SINIRIN KANUNU kitap kapağı

23. bölüm / 38

SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"

Vaveyla Yazarı: Serra Nur Ü.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"
  1. 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
  17. 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
  20. 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
  23. 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime · Okuduğun bölüm
  24. 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
  29. 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
  30. 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
  31. 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
  32. 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
  33. 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
  34. 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
  35. 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
  36. 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
  37. 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
  38. 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime

Herkese merhabalaaaaaar!

Çok güzel bir bölümle geldimmm! Umarım beğenir,keyifle okursunuz!

İyi okumalar!

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

"İnsan birini sevince kalbi onunla çarparmış, onunla iyileşirmiş. Sen benim hem yaram hem merhemimsin."
-Franz Kafka-

“Ya yenge sıra gecesi için bizim Urfa’ya falan gitmemiz gerekmiyor muydu?” diyen Alaz ile bakışlarımı elimde tuttuğum telefonumdan ona doğru kaldırdım.

“Gerekiyor. Bir dahakine Urfa’ya gideriz. Halamlar orada oturuyor. Burada da sıra gecesi konsepti yapan bir mekan buldum.” Diye cevap verdim sakince.

“Yavrum, birkaç ay sonraya erteleyemez miydik şu sıra gecesi işini?” diyerek kollarını bana doladı Sarp. Alnıma bir öpücük kondurduğunda gülümsedim.

“Olmaz! Vallahi sıra gecesi aşerdim ya!”

“Ya sabır amına koyayım ya! Diğer kadınlar yiyecek aşerirken benim karım sıra gecesi aşeriyor ya rab!”

“Bu da karının farkı yüzbaşım.”

Planlarımızda sıra gecesine gitmek yoktu. Aslında bir yere gitmek de yoktu bahçede hep beraber vakit geçirmek vardı ama eve gelirken bir mekanın afişini görmüştüm. Birkaç sene önce halamın yanına gittiğimde sıra gecesine gitmiştim ve çok eğlenmiştik.

Annem gelene kadar.

Gelmiş, hepimize geceyi zehir etmişti. Şimdi afişi görünce hep beraber eğleniriz diye herkes lojmanın bahçesine geldiğinde söylemiştim. Bengi de fikrimi beğenmişti.

Fakat Sarp bir zarar gelir diye korkuyordu. Lale Hanım sadece dikkatli olmamı, arabayla bir yere gideceksem çok sarsılmadan gitmem gerektiği konusunda uyarmıştı.

Yaklaşık yarım saattir Sarp’ı ikna etmeye çalışıyorduk. “Sarp,” dedim yavru kedi bakışlarımı atarak.Dudak büzdüm çocuk gibi. “Hadi işte inat etme ya, gidelim!”

“Bakma şöyle kadın bakma! Reddedemiyorum anasını satayım!”

Kıkırdadım. Bu iş de tamamdı.

“Gidiyoruz o zaman!”

“Gidiyoruz güzelim, gidiyoruz. Hadi dağılın arabalara.Bizi takip edin.”

Arabaya bindiğimizde uzanıp ekrandan radyoya girdim. Normalde beraber hazırladığımız bir listemiz vardı ama merak ettim.

Arabanın içini Mustafa Sandal’ın sesi doldurunca gülümsedim. Okula giderken dinlediğim çok eski şarkılardan biriydi. Bir sene çok popüler olmuştu.

“Tam isabet, tam isabet
Yakışır mı, yakışır mı
Bize adalet , bize adalet
Karışır mı, karışır mı?”Mırıltıyla şarkıyı söylemeye başladım.

Bir yandan da Sarp’a bakıyordum. Biçimli yeni çıkmaya başlayan sakalları, Düz ile dalgalı arasındaki saçları, polo yaka tişörtüyle kusursuz ve oldukça yakışıklı bir adamdı benim gözümde.

“İzlemelere doyamadın bakıyorum da.” dedi serseri bir sırıtışla.

“Öyle oluyor arada.” dedim gülerek.

Bu sırada şarkı devam ediyordu.En sevdiğim kısmı gelince karnımı tutarak hafif ona doğru döndüm.

“Kim oyuncak ki sen oyuncusun
Hakkımızda hayırlısı yok daha
Belki avlanıyorken av olursun
Durma çevir aşkımın namlusunu bana.”

