55. bölüm · Yara
47
Gözlerinde öfke vardı bunu görebiliyordum. Onun şuan tek düşüncesin düşmanımızın benim evimden çıkması. Yüzü o kadar gerilmişti ki artık dişlerini sıkmaktan artık kırılacaktı.
"Kaan" dedim sadece. Onu uzun zaman görmediğim için sarılmak istiyorum ama korkuyordum. Elim titriyordu ama arkamda gizlediğim için görünmüyordu. Onu çok özlemişim sarılıp kokusunu içime çekmek istiyordum ama öyle bir bakıyordu ki yaklaşmak bile korkutucu geliyordu. Ama ben yine bildiğimi yaptım bir iki adımla ona ulaşıp sarıldım. Sarıldığım gibi kokusunu sindirdim. Kendine has bir kokusu vardı her seferinde beni büyülüyordu. Benim düşündüğümum aksine kollarıyla sardı beni kafasını boyun boşluğuma koyup öptü.
"Özür dilerim" dedim kulağına fısıldayarak.
Kolları biraz daha sıkılaştı. Sanki bırakırsam kaybolacaksın der gibi… Göğsünün ritmini hissediyordum hızlıydı ama kontrollü. Öfke hâlâ oradaydı ama bana değdiği yerde yumuşamıştı. Elini saçlarımın arkasına koydu bastırmadan yavaşça okşuyordu. Başını biraz geri çekti alnını alnıma dayadı. Gözlerimi kapattım çünkü bakarsam kendimi tutamam.
"Bana bak" dedi. Bakamadım. Nefesini sıkıntıyla verdiğinde yüzümde hissettim bende aynı refleksle içime çektim. Dayanamadım gözlerimi açtım. Yoğun kahve göz karşıladı beni. Yoğunluğuyla boğulabilirdim ama o gözlerin sahibi ben olmasaydım.
Elinden tutup içeri götürdüm. Arkadan kapıyı sertçe kapattı. Salona girdiğimizde elimi bıraktı
"Sedef bana açıklama yapmalısın. Gerçi o adam burda ne sebeple geldiyse sende hemen içeri almışsın" sesini daha sakin tutmaya çalışıyordu.
"B-ben geldiğimde burdaydı zaten" yalan söylemek istemiyordum. Avucugla yanağımı okşadı
"Güzelim titremesin o sesin ben sana birşey yapmayacağım. Neden gelmiş o şerefsiz. Ben buraya bir düzüne adam koyayım siktiklerimin salakları uyusun" beni o kadar çok seviyordu ki yalan söyleyeceğimi düşünmüyordu bile.
" Kaan seni çok özledim"
"Bende seni çok özledim" tekrar sarıldım. Resmen 1 aydır göremiyordum . Ben bunca zaman kaanla neden hiç karşılaşmadım.
"Otur hadi otur" kollarından istemeyerek ayrılıp koltuğa oturdum. Yanıma oturmadı karşımda ki her zaman oturduğu tekli koltuğa oturdu. Tabi sonradan yanıma gelicekte neyse.
" Ne dedi sana" al işte ne diyeceğim ben şimdi.
" Iıı senin ondan aldığın malları geri istiyormus " birden gülmeye başladı. Kaan o kadar çok gülüyordu ki ilk defa görüyordum böyle güldüğünü.
" Ben o mallar için ailemden vazgeçtim herkesi tehlikeye attım " gülüşü aniden soldu. Biliyordum zaten böyle diyeceğini
" Kaan bu çok tehlikeli ver git işte " kaşlarını çattı öyle bir bakıyordu ki sanki karşısında ben yoktum başka biri vardı. Sadece yutukunabildim.
"Sen ciddisin" dedi sadec
"Vermezsek savaş başlatır" ayağa kalktı elini yüzüne götürerek yüzünü sertçe ovuşturdu
"Ne diyorsun sen ya ciddi misin? Kafayı mı yedin" öyle bir bağırıyordu ki onu ilk defa böyle görüyordum. Ayağa kalktım bende istemeden gözüm dolmuştu. Zaten anca bu anlarda dolsun amına koyayım. Gözlerimin içine baktığında alnına sertçe vurdu. Bana yaklaştığında bir adım geriye gittim
"Özür dilerim çok özür dilerim" Bir anda omuzları düştü. Az önce bağıran adam gitmişti sanki. Elini saçlarının arasından geçirip derin bir nefes aldı. Gözlerini kaçırdı önce sonra tekrar bana baktı.
