19. bölüm · SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 19/ "ANNE"

Serra Nur Ü.

Herkese merhabalaaaaaar!

Beni her anlamda çok zorlayan bir bölüm oldu. Size duyguları geçirebilirsem,hissettirebilirsem ne mutlu bana.

İyi okumalar! Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

"Yara en çok avucumun içinde, çünkü elimi hiç tutmadın. Ama ne zaman düşsem, yine senin adını fısıldadı içim."
-Şükrü Erbaş-

SARP’tan…

“Eflal!” Gözüm kucağıma yığılan kadından başkasını görmüyordu. Bayılmasına rağmen hala inliyor ve karnını tutuyordu. “Hayır! Hayır!” diye bağırıyordum sadece. Gözümün önünde bir bebeği daha kaybedemezdim. Hele ki bu kendi bebeğimse dayanamazdım daha fazla.

Ellerimi bembeyaz kesilmiş, rengi solmuş yanaklarına sardım. “Eflal, yapma ne olursun yapma güzelim.” Eğer ona ve bebeğe bir şey olursa toparlanamazdım. Bu acıya dayanamazdım.

Şuan gözümün önündeki Eflal değil Leyla’ydı. Kucağımda kan içindeydi. Çok kan vardı. Ben kardeşimi hiç böyle görmemiştim. Niye bu kadar çok kan vardı?

Birinin omuzlarımı sarsmasıyla ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerimi açtım. “Abi!” diye bağırıyordu Ilgın. “Didem’i hastaneye götürmemiz lazım. Lale Hanım’ı aradık. Hadi!” Diye bağırdı beni arabaya doğru ittirmeye çalışarak.

Didem’in hamile olduğunu öğrendiğimde her ihtimale karşı doktorunun numarasını Ilgın’a da göndermesini istemiştim.

“Kan,” diye mırıldandım. Elbisesinin eteklerine ve bacaklarının iç kısmına doğru baktım. Göremeyince rahatlamış bir nefes verdim. “Arka kapıyı aç Barlas!” diye kükredim.

Önce Eflal’i yatırdım dikkatlice daha sonra kendim oturdum ve başını dizlerime aldım. “Abi, sol tarafına doğru yatır.” Dedi Ilgın ön yolcu koltuğuna oturup arkasını döndüğünde.

Yavaşça sol tarafına yatırdım. Hafifçe kıpırdanır gibi oldu, göz kapakları hafifçe aralandı. “Eflal!” dedim önüne gelen saçlarını arkaya atarken. “Güzelim, iyi misin?”

“Ağrım,” diye mırıldandı. “Çok ağrım var. Bebek.” Dedi ve sustu.

“Barlas, yalvarırım daha hızlı sür!” diye bağırdım çaresizce.

“Şşşt, bir şey olmayacak. İyi olacaksınız bebeğim. Stresten oldu, minik uyardı bizi, bir şey yok.”

“Abi! Geldik! Lale Hanım karşılayacak bizi şimdi!” Ilgın birkaç şey daha söyledi ama duymadım.

Araba sertçe fren yapıp durduğunda arabanın kapısını açtım. Sedyeye yatırmaya kıyamadım. Çok sarsarlardı şimdi. Canı yanar çabucak midesi bulanırdı onun.“Kucağıma alacağım, siz hangi odaya gidileceğini söyleseniz yeterli.” Dedim yanımıza gelen görevlilere.

Hastaneye girdiğimizde Lale Hanım’ı gördüm onun gittiği yere doğru Eflal’i sarsmadan hızlıca yürüdüm.“Şuraya yatırabilirsin Sarp.” Lale Hanım’ın gösterdiği yere dikkatlice yatırdım.

“Tansiyon aletini getirin.” Dedi yanındaki hemşireye. “Kasılma önleyici hafif düşük doz bir ağrı kesici serum hazırlayın çabuk!”