Elimi silah gibi yapıp kalbime koyduğumda hem yola bakıyor hem de bana bakmaya çalışıp gülüyordu.

“Bak şimdi en sevdiğim kısmı gelecek!” dediğimde kısık sesli kahkahasını duydum.

“Ateş et ve unut
Arkanı dön ve git
Yaramı saracak biri var mı diye geri dönme sakın!” Diye bağırdığımda, “Yavrum, sakin!” dedi telaş yaparak. Fakat ben ona aldırmayıp oynamaya devam ettim.

Ben bu kadar neşeli bir insan olmamıştım. Çocukken bile bu kadar neşeli bir insan değildim. Neşelenmeme izin yoktu daha doğrusu.

Ben neşemi 10 yaşında kardeşimle beraber toprağa gömmüştüm.

Sarp ile evlendiğimden beri eskisinden kat kat daha fazla gülümsüyor, şarkı söylüyor hatta bazen dans ediyordum. Sarp, bana bir çok şey katmıştı.

“En kısa zamanda Leylalar'ın yanına gidelim. İkizleri de göremedik ayıp oldu.”

“Yavrum, kızımız bir doğsun. Gideriz hep birlikte ailecek.”

Ailecek..

Artık ailem vardı değil mi benim?

Hep beraber sıkıntısız sofraya oturabileceğim, mesleğimi de yapabileceğim, birine annelik yapmayı öğrenebileceğim bir ailem olmuştu benim.

“Aslında şimdi de gidemez miyiz?”Gerçekten biraz değişikliğe ihtiyacım vardı.

“Her an görev çıkabilir güzelim, bu dava riskli.”

Haklıydı. Bize saldırmaya kalkışmışlardı. Allah bilir uzun yola gitsek ne yaparlardı. Üstelik ben önemli değildim karnımda kızım vardı. Onun ve Sarp'ın canı benim için daha önemliydi.

“Haklısın.” Dedim sadece.

“Sen sıra gecesine falan gittiysen biliyorsundur o zaman çoğu oyun havalarını.” Çapkınca güldü.

“E herhalde yüzbaşım. Babannem Urfalıymış benim. Dedem Hataylı. Kaptık bizde bir şeyler.” Göz kırptım.

“O zaman sorayım bakayım hangi oyunları biliyorsun. Bence birkaç tanesini bilmiyorsun.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

“Başlayalım da görelim yüzbaşım o zaman.”

“E hadi. Soruyorum o zaman. Reyhani?”

“Tabi ki de biliyorum.”

“Halay?”

“SARP HATAYLIYIM BEN!” Dedim sinirle. Nasıl halayı bilmediğimi düşünürdü?

“Savunma yapmak istiyorum sevgili karım.” Dedi bir elini yukarıya doğru söz almak ister gibi kaldırırken.

“Sokrates misin sen ya! Yap hadi dinliyorum bakalım.”

“Vazgeçtim, devam ediyorum. Sen beni çiğ çiğ yersin çünkü. Zeybek?”

“Bir kere denemiştim ama o kadar çok oynamışlığım yok. Ama Reyhani de üzerime tanımam yüzbaşım. Kuzenlerimle çok oynardık. Oynayan çiftlere de çok özenirdik.”

“Kuzenlerin neden seninle reyhani oynuyor yahu?” Kıskanmıştı.

Daha o zamanlar ergenliğe yeni yeni girmiş bir genç kızdım neredeyse 20 yıl olmuştu.

Sesli güldüğümde bakışları bana döndü. Neredeyse mekana gelmiştik zaten. “Kocanla da oynarsın o zaman bir Reyhani?”

Sarp İzmirli değil miydi? Nereden biliyordu ki? “Sen nereden biliyorsun Reyhani oynamayı?” diye sordum bana sorduğu soruyu tekrar ona sorarak.

“Bilmem öğrenmiştim öyle.”

“Kiminle oynadın Sarp!”

“Yavrum vallahi kimseyle oynamadım ya! Nehir ve Ilgın öğretmişti. Yengemize taktik verirsin diye.”

“Hangi yengeydi bu? Nereliydi? Ne zamandı?” Nefes dahi almadan hiç ara vermeden sıraladım tüm soruları.

