8. bölüm / 38
SINIRIN KANUNUBÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"
- 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
- 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
- 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
- 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
- 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
- 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
- 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
- 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
- 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
- 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
- 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
- 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
- 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
- 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
- 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
- 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
- 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
- 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
- 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
- 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
- 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
- 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
- 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
- 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
- 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
- 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
- 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
- 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
- 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
- 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
- 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
- 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
- 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
- 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
- 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
- 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalaaaar!
Çok güzel bir bölümle geldimmm!
Umarım beğenirsinizzz!
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorummm!
İyi okumalar!!
"Canı yanmadıkça, insanın kalbi çatlamazmış. Kalp çatlamadıkça da içindeki ışık dışarı sızmazmış."
-Şükrü Erbaş-
Babalarıyla büyüyen kız çocukları her daim yere sağlam basar derlerdi.
Haklılardı.
Bu yaşıma kadar “Anne!” diye ağladığımda annemin gelmeyeceğini bilirdim. Bende hep “Baba!” diye ağlardım ve babam koşar gelirdi. Dizime üfler, pansuman yapar, saçlarımı okşardı. Belki de bu yüzdendi annemi silip babamı ne yaparsa yapsın silememem.
Ağlayınca, sıkıntıya düşünce dizinde yatabileceğim, beni dinleyecek bir annem ben 8 yaşına kadar vardı. O zaman bile yok gibiydi. Sanki hep bir mesafe vardı aramızda. Alıştım, zor oldu ama alıştım.
Parkta düştüğünde ağlayarak annesinin yanına gidip sarılan çocukları görünce alıştım, başarısını annesiyle paylaşan çocuğun annesiyle sarılmasını görünce alıştım, yemek yaparken tarif almak için annesini arayan kadınları gördüğümde alıştım, hastanede başında annesinin beklediği hasta çocukları görünce alıştım.
Zor oldu ama alıştım.
Hayır Didem. Yalan söyleme.
Sen hala annesinden ümit bekleyen o kız çocuğusun. Dedi içimdeki ses.
Doğruydu.
Annem ile babam lise sonda sevgili olup evlenmeye karar vermişler. Annem üniversite okumak istememiş, babam Hukuk Fakültesinde okumuş. Babam fakültede 2. Sınıftayken annem bana hamile kalmış.
Onların ki çok büyük bir aşkmış. Dedem ve babannem karşı çıkmış başta istememişler. Babam da çiğnemiş onların sözlerini.
Babamın şuan annemi bırakmamasının en büyük sebebi ona olan aşkıydı.
Öyle ki aşk bazen insanı kör edebiliyormuş. Öğrendim.
Karşımda sinirli oturan babama bakıyordum. Sarp, timi evlerine uğurlamıştı. Mahcup olduğumu, tekrar gelmelerini istediğimi söyleyerek üzülerek göndermiştim herkesi.
Sarp, yanımda oturuyordu. Ben ise dik durmaya çalışıyordum.
Bu hayatta kimsem yoktu. Bir babam vardı. Birde eskiden kardeşim.
Eskiden…
“Babadan habersiz evlenmek ne demek!” Diye kükredi babam.
“Baba-,”
“Ne baba!” Diye cevap verdi sinirle.
“Bir dinlesen?” Diye sordum sakince.
“Ne dinleyeyim? Kızımın benden habersiz evlenmesini mi dinleyeyim!”
“Ben yanlış bir şey yapmadım!” Diye bağırdım titreyerek. “Sevdim ve evlendim baba.”
“Bir anda?”
“Evet bir anda. Uzun zamandır sevgiliydik zaten.”
“Benim niye haberim yok bundan?Benim kızım babasından habersiz evleniyor. Koskoca Kutay Karaçay’ın kızı kuru kuru bir nikahla evleniyor üstelik gizlice!”
Ben konuşacaktım ki Sarp araya girdi buz gibi ve asla taviz vermeyen sesiyle konuştu. “Eflal istemedi diye düğün yapmadık efendim, isteseydi dünyaları sererdim önüne hiç gocunmadan.”
Daha sonra kulağıma eğildi. “Dik dur, eğme başını.” Duruşumu düzelttim ve başımı kaldırdım.
“Baba,” Dedim çaresizce. “Yapma, sende mi sileceksin beni? Yapma baba dayanamam.”
