58. bölüm · Yara

50

Ezgi Kara

Orda silahın namlusu bize doğrultulmuştu. Asu'nun eli elimdeydi. Birbirimize baktığımızda ben bu işin olmayacağını anlamıştım zaten göz kırptı herşey yolunda şekilde. Bir adım öne geldi
"Sen kime silah çektiğinin farkındamısın yoksa ben sana hatırlatayım mı?" Asu'nun söyledikleri boşunaydı çünkü karşımızda ki adam hâlâ silahını indermedi aksine daha çok kavradı. Kişi sayısı yükselmeye başladı
"Erdal abiye bunun hesabını vericeksiniz"
"Asu hanım siz bu kadınla gecenin üçünde ne işiniz var dışarıda bide arka kapıda. Bence siz bunun hesabını patrona vericeksiniz" silahı kaldıran adam çok boş konuşmuştu buna son vermemiz lazımdı yoksa Erdal gelip herşeyi görür. Asu'da benim yüzümden tehlikeye girer.
Tam konuşacaktım ki arkadan bir ses daha geldi
"Noluyor burda" geldiğim zaman gördüğüm korumaydı eren. Adamın silahını görünce aldı elinden
" Oğlum karşında Asu hanım var. Sen kime silah çekiyorsun " adam ellerini önde bağladı. Başımı öne eğdi demek eren onlar için daha üstün biri.
"Kaçıcaklar " dedi mal koruma. Gidip dövesim geldu şu gıcık korumayı. Zaten kaçmasak bizim burda işimiz ne. Eren bize doğru döndü
"Siz burda napiyorsunuz" Asu elimi bırakıp eren'in yanına geçti. Şimdi fark ediyordum bu kızın fiziği çok güzeldi. Bedenine yapisan bir gecelikle çok güzel duruyordu. Işıl ışıl parlıyordu
" Biz hava almak istedik. İstediğim yerde de alırım hava mı sen buna karışamazsın Emre "
Bize silah çeken adam yani Emre başını hâlâ yerden kaldırmıyordu. Ben nereye düşmüştüm böyle hemen kurtulmam lazım. Derin derin nefes aldım boğuluyordum çünkü.
" Tamam siz kaybolun " eren'in emriyle hepsi birden gitti. Asu bana baktı sonra tekrar erene döndü
" Çıkması lazım "
" Erdal duyarsa yaşamazsın"
" Ben zaten yaşayamıyorum Eren" bunlar neden bu kadar samimiydi. Sevgilimi diyeceğim kızın yaşı küçük duruyor eren ondan büyük duruyor. İkiside aynı anda bana döndü
" İçeri girin" Asu erene tekrar döndü aralarında uzun bir bakışma geçti.
"Eren git burdan. Ne sen bizi gördün nede biz seni gördük. Seni işinden ederim" Asu tekrar yanıma geldi
"Ya siz böyle konuşuyorsunuz da ben burdayım yani bırakın ben kaçayım en azından ikinizde tehlikeye girmezsiniz" Sözüm biter bitmez ikisi de bana döndü. Aynı anda.
Asu’nun bakışı sertti, Eren’inki uyarı gibi.
" Olmaz buna izin veremem. Sonuçta bende sizi gördüm. Adamlar illa söylerler benim gördüğümü ayrıca sende burdasın Asu. Asu hanım. " Al işte resmiyete de döndük tam oldu. Sinirlerin bozuluyordu. Asu neden beni kurtarıyordu. Eren gördüğü halde neden hala benim kolumdan tutup erdala götürmüyordu. Nefesimi sıkıntıyla verdim. Sıkılıyordim artık.
" Tamam ben ikinizinde tehlikeye sokmayacam. Gidiyorum ben" gidiyorum derken içeri geri girmekten bahsetmistim. çıktığımız kapıya yöneldim. Yanlarından
ayrılıp içeri doğru yürümeye başladım.

Tam oradan uzaklaşacakken bileğimde sert ama ölçülü bir baskı hissettim.
Eren kolumdan tutmuştu.
"Dur" dedi sert sesiyle. Asu yanıma yaklaştı
"Ölüme gidemezsin sedef" eren kolumu bırakmıştı. İkisine doğru döndüm yanyana Durmuş bana bakıyorlardı.
" Ben gitmezsem siz gidiceksiniz" Asu başını eğdi çünkü biliyordu bunu.
"Ben Bir yalan uydururum şu arkamda ki kapıdan çık ve kaç " arka kapıya baktım ormana açılan bir kapıydı. Karanlıkta ormanda olmak ürkütücü.
Elimden tutup kapıya kadar sürükledi beni erende arkamızdan geliyordu.