“Ya sabır ya rab!” dedi eliyle yüzünü sıvazlarken. “Güzelim, benim yalan söylemeyeceğimi biliyorsun değil mi? Nehir ile Ilgın, seninle ilk tanıştığım zamanlar bana öğretmişlerdi. Beni çocuğa çevirmişlerdi resmen. Onlara göre ben seninle zaten eninde sonunda seninle evlenecektim, senin benim kaderim olduğunu düşünüyorlardı.”Duraksadı ve nefes aldı. “Haklılarmış. Kaderimmişsin. Kader bana hediye diye seni yazmış.”

Artık tamamen tükendiğimi hissettiğim iki gece vardı.

Biri aldığım çok önemli bir ceza davasıydı.

Mesleğe ilk başladığım zamanlardı. Küçük bir kız çocuğunun hayatı vardı işin ucunda. Çok dua etmiştim. O davayı kazanıp o kız çocuğunun hayatını kurtarabilmek, kimsenin hakkına girmemek için. Karşı taraf beni çok zorlamıştı. Yılların deneyimli avukatlarındandı avukatları. Kimse inanmamıştı bu davayı alabileceğime. Kendime de pek inancım yoktu.

Ofiste 2 gün uyumamış bu davaya çalışmıştım. Küçük kızın ağlamaları hala gözümün önündeydi. Davayı kazandığımda o kadar mutlu olmuştum ki. O küçük kız dizlerime kapanıp sarılmış, onlarca kez teşekkür etmişti.

Babamla konuşup burs ayarlamasını rica etmiştim. Ondan hiç bir şey istemediğim için bu isteğime şaşırmış ama geri çevirmemişti. Yaklaşık 10 senedir burs veriyordu. Bende elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordum.

En son gittiğimde o küçük kız adının anlamının hakkını vererek çok çalışmış hukuk fakültesini kazanmıştı.

Berna idi adı. Hala sıklıkla arar, teşekkür ederdi.

O zamanlar davaya çalışırken içim çıkana kadar ağlamıştım. O kız çocuğu kendi öz anne ve babasından istismar görmüştü. Korkudan kimseyle iletişim kuramıyordu bile ilk zamanlar.

Sırf onu kurtarabilmek için elimden geleni yapıp kurtaramayacağımı düşündüğüm için -Aile zengin ve tanınmış bir aileydi- tükendiğimi hissetmiştim.

Hayatımda tükendiğimi hissettiğim bir diğer gece ise annemin beni şikayet edip hayatımdaki tek tutunma sebebimi, mesleğimi elimden almak istediğini öğrendiğim geceydi.

Sinir krizi geçirip her yeri yıktığım, Allah’a yalvardığım gece.

Belki de o yalvarmalarımın karşılığı o gün kapının çalmasıyla ayağa kalkıp kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kişi Sarp’tı.

Hayatımda ilk defa yaralarımı sarmış, sarılmış, dağılan etrafı toparlamıştı.

Benim kaderimde o vardı. Biz bir şekilde denk düşecektik. O yüzden kadere çok inanırdım.

Yaşadıklarımın sonunda bana yine Sarp verilecekse inanılmayacak bir şey ama tekrardan yaşamaya razıydım.

Umut’un ölümü hariç. Onda yaşamamıştım zaten ölmüştüm.

Sarp’ın hediyesinin ben olduğuma değil de benim hediyemin Sarp olduğuna çok emindim.

“Eflal,” dedi Sarp ben böyle dalıp gitmişken. Araba durmuştu. Etrafıma baktığımda mekana geldiğimizi gördüm. Herkes inmiş, bizim inip yanlarına gelmemizi bekliyorlardı.

Bakışlarımı ela gözlerine kenetledim.“Efendim?”

Cebinden bir kutu çıkardı.

Yüzük kutusu.