“Çok ağrısı var, durdurur mu? Bir şey olmuş mu?” diye sordum sesimin titrememesine özen göstererek.

“İlk trimester’da olduğu için fazla doz bir şey yapamam Sarp.”

“Lale abla.” Dedim hanım kelimesini boş verip. “Ne olur iyi olduğunu söyle.” Sakinleşmemi ister gibi kolumu sıvazladı.

“İyiler Sarp. Çok stres yaptığı için kasılmaları olmuş. Sancıları bu yüzden. Beyni acı eşiğinin üstüne çıkınca kendini kapattığı için bayılmış. Kanaması yok bu iyi bir şey.”

Tuttuğum nefesi verdim. Ben Lale Hanım ile konuşurken, Eflal’e çoktan serum takmışlardı. Tansiyon ölçümünü bitirdikten sonra bir hemşire yanımıza geldi. “Tansiyon 9’a 6 hocam.” Dedi tansiyon aletini yerine koyarken.

“Kötü mü yani?” diye sordum.

“Düşük. Hamileliğin ilk aylarında düşük tansiyon normal. Streslendiği için de düşmüş olabilir. Uyandığında ultrasonla da bakacağım.” Başımı salladım sadece.

Lale Hanım, odadan çıkarken bende Eflal’in yattığı yatağın yanındaki sandalyeye oturdum. Elimi elinin üzerine koydum. Birkaç dakika sonra elimi sıktığını hissedince gözlerine baktım. Göz kapakları zorlukla aralandı.

DİDEM’den..

Göz kapaklarımın üzerinde tonlarca taş vardı sanki aralayamıyordum. Zorlanarak aralamayı başardığımda keskin ilaç kokusu burnuma doldu ve yüzümü buruşturdum. Beyaz tavan ile göz göze gelince de nerede olduğumu anlamış oldum.

Sarp’ın kollarına bayıldıktan sonra sadece bir ara uyandığımı hatırlıyordum ama ne dediğimi hatırlamıyordum. Tek hissettiğim o canımı yakan ağrının künt bir sızıya dönüştüğüydü.

“Bebek,” dedim zorlukla. Başımı hafifçe hareket ettirdiğimde Sarp’ı gördüm. Üstü başı dağılmış, eli elimdeyken bana bakıyordu. “İyi mi? Bir şey mi oldu?” Dedim panikleyerek. Kalkmaya çalıştım ama o durdurdu.

“İyi, sende iyisin bebekte iyi güzelim. Stresten sancın olmuş. Tansiyonun düşünce de bayılmışsın.” Sıkıntılı bir nefes verdi. “Eflal, hamile halinle camdan çıkıp kurşun sıkmak ne demek yavrum?” dedi sitemle.

Haklıydı ama o an bunu düşünmemiştim. Korkum ona zarar gelmesiydi.

“Yine olsa yine yapardım.” Dedim sertçe.

“Eflal! Yavrum, yapma demiyorum. Ama hamilesin. Ayrıca ben varım yanında. Benim için önemli olan senin ve onun canı. Size bir şey olsa yaşasam ne olur zaten.” Dedi sinirle.Bakışları karnıma düştü.

“Sarp, ben o an bunu düşünemedim. Çok fazlalardı. Evet hatalıyım,daha dikkatli olmam gerekirdi ama ben bizi korudum. Sadece anne olmayı beceremiyorum, onu koruyamıyorum işte.” Dedim sonlara doğru sesim titredi.

“O nasıl söz?” Ayağa kalkıp üzerime eğildi ve alnımdan öptü. “Sen o kadar güzel bir annesin ki ilk bebeğini soruyorsun. Duymadım mı zannettin?” dediğinde kaşlarım çatıldı. “Daha silah sesini duyar duymaz karnına sarılıp miniğimizle konuşup onu sakinleştirmeye çalıştın. Kötü bir anne böyle mi yapar?”