“Ben siler miyim seni? Nasıl silerim ben kara gözlümü?” Dedi kollarını açarak.
“Seni çok seviyorum.” Dedim sarılırken.
“Bende seni kara gözlüm. Düğün işini unutmadım zannetme yapacağım.”
“Yapma baba, benim senden başka kimsem yok ki. Kimse gelmez. Boşu boşuna yapma. Kimse görmesin boş masaları.”
Sustu, cevap vermedi. Biliyordu.
“Ben artık gideyim, işim var şirkette. Dikkat et ara beni tamam mı güzel kızım?”
Başımı salladım gülümseyerek. Ayağa kalktı benimle vedalaştıktan sonra Sarp’a döndü.“Kızım sana emanet oğlum.” Dedi ve gitti.
Gider gitmez kendimi en yakın koltuğa attım. Dirseklerimi dizlerime koydum ve ellerimle yüzümü kapattım. Titriyordum.
Bir el ellerimin üzerine kapandı ve sakince indirdi. “Sakin ol.” Dedi Sarp. Önümde diz çökmüştü. Ellerini yanaklarıma koydu başparmağıyla hafifçe okşadı.
“İyiyim.” Dedim gözlerimi kapatıp açarak. Şuan çok tehlikeli bir andaydık. Kaçan ben oldum ve ayağa kalktım. “Ben bir yüzümü yıkayayım.” Diyerek banyoya ilerledim.
Banyonun kapısını kapatır kapatmaz yere çöktüm ve kafamı kapıya dayadım. Derin bir nefes almaya çalıştım ama alamayınca yakamı çekiştirdim. Babama çok büyük yalan söylemiştim. Kandırmıştım.
Belki de kendimi kandırıyordum.
Sarp’ı sevdiğimi söylerken içimde hiçbir sıkıntı yoktu sanki doğru bir şey söylemişim gibi bir rahatlık vardı içimde.
Belki de sevmeye başlıyorsun, Didem. Dedi içimdeki ses.
Benim katılığımda çiçek açmazdı ki.
Yüzümü yıkayıp çıkıp salona geçtim. Sarp, koltukta otururken bir yere odaklanmış telefonla konuşuyordu.
“Tamam, açılabilir mi yani kesin olarak? Tamam, sağolun.” Dedi ve kapattı.
“Bir şey mi oldu?” Diye sordum.
“Hayır. Bir konu için bir arkadaşımı aramıştım da o yüzden.”
“Anladım.”
“İyi geceler.” Dediğinde bende cevap verdim. “İyi geceler.”
…
Sabahın kaçıydı bilmiyorum ancak doktorumla konuşup aldığım uyku ilacının etkisiyle deliksiz uyumuştum. Yüksek sesle gelen telefon zil sesiyle ayağa kalktım.
Gözlerimi güçlükle açmayı başarıp salona geçtiğimde Sarp’ı üniformasıyla gördüm. Bir yandan giyinip bir yandan da telefonla konuşuyordu. “Tamam komutanım, hemen geliyorum, emredersiniz komutanım.” Dedi ve telefonu kapattı. Henüz beni farketmemişti.
Acele ettiği için palaskasını bir türlü takamamıştı. Küfretmeye başlayacakken boğazımı temizledim ve yanına doğru ilerledim. “Yardım edeyim mi?” Diye sordum ela gözlerine bakarak.
Başını salladı. “Çok iyi olur.”
Palaskasının kenarlarını düzelttim ve biraz uğraşarak klipsini taktım. Sarp’ın boyu uzun olduğu için “Bitti,” demek için kafamı kaldırdım ki onun gözleriyle denk düştüm.
Bazen öyle bir bakıyordu ki o gözlerinden ne geçtiğini anlayamıyordum. Bu da öyle bir andı.
Boğazını temizledi ve konuştu.“Sağol.”
“Rica ederim, görev mi?” Dedim içime kuşku düşerken.
“Görev.”
Varlığına alışmıştım. Evde tekrar yalnız olma fikri cazip gelmiyordu.
“Davayla ilgili mi?”
“Vedat Gökbey’in silah ticareti yaptığı teröristlerin birkaçının inini bulduk. Şirketinin nakliyat yaptıkları kamyonlarının nereye gittiğini tespit etmişler.”