“Genelde evliliğin simgesi diye zorla dayatırlar. Özellikle kadınlara. Fakat ben seni böyle bir şeye mecbur bırakmak istememiştim. Bir halkayı parmağına geçirdiğinde evli olunmasına inanmıyordum ben. Babam ve annemden böyle görmüştüm. Şimdi aylar oldu biz evleneli. Kızımız oluyor.” Bu gerçeğe hala inanamıyormuş gibi karnıma dokundu ve gülümsedi. “Evlilik demek bir halkayı parmağına geçirince olmuyormuş Eflal. Evlilik demek yaralara merhem, hastalığa şifa, derde derman ve en önemlisi birini canını hiçe sayacak kadar çok sevmek demekmiş. Eflal, ben seni canımı hiçe sayacak kadar çok sevdim. Biliyorum evliyiz. Ama kağıt üzerindeki bir evlilikti bu biz evlenirken. Mutlu bile değildik. Duygusuz, bir amaç uğruna yapılan bir evlilikti bu. Şimdi ben diyorum ki her şey bittiğinde, bu davayı hallettiğimizde, kızımız doğduğunda, artık derin bir nefes aldığımızda sana güzel bir düğün yapayım. Kızımız kimsenin göremeyeceği, belki de hiçbir çocuğa nasip olmayan bir şey görsün. Anne ve babasının düğününü. Her şeyin yoluna girmesi belki yıllar alacak bilemem ama sana söz veriyorum benim güzel karım. Telli duvaklı gelin edeceğim seni.” Her cümlesi yüzümdeki gülümsemeyi büyütüyor, gözlerimi dolduruyordu. Kolay kolay ağlamayan ben aylardır ağlıyordum onun yanında.

“Eflal,” dedi. Yüzük kutusunu açtığında içinde etrafında sarmaşık dalları olan gümüş halkaya sahip ortasında da badem kesim şeklinde bir safir taşı olan bir yüzük vardı.

O kadar güzeldi ki daha önce hiç böyle bir yüzük görmemiştim.

“Benimle evlenir misin?”

Tam o anda sanki radyodan bizi dinliyorlarmış gibi bir şarkı sesi duyduk. Aslında şarkının bitiş kısımlarıydı ama anın büyüsünden yeni yeni duyabilmiştim.

“Sözün şiirlerin mükemmelidir
Senden başkasını seven delidir
Yüzün çiçeklerin en güzelidir
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.”

Sezen Aksu’da benim ona olan aşkımı duymuştu sanki.

“Bence cevabı Sezen Hanım benden önce verdi.” Dedim ekrana bakıp gülümserken. “Seninle her zaman binlerce kez evlenirdim, yine evlenirim.”

Minik karnımın ve emniyet kemerinin izin verdiği kadar uzanıp sarıldım ona. O da çok yormayıp hemen uzandı ve kollarımı karşıladı.

O hep benim kollarımı karşılardı.

“Yüzüğümü alabilir miyim?” dedim tatlı tatlı. Kutusundan çıkarıp parmağıma özenle taktı. Elimin üzerinde dudaklarını hissettiğimde gülümsedim.

Cama tıklatılınca ikimizinde gözleri cama döndü. Uraz, cama yapışacaktı neredeyse.

“Komutanım, sıra gecesi bitti biz hala giremedik. Hayır çıkmayacaksanız oradan söyleyin de yetişelim, acıktık.”

“Oğlum, sen harbi romantik anların katilisin lan!” diye bağırdı Sarp, camı açıp.

Uraz, camdan kafasını içeri sokmayı başarınca parmağımdaki yüzüğe ve ortada duran yüzük kutusuna takıldı gözleri. “Ohaaaa!” dedi gözlerini kocaman açarak. Kafasını içeriden çıkartıp dışarıdakilere doğru baktı. “Lan komutanım yengeme evlilik teklifi etmiş!” diye bağırdı.

“LAN BİZ DAHA SEVDİĞİMİZ KADINA EVLİLİK TEKLİFİ EDEMEDİK, ADAM NİKAHLI KARISINA TEKRAR NİKAHLANMAYI TEKLİF ETMİŞ AMINA KOYAYIM!” Diye bağıran Barlas’tı. Uzun zamandır zaten Ilgın ile sevgililerdi.

Aslında onlara göre uzun bir zamandı. Çünkü onlar askerdi ve onların uzun zamanları yıllar olmazdı. Yarınları belli değildi çünkü.

Barlas’ta daha fazla bekletmek istemediği için Ilgın’a evlilik teklifi etmek istiyordu.

“Barlas, sakin ol be adam!” diye cırladı Ilgın’da.

Sarp, arabayı tamamen durdurup emniyet kemerimi çıkardı. Kendisininkini de çıkartıp kapıyı açıp indi.

Daha sonra da benim kapımı açtı. “Yavaş, yavaş.” Dedi tembihler gibi.Hamileliğimin başından beri çocuk gibi yavaş inmekle tembihleniyordum.

