50. bölüm / 67
Yara42
Bölümler 67Şu an: 42
- 1 1 Korku567 kelime
- 2 2711 kelime
- 3 3814 kelime
- 4 4813 kelime
- 5 5896 kelime
- 6 6724 kelime
- 7 7928 kelime
- 8 8898 kelime
- 9 9975 kelime
- 10 101.112 kelime
- 11 111.031 kelime
- 12 121.003 kelime
- 13 131.257 kelime
- 14 14965 kelime
- 15 151.569 kelime
- 16 16-Yağmurun ölmesi1.039 kelime
- 17 171.138 kelime
- 18 181.178 kelime
- 19 191.334 kelime
- 20 201.046 kelime
- 21 211.249 kelime
- 22 221.282 kelime
- 23 Yade'nin ölmesi2.036 kelime
- 24 241.360 kelime
- 25 251.409 kelime
- 26 261.548 kelime
- 27 271.700 kelime
- 28 282.138 kelime
- 29 291.885 kelime
- 30 301.792 kelime
- 31 311.244 kelime
- 32 321.778 kelime
- 33 Aşk itirafı1.634 kelime
- 34 341.657 kelime
- 35 351.746 kelime
- 36 361.561 kelime
- 37 372.205 kelime
- 38 38- Kaan Aşk itirafı1.936 kelime
- 39 39-sedef aşk itirafı2.243 kelime
- 40 401.488 kelime
- 41 411.685 kelime
- 42 421.566 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 431.641 kelime
- 44 Özel bölüm- çocukluk1.384 kelime
- 45 451.984 kelime
- 46 461.314 kelime
- 47 471.888 kelime
- 48 482.027 kelime
- 49 49-asu ve eren'in girişi1.803 kelime
- 50 501.970 kelime
- 51 511.371 kelime
- 52 522.440 kelime
- 53 Özel bölüm- Asu-Eren2.774 kelime
- 54 54-Birlikte oluş2.359 kelime
- 55 552.495 kelime
- 56 561.613 kelime
- 57 571.818 kelime
- 58 582.010 kelime
- 59 592.262 kelime
- 60 60- Yusuf'un ölümü2.568 kelime
- 61 612.172 kelime
- 62 622.378 kelime
- 63 632.175 kelime
- 64 64~ öğreniş1.744 kelime
- 65 652.445 kelime
- 66 661.669 kelime
- 67 671.651 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kafede ki ağır topluluk artık beni tamamen boğmuştu
"Sedef hızlı " günler geçmişti o lanet günden. Kaanla hâlâ aramızdaki ilişkiye bir isim verememistik daha doğrusu ikimizde cesaret edememiştik. Erdal artık etrafına daha çok zarar veriyordu. Kaçırdığı yüzlerce kadın vardı ve bu sadece Türkler için geçerli değil dünyanın dört bir yanından kadın kaçakçılığı yapıyordu şerefsiz. Kaanı gündüzleri pek görmüyordum geceleri de bazen bana kendini gösteriyor sonra evine dönüyordu. Serenle eskisi gibi olmasada iletişimimiz vardı. Elimde ki servis tabağını tutarak içeri geçtim. Masalara tek tek dağıtarak servis ediyordum. Selin mutlulukla içeri girdi.
"Oo yüzünü gören cennetlik Selin hanım " gamzenin söylemleri selini güldürmüştü.
" Ee gelin oldum ben "dedi göğsünü şişirerek. Onları en uzaktan izliyordum. Aralarında kısa sözlü anlaşmazlık oldu gülümseyerekte son buldu. Telefonumu açtığımda tarih gözüme çarptı. Elim titreyerek kapattım. Elimle yüzümü kapattığımda içimde ki öfkeyle kendime sahip çıkamıyordum.
Bu günü neden unuttuğuma da öfkeliydim.
7 Aralık…
Yade bugün dokuz yaşına girecekti. Sekiz. Daha sayıları parmaklarıyla sayarken şaşıran ayakkabılarının bağcığını bağlayamayıp sinirlenen. Doğum gününden bir hafta önce heyecanlanırdı. Herkese tek tek “Benim doğum günüm geliyor biliyor musun?” diye sorardı sanki unutulma ihtimali varmış gibi.
Ama ben bugün unuttum.
Cesurdu Yade. Korktuğunu belli etmezdi. Karanlıkta yalnız kalmaktan korkar ama bana “Ben karanlıktan korkmuyorum” derdi. Aslında korkuyordu sadece güçlü olmak istiyordu. Bana benzemek istiyordu. Ben güçlü olayım diye o güçlüymüş gibi davranıyordu.
