57. bölüm · Yara
49-asu ve eren'in girişi
Bir süre telefona bakınca sıkıldım. Koltuktan kalktım etrafı incelemek için. Salon o kadar ferahtı ki bütün odalar mı öyle diye çıktım salondan. Hemen karşıda bir oda vardı. Tam kolunu açıyordum ki yanda bir oda vardı kapısı aralıktı
"Hayır hayır" gördüğüm oda bir çocuk odasıydı. Kapıyı açtım. Tamamen beni açık tonlarda bir kahverengi bir oda karşıladı. Nefesimi tuttum. Biraz daha ilerledim tam orta da durdum. Komodinin üzerinde bir sepet vardı yanında da hemen bir patik.
Sepeti elime aldım. İçinde gebelik testi ultrasyon resmi yanında da küçük bir not. Elim titreyerek nota gitti. Gözlerim dolu dolu olduğu için yazılar bulanıktı elimin tersiyle sildim.
"Pusat'ım... Tek gerçeğim sevdiğim adam ... Kocam
Bu notu yazarken elim titreyerek yazdım biliyormusun?
Ben seninle bu dünyada her duyguyu yaşadım mutlu olmayı, sevinmeyi hayata tutunmayı, seninle ağlamayı ,tehlikeyi bile sevdim. Ben seni sevdim..
Şimdi içinde oldugun oda niye var diyorsun demi.
Pusat biz şimdi gerçek bir aile oluyoruz. Benim içimde bize ait olduğu bir kalp daha atıyor"
Durdum derin nefes aldım. Gözyaşlarım kağıdı ıslatmamak için biraz uzak tuttum. Kendimi tutamıyordum nasıl bir acıydı. Kalbim ağrıyordu. Derin nefes alıp devam ettim
"Bizim bebeğimiz oluyor pusat ikimizin. bizim bize ait olan. İlk başta sana söylemedim çünkü bebeğimizin bir odaya ihtiyacı vardı bende önce onu yaptım. Çok guzel değil mi ?
Korkuyorum pusat. Bu sefer kendim için değil senin için değil bebeğimiz için.
Pusat’ım…
Evim, sığınağım, adını fısıldayınca kalbimin sakinleştiği adam…
Sana babalık çok yakışacak. Sana 'baba' diyen bir kızımız olsun istiyorum...
Pusatım tek gerçeğim bizim çocuğumuz oluyor. İkimizinde buna ihtiyacı vardı.
Bizim mucizemiz karanlık dünyamızı aydınlatmaya gelicek.
Bizi seçtiğin için…
Beni sevdiğin için…
Bize değer verdiğin için teşekkür ederim.
Seni çok seviyoruz babamız
Bebeğinin annesi..
Nefesimin kesildiğini hissediyordum. Pusat ve yağmurun çocuğu olucaktı. Ama bunu ellerinde aldılar. Pusat nasıl dayanıyor.
Bende boktan şeyler için zırlayıp duruyormuşum ama pusat
Pusatın bir çocuğu olucaktı abimin çocuğu.
Kağıdı elimde tutmaya devam edemedim. Parmaklarım uyuşmuş gibiydi notu yavaşça sepete bıraktım. Oda bir anda daraldı. Az önce nefes aldığım yer, şimdi göğsüme çökmüştü sanki.
Bir çocuk odası…
Bir hayal.
Yarım kalmış bir gelecek.
Duvara yaslandım. Dizlerim beni taşımıyordu. Yavaşça yere çöktüm beşik hemen önümdeydi. Pusat…
Abim…
O bunu her gün bilerek yaşadı.
Ben küçük şeylere kırılıp ağlarken o her sabah bu evde nefes aldı. Bu duvarların arasında yürüdü. Bu kapının önünden her geçişinde hiç doğmayacak bir “baba” sabahına uyandı. Gözyaşımı tekrar sildim sildikçe tekrar geliyordu.
"Siz neden yarım kaldınız" dedim beşiğe bakarak. Yağmur ve pusat herşeyi hak ediyorlardı en çok onlar mutlu olmayı hak ediyordu.
Tekrar ayağa kalktım. Odadan çıktım ama hiç çıkmak istemiyordum. 5 adım ileri gittiğimde bir oda daha vardı. Kapıyı açtığımda bir yatak odası sade ve şık. Kapattım mutfağa gittim gerçekte zevk konusunda çok iyimiş. İçeride telefonum çaldı. Mutfaktan çıkıp telefonumu aldım elime Erdal arıyordu.
