67. bölüm · Yara

59

Ezgi Kara

SEDEF'İN ANLATIMIYLA

Dün gecenin yorgunluğunu güzel bir uykuyla götürmüştüm. Burnuma o tanıdık kokus şimdi yan tarafına baktığımda Kaan vardı. Bir elini karnımın üzerine koymuş öteki eli ise belime gitmişti. O kadar huzur verici bir andı ki hiç bozulmasın istiyorum. Yüzünde her zaman ki sert ifade yoktu akisene bir çocuk gibi dudağını büzmüş mışıl mışıl uyuyordu. Kıpırdamadan onu izledim. Sanki biraz hareket etsem kaybolacak bir an gibiydi. Parmaklarımı yavaşça elinin üzerine koydum. Refleksle biraz daha yaklaştı bana. Uykusunda bile bırakmıyordu.
Gülümsedim.
Herkes Kaan’ı sert, mesafeli, soğuk sanır. Ama kimse onun böyle hallerini görmez
Bir an gözlerimi kapattım. Dün gece olanları düşündüm. Evdeki gerginlik, Asu, tartışmalar....Hepsi sanki bu odanın dışında kalmıştı. Bu yatağın içinde sadece biz vardık.
Tam o sırada hafifçe kıpırdadı. Burnunu saçlarıma gömdü.
"Uyanmışsın" dedi mayışmış sesiyle. Burda sonsuza kadar onu izlemeye devam edebilirim ama şuan izlemek için tetikte olmamamız lazım.
"Günaydın" dedim. Gözleri artık tamamen açılmıştı.
"Günaydın sevgilim" beni kendisine çekip yanağıma sert bir öpücük kondurdu. Aylar önce kendi kardeşlerimle yaşıyordum kendi halimde ama şimdi bir sevdiğim olmuştu. Gözlerinin içine baktığımda orada sadece bana ait olan o derinliği gördüm. Kaan Karasu dışarıya karşı ördüğü o devasa duvarların arkasında sadece benim girebildiğim bir dünya kurmuştu kendine. Gözlerindeki o koyu kahve tonlar güneş ışığı vurduğunda sanki erimiş bir kehribara dönüşüyordu. Benim buz mavisi gözlerim ise onun bu sıcak bakışları altında iyice parlıyordu. Birbirimize bu kadar zıtken nasıl bu kadar ait olabilmiştik?
"Kaan" dedim fısıltıyla, elimi sakallı yanağına koyarak. "Gerçekten buradasın...."
"Buradayım" dedi sesi o sabah mahmurluğuyla iyice kalınlaşarak. "Ve bir yere gitmeye de niyetim yok. En azından sen bu kadar güzel bakarken..."
Bir süre hiçbir şey konuşmadık.

Sadece nefeslerimizin birbirine karışmasını dinledik. En sonunda kıbırdayan ben oldum
"Kalk hadi" yataktan çıktığımda üstümü bir inceledim kirliydi çok kirliydi. Kaan bakışlarımı anladığında hafif sırıttı
"Aşağıda giyecek birşeyler var " duyar duymaz hemen odadan çıktım. Tam asansörlü eve geçtim derken tekrar merdivene geçmek biraz olsun koymuştu. Aşağıda ses vardı ama her zaman ki o neden yoktu.
"Günaydın yaşlı kurtlar" sesimle bana baktılar Alp yüzünü buruşturdu
"Yaşlı kurt ne ya " gülümsedim. Pusat ağzındakini bitirmede konuşmaya başladı
" Sen sanki çok gençsin" kıskançlık tavan. Şuan masa doluydu eksik ben Kaan seren ve Kardelendi. Asu da masadaydı ve üstü temizdi!
Arkama dönüp uzaklaştım masadan. Mutfağa gidip dünkü ablayı bulmaya çalıştım ama bulamıyordum. En sonunda abla bir odadan çıkınca yanına gittim.
" Ablacım temiz kıyafetler nerede "
" Gel kızım " peşinden gittim. Bana bir çanta uzattı elinden aldım gerçekten çok ağırdı.
"Bunu Kaan bey size vermemi istedi"
"Teşekkür ederim" yanından hızla uzaklaştıp az önceki odaya geri girdim. Kaan üzerini değiştirmişti. Üzerine mavi bir kazak altına krem tonlarında bol pantolon giymişti. Saçları şekille taranmıştı fazla şıktı ben onun yanında kirli pijama takımımımla duruyordum.