Şimdi düşünüyorum da Sekiz yaşında bir çocuğun bu kadar yük taşıması adil değildi. Onun tek derdi hangi pastayı seçeceği olmalıydı hangi elbiseyi giyeceği. Ama hayat ona bunları sormadı bile.
Bugün pastası yok. Mumları yok. Ama içimde dinmeyen bir sızı var. Yade büyüyemedi. Sekizinde kaldı. Ben ise onun yokluğuyla büyümek zorunda kaldım.
Doğum günün kutlu olsun küçük meleğim…
Ablan hâlâ seni koruyamadığı için kendine kızıyor.
Bir elin omzumda hissettiğimde başımı kaldırmak istemedim.
"Sedef" başımı kaldırdım sonunda
"Gamze"
"Noldu aşkım " nefesimi sıkıntıyla verdim. Nasıl anlatayım ki derdimi anlat anlat bitmezdi
"Yok birşey dalmışım" diye kestirip attım. Her zaman ki tayfa tabi ki seline ilk gününü sormuş ve cevap alamayınca kıza trip attılar
"Zaten bizim ilk gecemiz olacak günde Kaan abi vuruldu " Selin ne kadar kendini anlatsada onlar başka bir cevap bekliyorlardı
"Kızım bu adam kaç gündür hastaneden çıkmış bak üstünden nerdeyse 4-5 gün geçti hic mi aynı yatağa girmediniz siz" Selin artık daha fazla çekemeyip müşterilerin yanına döndü
"Ne kadar ayıp sorduğunuz şey. Kız anlatmak istemiyor neden zorluyorsunuz"
"Aman sedef sen çok biliyorsun zaten" kaşlarımı çatarak Gamze'ye baktım. Gayet durumundan memnundu hiç utanma duygusu da yok bu kızda.
Mutfağın başında sereni görünce ayağa kalktım
"Ben çıkıyorum zaten çok işim var bu aralar hiç birine yetişemedim. Özellikle evim berbat biraz adam akıllı temizliğe ihtiyacı var. " Aslında amacım serenden kaçmak değildi ama bunu öyle düşünmüşlerdi hepsi
" Yardım edeyim mi?"
" Gerek yok evimi kendim temizlerim" bu dediklerim sereni ne kadar üzsede orası artık benim evim. Seren tercihini çoktan yapmıştı.
Hızla kafeden çıkıp eve geçmek istedim ama markete uğrayıp biraz alışveriş yaptım. Uzun zamandır yapmıyordum dolap bomboş olmuştu. Ellerim dolu dolu apartmana giriş yaptım. Evimin kapısının önünde ev sahibini gördüm muhtemelen evin kirasını ödemedigim için buradaydı.
" Murat abi hoşgeldin "
" Hiçte hoş gelmedim sedef. Evin kirasını 3 aydır ödemiyorsun ben başın sıkışıktır diye hiç sana söylemek istemedim ama artık alma zamanı geldi"
Ellerimdeki poşetler bir anda ağırlaştı sanki sadece market alışverişi değil de üç aydır biriken hayatımı taşıyordum.
“Biliyorum Murat abi” dedim sessizce. Gözlerine bakamadım. “Unuttum demeyeceğim. Aklım yoktu Hâlâ da yok.”
İç çekti. Sert biri değildi aslında sadece yorgundu. Benim gibi.
“Bak Sedef” dedi sesini biraz yumuşatarak “seni anlıyorum. Ama benim de sorumluluklarım var. Ya bu ay halledeceksin ya da—”
Cümleyi tamamlamadı. Gerek de yoktu. Devamını çok iyi biliyordum.
Başımı salladım.
“Halledeceğim” dedim. Ne zaman nasıl… onu ben bile bilmiyordum.
Kapıyı açıp içeri girdim. Poşetleri tezgahın üstüne bıraktığım anda dizlerim boşaldı. Sandalyeye oturdum avuçlarımı yüzüme kapattım. Ev çok sessizdi evde koşan ses çıkaran kahkahasıyla beni güçlendiren yade yoktu.
Birlikte oturup dedikodu yaptığımız zaman zaman dertleştiğim seren yok. Kapımın çalmasıyla gözyaşlarımı silip ayağa kalktım. Ayağa kalktığımda sanki tekrar bu yük üzerime oturmuş gibi oldum. Ağır ağır kapıya yürüdüm
Kapıyı açtığımda karşımda Kaan vardı.