Biz böyle konuşurken içeriye Lale Hanım girdi.“Nasılsınız bakalım?” diye sordu ultrason cihazının önündeki koltuğa otururken. Burada da ultrason cihazı olduğunu fark etmemiştim. Lale Hanım’ın odasında değildik çünkü.

“Biraz ağrım var, normal mi?” diye sordum endişeyle.

“Elbette normal Didemciğim, çok stresli bir ortamdaydın. Bebeğin sakinleşmeye çalışıyor.” Probu eline aldığında Sarp’ta elbisemi sıyırmama yardım etti. Probu kasıklarımda gezdirmeye başladığında önceden döktüğü soğuk jelin etkisiyle irkildim.

Cihazda birkaç tuşa bastığında merakla ekrana bakıyordum. Minik biraz daha büyümüştü sanki. “Size şimdi çok güzel bir ses dinleteceğim.” dedi Lale Hanım ve birkaç saniye sonra odanın içini bir ses doldurdu.

Gup-gup-gup-gup

“Bu,” dedim yaşlı gözlerle kekeleyerek. “Bu onun sesi mi?”

“Evet ve çok güçlü.”

Elimin ıslandığını hissettiğimde başımı sağa çevirip hafif yukarı kaldırdım. Sarp, hem gülüyor hem ağlıyordu. “Lale Hanım, bu- bu sesi ses kaydına alsam bir sorun olur mu?” dediğinde güldük.

“Tabi ki alabilirsiniz.” Sarp konuşurken ekran hareketlendi.Kalp atış sesi biraz daha hızlandı. Ağzım şokla açılırken Lale Hanım’a baktığımda o gülüyordu. “Sanırım babasına cevap veriyor. Onunla konuşmak istiyor.” Dedi gülerek.

“Babasının miniği, her şeyi.” Diye mırıldandı Sarp, ses kaydı alırken.

Ses kaydını kapattığında Lale Hanım konuşmaya devam etti. “Bebeğiniz gayet sağlıklı. Herhangi bir kanama ya da düşük riski görünmüyor. Sancıların olabilir 1-2 gün çünkü çok büyük bir stres atlattın. Kanaman olursa hemen gel.Bol bol dinlenmen gerekiyor Didem, özellikle bu hafta çok hareketli olmamaya çalış, zorlama kendini.”

“Lale Hanım, bizim birlikte olmamız bir sorun teşkil eder mi?” diye sordum dayanamayarak. Birbirimizi kışkırtmaktan ileriye gidemiyorduk. Ve ikimize zarar veriyordu.

Sarp’ın utandığını fark edince güldüm. Tam mıncırmalıktı şuan.

Koskoca yüzbaşıyı mıncırmak istemek. Aferin Didem.

“İlk trimester’da olduğun için ve sancıların bu aralar fazla olduğu için çok önermiyorum. Hem seni hem bebeği zorlar bu durum. En azından ilk 3-4 ayı atlatırsanız sonrasında rahat ve uygun şekilde birlikte olabilirsiniz.”

Bir süre kocanın baklavalarından mahrum kalman gerek Didem dedi açıkça kadın.

Nasıl yani göremeyecek miyiz?

Göreceksin ama tadını çıkartamayacaksın.

Tövbe tövbe.

Sanırım hormonlar iç sesimi daha da kudurtuyordu.

“Ayrıca miden bulansa dahi hafif şeylerle beslenmeye çalış. Aç kalmaman önemli.” Dediğinde başımı salladım ve Sarp’ın yardımıyla ayağa kalktım. “Diyoruz diyoruz da anlatamıyoruz.” Diye homurdandı Sarp.

Hemşireler serumu kolumdan çıkarttıktan sonra yavaş yavaş Sarp’ın koluna girerek odadan çıktık. Her ne kadar Sarp, kucağına almak istese de istemedim. Biraz yürümek iyi gelebilirdi. Ayaklarımı yere basar basmaz inledim. Kasıklarımdaki sızı kendini belli ediyordu.