“Çok uzun sürer mi?”
“Bilmiyorum, zannetmiyorum ama.”
“Ofise gitmek istiyorum bende baroya gidip mührü kaldırıp kaldırmadıklarını öğreneceğim.”
“Kaldırdılar.” Dedi anında. Kaşlarımı çatarak cevap verdim.
“Sen nereden öğrendin?”
“Birini gönderdim.”
“Teşekkür ederim.”
“Etme, aslında bugün ben götürüp göstermek istemiştim ama görev çıktı.” Dedi.
“O zaman ofisime gel de sana bir kahve ikram edeyim.” Dedim gülümseyerek.
“Bu bir teklif mi?” Dedi gülerek.
“Bilmem yüzbaşım, nasıl görüyorsanız.” Dedim.
“Hımmm, kabul ediyorum avukat hanım.”
“Askeriyeye gelebilir miyim? Diğerleriyle de vedalaşmak istiyorum.” Dedim tereddütle. Belki istemezdi.
“Bu nasıl bir soru? Karımsın elbette istediğin zaman yanıma gelebilirsin.”
Gülümsedim ister istemez.
Odama geçip dolabımı açtım ve giyeceklerimi seçtim ve giyinmeye başladım. Krem rengi kalem eteğimi,bluzumu ve lacivert ceketimi giydim. Kalem eteğimin yırtmacımı düzelttim, makyajımı, saçımı yapıp takılarımı taktım ve odamdan çıktım.
Askeriyeye gitmek için evden çıktık. Yine kendi arabama değil de Sarp’ın arabasına sürükledi beni ayaklarım. Dönüşte taksiyle dönerdim sorun değildi.
Yola koyulduğumuzda Sarp ekrana uzanıp bir şarkı açtı.
“İçimde yılgın rüzgârların ayak sesleri
Sende daha yeni yeni kavak yelleri
Doğrusu, yanlışı, ağrısı, sancısı, ne varsa yaşanacak
Gözyaşı, ayrılık, pişmanlık, dargınlık, hepsi benim olacak
Doğrusu, yanlışı, ağrısı, sancısı, ne varsa yaşanacak
Gözyaşı, ayrılık, pişmanlık, dargınlık, hepsi benim olacak
Al beni, sarıl bana, beni koru
Kollarında korkuyorum
İçimde yılgın rüzgârların ayak sesleri
Sende daha yeni yeni kavak yelleri
İçimde yılgın rüzgârların ayak sesleri
Sende daha yeni yeni kavak yelleri”
Askeriyenin önüne geldiğimizde arabadan indik ve içeri geçtik.
Tim, bahçede goygoy yapıyordu ve sesleri buraya kadar geliyordu.
“Yengem gelmiş oğlum!” Diye bağıran birinin sesini duydum.
Barlas’tı.
“Çenesinin yayını sikeceğim şimdi az kaldı ya sabır!” Diye bağırdı Sarp eliyle yüzünü sıvazlayarak.
“Sarp!” Dedim kızarak.
“Pardon!” Dedi o da ellerini havaya kaldırarak.
“Günaydın.” Dedim gülümseyerek.
Hepsi karşılık verdi. Sarp, elini belime koyarak beni kendine çekti ve kulağıma eğildi.
“Mustafa Albay’ın odasında diğer timin komutanı ile görüşüyor olacağım.”
O kadar yakındık ki onun o ferah, deniz kokusunu duyuyordum. Farkettirmeden derin bir nefes aldım ve kafamı salladım.
Kenarda oturan Ilgın’ın yanına gittim ve bankın diğer tarafına oturdum. Dalmış gözüküyordu. Beni farkedince gülümsedi.
“Kusura bakma, dalmışım.”
“Önemli değil.”
“Bir şey mi oldu?” Diye sordu tereddütle.
“Yok, hayır. Ben sana bir şey söyleyecektim.” Diye cevap verdim çekinerek.
“Çekinme dinliyorum.”
“Sarp,” Diye başladım. “Ona dikkat edin olur mu? Fevri davrandırtmayın ne bileyim işte sen anladın bence. Benim sana bunu söylediğimi söyleme ama.”
Güldü.
“Söylemem.”
“Sağol!” Dedim gülümseyerek.