Bir an donup kaldım. Ne şaşırabildim ne sevinebildim. Sadece bakabildim. Yorgundu. Gözlerinin altı çökmüş omuzları her zamankinden daha düşüktü. Ama yine de… yine de bana bakışı aynıydı. Omuzlarım artık çok çökmüştü kendimi yaslayabileceğim bir tek Kaan vardı.
Hiç düşünmeden sarıldım. Aynı şekilde sıkıca sarıldı bana tüm yükümu ona bıraktığımda sesini çıkarmadan taşıdı.
Kaan beni biraz kendinden ayırdı. İki eliyle yüzümü tuttu. Baş parmaklarıyla gözlerimin altındaki yorgunluğu siler gibi yaptı.
"Herşey geçicek" başımı hafifçe salladım
“Geçse bile izi kalıyor” dedim. Sesim fısıltı gibiydi. Kaan bir an sustu. Sanki o izleri tek tek görüyordu yüzümde.
“İzin kalırsa” dedi yavaşça "silerim." Silerdi ama bazı yaralar silinmek için değil birlikte taşınmak içindi. İçeri geçtik. Birlikte oturduk ama yanyana değildik. Hâlâ birbirimizden kaçıyorduk nedeni bilinmez.
"Kahve yapayım mı?" Sorumla güldü ne düşündüğünü anladım zaten
"Bence sen o kahveyi istemede yap" gülümsedim. Kaan bana çok iyi geliyordu zor anlarımda bile beni güldürmeyi başarabiliyordu.
"O zaman ne istersin " dediğimde dilini ısırdı
"Seni" gözlerimi kocaman açtığımda başını öne eğip güldü. Başını kaldırdı. Gülüşü yavaş yavaş söndü.
"Gel yanıma artık " boğazımı temizledim. Evet onu öpmüş olabilirim ama böyle yüz yüze ve sağlıklı şekilde karşımdayken utanıyorum yani napayım.
"Ben en iyisi çay koyayım" ayağa kalktığım an kolumda tutup kendisine çekti.
Birsey söylememe izin vermeden dudağıma yapıştı. Dudağında ki sıcaklık benim sürekli karşılaştığım sıcaklıktı. Elini belime yerleştirerek kendisine daha çok çekti tutkuyla karşılık verdiğimde vahşi şekilde öpüşüyorduk. Elimi saçlarının arasına dolayıp kendime daha çok bastırdım. Nefes nefese dudaklarından ayrıldığımda tekrar öptü bu sefer hafif bir öpüşme oldu. Eliyle sırtımı resmen sıkıyordu buda etimi avuçlarının arasına aldığında acımasına neden oluyordu. Bir eli belimdeyken diğer eli saçlarımın arasına girdi. Dudaklarından hiç ayrılmak istemesemde nefes almak için ayrıldım
" Sen beni mahvediyorsun" nefes nefeseydi. Kaan’ın alnı alnıma yaslıydı sıcak nefesi yüzümü yakıp kavuruyordu.
“Sen de beni..” diye fısıldadım sesim hala titriyordu. “Sen de beni.. hem ayağa kaldırıyorsun hem de mahvediyorsun”
Kaan ellerini yüzüme çıkardı baş parmaklarıyla yanaklarımı okşadı. Başını eğip anlıma hafif öpücük bıraktı
Başımı göğsüne yasladım. Kalp atışlarını hissettim. Düzenli değildi. Benimkinden farksızdı.
“Böyle duralım” dedim. “Hiçbir şey yapmadan.”
Gülümsedi. Çenesini saçlarımın tepesine koydu.
“En zorunu istiyorsun” dedi alçak sesle. Dakikalar geçti salonda huzurlu bir sessizlik vardı. Gözlerimi kapatıp kaanın göğsünde kalp atışını dinledim fazla hızlıydı. Kalp atışları yavaş yavaş benimkine uyum sağladı. Göğsüne yaslıyken başımı hafifçe kaldırdım. Göz göze geldik.Kaan eliyle çenemi tuttu başparmağı dudağımın kenarında gezindi.
“Bana böyle bakma” dedi kısık bir sesle.
“Neden” dedim.
“Dayanamıyorum”
Gülümsedim. Bu gülümseme onu iyice kendine çekti. Alnını benimkine yasladı nefesi nefesime karıştı.
Arkamızda duran koltuğa oturduk. Başımı göğsüne koyduğumda saçlarımın arasına öpücük kondurdu.