Mıncırma isteğim hala baki olunca dayanamayıp yanaklarını sevdim Sarp'ın. "Eflal!" Dedi sitemle.

"Ya sen utandın mı?" Dedim tatlı tatlı. Böyle olmamın sebebi de hormonlardı bence.

"Doktora açık açık sevişebilecek miyiz? diye sorman yeterince utandırdı." Dedi gülerek.

"Ama haksız değilim, birbirimizi kışkırtıyoruz yok yere, ileri de gidemiyoruz, sinirleniyorum."Odadan çıkıp konuşurken biraz yürüdüğümüzde gördüğüm kişilerle kaskatı kesildim.

Annem ve babam.

Annemi aylardır görmüyordum. Babam da birkaç hafta önce yanıma gelmişti. Annem neden gelmişti?

Fark etmeden elim karnıma gitti bebeğimi korumak ister gibi. “Eflal,” dedi Sarp bana dönüp. “Çıkalım mı buradan? Konuşmak istemiyorsan görmezsin bile bebeğim, başka taraftan çıkartırım seni.”

“Yok, yok hayır. Gidelim.” Ona tutunarak babamların olduğu yere doğru yürümeye devam ettiğimizde diğerlerini gördüm.

Timin hepsi buradaydı.

“Yengelerin gülü!” diye bağıran Uraz’ın kafasına vurarak susturdu Nehir. Onlara gülümsedim.

Adımlarım babamların tam karşısına geldiğinde durdum. “Kara gözlüm,” dedi babam beni kollarının arasına çektiğinde. “İyi misin?”

“İyiyim.” Dedim buz gibi bir sesle.“Annem neden geldi?”

“Sana geçmiş olsun demeye geldi kara gözlüm.” Kısık sesle güldüm. Sinirlerim bozuldu.

“Eflal,” dedi annem. Nefret ediyordum bu isimden. Ama Sarp söyleyince hoşuma gidiyordu. Bir tek o söylesin istiyordum. İsmimi bir tek o zaman sevip katlanabiliyordum. Gözlerimi kapatıp nefes aldım kendimi sakin tutmak için. Aldığım nefes boğazımda takılı kaldı, ilerlemedi. “Geçmiş olsun, bir dahakine dikkat edersin artık.”

Dikkat edemedin Didem, koruyamadın bebeğini. Dikkatli olman gerekirdi. Kötü bir annesin. Ona benzemeye başladın.

Aklıma gelenlerle kulaklarım uğuldamaya başladı ama sustum. Bir kadın canından,içinden olan bir parçaya nasıl böyle davranırdı? Kuru kuru bir geçmiş olsunu tanımadığınız bir hemşire, doktor, komşu, tanıdık demez miydi?Bu kadar mı yoktum gözünde, kalbinde? Bu kadar mı önemsemiyordu? Hiç mi içi sızlamıyordu?Ben daha bebeğimi kucağıma almadığım halde ödüm kopuyordu bir hareketim onu rahatsız eder mi, rahat mı değil mi, canı yanıyor mu? Diye düşünmekten.

Ben ne düşünüyordum ki, ben onun hiç kalbinde yoktum ki. Daha ne bekliyordum ondan? 34 yaşındasın Didem. 34. Yıllar oldu. Seneler geçti. O zamana kadar sana sevgi, şefkat göstermeyenden bu saatten sonra neyi bekliyorsun?

Sendelemeye başladığımı hissettiğimde Sarp’ın elini tutan elimi daha sıkı tuttum. “Teşekkür ederim.” Dedim sadece. Sesim buz gibiydi. Sesimden üşüdüm. Kulaklarımın uğultusu artınca gözlerim kararmaya başladı.

“Didem, kızım!” diye bir ses duydum. Babamın sesiydi.

“Eflal, güzelim bak bana!” diye bağıran başka bir ses duydum. Bu ses de Sarp’a aitti.