" Güzelim" bana kollarını açarak geldi ben daha bir hamle yapmadan sarıldı bana. Beni her halimle sevmesi çok hoştu gönlümü böyle alıyordu işte. Gülümsedim ve başımı göğsüne yasladım. Üzerindeki o temiz kazağın dokusu ve teninden yayılan o taze koku dün geceden beri içimde taşıdığım tüm yorgunluğu sildi süpürdü.
"Kaan, çok kirliyim" dedim geri çekilmeye çalışarak. "Seni de kirleteceğim bak şıkır şıkır olmuşsun zaten."
Kaan kollarını gevşetmek yerine beni biraz daha kendine çekti ve burnunu saçlarımın arasına bastırdı. "Senin kirin bile benim için en temiz şeyden daha değerli Sedef. Hem bu halini kim görecek? Ben gördüm ben sevdim, bitti." Başımı kaldırıp koyu kahve gözlerine baktım." Aşağıda 'yaşlı kurtlar' bekliyor" dedim kıkırdayarak.
"Yaşlı kurtlar?" Gülümsedim
"Birazcık büyükler ondan" dedim. Kaşlarını çattı
"Bende onlarla yaşıtım" daha çok kahkha attım. Gülüşüm arasında "biliyorum" dedim.
Kaan gözlerini kıstı. “Demek yaşlıyım ha?”
“Elimden kayıp giden gençliğime ağlıyorum şu an” dedim dramatik bir sesle.
“Gel buraya sen” dedi ama gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Tam tekrar sarılacakken bir adım geri attım. “Dur önce duş. Ciddiyim Kaan, üzerim çamur içinde.”
Başını iki yana salladı. “Beş dakika önce romantiktin.”
“Hâlâ romantiyim. Sadece hijyenik romantik.”
İstemeye istemeye bıraktı beni. Çantayı yatağın üzerine koydum. Fermuarı açtığımda içinden kazaklar, pantolonlar, hatta ayakkabı bile çıktı.
Kaşımı kaldırdım. “Bu ne küçük çaplı mağaza mı açıyoruz?”
“Hazırlıklıyım” dedi omuz silkerek. “Yanımda olan kadın üşümesin diye.”
Kalbim saçma bir şekilde hızlandı. Bunu sanki sıradan bir şeymiş gibi söylüyordu ama benim için hiç sıradan değildi.
“Teşekkür ederim” dedim daha sakin bir sesle.
“Teşekküre gerek yok” dedi. Kaan odadan çıktı. Altıma siyah bir tayt giydim üstüme siyah gömlek onun üstünede gri bir süeter giydim. Botlarımıda giyip aşağı indim. Serenle karşılaştık merdivende
"Günaydın prensesim" kollarımın altına girdi
"Abla "
"Efendim"
"Ben yade'yi özledim" merdivende olduğum yerde durdum. Ayağım bir basamakta kalbim başka bir yerde.
Seren kolumun altındaki elini biraz sıktı.
Yade…
Benim küçüğüm.
Gülüşü evi dolduran, sustuğunda bile sesi eksikliğiyle duyulan küçüğüm.
Onu bizden ayırdıklarında ilk defa gerçekten çaresiz hissetmiştim. O kadar insanın içinde kendimi tek başıma kalmış gibi. Güçlü durmaya çalıştım, Seren için, evdekiler için… ama Yade söz konusu olunca içimdeki o sert kabuk paramparça oluyor.
Hâlâ intikamını anlamamıştım kendimden nefret ediyorum bunun için. Yade bizden koparıldığında güçlü olacağıma söz vermiştim. Ama aradan zaman geçmesine rağmen elim hâlâ boştu. Gözlerim yade ismini duyar duymaz dolmuştu şimdi ise akıyordu.
"Bende çok özledim" dedim titreyen sesimle. Kollarıma sereni daha çok sardım. Başınq küçük öpücük bıraktım.
"Gidelim" gözyaşımı silip tekrar merdivenden indik. İçim huzursuzdu. Yade'ye ihanet ediyormuşum gibi geliyordu. Seren'e bakarken onun masum özleminde kendi suçluluğumu gördüm. Ben ablaydım. Ben koruyamadım.
"Ağlama abla" dedi Seren kendi gözleri de dolu doluyken. "Yade bizi böyle görsün istemezdi değil mi?"
Zoraki bir gülümsemeyle başımı salladım. "İstemezdi küçüğüm. O şimdi bizi izliyorsa güçlü olmamızı isterdi." Ama içimdeki o ses susmuyordu; Hangi güç? Onu koruyamayan, toprağa veren güç mü?