Arabadan inip timin yanına gittiğimizde mekanın girişine doğru yürümeye başladık. Mekana girdiğimizde içeride bizi kocaman bir alan karşıladı.

Gerçekten çok büyük bir alandı.Yerlerde üzerlerinde çeşitli motiflerin olduğu kilimler seriliydi. Upuzun masalar vardı kenarlarda. Sandalye yerine masaların etrafında motifli geniş minderler vardı.Masanın üzeri yemek doluydu.

Gelmeden önce bizimkiler aramış olacak ki bize en öndeki masa ayrılmıştı.

“Gerçekten kocaman burası.” Diye mırıldandı kocaman karnıyla yürümeye çalışan Bengi.

“Aynı fikirdeyim.” Diyen ise Nehir’di.

“Hadi geçin de yemek yiyelim acıkmışsınızdır.” Sarp, omzuma kolunu atıp beni önden ilerletti ve tam ortadaki minderlerden birine ben diğerine de o oturdu.

Herkes oturduğunda garson yanımıza gelip siparişlerimizi aldı ve önümüzde çiğköfte yoğurmakla meşgul olan adamı izlemeye başladık.

“Komutanım,” dedi Aydın.

“Söyle Aydın.” Sarp, olduğu yerde dikleşti.

“Merthan komutanı da çağırsaydık. Ayıp olmuştur.”

“Ben sordum, meşgul olduğunu fakat davet ettiğimiz için teşekkür ettiğini söyledi.” Diyen Nehir ile Uraz bir hışımla ona döndü.

“Sen niye soruyorsun kızım!” dedi çıkışarak.

“O sesini alçalt Uraz.” Dedi Nehir sinirle.

“Elin adamını niye sen davet etmek için arıyorsun? Biz neyiz burada?”

“Mal olduğun kesin. Ayrıca sanane!”

“Sesinizi alçaltın!” diye bağıran ise bendim. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar yüksek sesle bağırdığımı fark etmiş olacaklar ki sustular ama birbirlerine olan bakışlarını çekmediler.

“Sen bugün hemşirene gidememişsin herhalde kardeşim.” Diyen İlhan’dı.

“İlhan, siktir git başlatma hemşirene şimdi!”

“Bana bakın lan! Edebinizle oturun şurada delirtmeyin beni!” diye çıkıştı Sarp.

Masaya yemeklerimiz geldiğinde herkes sessiz oldu ve yemeye başladık.

Barlas, masadaki kadehlere rakıyı hazırlamaya başlayınca anason kokusu öyle güzel geldi ki burnuma bir anda. “Bir yudum alsam ne olur ki?” dedim kısık sesle.

“Eflal, yasak.” Dedi Sarp.

“Ama canım çekti.”

“Canın rakı mı çekti?” diye sordu ciddiliğimi ölçmek ister gibi.

Masadaki herkesin bakışlarını üzerimde hissettim.“Hıhım.” Dedim.

“Didem, yasak olduğunu biliyorsun.” Dedi Bengi.

“Biliyorum, maalesef ki. Kokusunu koklasam.” Dudak büzdüm. Çözüm yolu bulmaya çalışıyordum.

“Birkaç dakika sabredebilir misin?” diye sorunca kaşlarımı çattım. Ayağa kalktı.

“Nereye?”

“Geliyorum. Bekle.” Masadakilere doğru baktı. “Göz kulak olun.”

Birkaç dakika sonra elinde bir rakı bardağıyla geldi.“Abi yasak!” diye bağıran Bengi’ye aldırmadı. Yanıma gelip yerine oturdu ve kadehi önüme bıraktı.

“İç bakalım.” Dediğinde tereddütle baktım. Ama merak ettiğimden de bir yudum aldım. Tadı aşırı aşırı rakıya benzemiyordu ama andırıyordu. Görüntüsü tıpa tıp rakıya benziyordu.

“Sen ne yaptın?” dedim hayretle.

“Yalancı rakı.” Dedi sakince.

“Sarp, sen sırf ben aşerdim diye yalancı rakı mı yaptın?” dudaklarım titredi.

İstediğim her şeyi tek kelimemle yapan bir eşim vardı. Bu zamana kadar isteklerini dile getiremeyen bana bile istemeyi öğreten ve tek kelimemi emir sayan bir adam vardı.