Kapıya vardığımızda durduk. Asu önce gülümseyerek bana baktı ardından sıkıca sarıldı. Benden kısaydı bende kollarimla sardım. Kulağına doğru fısıldadım
"Sen burda zorla mı tutuluyorsun" cevap vermedi. Erenle göz göze geldik bir yandan etrafına bakıyordu. Kolları benden ayrıldı
" Hadi git burdan "
" Asu burda zorla mı tutuluyorsun dedim sana"
" Hayır neden zorla tutulayım" o zaman neden erdala ihanet ediyordu. Neden erene ben yaşamıyorum dedi. Aklımda deli sorular vardı ama bunun cevabını alamayacağımıda biliyorum.
"Git hadi gören olucak"
"Teşekkür ederim. İkinizede" kapıyı açtım ikisinede son defa baktım. Tam arkama dönüp gidiyordum ki eren beni tekrar durdurdu.
"Dur dur " yanıma geldi. Karanlıkta ne yaptığını göremiyordum
"Al bu silahı lazım olur. " Silahı aldım. Kolunu okşadım.
"Kendinize dikkat edin" kapı arkamdan kapandı. Beni bekleyen koca bir orman vardı. Telefonumun ışığını açarak koşmaya başladım. Ayağımdaki topuklarla nasıl olduysa hızlıca koşuyordum. Arkamdan da bakıyordim gelen varmı diye. Tam o sırada silah sesleri geldi . Daha çok koşmaya başladım. Artık nefes alamıyordum kalbim göğsümden fırlayaca gibiydi. Durup nefes aldım. Silah sesleri çoğalıyordu. Ayağımda ki topuklu botlarım beni daha çok yoruyordu. Çıkarsam ayaklarım kötü olurdu. Telefonumun ışığını kapatıp koşmaya devam ettim. Nefesimi git gide azalıyordu.
" Durma sedef koş " artık dayanamadım kendimi bir ağacın arkasına yasladım. Silah sesleri bağırış sesleri yaklaşıyordu ama benim artık dayanacak halim kalmamıştı. Sırtım kabuğa sürtünürken boğazımdan hırıltılı bir nefes çıktı. Ciğerlerim yanıyordu. Nefes aldıkça göğsüm sızlıyor verdiğim her nefes boğazımda takılı kalıyordu. Ağaçların arasından gelen ayak sesleri artık netti. Yaklaşıyorlardı. Silah elimdeydi her an tetikte olmam lazımdı. Arkadan ayak sesleri geliyordu. Ayağa kalkıp en karanlığa doğru koştum
"Burda" arkamdan bağırdılar. Daha hızlı koştum düşe kalka koşmaya devam ettim. Nerdeydi bu siktiğimin yolu.
"Dur!" Silahını sıktı. Arka bacağıma denk geld. Acı feryadım ormanı inletti. Silahımı ona doğru döndürdüm ama tekme atarak silahın düşmesini sağladı
"Nereye güzellik" bu az önce bahçede karşılaştığımız emre'ydi. Ayağına tekme attım ama düşmedi.
"Kaçacağını mı zannettin" ayağım sızlıyordu. Silahını başıma çevirdi
" Patron kızı bulduğunuz yerde indirin dedi"
"Sen yapamazsın" ona neden hırs verdim bilmiyorum. İstese beni burda anında öldürür ki istiyordu da zaten.
"Ama biraz işimden zevk almam lazım" anladığımda kafamı iki yana salladım
"Seni öldürürüm" kahkaha attı. Halime bakarak daha çok güldü. Uzatmadan silahı alnıma dayadı.
Tam o an bir patlama tüm ormanı inletti. Silah Emre'nin elinden düştü. Bedeni düşmedi arkasina baktı. Emre'nin bedeni yüzünden kimin olduğunu göremiyordum. Ardından yere serildi o an gördüm

Eren

Yüzü ifadesizdi. Ne öfke vardı ne telaş. Sanki olması gereken olmuştu sadece. Emre’ye yaklaştı, ayağıyla silahı itti. Sonra bana baktı.
“İyi misin?” dedi.
Cevap veremedim. Ayağım sızlıyordu. Karanlıkta görünmüyordu yaralı olduğum birde siyah giymişim tam olmuş. Elini uzattı tuttum. Diğer elimlende koluna tutundum. Kalkarken bağırdığım için anlamıştı artık yaralı olduğumu.
"Sen yaralımısın?"
"Bacağım" dedim. Koluma girdi.
"Hadi çabuk olalım yoksa bulucaklar bizi " başımı salladım. Zar zor yürüyordum.
"İstersen seni kaldırabilirim" başımı iki yana salladim.
"Yürürüm ben"
"yürüdüğünü bende görüyorum ama böyle yavaş yürürsen yakalanırız" bende ki inadı bilmiyordu hâlâ. Ben yürümeye devam ettim. İleride parıltı vardı. Galiba yola ulaşmıştık.
