67
Yara65
Bölümler 67Şu an: 65
- 1 1 Korku567 kelime
- 2 2711 kelime
- 3 3814 kelime
- 4 4813 kelime
- 5 5896 kelime
- 6 6724 kelime
- 7 7928 kelime
- 8 8898 kelime
- 9 9975 kelime
- 10 101.112 kelime
- 11 111.031 kelime
- 12 121.003 kelime
- 13 131.257 kelime
- 14 14965 kelime
- 15 151.569 kelime
- 16 16-Yağmurun ölmesi1.039 kelime
- 17 171.138 kelime
- 18 181.178 kelime
- 19 191.334 kelime
- 20 201.046 kelime
- 21 211.249 kelime
- 22 221.282 kelime
- 23 Yade'nin ölmesi2.036 kelime
- 24 241.360 kelime
- 25 251.409 kelime
- 26 261.548 kelime
- 27 271.700 kelime
- 28 282.138 kelime
- 29 291.885 kelime
- 30 301.792 kelime
- 31 311.244 kelime
- 32 321.778 kelime
- 33 Aşk itirafı1.634 kelime
- 34 341.657 kelime
- 35 351.746 kelime
- 36 361.561 kelime
- 37 372.205 kelime
- 38 38- Kaan Aşk itirafı1.936 kelime
- 39 39-sedef aşk itirafı2.243 kelime
- 40 401.488 kelime
- 41 411.685 kelime
- 42 421.566 kelime
- 43 431.641 kelime
- 44 Özel bölüm- çocukluk1.384 kelime
- 45 451.984 kelime
- 46 461.314 kelime
- 47 471.888 kelime
- 48 482.027 kelime
- 49 49-asu ve eren'in girişi1.803 kelime
- 50 501.970 kelime
- 51 511.371 kelime
- 52 522.440 kelime
- 53 Özel bölüm- Asu-Eren2.774 kelime
- 54 54-Birlikte oluş2.359 kelime
- 55 552.495 kelime
- 56 561.613 kelime
- 57 571.818 kelime
- 58 582.010 kelime
- 59 592.262 kelime
- 60 60- Yusuf'un ölümü2.568 kelime
- 61 612.172 kelime
- 62 622.378 kelime
- 63 632.175 kelime
- 64 64~ öğreniş1.744 kelime
- 65 652.445 kelime · Okuduğun bölüm
- 66 661.669 kelime
- 67 671.651 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çıkışa geldiğimizde Kaan merdivenin önünde duraksadı. Erdalı tuttuğumuz için mutlu olması gerekirken o kardeşinin acısıyla yanıyordu. Asu'nun kardeşi olma ihtimali onun canını yakıyordu, elini bırakıp sarıldım. Kaan ilk başta tepki vermedi. Kolları iki yanında boşlukta kaldı, sanki ne yapacağını unutmuş gibiydi. Nefesi düzensizdi, omuzları hafif hafif titriyordu. Birkaç saniye sonra, sanki içindeki bütün yük bir anda ağırlaşmış gibi başını omzuma yasladı.
"Geçicek" dedim fısıldayarak. Omzumda ıslaklık hissediyordum. Kaan’ın sessiz hıçkırıkları omzuma işlerken, o sarsılmaz, kaya gibi duran adamın kollarımda nasıl ufalandığını hissedebiliyordum. Yıllarca yasını tuttuğu, öldü bildiği kız kardeşinin aslında nefret ettiği "hain" dediği kadının içinde yaşadığını öğrenmek, bir insanın kalbine sığabilecek en ağır darbeydi.
Kollarımı sırtından ayırıp kollarına koydum. Kaan yavaşça başını omzumdan kaldırdı. Gözlerindeki o keskin, her şeyi yıkan fırtına dinmiş yerine ıslak, paramparça ve savunmasız bir bakış gelmişti.
"Gidelim mi?" Başını ağır ağır salladı. Merdivenlerden ilk tırmanan bendim beni yukarda Kardelen karşıladı. Kaan hemen arkamdan geldi, kardeleni görünce ona sarıldı. Kardelen ilk başta ne tepki vereceğini şaşırdı sonra kollarını sıkıca abisine sardı. Kaan, sanki tutunacak son dalı Kardelen’miş gibi ona öyle bir sarıldı ki, kemiklerinin sızladığını buradan bile hissedebiliyordum.