Abimin çocuğunun katili
Yeğenimin katili
Yengemin katili
Bir ailenin katili.
Telefonu açtım.
"Sedef yoksun ortalıkta"
"Ne istiyorsun oruspu çocuğu" nefesini sıkıntıyla verdiğini çıkardığı sesle anladım.
"Bana bir daha küfür edersen mahvederim hepinizi"
"Etmişsin zaten piç herif yapmışsın" ağlayacak gibi olan sesimden nefret ediyordum.
"Konuma gel" telefonu kapattım koltuğa tekrar oturdum. 5 dakika sonra konum geldi. Gidicektim hesap sorucaktım. Ama üzerimin değişmesi lazımdı. Yerimden kalktım az önce girdiğim yatak odasına girdim. Dolabı açtım tahmin ettiğim gibi yengemin elbiseleri vardı. Tarzı tam bana göreydi inşallah bedenide öyledir.
Siyah bir pantolon çıkardım aynı renkte bir bluz giydim. Yanda ki dolabın kapağını açtım. içinden siyah bir kaban çıkarıp üstüme geçirdim yanıma bir gözlükte taktım hazırdım. Kirli kıyafetlerimi bir poşete koydum. Telefonumu alıp çıktım evden. Ev bir sitede küçük bir evdi belli ki pusat burayı bilerek seçmişti. Siteden çıktım hemen sokağın yanında ki çöpe poşeti attım. Param yoktu ama taksiye ihtiyacım vardı.
🩹
Taksiyle konuma kadar geldim büyük bir malikaneydi. Arabadan indim
"Abla ücret" çok güzel. Etrafıma baktım ilk gordugum korumayı çağırdım
"Pışt gelsene " çok iri kaslı, esmer bir adamdı maşallah Allah sahibine bağışlasın.
"Beni mi çağırdınız"
"Evet evet. Şey ben buraya gelirken çantamı yanıma almadım. Taksi para... Sen par-"
" Tamam ben anladım" taksiye parasını verdi. Evin önünde ki uzun merdivenlerden Erdal göründü
"Çok saol ben sonra öderim" Erdal artık yanımıza gelmişti.
"Gelmis benim büyük misafirim" onu burda boğmak istiyordum hatta öldürmek leşini köpeklere yedirmek istiyordum.
Yüzüne doğru tükürdüm
"Lan" yüzündeki tükürüğü sildi yanımızda ki koruma hemen kolumu arkaya çevirdi. Salak sanki kolumla tükürmüştüm
"Erdal seni mahvedicem.. seni öldürücem oruspu çocuğu " gözlerini kapattı tam elini kaldırıp tokat atıcaktı ki kolumu tutan koruma kolundan tuttu. Şaşırarak ona baktım. Erdal da aynı sinirle bakıyordu
" Benim yanımda bir kadına el kaldıramazsı " dedi koruma. Kısa bir bakışma geçti aramızda. Erdalın kolunu bıraktı ama Erdal ona doğru döndü tam önünde durdu.
" Eren sen benim adamımsın. Kendine gel " tepkisi şaşırtıcıydı, şuan burda adamı öldürmesi gerekirken... çok sacma demek ki onun için değerli. Eren kafasını salladı.
"Gel benimle" Erdal arkasına dönerek merdivenlere doğru gidiyordu ben erene döndüm. Koluna dokundum
"Teşekkür ederim" gülümsedi. Arkama dönüp Erdalın peşinden gittim. Kaanın merdivenlerine laf ediyordum da şuan şükürler ediyorum. Ne bitmez bir merdivendi bu... Sonunda sonuncu merdivenlerden de geçtiğimde derin bir nefes verdim. Erdal nereye gidiyorsa peşinden gittim. Daha bir kaç ay önce kaçtığım adamın evine kendi isteğimle gidiyordum... Kapılar açılınca içeri girdik girişi zaten salon olduğu için direkt evin içine girdik. Çok büyük bir salonu vardı evin yarısı galiba burda harcanmış... İleride koltuklar vardı ve üzerinde insanlar. Erdalın ailesi. Genellikle siyah bir renk tonunu seçmiş şimdiden boğuldum.