"Geldik ha gayret" sinirle yüzüne baktım. Aslında bu beni kaçıncı kurtarışıydı bilmiyorum ama bildiğim tek şey eren masumdu. İleride yolda bizi bir araba bekliyordu dehşet içinde erene baktım
"Erdalmı var orda " nefes verdi.
"Erdal olsa seni neden kurtarayım" doğru. Sekerek arabaya ulaştık. Beni arka koltuğa yerleştirdi. Sürücü koltuğuna baktığımda Asu vardı.
"İyi misin?"
"Yaralı sür" dedi eren. Asu ters ters bakıp arabaya sürdü. Telefonumun ışığını yakarak yarama tuttum kan sıcak sıcak akıyordu ama bakmamaya çalıştım. Eren bir bez parçası uzattı
"Bunu yarana bağla" dediğini yaptım sıkıca bağladım. Kendimi koltuğa yasladım terliyordum saçım koşmaktan dağıldığı için yüzüme yapışıyordu. Hızlı hızlı nefesimi alıp veriyordum. Eren su uzattığında kanakana içtim
"Biraz daha hızlı olsana" ded eren.
"Gel o zaman kendin sür" diye çıkıştı asu. Onlar önde kavga etsin ben burda acı çekeyim. Telefonum nasıl çektiyse çalıyordu. Ekrana baktığımda kaandı. Açsam mı açmasqm mı diye düşündüm en iyisi açmamak. Ama üst üste arayınca dayanamadım açtım
"Neden cevaplamıyorsun" dedi sinirle. Elim titriyordu.
"Müsait değilim çünkü" aslında hiç zorunda değildim cevaplamak.
"İyi misin sen sesin titriyor" her halimide anlama be adam. İyi değilim diyemedim şuan sana ihtiyacım olduğunu diyemedim
"İyim. Seninle konuşmazsam daha iyi olucam" nefesini sıkıntıyla telefona doğru verdi "yavaş ulan" dedim. Eren arkasına dönüp baktı. Ne var dercesine kafa salladığımda önüne döndü
"Kapat konuşmak istemiyorum "
"Senin yanında biri mi var" var amına koyayım seni ne ilgilendiriyor. Yaramın verdiği acıyla daha çok sinirlendım
"Yanımda çok yakışıklı bir beyefendi var" eren önde şaşırarak baktı. Ama gerçekten yakışıklıydı.
" Ne saçmalıyorsun sen"
" Sen saçmaladığımı düşün bende esmer çıtırı götüreyim" Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Kaan’ın nefesini duydum. Bastırılmış bir siniri vardı. Patlamak üzereydi
" Nerdesin sen"
" Seni hiç ilgilendirmez"
" Sedef sinirlisin anlıyorum ama sende biraz beni anla" acıyla güldüm
"Ben seni çok anlamak istedim ama olmuyor Kaan olmuyor" sesi kesildi. Gözlerim dolmuştu. Artık bacağımdan dolayı mı yoksa aşkımdanmıydı galiba buna kalbimde cevap veremiyor. Gözyaşım su gibi yanağımda alınca telefonu kapattım.
"Kimdi o" dedi Asu. Elimin tersiyle sildim.
"Eski sevgilim" eski. Bu kelime kalbime oturmuştu. Daha fazla bakmak istemedim cama kafamı yasladım. Gözlerimi kapattım.
🩹
Gözlerimi açtığımda bir odadaydım. Başım ağrıyordu.
"Uyandın demek" Asu'nun burda olduğunu fark etmemiştim. Yanıma gelip elini tuttu
"Güvendesin merak etme. İstediğin biri varsa arayalım" şuan tek istediğim pusatın burda olması.
Dudaklarımı araladım ama sesim çıkmadı. Boğazım kuruydu. Birkaç saniye sonra fısıltı gibi döküldü kelimeler.
“Pusat…”dedim zar zor.
" Tamam telefonunu alıyorum " başımı salladım sadece. Yanımda duran telefonu önce aldı sonra geri bana uzattı. Şifre mi açtım. Asu geceliğini çıkarmış üstüne tekrar yapışan kıyafetler giymişti. Beyaz pantolon ve lacivert badisiyle çok hoştu.
"Kızım pusat diye biri yok ki" dedi bıkkınca.
"Dağ ayım yazması lazım " gülerek bana baktı
"Dağ ayısı.... İlginç " telefonu kulağına götürdü. Onu dinlemedim. Kafamda büyük bir gürültü vardı silah sesleri Emre'nin gıcık kahkahası kaanın her anki konuşması.. çok zordu.
Erdal bana ihanet etmişti şaşırmadım. Ama bende sedefsem ona yapacaklarımı bilirim.
" Geliyor" dedi Asu.
" Teşekkür ederim Asu... Senide çok fazla tehlikeye attım.