Ben bu adamı nasıl sevmeyeyim?

“Çüş! Yarışamazsın ki nasıl yarışacaksın?” diye hayret içinde konuşan Alaz’dı.

“Kardeşim helal olsun parti kur oy verelim ya.” Barlas elini kaldırıp göğsüne koydu eyvallah der gibi.

“Bu kadarı benim bile aklıma gelmemişti.” Diyerek araya giren ise Aydın’dı.

“Ne var bunun içinde?” dedim merakla yudumlarken.

“Süt, maden suyu, soğuk su ve biraz da buz.”

“Adamdaki zekaya bak lan!” Uraz’ın gözleri hayret içinde kocaman açılmıştı.

“Rabbim seninkini alıp Sarp abiye nakletmiş işte.” Dedi sinirle Nehir.

“Nehir!” diye çıkıştık Sarp’la aynı anda.

“Tamam Kurt! Sakin olun. Şimdi kadehlerimizi aileye katılacak kızımız ve oğlumuz için kaldıracağız!” Barlas neşeyle kadehini kaldırıp ortaya doğru getirince herkes kadehini kaldırdı ve Barlas’ın kadehinin yanına doğru getirdi.

Bengi, günlük hayatta da pek tercih etmediği için onun kadehinde su vardı. Tercih etseydi bile zaten içemezdi benim gibi hamileydi çünkü.

“Sağlıkla,sağ selamet gelsinler.” Dedi Sarp ve herkes tokuşturdu kadehleri.

İçerken bir anda reyhani oyunu için kullanılan müziğin ritmini duyunca muzipçe Sarp’a döndüm. “Buyurun o zaman yüzbaşım reyhani marifetlerinizi görelim.”

“Eflal.” Dedi tereddütle.

“Hadi hadi bir şey olmaz. Öyle hoplamalı zıplamalı bir oyun değil zaten.”

“İyi hadi.” Ayağa kalkarken benim de ayağa kalkmama yardım etti.

Alanın orta kısmına doğru geçerken Ilgın’ın sesini duydum. “Abi! Yengeme rezil etme bizi!” diye bağırdı.

Alanın ortasına geçtiğimizde Sarp, çalışanlardan birine seslenip şarkının sesini yükseltmesini istedi.

Reyhani, aslen Mardin’e özgü yöresel bir oyundu. Fakat doğu da birçok yörede de oynandığını biliyordum. Urfa’da da oynanıyordu mesela.

Ritim başlayınca önce sağ ayağımı öne doğru attım. Ellerimi omuz hizama doğru getirip bileklerimi esnettim. Sarp’ta tam karşımdaydı. Sol kolunu arkasına doğru koydu, sağ kolunu göğe doğru kaldırıp avucunu açtı.

“Eh işte idare eder yüzbaşım.” Dedim ritme ayak uydurarak ona doğru bir adım atarken.

“Daha Bismillah yavrum.” Dedi baş döndürücü bir ses tonuyla.

Hormonların halay çekmeye başladı Didem.

Ritim hızlanmaya başladığında, ikimiz de aynı anda dizlerimizin üzerine hafifçe çöktük. Ellerimizi havaya kaldırdık. Önce göğe açıp sonra kalbimize indirdik. Sarp, etrafımda bir tur döndü.Gitgide birbirimize yakınlaşmaya başladık.

Etraftan ıslık sesleri duyulunca hafif yana doğru baktığımda timin ıslık çaldığını ve alkış tuttuğunu gördüm.

Oyunun sonuna doğru gelirken Sarp tekrar tam karşımda durdu. İki elini de kalbinin üzerine koydu ve başını hafifçe öne eğerek beni selamladı. Bende kollarımı iki yana açıp ona aynı şekilde karşılık verdim.

Oyun bittiğinde bir kolunu belime doladı ve masaya doğru ilerletti. Tim hala alkışlamakla meşguldü.

“Yoruldun mu?” diye mırıldandı.

“Hayır. Gayet iyiyim yüzbaşım. Sizde ne cevherler varmış ya!”

“Eh, bizde boş değiliz.” Dedi kendiyle övünürken.

Birkaç saat daha masamızdan gülüşmeler, kahkahalar, atışmalar, muhabbetler eksik olmadı. Gerçek bir aileydiler benim için.