Hemen ilerideki koltukta Vera vardı elinde kahvesini yudumluyordu beni görünce şaşırdı. Hemen yanında yaşlı bir kadın vardı. Onların karşısında ki tekli koltukta genç bir kız vardı. Bizi görünce elindeki telefonu indirdi.
" Baba bu kızın burda ne işi var " dedi Vera ayağa kalkıp. Erdal tekli bir koltuğa oturdu.
" Otur Vera " babasını dinleyen çakma prenses yerine tekrar oturdu.
" Bu kim Erdal " dedi en yaşlıları.
"Misafirim abla." Demek ablasıydı. Yaşlı olmasına rağmen çok güzel bir kadındı. Üstüne çeki düzen kendine değer veren bir yaşlı.
Yani yaşlı diyorum ama kadın 60 yaşlarında vardır..
"Benim artık burda neden olduğumu söyleyecekmisin?" Erdalın bakışları tekra beni buldu
"Otur"
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun. Bak sen benim bu aralar sınırlarımı çok zorladın... Seni öldürmemek için kendimi çok zor tutuyorum" Vera ayağa kalktı aniden
"Sen kimsin de benim babamı tehtid ediyorsun sümsük"
"Sen otur be çok konuşma.. senin söz hakkın yok" dedim. Sinirlenince bir bana doğru gelmeye başladı
"Otur dedim sana Vera " Erdal bu sefer bağırmıştı. Gözümle koltuğu işaret ettim vera'ya. Yutkundu babasına uzun uzun baktıktan sonra yerine geçti. Telefonum çaldı pusat arıyordu.
" Ne diyeceksen de zamanım yok" hâlâ sinir bozucu bir şekilde oturuyordu daha fazla dayanamadım koltukların ortasına geçtim
" Konuşmazsan gidiyorum ben"
"Sen bir süre benim misafirimsin sedef" kaşlarımı çattım. Kendinden emin konuşuyordu işte bu benim sinirimi daha çok bozuyordu
" Bana bak seni bu sefer gerçekten öldürürüm " güldü hatta kahkaha attı.
" Erdal kızı zorla mı tutuyorsun" dedi ablası. Erdal ablasına döndü. Öyle bir bakıyorduki kadın başını eğerek önüne döndü.. korkuyordu ondan
"Ben daha fazla dayanamayacam " Vera yerinden kalkıp yukarıya doğru giden merdivenlerden çıkıp gitti
"Bende çıkayım tansiyonuma bakmam lazım" ablası resmen kaçarak gitti. Salona ben Erdal ve genç kız kaldık.
Uzun saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu ama yüzünde tek bir duygu yoktu. Ne korku, ne merak. Sanki buraya aitmiş gibi.
"Erdal ben neden burdayım. İstesem giderim biliyorsun demi" başını salladı
"Biliyorum biliyorum. Sedef biz artık ortağız eğer morte kaanın peşinde değilse bu benim sayemde.. senden istediğim birkaç gün burda olman"
"Sen salaksın bak gercekten.. ben senin yanında napacağım ya sen iğrenç bir adamsın"
"Sözümü dinle yoksa Kaan ölür.. sevdiğin herkes ölür" güldüm. Gülüşüm onu ne sinirlendirdi ne bir minik oynattı sadece beni izliyordu
"Sen zaten benim ailemi aldın benden. Neyden bahsediyorsun" Sesim sandığımdan daha sakindi. İçim paramparçaydı ama ona bunu vermeyecektim. Koltukta hafifçe geriye yaslandı. Bacak bacak üstüne attı. Rahattı. Fazla rahattı.
“Her şeyini almadım” dedi. “Hâlâ kaybedeceklerin var.”vardi hatta daha çok kişi vardı. Yanda ki kız sessizdi sadece izliyordu gözleri burdaydı.
" Ben odamdayım başım ağrıyor biraz malum işler zor... Sende hiç çıkmaya çalışma çıkamazsın" yerinde kalktı merdivenlere doğru ilerledi
" Zor dediğin iş, kadın kaçakçılığı mı onları öldürmeden öldürmek gibi mi?" Durdu ama daha sonra ses etmeden devam etti. Gözden kayboldu, oflayarak koltuğa oturdum. Pusatı aradım
" Nerdesin"
" Ben biraz uzaklaşmak istedim."