"Abi noluyor" Kaan elini kardelenin yanağına koyup okşadı "Asu'ya noldu" Kaan cevap veremedi. Bir süre bakıştılar Kardelen son çareyi bende arıyormuş gibi bana baktı. Arkamızdan Erdal çıktı Kardelen kaanın kolunu sıktı. Gözlerindeki o çocuksu merak yerini derin bir karanlığa ve tarifi imkansız bir dehşete bıraktı. Kardelen için Erdal sadece bir düşman değil, hayatını paramparça eden o korkunç gecenin, o kirli ellerin ve ruhunda asla kapanmayacak olan o yaranın asıl mimarıydı.
Erdal, yüzündeki o çarpık ve mide bulandırıcı gülümsemeyle Kardelen’e baktı. Sanki karşısındaki bir insan değil de, bozup kenara attığı bir oyuncakmış gibi süzdü onu.
"Bak sen şu işe..." dedi Erdal, sesi bir yılanın tıslaması gibi soğuktu. "Küçük Kardelen de buradaymış. Hala o geceki gibi titriyorsun, hiç değişmemişsin." Kaan Erdalın yüzüne sert bir yumruk daha attı, Erdal asla doymuyordu dayak yemeye. Kardelenin ağladığını görünce yanına gittim
Gözleri Erdal’ın üzerinde asılı kalmıştı ama o anı değil, yıllar önce o karanlık odada hapsolduğu o korkunç geceyi görüyordu. Dudaklarından sadece kesik kesik sessiz hıçkırıklar dökülüyordu.
"Bakma ona Kardelen" dedim kulağına fısıldayarak, başını göğsüme bastırdım. "Buradayım, biz buradayız. Sana bir daha dokunamaz."
Kaan, Erdal’ın yakasına yapışmış onu adeta yerden havalandırmıştı. Attığı yumruğun sesi gecenin sessizliğinde yankılanırken, Kaan’ın boğazından çıkan hırıltı artık bir insana değil, köşeye sıkışmış yaralı bir aslana aitti. Erdal ise ağzındaki kanı yere tükürüp o çarpık gülüşünü sürdürüyordu.
"Kaan dur!" diye bağırdım. Kaan durmadı. Erdal’ı sarsarken kükredi
"Onun hayatını çaldın! Onu o gece karanlığa mahkum ettin! Şimdi hangi yüzle karşısına çıkıp konuşuyorsun lan sen?"
Kardelen elleriyle kulaklarını kapattı, yere çöktü. Erdal’ın sesi o iğrenç hatıraları bir film şeridi gibi zihnine geri getiriyordu. Kulaklarını elleriyle o kadar sıkı kapatmıştı ki, sanki sadece Erdal’ın sesini değil, kendi zihninde yankılanan o geçmişin çığlıklarını da susturmaya çalışıyordu.
"Kaan" diye bağırdım tekrar, bu sefer sesimdeki çaresizlik Kaan’ı durdurmayı başardı. "Ona bak, Kardeşine bak! Senin yumruklarına değil, sana ihtiyacı var"
Kaan, Erdal’ın kanlar içindeki yakasını bırakmadan başını çevirip yere çökmüş, küçücük kalmış Kardelen’e baktı. O an, elindeki nefretin Kardelen’e bir faydası olmadığını anladı. Kaan bir iki hızlı adımla yanımıza geldi. Kardelen’in yanına, dizlerinin üzerine çöktü. Elleri titreyerek kardeşinin kulaklarını kapatan ellerini tuttu ve yavaşça indirdi.
"Kardelen... Güzelim, bak bana. Gitti. Bak, buradayım."
"Geçmiyor abi" diye fısıldadı Kardelen, sesi rüzgarda kaybolacak kadar inceydi. "Sesi hala içimde konuşuyor. Ellerini... ellerini hala hissediyorum."
Kaan, kardeşini kollarının arasına alıp göğsüne bastırdı. "Geçecek... Yemin ederim geçecek. Seni o karanlıktan çıkaracağım, gerekirse dünyayı yakacağım ama seni kurtaracağım." Kaan, Kardelen’i sanki dünyanın en kırılgan mücevheriymiş gibi kollarının arasına aldı. Onu yavaşça yerden kaldırdığında, Kardelen’in başı abisinin omzuna cansız bir bebek gibi düştü tüm gücü tükenmiş, ruhu o ağır yükün altında ezilmişti.