“Bağırmamalıydım" dedi. Bu durumda bile kendisini suçluyordu. Asıl suçlu olan benim. İki elini uzattı ama sonra hemen çekti
" Sedef ben mahvoluyorum" hayatımız bu kadar boktan gittiği bir dönemde ona destek olmalıyım.
Kalbim kaan'a herşeyi anlat diyordu ama kahrolası aklım kaanı tehlikeye koyduğumu söylüyordu. Her iki tarafta da aslında onu koruyordum ama bir yerde aşkımız sarsılabilirdi. İki adım attım ona doğru. Eğer böyle devam edersem Kaan gözlerimin önünde yok olurdu. Evet o çok güçlü ama artık tek başına kaldıracağı yükü kalmadı
Bende ona yardımcı olmaya geldim. Ellerinden tuttum kaan'a baktığımda onunda gözünün dolduğunu gördüm peki bu nedendi.
" Neden? Neden ağlıyorsun" ağlamıyordu. Birşey olmuştu ve bu her neyse kaanı derinden etkilemişti.
"Kaan noldu" yutkundu ne söyleyecekse çok ağırdı ve bunu söylemek istemiyordu.
"Sedef" o kadar titrek söylemiştiki kalbimin hızla atmaya başladı. Korkudan.
"Ayrılalım" Kelime kulaklarıma girdi ama beynime ulaşmadı.
Sanki başka bir dilde söylenmişti.
"Ne " şok olmuştum bu kadarını beklemiyordum.
"Olmuyor sedef seni koruyamıyorum girdiğim bütün belaya senide sürüklüyorum"
Durdu gözlerini kapatıp yutkundu daha sonra tekrar açtı " Ben seni kaybetmekten korkuyorum" bende onu kaybetmeten korkuyorum ona birşey olmasın diye ben ona yalan söylüyorum ama beyefendi gelsin ayrılsın. Göğsüne doğru vurmaya başladım beni durdurmak için hiçbir şey yapmıyordu
"Ne diyorsun sen ya aptal. Ne ayrılması öldürürüm seni öldürürum" Sözler ağzımdan dökülürken farkında değildim. Göğsüne vuruyordum ama aslında canını acıtmak için değil söylediklerini susturmak içindi. Ellerim titriyordu nefesim düzensizdi. O ise kıpırdamıyordu. Ne kollarımı tuttu ne de geri çekildi. Sanki hak ettiğini düşünür gibi duruyordu karşımda. Bu daha çok canımı yaktı.
Bir an durdum. Göğsüne baktım canını yakmıştım.
" Acıdı mı?" Ne kadar gülecek bir halimiz yok olsa bile dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.
"Sedef sen benim canımı yakmıyorsun"
"Kaan... Ayrılmayalım" geriye çekildi artık aramızda mesafe vardı. Buda durumu açıkça belli ediyordu ama ben kabullenmek istemiyorum
" Kaan bak " zar zor konuşuyordum ne diyeceğimi bile bilmeden cümleye başladım. " Biz ayrılamayız biz daha yeni kavuştuk biz bir sürü zorluk yaşadık bana bu acıyıda gösterme" acınılqcak haldeydim ben bu değildim. Susuyordu konuşmuyordu beni dinleyip kafasının içinde savaşıyordu. Konuşamıyordum hıçkırık tutmuştu.
"Bizim şuan ayrılmamız en doğrusu... Bak ben seni sevmiyorum demiyorum ben bir süre ayrı kalalım görüşmeyelim diyorum... Bak güzelim" bana doğru gelmişti ki bu sefer ben geriye gittim
"Çık"
“Bak güzelim” dedi yine.
Ses tonu düşüktü yumuşaktı.
“Çık”
Kelime ağzımdan sert çıktı. Kendime bile yabancıydım.
Kaan durdu. Bir anlık duraksama sonra yine denedi.
“Sedef dinle beni. Şu an böyle konuşuyor olmam se-”
“Çık.”
Sesim bu sefer daha titrek çıktı ama kararlıydı.
Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Nefesim daraldı. Konuşursam çökecektim biliyordum. Bir süre bana baktı söyleyecek çok şeyi vardı ama bitti. Arkasına dönüp çıktı evden. Çıkar çıkmaz ağlamaya başladım
"Neden neden " avuçlarımın içine baktım kızarıktı. Dizlerim tutmadı yere çöktüm. Bir saniye… sadece bir saniye durabildim. Ayağa kalktım masanın üzerinde duran bardağı duvara fırlattım
"Nede ya neden" sehpanın üzerinde duran resmimizi aldım. Birlikte çekilmiş bir fotoğrafımız. Durup izledim sadece baktım göz yaşım damla damla çerçevenin üzerine düştu. Fotoğrafı alıp duvara fırlattım. Camı dağıldı. Çıkan ses içimde bir şeyi daha parçaladı. Nefesim kesildi. Göğsüm acıyordu ama elimle bastırsam geçecek bir acı değildi bu.