Erdal anlayacak seni napıcaksın" Asu birkaç saniye sustu. Elini hâlâ benimkinde tutuyordu
" O benden vazgeçmez merak etme sen" ne demek oluyordu bu ben neden hiçbir şey anlayamıyordum. Asu'nun yüzüne daha dikkatli baktığım zaman anlında morluk olduğunu fark ettim
" Ne oldu senin anlına" dokunarak güldü
" Sen vurdun ya " dedi. Neler oluyor diye yüzüne baktım " Erdal abimi böyle kandırdım. Bana vurarak kaçtı dedim"
"Manyak birşeysin" dedim güldü. O kadar güzeldi ki gözümü ondan alamıyordum.
"Bu güzelliğinin kaynağı ne " dediğimde güldü. Gülmesi çok kısa sürdü
" Doğuştan " dedi kendini överek...
Tam o sırada pusat daldı odaya. Yüzünde büyük bir endişe vardı. Eli kalbine gitti zorlukla yutkundu.
"Gerçekten de dağ ayısı" dedi Asu. Gözüm ona kaydı dehşet içinde pusata bakıyordu. Tekrar pusata döndüm yanıma geldi
"Noldu sana " gerçekleri söylemek istemiyordum çok kızıcaktı çünkü..
"Vuruldum"
"Onu biliyorum kim yaptı "
"Erdal" kalktıği an kolundan tuttum "gel buraya ya sana ihtiyacım var " durdu yanıma oturdu
"Sen beni arayıp demedin mi yalnız kalmaya ihtiyacım var ben nerden bileyim erdala gideceğini... Neden yaptın bunu"
"Bende bilmiyordum böyle yapacağını" güldü hatta çok güldü
"Kızım Erdaldan bahsediyoruz aptal mısın sen" aptaldım kaanı kurtarmak için ben kendi canımı tehlikeye atan bir aptalım... Ben gerçekten çok aptalım. Aklıma yağmur, Bebek, mektup ,çocuk odası geldi. Pusata aniden sarıldım. Başını boynuma çekip yağmurun kokusunu içine çekti
"Yağmurun bu" dedi ve daha çok sıktı beni. Asu'ya baktığımda gülümseyerek bize bakıyordu. Bebeği ve sevgilisi ölmüş ama hâlâ çok güçü... Nasıl bir his olduğunu yaşayamadan bilemezdim inşallah Allah'ım bana o günleri göstermez. Ben bunu pusata söylemeyeceğim burda en azından acı çekmemesi için, Pusat’ın boynumda duran başı ağırdı. Kollarını ayırıp omzuma koydu
"Yağmurun kokusu" dedi büyük bir mutlulukla bende aynı mutlulukla başımı salladım.
"Ben burdayım" dedi Asu kendini hatırlatmak için. Pusatın bakışı ona kaydı
"Sen Asu değil misin?" Kaşlarımı çatarak pusata baktım nerden tanıyordu
"Evet" dedi Asu. Bir pusata bir de asu'ya bakıp duruyordum
"Ne öyle bakıyorsun. Kız model ya hani ordan biliyorum" dedi. Demek bu güzel yuzun ve fiziğin getirdiği bir meslek. Model. Asu sadece kafa salladı
"Çıkmak istiyorum"
"Gidelim o zaman" dedi pusat. Kolumdaki serumu çıkardım pusat beni kucağına aldı.
"Durun nereye"
"Sende gel Asu " dedim sadece. Burası hastane değildi. Pusat beni arabasına yerleştirdi asu'da elinde eşyalarla geldi.
"Eren nerde" dedim asu'ya bakarak bana paltomu ve telefonumu uzattı.
"O gitti Erdal abi anlamasın diye" pusat Erdal ismini duyar duymaz asu'ya kitlendi
"Sen erdalın neyisin"
"Anlatırım sonra" dedi Asu. Elini arka kapıyı açmak için uzatmıştı ki pusat kolunu kapıya koyarak durdurdu onu. Aralarında çok fazladan yakınlaşma olmuştu.
"Sen binemezsin bu arabaya"
"Saçmalama pusat. Asu kurtardı beni " dediğimde bana baktı. Sonra elini çekerek sürücü koltuğuna yerleşti. Sessiz sessiz yolumuza koyulduk. Kalbim hâlâ yerinde deli gibi atıyordu ama artık güvendeydik. Pusat’ın sıcak kucağı Asu’nun sessiz desteği… Hepsi birleşip yorgun ruhumu sardı. Dışarıdaki kaos, ihaneti ve acıyı bir anlığına unuttum sadece nefes alıyordum, hayatta olduğum için minnettardım. Ve o anda fark ettim ki gerçek güç birlikte durabilmekte, birbirine tutunabilmekteydi. Dünya hâlâ tehlikelerle doluydu, ama biz birbirimize sığınıyorduk.