🩹
Hastanede ameliyathanenin önünde Asu'dan gelecek haberi bekliyorduk. Kardeleni, Alple eve göndermiştik. Sereni Bora çoktan eve götürmüştü. Kaan oturduğu yerde duvara odaklanmış sadece oraya bakıyordu pusat hemen yanında oturuyordu. Eren kapının önünde durmadan yürüyordu. Kaan'ın yanına gidip gitmemek arasında gidip geliyordum. En sonunda dayanamayıp yanına oturdum. Elini tutmak istedim ama o kadar gergin görünüyordu ki, sanki dokunsam binlerce parçaya bölünecekti.
"Kaan," diye fısıldadım, sesim boş koridorda titredi. "Bir şeyler yemen ya da en azından biraz su içmen lazım." Kaan duvardan ayırmadığı gözlerini kırpmadı bile
" Sedef, eğer o beni kardeşimse" duraksadı, boğazı düğüm düğümdü sani Asu'nun kardeşi çıkmasını istemiyor gibiydi.
"Eğer o senin kardeşinse abiliğini yapıcaksın" dedim omzuna dokunarak, başı hafifçe bana kaydı
"Yapamam nasıl yaparım yıllar sonra, bide onu hain olarak suçladıktan sonra "
"Bilmiyordun, oda bilmiyordu. Bak Kaan o kızın sevgiye ihtiyacı var ve eminim sen ona çok iyi geliceksin" Kaan’ın bakışları bir anlığına yumuşadı, ama bu sadece saniyeler sürdü. Gözlerindeki o derin kuyuya benzeyen suçluluk duygusu, umudun önüne geçmek için her şeyi yapıyordu. Elini tuttum, buz gibiydi. O her zaman sığınılacak bir liman gibi duran sert adam, şu an sadece küçücük bir çocuk gibi korunmaya muhtaçtı.
"Ben onu vurucaktım" başını ağır ağır salladı "evet bunu yapıcaktım"
"Yapmadın ama yapamadın, çünkü sende biliyordun onun masum olduğunu" tek gözünden yaş aktı
"Biliyordum ama bunu kendime inandırmak istemiyordum" Elini daha sıkı tuttum, buz gibi olan tenini kendi sıcaklığımla ısıtmaya çalıştım.
" Eğer ona inansaydın kendini kaybederdin, senin doğanda bu var! Aileni korumak için herşeyi yaparsın" Kaan başını geriye atıp sertçe duvara yasladı. Acı çektiğini görebiliyordum ama elimden hiçbir şey gelmiyordu
"17 yıl..." Diye mırıldandı " Ben her gece herkes uyurken onun mezarına gidiyordum sedef her gün. Onun yaşayamadığı hayat için yaşadım ben erdalı öldürmeyi artık kendime bir hedef olarak koymuştum. " Durdu, dile kolay 17 yıl ,peki bunun acısı o kaç yazar.
" Ben her gittiğim mezar başında ağladım onunla konuştum ama meğer o mezar boşmuş ben yıllarca boş mezarla konuşmuşum o benim sesimi hiç duymamış" yanağımdaki yaşları sildim, o böyle kötü durumdayken bende kötü olursam onun yanında kim duracaktı. Pusat hâlâ olduğu yerde erende kapının önünde nöbetçi gibi dikilmişti. Ameliyathanenin kapısı açıldı Pusat bir ok gibi fırladı, Eren yürümeyi kesti. Bende yerimden kalktım ama Kaan kalmadı sanki doktordan gelicek haberi duymak istemiyordu.
" Doktor, durumu nasıl "yüzündeki maskeyi çıkarıp derin nefes aldı.
" Geldiğinde çok kan kaybetmişti ama neyseki kurşun tehlikeli bir yere gelmemis. Şuan durumu iyi, 24 saat misafirimizsiniz" doktor yanımızdan uzaklaştığında pusat ve eren birbirine sarılmıştı. Kaana geri döndüm
" Yaşıyor, bu sefer kardeşin yaşıyor " ayağa kalktı Bana döndü. Gözleri hala ıslaktı ama artık o eski, sert kararlılığından bir parça geri gelmişti.
"Sedef" dedi sesi çatallaşarak. "Doktor iyi dedi... Yaşıyor." Duraksadı, elini saçlarının arasından geçirdi. "Ama bu yetmez. 17 yıl boyunca bir yalana inandım. Bir mezar taşına sarıldım. Şimdi bir yabancıya, bir düşmana 'kardeşim' diyebilmem için... Kalbimin sustuğunda mantığımın konuşması lazım."