“Yeter!” dedim ama kime dediğimi bilmiyordum. Kendime mi, ona mı, bu eve mi?
Koltuğun üzerinde duran yastığı alıp saate fırlattım saat yere düşüp parçalandı. Daha fazla dağıtmak istiyordum.
Sehpayı iki elimle ittim. Devrildi. Üzerindeki her şey yere düştü. Kitaplar, anahtarlar giderken unuttuğu montu elime aldım. Gittim aldım. Kokladım. Hata yaptım. Ciğerlerim yandı sanki.
“Bunu mu korumak” dedim. “Beni mi koruyorsun Kaan”
Montu koltuğa fırlattım. Ardından bir yastık daha. Bir tane daha. Yetmedi. Duvara vurdum yumruğumu. Acı hissettim ama iyi geldi. En azından bir şey hissediyordum. Nefes nefese kaldım. Ellerim titriyordu. Kendimi banyoya zor attım. Aynaya baktım. Gözlerim şişmiş yüzüm tanınmaz hâlde.
“Bu ben değilim” dedim fısıltıyla. Ama aynadaki kız bana inanmadı.
Lavaboya tutundum. Dizlerim yine çözüldü. Oturdum yere. Başımı duvara yasladım. Gücüm kalmamıştı. “Beni korumak için gittin” dedim.“Beni yalnız bırakarak…”
Sessizlik çöktü. Bu sefer bağırmadı. Bu sefer kaçmadım. Gözyaşlarım sessizce aktı. Hıçkırmadan. Yavaş yavaş. Bir süre öyle yerde durdum artık ağlamıyordum çünkü alacak gözyaşım kalmamıştı. Lavaboya tutunarak ayağa kalktım. Musluğu açtım. Soğuk su. Yüzüme çarptım. Bir kez. İki kez. Geriye çekildim. Saçlarım ıslanmıştı makyajım akmıştı. Tanımadığım bir kız bakıyordu bana.
Salona geri döndüm. Ev darmadağındı. Ben gibiydi. Ortasında durdum.
"Bak bizim sonumuz bu" diyebildim sadece. Koltuğa doğru yürüdüğümde önüme cam kırıkları geldi bastım ama canım acımadı. Koltuğun üzerinde uzanıp yan döndüm. Gözlerimi yumdum o gece orda bitti ama bende bittim.
🩹
Uyandığımda bitkindim her ne kadar uyanmak istemesemde kalkıp banyoda yüzümü yıkadım. Odama girdim üzerimdekilerden kurtulmam lazımdı. Yavaşça çıkardım. Yatağın kenarına bıraktım. Dolabı açtım ama uzun süre bakakaldım. Ne giyeceğimi değil ne hissettiğimi bilmiyordum.
En sade olanı aldım. Geniş bir tişört. Bir eşofman. Kendimi saklamak ister gibi. Üzerime geçirdim. Saçlarımı gelişigüzel topladım. Aynaya bir kez daha baktım
"İdare eder" dedim. Bugün evde olucaktım kafe diye bir yer kalmadı benim için. Salona geri döndüm darmadumandı. Hızlıca yerde ne varsa toparladım. Bittiğinde cama yaklaştım açtığımda gelen hava içimi rahatlatmıştı. Herkes işine gidiyordu mutlu mesut belkide değildir. Kapımın önünde kaanın adamları vardı görünce sinirlendim. Kapıya doğru gittim açıp merdivenlerde hızlıca indim
"Yenge noldu bir sorunmu var "
"Var var. Sorun sizsiniz evimin önünde gidin"
"Olmaz kaan abi bi-"
"Başlatma abinden gidin dedim"
"Kaan abi du-"
"Sikerim Kaan abinizide siktir gidin lan " gitmiyorlardı. Sinirden kendi etrafımda döndüm.
"Noluyor burda " sesin geldiği yöne doğru döndüm pusat gelmişti. Onuda uzun zamandır görmüyordum çok özlemiştim.
"Abi yenge bizi kovuyor"
"Bana bak bir daha yenge dersen ağzını burnunu dağıtırım" ikimizin arasinda uzun bir bakışma geçti. Pusat yanıma gelip elini belime koydu
"Git diyorsa gidiceksiniz o zaman" eliyle belimi okşayarak destek oluyordum
"Ama Kaan abi burda kalın dedi"
" Ben söylerim" dedi pusat adamlar daha fazla uzatmamak için başlarını eğip uzaklaştılar. Pusata sarıldım Kollarım kendiliğinden gitmişti. Güçlüydü ama Kaan gibi sıkmadı. Daha çok “buradayım” der gibiydi. Bir an sonra nazikçe geri çekti beni. Yüzüme baktı. Uzun uzun.