Salona girdiğimizde masada ki herkes yerini almıştı. Bizde boş olan yerlere oturduk. Asu saçlarını üstten toplamış dudaklarına kırmızı ruj sürmüştü, simsiyah takımıyla oldukça şıktı peki neden?
Kaan fark etmişti bende ters giden şeyi göz kırparak herşeyin iyi olduğunu anlatmaya çalıştım ama kendisi ikna olmadı. Mert yerinden hafif kıbırdadı
"Erdal artık iyice sıktı. Bizim bu işi hemen çözmemiz lazım " Haklıydı Erdal bir gölge gibi üzerimize çökmüştü ve biz her sabah bu gölgenin altında uyanmaktan yorulmuştuk.
"Çözeceğiz Mert" dedi Kaan. Sesi masadaki her bir tabağı titretecek kadar derinden ve kararlı geliyordu. "Ama önce evimizdeki misafirlerin neden cenazeye gider gibi giyindiğini anlamamız lazım."
Kaan’ın bakışları doğrudan Asu’ya kilitlendi. Masadaki herkes sustu. Pusat elindeki çatalı bıraktı, Alp arkasına yaslandı.
Asu, Kaan’ın o delici bakışları altında ezilmedi. Aksine kırmızı dudaklarında belli belirsiz acı bir gülümseme belirdi. "Cenazeye gitmiyorum Kaan" dedi sesi buz gibi bir tonda " Benim bir işim var modelim ben. Saat iki gibi orda olmam lazım eğer beni götürürseniz sevinirim" Kaan kahverengi gözlerini kısmış bir süre Asu’yu inceledi. Elindeki kahve bardağını masaya yavaşça bıraktı.
"Erdal’ın burnunun dibinde hiçbir şey yokmuş gibi podyuma mı çıkacaksın yani?" dedi. Sesindeki o alaycı ama bir o kadar da sorgulayıcı ton hepimizi germişti.
"Ekmek param" dedi Asu gözlerini kaçırmadan. "Ayrıca hayat devam ediyor Kaan. Sizin savaşlarınız benim defilelerimi durdurmuyor."
Pusat araya girdi.ağzındaki lokmayı yutup hafifçe sırıttı. "Valla helal olsun. Biz burada 'kim kimi vuracak' diye plan yapalım, hanımefendi podyumda süzülecek. Kaan ben götüreyim istersen? Hem biraz estetik görmüş oluruz."
Kaan’ın bakışları Pusat’a döndüğünde, Pusat anında ciddileşip tabağına geri döndü.
"Kimse bir yere gitmiyor" dedi Kaan otoriter bir sesle. "Hele ki tek başına asla. Eren sen ve Pusat, Asu’ya eşlik edeceksiniz. Ama podyumda değil, kuliste, kapıda, her yerde gölgesi olacaksınız."
Asu tam itiraz edecek gibi oldu ama Kaan elini kaldırıp onu susturdu. "Bu bir rica değil Asu. Erdal'ın ne yapacağı belli olmaz. Seni bir yem olarak kullanmasına izin vermem."
" Tamam" Asu hiç itiraz etmedi. Kaan kahverengi gözlerini Asu’dan çekip tekrar bana çevirdi. Bakışlarındaki o sert ifade göz göze geldiğimiz an ufak oldu.
"Afiyet olsun herkese,” dedi Kaan buz gibi bir sesle ayağa kalkarken. Bora ve Yusuf onunla beraber ayağa kalktı. Kaan arkasına bakmadan gitti. Pusat o kadar hızlı yiyordu ki sanki önünden yemeği alacakmışız gibi davranıyordu. Bana ne var dercesine kafa salladığında başımı tabağıma gömdüm. Kimse konuşmuyor sadece tabağa değen çatal sesleri vardı.
"Size afiyet olsun " Asu yerinden kalkınca peşine takıldım. Merdivenlere ulaşmadan yakaladım onu
"Asu iyimisin canım " gülümsedi
"İyim, sorun yok" kollarımı açtığımda elini belime doladı kokusunu içime çektim. Kendini bu evde çok yalnız hissediyor tek yakın gördüğü benim, bende ona bu yalnızlığı hissettirmeye çalışıyorum.
"Yalnız değilsin" diye fısıldadım kulağına. "Kaan sadece... seni korumaya çalışıyor. Kendi yöntemiyle."