Gece bittiğinde mekandan çıkarken epey geç olmuştu. “Komutanım, biz çıkalım arabaları çalıştırırız.” Uraz ve İlhan kapıdan çıkarken Uraz, İlhan’ın kulağına bir şeyler söyledi ve İlhan yanımıza geldi.

Solumda Ilgın ile konuşan Nehir’e döndü. “Nehir, Uraz seni çağırıyormuş. Bir şey danışacakmış.”

Nehir, yanımızdan ayrılırken “Yine ne yaptı acaba gerizekalı.” Diye homurdandı Sarp.

Dışarı çıktığımızda ikisini de göremedik. “Burada kalalım.” Dedi Sarp diğerlerine bakarak.

Onaylamak için başını salladılar ve vedalaşıp arabalarına bindiler.Geriye sadece Uraz’ın ve Sarp’ın arabası kalmıştı.

Seslerin yükseldiğini duyunca arka taraftaki sokağa doğru yürüdük. Çok ıssız bir sokak değildi ama ürpermiştim ister istemez. Sarp, belindeki silahın tetiğini çekmiş tekrar beline koymuştu. Bir eli ile de benim elimi tutuyordu.

Biraz yürüdüğümüzde duvarın hemen önünde Nehir’i ve hemen onun karşısında dikilen Uraz’ı gördük.

“Salak salak konuşup beni delirtmeyi kes artık sanane aradıysam aradım!” diye bağırdı Nehir işaret parmağını ona doğrultarak.

“Lan ne demek aradıysam aradım?” diye kükredi Uraz. Burun kemerini baş ve işaret parmağıyla sıktı.

“Çok mu umurundayım ben? Hemşire kızların yar olmadı mı sana? Birlikte olamadın mı birisiyle? Ara istersen bulursun birilerini. Senin gibiler için kolay ta-” Nehir tam cümlesine devam edecekti ki Uraz elini duvara vurdu.

Ve sonra hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Uraz, Nehir’in dudaklarına yapıştı.

“Bu kadarını beklemiyordum.” Diye mırıldandım.

Dudakları birbirlerinden ayrıldığında Nehir, elini kaldırıp Uraz’a tokat attı. “Gerizekalı herif! Sen beni o saf kızlara mı benzettin?” diye bağırdı. Tam gitmeye yeltenirken Uraz belinden tutup onu iyice kendine doğru çekti.

“Ne hemşiresi kızım! Yok hemşire falan! 1 senedir kimseyi hayatıma almadım, kimseye dokunmadım ben!”

“Çüş! Bu kadarını bende bilmiyordum.” Dedi Sarp hayretle.

“Yalan söylüyor olabilir mi?”

“Zannetmiyorum, Uraz çapkındır falan ama asla yalan söylemez böyle ciddi meselelerde.” Dedi büyük bir ciddiyetle.

Nehir sesini biraz daha yükselterek konuşmaya devam etti. “İlhan, neden böyle söylüyordu o zaman? Uraz, saçma sapan konuşup delirtme beni!”

“ÇÜNKÜ İLHAN SANA AŞIK OLDUĞUMU BİLİYORDU!” Diye kükredi bir anda.

“Ha siktir!” dedi Sarp.

“Bir çekirdeğim eksik şu an.” Diye mırıldandım. Burnuma gelen taze kavrulmuş çekirdek kokusuyla,“Sarp!” dedim kısık sesle.

“Yavrum, sakın bana tam şuan çekirdek aşerdiğini söyleme.”

“Aşerdim ama bekleyebilir. Bunların sağ selamet eve gittiklerini görmem lazım. Nehir her an Uraz’ın üzerine atlayacakmış gibi duruyor.”

“NE?” diye bağırdı Nehir.

“İstediğin bu değil miydi? Bunu duymak istemiyor muydun? Köpek gibi aşığım kızım ben sana! 1 senedir hem de!” Ve tekrar Nehir’in dudaklarına yapıştı. Bu sefer Nehir de karşılık verdi.

Anlaşılan oydu ki ailede yeni bir aşk başlıyordu.

Bölüm hakkındaki düşünceleriniz neler?

Uraz'ın itirafıyla neler olacak sizce?

Bölüm hakkında detaylı yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum!

Bazen uygulama önceki bölüme atıyor yorumları öyle olduğunda da çok sinirleniyorum inşallah yine olmaz.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

287okunma 14beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18