" Noldu benim keçime"
" İçeri girelim " itiraz etmedi elimden tutarak apartmana ilerledi. Kapımı açık bırakmıştım nasıl bir aceleyle çıkmışsam. İçeri geçtik neye ki salonu temizlemiştim. Koltukta yanyana oturduk
" Su varmı. Dilim damağım kurudu" ayağa kalkıp mutfağa geçtim bardağı musluğun altına koydum nasıl dalmışsam şu bardaktan taşıyordu arkamdan pusat gelip kapattı
"Sen iyi değilsin geç otur şuraya. " Sandalyeye oturdum. Oda suyunu içip karşıma oturdu.
"Söyle "
"Kaan benden ayrıldı"
"Vay it zaten hiç istememiştim olmanızı" sevgili olduğumuzda en son haberi olanda oydu. Kendi kendine konuştuğunu fark edince bana döndü
"Neden "
" Korumak istiyormus beyefendi nasıl olucaksa" eğer benden gittiyse bende bitmiştir.
"Ben korurum kardeşimi ona gerek yok" bu durumda bile kıskanıyor manyak."yav tamam üzülme bak değer mi kızım" değer. Çünkü Kaan bir “an” değildi. Bir heves hiç değildi.
Ben onu korkusuz olduğu için sevmedim. Güçlü olduğu için de değil.
Ben onu herkes giderken omzuma eli değdiği an sakinleştiğim için sevdim.
Yanındayken dünya susuyordu. İçimdeki gürültü duruyordu. Kaan beni korumak için gitmişti.
Ama bilmediği bir şey vardı. Ben onun yokluğunda daha çok yanıyordum.
Onu sevmek bir tercih değildi artık.
Bu bir refleks gibiydi. Nefes almak gibi. Ve o olmadan ben nefes alamıyordum.
Pusata cevap vermedim çünkü o cevabı biliyordu bildiği içinde çokta sorgulamadı soru ortaya atıldı bende cevabımı gözlerimle verdim.
"Bana iş bul" dedim sessizliği bozarak
"Kafe var ya"
" Orda artık işim yok"
"Ya sabır. Kızım orası kaanın mı sence" onundu herşey onundu.
"Pusat ben artık istemiyorum orda çalışmak kaanın yüzünüde görmek istemiyorum" söylediklerim onu şaşırtmıştı.
"Birde benim evimin kirası vardı onuda Ödemiş Kaan sen ona borcumu ode ben sana sonra ver-"
"Saçmalama artık sedef " başımı öne eğdim. Yaşamak çok zordu.
"Sen benim kardeşimsin bide para mı konuşucaz"
"İyi ki benim abimsin" ayağa kalktı
"Gel buraya gel" bende kalkıp sarıldım ona. Yıllar önce annesine " bunun gibi kardeş olacağına hiç olmasın " demişti ama şimdi kocaman sarılıyordu ve bende ona.
"Sende iyi ki benim kardeşimsin " kollarını istemeyerek ayırdı
" Şimdi ben gidiyorum işler var malûm. Sana da iş falan yok kafe var mış gibi arkadaşlarında orda istemezsen Kaan gelmez ben söylerim. Sende biraz toparlan bir erkek için değmez güzeller güzeli kardeşim " yanıma öpücük kondurdu yanaklarımıda okşayınca bir an bebek gibi hissettim kendimi.
" Bu arada sereni de göndericem yanında olsun" başımı salladım. Gitmesini istemiyordum ama kalması da çözüm değildi. Mutfaktan çıkıp gitti bende peşinden gittim ama o çoktan çıkmıştı. Koltuğa geçtim olanlar kafamda bir bir döndü. Erdalın gelmesi, kaanın ayrılmak istemesi, pusatın abi şefkati bunların arasında en iyi gelen pusattı.
Kafamı koltuğa yasladım gözlerimi yumdum.
Kaan beni korumak için gitti.
Bunu kabul etmem gerekiyordu belki.
Ama içimde bir yer bunu reddediyordu.
Ben korunacak biri olmak istememiştim hiç.
Onun arkasında durmayı yanında yürümeyi seçmiştim.
Birlikte yük taşımayı. Ama o ilk fırsatta beni bırakmıştı... En çokta bu koyuyordu