Yanından kalkıp askeriyenin içine doğru yürüdüm. Koridorda herkes birbirleriyle konuşuyor, oradan oraya koşturuyordu. Bazıları da eşleri ile vedalaşıyordu. Ben askerleri izlerken Mustafa Albay’ın odasının kapısı açıldı ve içeriden Sarp ve onun dediğine göre diğer timin komutanı çıktı.
Adeta koşar adım yanına ilerledim. Sarp, yanındaki komutana bir şeyler söyleyip benim yanıma geldi. Askeriyedeki herkesin gözlerinin bizim üzerimizde olduğunu hissettim.
O da hissetmiş olacak ki yanıma gelip beni kendine çekti. Hiç beklemediğim bir şey söyledi.“Etrafımızdakiler bakıyor diye değil kendim istediğim için sarılacağım sana.”
Tam bana sarılmak için hamle yapacaktı ki yanımıza gelen Barlas ile hamlesi yarım kaldı. “Bu çocuk beni mi takip ediyor anlamıyorum!” Diye fısıltıyla bağırdı. Dudağımın kenarının kıvrılmasını engelleyemedim.
“Komutanım, yola çıkmamız gerekiyor.” Dedi ciddiyetle. Onu ilk defa bu kadar ciddi görüyordum.
“Geliyorum.” Dedi Sarp sadece ama gözlerinden küfür ediyordu resmen.
Barlas yanımızdan ayrılınca bana döndü ve yarım kalan hamlesini tamamladı.
Kollarını bana doladı beni göğsüne yasladı. İtiraz etmedim çünkü onun kokusuna alışmıştım ve o yokken boşluğa düşecektim. O yüzden bende kollarımı tereddüt ederek sardım.
“Dikkat et olur mu?” Dedim masumca. Dudaklarını ve burnunu saçlarımda hissettim. Derin bir nefes aldı.
“Ederim, sende dikkatli ol. Aç bırakma kendini.”
Dudaklarımı büzerek başımı salladım göğsündeyken. Başımı kaldırdı ve ellerini yanağıma yasladı. İçimden bir ses bu olanlar yanlış diyordu ama diğer ses rahattı. Sanki rahat olan daha baskındı ki kalbimde ona inanıyordu.Diğer sesi bir süreliğine susturdum.
Yanaklarımı ve gözlerimi sevdi. Sanki son kez görüyormuş gibi. Bu düşünce aklıma geldiği gibi ürperdim. “Son kez görüyormuşsun gibi davranmasana.” Dedim sinirle.
“Belli olmaz, belki-,” Dediği an susturdum. “Sakın!” Dedim sesimi yükselterek.
“Tamam, tamam.” Dedi beni sakin tutmaya çalışır gibi.
Başımı kendine çekti ve sıcak dudaklarını alnıma bastırdı derin bir nefes alarak.
Ben ömrü hayatımda belki de ilk defa bir andan tereddüt etmedim. “Yaptığın yanlış!” Diyen sesimi dinlemedim. Rahat olan sesimi dinledim ve bundan hiç kuşku duymadım.
Hayatımda ilk defa rahat nefes almaya başladım.
Belki de Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi yaş otuz beş yolun yarısı ediyordu. Her ne kadar daha tam 35 olmadıysam bile yolun yarısını aşacak şeyler yaşamıştım.
Yine de o an, o koridorun ortasında, onlarca insan bize bakarken ilk defa kendimi bir yere ait hissettim.
Kalbimdeki buz kütlesi, Sarp’ın nefesiyle çatlamaya başlamıştı. Belki bu bir hataydı, belki kurduğum yalanlar silsilesinin içinde kendimi de kaybedecektim. Ama o an, tek bir şeyi biliyordum.
Fırtınanın tam ortasındaydım ve ilk kez rüzgârdan kaçmak istemiyordum.
"Git," dedim fısıltıyla, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Git ama... mutlaka geri dön."
“Döneceğim,” Dedi. “Ne olursa olsun döneceğim sana.”
Nasıl buldunuz bölümü!
Didem'in hisleri hakkında ne düşünüyorsunuz??
Yorumlarınızı ve oylarınızı merakla bekliyorummm!
Gelecek bölümde görüşmek üzereee!
Bölüm etkileşimi