"Bugün yade'nin doğum günüydü" dedim acı bir sesle. Elimi sıkıca tuttu
"Doğum günün kutlu olsun prenses" dedi sadece peki bunu kime söylüyordu. Gözlerimi kısa süreliğine kapattım ama bu benim uzun süre uyumama neden olmuş
🩹
Uyandığımda koltukta kaanla yan yana yattığımızı fark ettim. Başımı hafif kaldırıp dirseğimle koltuktan destek alıp elimin tersini yanağıma yerleştirdim. Uzun uzun kaanı inceledim. Sakalını yeni kesmişti pürüzsüz yüzü onu daha da seksi yapıyordu. Hafif eğilip dudaklarına küçük öpücük bıraktım.
" Kaan Karasu beni baştan çıkarıyorsun" dudakları hafif kıvrıldığında duyduğumu anlamıştım bile. Gözlerini açtığında koyu kahve gözleri beni daha da kendisine bağlıyordu.
"Emin ol sen beni çoktan çıkardın" dedi esneyerek.
Yerimden ani kalkışım onu korkutmuştu
"Noldu güzelim"
"Kaan senin yüzünden temizlik yapmayı unuttum" gülecek gibi oldu ama gülmedi
"Güzelim ben şimdi çalışan getirip mis gibi yaparım evi"
"Kendim yaparım Kaan" hafif dönerek yüz yüze gelmemizi sağladı
"İnatçısın" dedi başını iki yana sallayarak.
" Evin her köşesini kendin ovup parlatınca o omuzlarındaki yük hafifleyecek mi sanıyorsun"
"Belki" dedim ciddiyetle. "En azından bir şeyler üzerinde kontrolüm varmış gibi hissederim. Her şey elimden kayıp giderken şu dört duvarın temizliğini ben yöneteyim bari."
Kaan bir an sustu bakışları ciddileşti.
"Tamam" dedi pes ederek. "Sen temizle. Ama bir şartla ben de yardım edeceğim."
"Kaan sen yaralısın daha dikişlerin" diyecek oldum ama parmağını dudağıma götürüp beni susturdu.
"Ben iyiyim Sedef. Senin yanında her saniye daha da iyileşiyorum."
İşe koyulduk ben yerde ki tozu alırken Kaan arkamdan yerleri silerek geliyordu. Pencereleri sildiğimde beni sıkıca tutmuş düşmemden korkuyordu. Yade'nin odasına geçtik ilk başta donup kaldım ama Kaan eliyle omzuma destek verdiğinde ise koyuldum. Önce yatağında ki örtüyü değiştirdim. Yerlerin tozunu alıp sildiğimde içi mis gibi kokuyordu.
İşler bittiğinde kendimizi koltuğa bıraktık
" Hayatımda temizlik yapacağımı düşünmezdim" dedi nefes nefese" ama konu sensen oda oluyormuş "Gülümsedim başımı koltuğun arkasına yaslayıp tavana baktım." Teşekkür ederim" dedim fısıltıyla. "Sadece temizlik için değil. Yanımda olduğun için."
Kaan terleyen alnına yapışan birkaç saç tutamını geriye itti
"Bende teşekkür ediyorum. Hayatımda olduğun için" yanağıma sert bir öpücük bıraktı.
"Acıktın mı?" Biraz düşündü ardından cıkladı.
"Yok ama sen acıktıysan sipariş ederiz ya da dışarı çıkarız"
"Dışarı çıkmak istemiyorum" dedim kolunun altına girerek " şuan seninle burda huzurlu şekilde film izlemek istiyorum"
"Tamam güzelim gitmeyelim. film izleyelim"
Televizyonun loş ışığı odayı aydınlatırken seçtiğimiz filmin sesleri dış dünyadaki tüm kaosu unutturacak kadar huzurlu bir melodi gibi geliyordu. Başımı Kaan’ın göğsüne iyice yasladım onun varlığı Yade’nin eksikliğiyle sızlayan kalbime sürülen en şifalı merhemdi. Kaan saçlarımı okşadığında kulağıma eğilip
" iyi ki varsın " dediğinde sadece gülümseyebildim. Film ilerledikçe göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Kaan’ın düzenli kalp atışları en sevdiğim ninniye dönüşmüş beni o güvenli limana doğru çekiyordu. Sonunda teslim olduk. Televizyonun loş ışığı odada yankılanmaya devam ederken birbirimize kenetlenmiş halde koltuğun o dar ama dünyanın en rahat köşesinde derin bir uykuya daldık. Gece boyunca dışarıda fırtınalar kopsa da o an sadece birbirimizin nefesiyle ısınan iki yaralı ruhtuk.
Bölüm etkileşimi