Sarp, kollarımdan tutarak ilerletip bir yere oturttuğunda gözlerimi kapatıp biraz bekledim. “İyiyim, başım döndü biraz.” Diye mırıldandım.

“Tansiyonu düşmüştür. Alaz, oğlum git ayran al kantinden bol tuz döktür.” Diyen sesin anneme ait olmasını onun benim için bu kadar endişelenmesini ne çok isterdim.

Fakat sesin sahibi Nazenin ablaydı.

“Açın şu kızın etrafını bir nefes alsın. Dikilmişsiniz kazık gibi.” Demesiyle ister istemez güldüm.

“Çağırayım mı doktoru yavrum hı?” Diyen Sarp’a baktım ve ona yaslandım sadece cevap vermeyip.

“Kutay Bey,” dedi Sarp babama dönüp. “Siz ne zaman isterseniz elbette gelebilirsiniz. Fakat eşiniz olmadan gelin. Çünkü karıma iyi gelmiyor annesini görmek.” Dedi sertçe.

“Gidelim Kutay,” diyen sesini duydum. Babamın kolundan tuttu.“Bende çok meraklı değilim burada olmaya.”

İşte bu bardağı taşıran son damlaydı.

“Gelmeseydin!” diye bağırdım burada olan kimseyi umursamayarak. Ayağa kalktım.“Çok mu düşündün beni? Yeni mi aklına geldim?” diye kükredim. İşaret parmağım göğsüne doğru kalktı. “Çok meraklı değilmişsin ya burada olmaya, sen zaten hiçbir anımda yanımda olmaya meraklı değildin ki anne.” Kalbim ateşler içinde kaldı.

Ağzı bir şey söylemek için aralandı ama daha konuşmadan lafını kestim. İçimdekileri kusmam lazımdı taşıyamıyordum artık. “Lafımı kesme! Dinleyeceksin! Hepiniz eşek gibi dinleyeceksiniz! Karşında çocuk Didem yok senin!” Gözlerim babama kaydığında ona da patladım. “Ya sen!” diye bağırdım. “Ya sen baba! Duymuyor musun dediklerini? Görmüyor musun canından çok sevdiğin karının kalpsizliğini? Ben burada sürekli bebeğime bir şey olacak diye tetikte beklerken içim içimi yerken gelmiş bana “Bir dahakine dikkat edersin.” Diyor ya!”Dizlerim titriyordu ama aldırmadım. Dimdik durdum karşısında.

“Dışarıdaki bir yabancı bile şu halimi görse içi sızlar gelir sorar, kızım iyi misin diye!Benim bebeğim bir erik kadar şuan biliyor musun? İçim titriyor her gördüğümde. Acaba yanlış yapıyor muyum? Nasıl yapmam gerekiyor, doğrusu ne? Normalde bunu kızların annelerine sormaları gerekiyor değil mi? Ben kaç gece seni aramaya kalkıştım haberin var mı? Belki açar Didem, belki söyler, anlatır. Der ki böyle yaparsan daha iyi kızım. Bunu yapma zararlı kızım. Anne ben arayamadım. Ben bu hayattaki en normal eylemi bile yapamadım.” Gözyaşlarım akmaya başlayacakken elimle sertçe sildim. “Anne, benim annem varken neden annesiz bıraktın beni? Ben ne yaptım sana?” diye sordum halsizce.

“Hayallerimi çaldın,” Diye tükürürcesine konuşmaya başladı.“Baban üniversitede 2. Sınıftayken ben tekrar üniversite okumaya karar vermiştim. Ailem izin vermedi okumama, Kutay karışmaz dedim. Başladım da. Sonra sana hamile kaldım. Ağrım çok oluyordu okula gidemiyordum. Derslere giremediğim için sınavlardan kalıyordum. Okuduğum alanla ilgili çok önemli bir sınav yapılacaktı. Hatırlamıyorum.” Diye devam etmeye başladığında onun ilk defa gözlerinin dolduğunu fark ettim. “O gün deden geldi. ‘Kocanın dizinin dibinde otur hamile halinle ne okulu!' diye bağırdı. Yeri göğü inletti. Karşılık verince hamile halimle vurdu bana. Kanamam oldu.”Dediğinde artık dizlerim taşıyamadı. Yığılacakken Sarp kollarımdan tuttu sürüklemeye çalıştı ama onu durdurup olduğum yere oturdum. Gözyaşlarımdan onu göremiyordum. Devam etti.