"Ne kadar uzak"
"Çok " nefesini verdi
"Tamam biraz kafa dinle ama gel" başımı salladım o görmüyordu ama alışkanlık olmuştu
"Tamam. Aramayın beni" telefonu kapattım başımı öne eğdim.
"Sevgilin mi?" Kız ilk defa konuşmuştu başımı kaldırdım başımı iki yana salladım
"Abim" gülümseyerek başını salladı.
"Erdal abi sayesinde tanışamadık bir susmadı." Dedi gülerek. Fazla samimi geliyordu ama sonuçta oda erdalın ailesiydi
ayağa kalktı. Altında kısa gri bir mini etek vardı üstünde siyah bir bluz saçlarını açık bırakarak hoş bir görüntü çıkarmıştı.
Elini uzattı. Ayağa kalkıp tuttum
"Asu Aylin Aksoy ama Asu derler bana"
"Sedef bende memnun oldum" elimi sıktı. Yakından daha güzeldi. Elimi bırakıp yanıma oturdu. Bende oturdum
"Napiyorsun sen burda öldürecek seni" dedi fısıltıyla kaşlarımı tekrar çatıldı.
"Ne"
"Dün konuşurlarken duydum. Sedef yarın ölücek dedi Erdal abi"
Yüzüne baktım.
Yalan söyleyen birinin bakışı yoktu bu kızda.
Korku da yoktu.
Sadece… bilgi vardı.
“Ne dedin” diye fısıldadım.
"Git burdan yoksa ölüceksin" İçimde bir yer buz kesti.
Demek bu kadar rahattı. Demek o yüzden bacak bacak üstüne atmıştı.
Ölümümü çoktan planlamıştı.
Dişlerimi sıktım.
"Peki sen neden bana söylüyorsun bunu" Omuz silkti.
“Çünkü yanlış yerde duruyorsun” dedi.
“Ve ben yanlış insanların ölmesine alışık değilim.”
İşte o an anladım.
Bu kız Erdal’ın ailesinden olabilir
Ama onlar gibi değildi.
"Peki ben burdan nasıl çıkacam" etrafına baktı sonra bana daha çok sokuldu
" Ben seni çıkarıcam"
" Nasıl olucak o"
" Uyuma yeter " dedi sadece ve yanımdsn kalkıp gitti. Derin derin nefes aldım. Tamda kurtlar sofrasına düşmüş gibiyim şuan. Arkamdan biri omzuna dokununca korkuyla irkildim
"Odan bu tarafta" bu çalışan biriydi. Başımı sallayıp götürdugu yere gittim. Bir misafir odası için fazla güzeldi. Kapı kapanınca yatağa oturdum.
🩹
Saat gecenin üçüydü artık gitme zamanı. Odamdan çıktım etraf karanlıktı ama dışarıdan gelen loş ışık içeriyi aydınlatıyordu. Merdivenlerden ses gelince önümdeki kolona saklandım. Ama ayak sesleri bana doğru geliyordu. Odama doğru yürüyen bir ayı gördüm.
" Sedef. Sedef nerdesin" bunun asu olduğunu fark ettim. Yanına yürüyüp dokunacaktım ama dokunsam korkup çığlık atardı.
" Burdayım " korkuyla bana baktı. Derin nefes verdi. Üstünde ayı figürlu gecelik vardı ona da çok yakışmıştı. Tabi ki ayıyı gördüğümde aklıma pusat geldi.. bu düşünce beni güldürünce asu bana merakla bakıyordu
" Gülmenin sırası değil yürü hadi" elimde tuttu. Hissetmedigim bir sıcaklık hissettim. Yerimden kıbırdanmayınca bana baktı
"Hadi ya işimi zorluyorsun. Sende ne meraklısın ölmeye" konuşmadım peşinden gittim. Beni sürükleye sürükleye arka kapidan dışarı çıkardı. Ama burda da korumalar vardı.
"Gel Vazgeç sende kendimi tehlikeye atma " dedim ama devam etti. İnatçı
Bir koruma bizi gördü
"Asu hanım bir sıkıntı mı var "
"Yok" Asu beni sürükleyince koruma çaktı tabi birde arka kapıdan.
"Durun " Asu durdu. Bana baktı bende ona baktım adam arkamızda ve eminim ki silah çekmişti bize. Tamda dediğim gibi silahını bize doğrultmuştu.