Pusat ve Eren şaşkınlıkla ona bakarken Kaan bana doğru bir adım attı.
"DNA testi yaptıracağım" dedi, sesi buz gibi bir netliğe bürünmüştü. "Hemen şimdi. Emin olmak zorundayım. Eğer o gerçekten Alisa ise, o uyanmadan önce bunu bilmeliyim."
Eren araya girmek istedi "Abi, Erdal yalan söyleyecek bir durumda değildi, canı için..."
Kaan elini kaldırıp onu susturdu. "Erdal bir iblis, Eren. Canı yanarken bile zehrini akıtır"
"Eren haklı olabilir" dedim sakince Kaan’ın önüne geçerek, "Erdal o an köşeye sıkışmıştı. Ama senin de haklı olduğun bir nokta var. Bu aile artık başka bir yalanı kaldıramaz. Eğer o kağıdı görmen gerekiyorsa, yaptıracağız."
Kaan derin bir nefes aldı, gözlerindeki kararlılık o kadar katıydı ki kimse ona itiraz edemedi.
" Teşekkür ederim yanımda olduğun için "
" Her zaman yanındayım " dedim elini tutarak. Bir süre baktıştıktan sonra pusatın öksürmesiyle bölünmüştü. Ben boğazımı temizleyerek yere baktığımda Kaan çoktan uzaklaşmıştı pusat ağır adımlarla gelerek bana sarıldı. Pusatın ilk abim olduğunu öğrendiğim zamanlarda onu abim olarak görmüyordum çünkü aramızda çok güzel bir arkadaşlık vardı. Zamanla onun arkamda dağ gibi durmasını fark ettim çünkü o bana alışmıştı benimde ona olan yakınlığım sevgim artırmıştı.
Başımı omzuna yasladığımda, onun da en az Kaan kadar yorgun olduğunu hissedebiliyordum
"Kaan, Alisa'yı çok severdi, o ilk doğduğunda mahallede ' kardeşim oldu' diye bağırarak dolaşıyordu. Bazen bizimle top oynamazdı sürekli Alisa'nın yanındaydı. Onu kaybettiğinde içine çok kapandı, kabullenemiyordu" Pusat’ın sesi yumuşaktı ama içindeki ağırlık kelimelere sızıyordu. Onun anlattıkça geçmiş sanki koridorun duvarlarına yansıyordu.
“Onu kaybettiğinde…” diye devam etti, bir an duraksayıp derin bir nefes aldı, “biz Kaan’ı ilk defa o zaman kaybettik aslında. Yanımızdaydı ama değildi. Gülüyordu bazen ama gözleri hiç gülmüyordu.”
Gözlerim doldu. Başımı omzundan kaldırmadan dinledim.
"Şimdi Asu onun çok sevdiği kardeşi Alisa olsa Kaan'nın geçmişte yaşadığı o acıyı götürürmü? Sanmıyorum "Haklıydı. Geçmişteki o 17 yıl, yaşanmamış bir çocukluk ve tutulan boş bir yas geri gelmeyecekti.
"Götürmez Pusat" dedim fısıltıyla. "Aksine, o 17 yılın her gününü tek tek vicdanında sorgulayacak. Alisa o cehennemdeyken ben neredeydim diyecek. Ama en azından..." Duraksadım, bakışlarım Kaan’ın az önce kaybolduğu koridorun sonuna kaydı. "En azından artık hayaletlerle değil, yaşayan bir canla savaşacak. Bu sefer koruyabileceği bir kardeşi var."
Pusat beni kollarının arasından yavaşça ayırıp yüzüme baktı. Gözleri yorgunluktan kızarmıştı. "Ona en çok şimdi destek olmamız lazım Sedef" başımı ağır ağır salladım. Pusatta ayrılıp kapının önünde bekleyen eren'in yanına gittim. Elimi omzuna koydum
" O iyi" dedim sessizce
" İyi.. daha iyi olucak" hâlâ köpek gibi aşıktı. Asu'nun tek adımıyla uçarak gidecek haldeydi. Eren'in aşık biri olması çok güzeldi çünkü onun aşkı ne anlatılabilir nede yaşanabilirdi, Çünkü onun bakışlarında öyle bir şey vardı ki, kelimeler yetmezdi. Sanki dünyada herkes gitse, herkes vazgeçse… o yine kalırdı.