“Baban yetiştirdi hastaneye. Ne o sınava girebildim ne üniversiteyi bitirebildim. Her şeyime engel oldun!” diye bağırdı. Madem sevmiyordu bunları anlatmaktan nefret ediyordu neden ağlıyordu karşımda? İlk defa onu böyle ağlarken görüyordum. “Yetmedi oğlumu da aldın benden!” dedi haykırarak.

“Nalan, sus!” diye bağırdı babam.

“BEN ALMADIM!” Diye bağırdım yüzüne doğru. “BEN ÖLDÜRMEDİM! BEN KARDEŞİMİ ÖLDÜRMEDİM!” Kendime vuruyordum artık. Aldığım nefesler boğazımda tıkandı sanki.

“Eflal, hayır!” diye bağırdı Sarp ellerimi tutup vurmamı engellemeye çalışırken.

“Bırakın,” dedi bir anda annem.“Öyle daha çok debelenir. Bebekken de üzüldüğünde böyle yapardı.” Dediğinde hepimiz donduk. Bedenim kaskatı kesildi.

“Anne, keşke dediğin gibi o yangında ben ölseydim.” Dedim sesim titreyerek.

“Sus,” dedi dişlerini sıkarak.

“En azından bu kadar nefret etmezdin.”

“Sus!”

“Mezarımla konuşurdun en azından.”

“Sus!” dedi dişlerini sıkarak.

“Anne-;” diye devam edecektim ki o an bir şey oldu. Annem yere oturup beni kendine çekti ve sarıldı. Dondum. Kollarım benden bağımsız hareket etti ve bedenine dolandı.Artık ikimizde hıçkırarak ağlıyorduk. Fırsattan istifade boynuna daha çok gömüp kokusunu içime çektim. Anne kokusu dedikleri şey buydu galiba.

“Beni affetme. Affetmeyeceksin biliyorum.” Dedi hıçkırıklarının arasından. “Ama özür dilerim. Çok küçüktüm.” Diye sızlandı.

“An-anne, yemin ederim ben öldürmedim.”

“Biliyorum. Küçücüktün önemsemedim seni,her şeyin merkezinde sen vardın benim gözümde. Her şeyin suçlusu sendin diye düşünüyordum o zamanlar. Öfke ve acı bir perde gibi inmişti gözlerime. Zehir ettim tüm hayatını. Özür dilerim.”

Kolay kolay affedemezdim onu.Biliyordu bu o kadar kolay değildi. Yılların Nalan Karaçay’ıydı o. Kibriyle herkesi ezer, küçümser. Tek sevdiği eşidir. Geride kalan kimseyi umursamaz. Evlatları olsa bile.

Didem, annen sana sarıldı. Diye fısıldadı iç sesim.

Anne kokusunu ölmeden içine çekme fırsatın oldu Didem.

“Benim gibi olma.” Diye sitem etti. Saçlarımı okşarken.

Annem saçlarımı okşuyordu.

“Bebeğini önemse, yaşadıklarını yaşatma. Bebeğini kendinden nefret ettirme.” Kollarımdan ayrıldığında gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve derin bir nefes aldı.

“Sarp,” diye fısıldadım. Bağırmaktan sesim kısık çıkıyordu.“Başım dönüyor.” Başım o kadar çok dönüyordu ki gözlerimi açık tutamıyordum.

“Bayılacak!” diye bağırdı biri.