Geri çekildiğinde gözlerinde tuhaf neredeyse şefkat dolu bir bakış vardı. "Biliyorum Sedef. Kaan’ın koruması altına girmek dünyadaki en güvenli ama aynı zamanda en boğucu şeydir. Senin için buna değer çünkü o kahverengi gözlerin içindeki okyanusu görebiliyorsun. Ama ben o okyanusta boğulmaktan korkuyorum." Elimi yanagina koydum. O kadar ince bir yapisi vardı ki sanki dokunduğunda kırılacak gibiydi
" Sakın pusat ve eren'in yanından ayrılma."
" Merak etme beni" merak edicektim o benim yanıma gelmeyene kadar ben gün içerisinde her saat merak edicektim. Erdal çok kurnaz biri belki bu işide o çıkarmıştı.
"Dikkat et" başını salladı. Arkamızdan ayak sesi geldi o tarafa döndüğümde eren gelmişti.
" Eren, Asu sana emanet" eren'in bakışları asu'ya kaydı. Ona içi gidiyormuş gibi bakıyordu. Şuan aralarında ben olmasam işler daha farklı olabilirdi. Asu kadar erende şıktı giyinmesini bilen biri. Üstünde siyah vücuduna yapışan bir gömlek vardı ve kasları burdayım diyordu altında klasik siyah pantolon vardı.
"Hiç merak etme küçük hanım bana emanet" Asu'yu sinir etmek için mi "küçük hanım" demsiti acaba. Asu'ya baktığımda dik dik erene kitlenmişti
"Ay aşk dolu bakışlarınız beni mest etti" dediğimde ikisi aynı anda bana döndü
"Ne aşkı " dedi Asu hızlı cevapla.
"Yok canım ne aşkı ben yanlış gördüm " gözlerimi büyük bir imayla devirip pusatın üstünde durdurdum. Kapının başında elinde telefonla oynuyordu
"Hazır mıyız defile ekibi" diye bağırdı harbi kafadan çatlak bu
“Asıl sen hazır mısın?” dedim. “Ciddiyet sıfır çünkü.”
"Hazırım hazırım" Asu hızla yukarı çıktı. Bende pusatın yanına gittim.
"Sedef iyisin demi sen "
"İyim" demesi çok kolaydı ama içimde fırtına kopuyordu korkuyu iliklerime kadar hissediyorum. Asu çantası ve kabanını alıp geldi. Gitmeden son kez sarıldım
"Sanki yıllarca gelmeyecek , bir iki saat sonra gelir ya " pusata ters ters baktım.
"Merak etme" sadede başımı salladım eren ve Asu dışarı çıktılar. Pusat bana döndü bu sefer yüzünde o gevşek ifade gitmiş yerini ciddiyet almıştı
"Kendini düşün biraz. Asu bende merak etme" elini boynuma götürüp beni kendisine çekti alnıma o korumacı öpücüğünden kondurdu.
" Sende dikkat et"
" Emredersiniz" gülümsedim
" Görüşürüz " arkasını dönüp gitti. Evde sadece biz bize kalmıştık. Alp Kardelen ve Seren içerdeydi yanlarına döndüm. Selin yoktu.
"Alp sen neden gitmedin"
"Beni kovuyormusun?"
"Aaa seni neden kovayım" gülümsedi. Kardelenle acayip bir yakınlığı vardı ve bunu sadece yalnız olduklarında yapıyorlardı. Galiba bunlar artık olmuş ama kaandan saklıyorlar. Kaş göz işareti yaparak durumlarını fark etmelerine çalıştım ama hiç oralı olmadılar.
"Ben odamdayım" seren yanımızdan ayrıldı.
"Selin nerde"
"Hastaneye kontrole gitti" başımı salladım sadece
Dikkatle Alp ve kardeleni izliyordum
" Gözün çıkacak "
“Çıkarsa sizin yüzünüzden çıkar zaten” dedim kollarımı bağlayarak. “Ne o gizli gizli bakışmalar falan?” çokta gizli değilde neyse.
"Gizli değil çok açık bence" itirafa gel. Yiyorsa Kaanın önünde böyle desin Alp bey.
“Hee öyle mi? O zaman akşam yemeğinde Kaan’a da ‘çok açık’ dersin, ben de alkışlarım.” hiç duruşlarını bozmadılar.
"Söyleyeceğiz zaten"
“Ne?” dedim kaşlarımı kaldırarak “Gerçekten mi?”