1 gün sonra
Asu ve ereni izlerken yüzüm gülümsemişti. Kaan, asu'nun yanına hiç görmemişti sadece pencerenin ardından izlemekle yetinmişti. Sonuçlar bugün belli olucaktı ve Kaan belli olmadan görmek istemedi. Peki kardeş çıkarlarsa bunu asu'ya nasıl söyleyecekti? Asıl soru şu
Bunu kendisi nasıl kabullenicekti?..
Asu bana el sallayınca bende el sallayıp öpücük attım. Asu ilk baştan beri ısındığım biridi onu o kadar çok sevmiştim ki belki onu yade'nin yerine koymuştum. Serene gösterdiğim sevginin aynısını göstermeye çalıştım onu bilemem ama ben onu çok sevdim. Yanımda ayak sesi gelince kafamı oraya çevirdim Kaan koridorun ucunda elinde bir zarfla bekliyordu. Ben ondan önce davranıp yanına ulaştım. Sonuçlar gelmişti ve Kaan bunu açamamıştı
"Aç" dedim gayet tok sesle. Zarfı ağır ağır kaldırıp bir hızla hemen açtı. Kağıdı çekip çıkardığında gözleri satırların arasında hızla gezindi. Kaan kağıdı okuduğu an olduğu yerde kaskatı kesildi. Yüzünde ne bir gülümseme belirdi, ne de beklediğim o büyük rahatlama. Aksine, sanki biri göğsüne ağır bir balyoz indirmiş gibi omuzları çöktü. Kağıdı tutan eli yavaşça yanına düştü.
"Alisa..." diye mırıldandı. Sesi o kadar derinden ve o kadar yaralı gelmişti ki, içim parçalandı. "Gerçekmiş. On yedi yıl, Sedef... On yedi yıl boyunca ben o soğuk taşa sarılıp ağlarken, o bu cehennemin içindeymiş." Titreyen elini hemen tuttum
"O senin kardeşin Kaan... Alisa yaşıyor" başını salladığında gözünden yaş aktığını gördüm. Acısını hissedebiliyordum onca yıl kaybettiği kardeşi yıllarca peşine düştüğü düşmanın evindeydi en acı olanda buydu zaten.
"Ona söyleme vakti " dedim bende başımı sallayarak. Kapının önüne geldiğimizde duraksadı. Derin bir nefes aldı, Kapıyı yavaşça araladık. İçeride Eren, Asu’nun yatağının başucunda oturuyordu. Bizi görünce hafifçe toparlandı ve asu'nun yanından kalktı. Asu, beyaz yastıkların arasında her zamankinden daha kırılgan, daha solgun görünüyordu. Bizi görünce bakışlarını kaçırdı sonra tekrar kaan'a bakıp bir daha başka yere bakmadı
"Asu..." dedi Kaan. Sesi beklediğimden daha çatallı, daha yorgun çıkmıştı
"Bakın belki bana kızıcaksınız ama benim yapacak başka birşeyim yoktu " dedi Asu aniden. Kaan eliyle böldü onu
"Ben on yedi yıl boyunca bir mezarın başında ağladım," diye başladı Kaan, gözlerini Asu’nun gözlerinden ayırmadan "kız kardeşimi bir kazada kaybettiğimi düşündüm, On yedi yıl boyunca her gece onu koruyamadığım için kendimi suçladım."
Asu’nun kaşları hafifçe çatıldı, ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu ama Kaan durmadı.
"O mezar boşmuş Asu. Erdal... o iblis seni bizden çalmış. Seni kendi nefretinin içinde büyütmüş." Kaan bir adım daha yaklaştı, sesi artık titriyordu. "Sen benim on yedi yıl önce öldü bildiğim kardeşimsin. Sen Alisa’sın" Kaan’ın sesi son kelimelerde neredeyse bir fısıltıya dönmüştü. Bekledim. Asu’nun ağlamasını, "Nasıl olur?" demesini, belki Kaan’a sarılmasını ya da öfkeyle haykırmasını bekledim.
Ama Asu hiçbirini yapmadı.
Bakışları Kaan’ın üzerinde asılı kaldı. Göz bebeklerinde ne bir sevinç pırıltısı belirdi ne de bir damla yaş. Yüzündeki o donuk ifade buz tutmuş bir göl gibiydi. Öylece bakıyordu duyduğu şeyin ağırlığı o kadar büyüktü ki, zihni bu bilgiyi reddetmek ya da kabullenmek yerine tamamen kapanmayı seçmişti.