“Alaz! Ayranı ver!” bir elin narince çenemi tuttuğunu ve ağzımı açtığını hissettim.

“Sarp, nefes alamıyorum.” Diye bağırdım. Nefesim daralmıştı.

“Tamam, tamam güzelim. Geçti. Geçti bebeğim, sakinleş. Hadi bak kendini rahat bırakırsan nefes alacaksın. Hadi bebeğim.”Dediği gibi de oldu. Kendimi rahat bıraktığımda nefes almaya başladım.

Bedenimin havalandığını hissettim. Sonra Lale Hanım'ın sesini duydum. Bedenim bir yatakla buluştu. Soğuk hava içimin titremesine sebep oldu. Bir elin karnımdan kasıklarıma doğru baskı yaptığını hissettim. Bir süre sonra gözlerimi açtığımda oda çok kalabalıktı.

“Didem, beni duyuyor musun?” Diye sordu Lale Hanım. Başımı salladım.“Güzel, kriz geçirdin. Tansiyonun olduğundan daha fazla düştüğü için bayıldın. Bebeğin iyi, sen de iyisin. Fakat artık daha fazla stres, üzüntü olacak ortamlarda bulunmaman gerekiyor.Bebeğin sana tutunuyor, sende onu tut bırakma ve önemse."Başımı salladım.

“Bir şey soracağım,” dedim odadakilere dönüp hiçbir şey olmamış gibi. “Niye kurbanlık koyun gibi sıralandınız?”

Annem ve babam kapıda bekliyorlardı. Annemi hemen affetmeyeceğimi, hatta belki de hiç affetmeyeceğimi biliyordum. Ama bende anne olacaktım. Kalbim sızladı ve dayanamadım. Yine kıyamadım.“Baba, içeri girin.” Dedim sadece soğuk bir ses tonuyla.

Sarp, “Eflal’im ağrın var mı?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. Lale Hanım odadan çıkmadan önce bize döndü. “Ayrıca bir hasta odası bu kadar kalabalık olmaz ve Didem, bir şeyler yemen lazım.” Dedi ve odadan çıktı.

“Yavrum, ne çekiyor canın?” diye sordu.

“Yengelerin gülü, söyle çöle gidip kaktüs getireyim sana!” diye heyecanla bağırdı Uraz.

“Oğlum, sen o kadar sıcakta dayanamazsın lan.” Dedi Barlas ciddi ciddi.

"Komutanım, saatlerce güneşin altında idman yapmış insanım. Çöl sıcağı koymaz bana." Diye böbürlendi Uraz.

“Bazen gerçekten ikinizin de gerizekalı olduğunu düşünüyorum.” Diyerek araya giren odaya kolunda Bengi ile gelen Aydın’dı.

“Aynı fikirdeyim.” Dedi Ilgın.

“Sarp,” dedim heyecanla. “Mercimek çorbası. Mercimek çorbası alabilir misin?”

Herkes öcü görmüş gibi bana bakıyordu.

“Niye öyle bakıyorsunuz be! Hiç mi krizden sonra aşeren hamile kadın görmediniz?” dediğimde hepsinden “Görmedik!” cevabı aldım.

Beynim adeta kendini resetlemiş gibiydi. Sanki birkaç dakika önce kriz geçirmemiş, gerçekleri işitmemiş gibiydim.

“Şimdi gördünüz işte!” diye bağırdı Sarp. “Kalkın lan en iyi mercimek çorbasını bulacağız.” Dedi hepsinin kafasına vururken.

Herkes odadan çıkarken annem son anda bana döndü. “Sol tarafına yatarsan ağrın azalır.” Dedi sadece ve çıktı.

Annemin dediği gibi yaptım ve ağrım azaldı. Günün geri kalanında hep sol tarafıma yattım.

Bölümü yazmam, düzenlemem mental açıdan çok zorladı. Umarım sizde beğenmişsinizdir.

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!