Kardelen derin bir nefes aldı. İlk defa kaçmadı bakışlarımdan. “Evet Sedef. Saklanmak yorucu.”
Bir an sustum. Şaka yapıyordum ama ciddiye binmişti mesele.
“Kaan ne diyecek biliyor musunuz?” dedim daha sakin bir sesle.
Alp omuz silkti. “Kızacak, bağıracak. Sonra susacak.”
“Kaan kolay susmaz.” dedim.
“Sen varsın.” dedi Kardelen hafifçe “Sen yumuşatırsın.”
İçim bir tuhaf oldu. Herkes Kaan’ı benim üzerimden dengelemeye alışmıştı sanki.
“Ben sihirli değnek değilim.” dedim ama sesim sert çıkmadı. Alp hafifçe gülümsedi. “Değilsin. Ama o seni dinliyor.”
Bu cümle beni susturdu.
Kaan’ın beni dinlemesi… Güzel bir şeydi. Ama aynı zamanda ağırdı da. Herkes bir şeyleri benim omzuma bırakıyormuş gibi hissediyordum bazen. Kapı birden sertçe açıldı. Kaan içeri girdi telefon kulağındaydı
"Tamam konum at" telefonu kapattı bize yaklaştı
"Yoldaşlar"
“Ama?” dedim hemen. Çünkü Kaan’ın yüzünde o “ama” ifadesi vardı.
“Bir araç bir süre peşlerinden gelmiş.” dedi sakin bir öfkeyle. Kalbimin ağrıdığını hissettim
"Alp, gidiyoruz" bende ayağa kalktım
"Bende gelicem"
"Hayır sedef"
"Beni götürmezsen gelirim. Bilirsin bir sekilde gelirim ve belki o zaman daha tehlikeye girerim" kaanın yüzündeki öfkeyi gördüm. Beni korumak için yapıyordu ama benim inadımı da çok iyi biliyordu. Kaan’ın çenesi gerildi. O sinirlendiğinde ilk çenesi belli eder zaten. Dişlerini sıktığını görürüm hep.
“Tehdit mi ediyorsun beni?” dedi alçak ama tehlikeli bir sesle.
“Gerçek söylüyorum” dedim gözümü kaçırmadan “Evde durmamı istiyorsan içim rahat olmalı. Şu an değil.”
Alp araya girecek gibi oldu ama Kaan elini kaldırıp susturdu onu.
Birkaç saniye sadece birbirimize baktık. İnat yarışı gibi.
Sonunda derin bir nefes verdi. “Beş dakika. Hazırlan. Ama yanımdan bir adım ayrılırsan”
“Ayrılmam.” dedim hemen. Alp bizden önce çıkmıştı. Bizde kaanla birlikte dışarı çıktık
"Montunu al soğuk " sadece rüzgar hafif esiyordu.
"Yok gidelim" arabaya bindik. Konuşan olmadı sadece konuma ilerliyorduk. Tehlikeyi zaten bugün hissetmiştik amaa bu kadar erken beklemiyordum. Ormanın içine girdik
"Neden buradayız" arabada durdu.
"Araba bozulunca ormana kaçmışlar" işler daha da sarpa sarıyordu. Arabadan indik Kaan elini uzatınca sıkıca tuttum. Aramızdaki boy farkı ben topuklu giymeyince daha da fazla oluyordu.
"Yanımdan ayrılma " başımı salladım. Biraz ilerlediğimizde yerdeki ayak izleri daha da çoğalıyordu.
"Çok inatçısın"
"Sende inatçısın" dedim bende. Bana baktı yan gözle
"Ben mi inatçıyım "
"Evet sen. Asu'ya bir türlü inanmadın"
"Hâlâ inanmıyorum" sıkıntıyla nefesimi verdim. Ormanın ici daha soğuktu ve ben üşüyordum. Kaan fark etmişti ama onun üstünde de birşey yoktu
"Ben sana dedim. Burda bile inat edip almadın üstüne birşey "
"Of Kaan" Alp yan tarafımdan montunu uzattı. Hiç itiraz etmeden giydim. Bir an vücudum ne yaşadığını şaşırdı. Alp montunu iyi ısıtmıştı. Biraz daha ileri gittiğimizde depoyu gördük. Kaan durdu onun
durmasıyla bende durdum tabi.
"Dikkatli olun tuzakta olabilir" Alp ve kaanın ortasında kalmıştım. Bir süre orda kaldık. Depodan ses çıkmıyordu sanki ölüm sessizliği vardı.