Asu 20 dakika boyunca konuşmadı ve garip olan şuydu ki bizde konuşmadık. Öylece sessizce birbirimize bakıyorduk, asu'nun sonunda gözünden yaş aktı gözleri Kaan’ın yüzünde gezindi… sanki onu ilk defa görüyormuş gibi.
“Ben…” dedi sonunda, sesi kırık dökük. “Ben kimim o zaman?”
O soru… direkt kalbe.
Kaan bir adım daha yaklaştı ama bu sefer durdu. Eskisi gibi üstüne gitmedi
"Sen " dedi yavaşça titreyen sesiyle "benim kardeşimsin " Asu hemen başını salladı. Küçük, çaresiz bir hareketti.
“Hayır…” diye fısıldadı. “Ben onun kızıyım… ben o evde büyüdüm… ben…” nefesi kesildi, eliyle başını tuttu. “Ben o adamın bana öğrettiği her şeyim…”
Eren bir adım atacak gibi oldu ama durdu. Gözleri darmadağındı.
Ben de kıpırdayamadım. Çünkü bu, kimliğin parçalandığı bir andı. Kaan hemen
“Hayır” dedi daha net. “Sen onun yaptıkları değilsin.” dedi. Asu biraz öne geldi
"Ben o karanlıkta büyüdüm onlardanım seninde dediğin gibi ben hanım" Asu’nun gözünden bir damla daha düştü. Kaan kardeşine ilk temasını yapıp elinden tuttu.
“Sen… o karanlıkta hayatta kalmayı başaran kızsın. Sen benim kaybettiğim, ama vazgeçmediğim kardeşimsin.” Asu ne yapacağını bilemez haldeydi
“Ben…” dedi tekrar. Bu sefer sesi daha küçüktü. “Ben seni hatırlamıyorum.” Kaan gülümsedi, 17 yıldır ölü sandığı o kişiye şuan gülümsüyordu.
“Hatırlamak zorunda değilsin,” dedi. “Ben ikimiz için de hatırlarım.” Asu sadece başını salladı yaşananlar onun içinde ağırdı.
"Ben çok yorgunum zihnim bu kadar gerçeği artık algılamıyor" Kaan hafifçe elini bıraktı ve kendini dikleştirdi bana kapıyı gösterdiğinden ilk çıkan bendim arkamdan Kaan ve eren gelmişti. Pusat yanımızda dün gece gitmişti ve nereye gittiğini az çok tahmin edebiliyordum. Koridorun başında Alp ve Kardelen göründü, Kardelen koşarak kaan'a sarıldı Kaan ona sıkıca sarılmıştı. Bir yanında on yedi yıl sonra bulduğu ama henüz ruhuna dokunamadığı Alisa, kollarında ise her fırtınada sığındığı limanı olan Kardelen...
Kaan başını hafifçe onun saçlarına yasladı. Derin bir nefes aldı. Sanki kendini orada, o sarılmanın içinde toparlamaya çalışıyordu.
“Buradayım…” diye mırıldandı, sesi sadece Kardelen’in duyabileceği kadar kısık " size bir daha birşey olmasına asla izin vermeyeceğim" Kaan, Kardelen’i biraz geri çekti. Yüzüne baktı. Gözleri hâlâ kızarmıştı ama bakışları eskisi gibi değildi artık. Daha dikkatli… daha kırılgan.
Baş parmağıyla Kardelen’in yanağındaki yaşı sildi. Sonra anlına küçük bir buse kondurdu. Kaanla göz göze geldik bu sefer gözlerinin içi gülüyordu çünkü Kaan Karasu artık tamamıyla güçlüydü ve tamdı. Ben Sedef Soykan; hayatım boyunca darmadağın olmuş ruhları izlemiştim ama ilk kez, bir adamın en karanlık yasının orta yerinde, kayıp bir parçanın yerine oturuşuna şahitlik ediyordum.
Bazı gerçekler vardır… insan onları öğrendiğinde iyileşmez, tam tersine içindeki en derin yaraya dokunur. Yıllarca kaçtığın, üstünü kapattığın ne varsa bir anda gün yüzüne çıkar. Ama insanı güçlü yapan şey, hiç yara almamak değil… o yarayla yaşamayı öğrenmektir. Çünkü en derin yaralar, en güçlü bağları da beraberinde getirir.
Ve bazen o yara… seni en çok kıran yerden değil, en çok seveceğin yerden yeniden hayata bağlar.
Bölüm etkileşimi
