SINIRIN KANUNU kitap kapağı

35. bölüm / 38

SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"

Vaveyla Yazarı: Serra Nur Ü.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"
  1. 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
  17. 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
  20. 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
  23. 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
  24. 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
  29. 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
  30. 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
  31. 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
  32. 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
  33. 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
  34. 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
  35. 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime · Okuduğun bölüm
  36. 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
  37. 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
  38. 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime

Herkese merhabalaaaar!

Çok güzel bir bölümle geldimmm! Umarım keyifle okursunuz!

Bol bol satır arası yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. Şimdiden teşekkür ederim!

İyi okumalar!

“Adalet mülkün temelidir; fakat o temeli ayakta tutan, inançla savunanların yüreğidir.”
-Ahmet Hamdi Tanpınar-

2 Hafta Sonra

Sanırım annelik gerçekten uykuyu hissetmemek, canını küçücük bir bedenin uğruna hiç tereddüt etmeden verebilecek olmak, o küçücük bedenin en ufak canı yandığında canından can gitmesi demekti.

Şu iki haftada en iyi öğrendiğim şeyler bunlardı.

Efsun Ahu hastanede kaldığımız günlerle beraber tam üç haftadır bizimleydi.

Ben üç haftadır anneydim.

Her gün biraz daha büyüyordu.

Parmakları, küçük ayakları, dudağı hala minicikti mesela.

Her gün onun sayesinde yeni bir şey öğreniyordum.

Halamlarda bir hafta kaldıktan sonra eve dönmüştük. Ne kadar ısrar etsek de Nermin anne de bana yardımcı olmak için bizimle beraber bir hafta daha Hatay’daki evimizde kalmıştı.

Şahsen hiç şikayetim yoktu.Resmen elim ayağım gibi olmuştu. Nerede takıldığımı, yapamadığımı fark etse anında gösteriyordu. Efsun Ahu’yu nasıl rahat kundaklayabileceğimi öğretmişti mesela. Nasıl daha iyi uyutacağımı anlatmıştı. Arada Leyla ve Sarp’ın küçüklüğünden de bahsetmişti. Ona göre Efsun Ahu tıpkı Leyla’nın bebekliğine benziyormuş.

Halamlardan erken dönmemizin sebebi bendim. Evimi özlemiştim. Buradakileri çok özlemiştim. Onları yeğenleriyle tanıştırmak istemiş bu yüzden erken dönelim diye ısrar etmiştim. Efsun Ahu’yu evimize getirmek istemiştim.Israrlarına rağmen eve gelebilmiştim. Benim inadımı bildikleri için pek bir şey yapamamışlardı.

Nermin anne ve Ilgaz baba otelde kalmak isteseler de halam bırakmamış konakta ağırlamıştı.Şimdi Nermin anneyi havalimanına bırakalı birkaç saat oluyordu. Efsun Ahu benim kucağımda uyurken Sarp’ta arabayı olabildiğince az ses çıkartmaya çalışarak sürmeye çalışıyordu.

Efsun Ahu’nun odasını hazırlayacaktık.

Urfa’ya gitmeden önce bu konu aklımdan geçse de doğuma daha sürem olduğu için pek üzerinde durmamıştım. Fakat vaktimiz varken hazırlamamız gerekiyordu. Biz de bugün alışverişe çıkmak istemiştik.

Dikişlerimin ağrısı eskisi gibi şiddetli olmasa da ara sıra kendini hatırlatıyordu.

Sarp’ın babalık ve normal izni geçen hafta bittiği için acil kısa süreli bir göreve gidip gelmişti. Geldiği gibi aralıksız üç saat boyunca beni de yanına çekip Efsun ile beraber uyumuştu.

Şimdi bile bir gözü yolda olsa dahi diğer gözüyle Efsun’u izlemeye çalışıyordu.

Kızımızı..

Efsun Ahu -kimden öğrendiğini bilmiyoruz- bazı yeni hareketler, mimikler öğrenmişti.

Cilve yapmak gibi.

Daha tam bir aylık bile sayılmazdı ama babasının kucağında sergilediği her hareketle adeta onu eritebiliyordu.

Ya da Sarp, kızına erimeye meyilliydi. Bilmiyordum.

Arabanın içini bir telefon sesi doldurduğunda Sarp okkalı bir küfür savurdu.Uzanıp ekrandan telefonu açtığında daha karşı tarafın sesini duymadan saydırmaya başladı.“Oğlum sizi bana sayıyla mı verdiler lan? Ben demedim mi size yanımda kızım varken beni acil bir şey olmadığı sürece aramayın diye! Belanızı sikeceğim o olacak şimdi!” diye gürledi.

“Bitti mi komutanım?” diye soran kişi telefondaki bıkkınlıkla nefesini veren Barlas’tı.

Bu aralar oldukça stresliydi çünkü nişanına az kalmıştı. Ilgın’ın ailesi toparlanmış buraya geldikleri gibi söz töreni yapmışlardı. Biz Efsun Ahu’dan dolayı söz töreninde pek kalamamış hemen eve dönmüştük.Bu yüzden nişanı ayrı yapmak istediğini söylemişti. Nişanına beş gün kalmıştı.

“Ne oldu?” diye sordu Sarp.

“Dava tarihi belli oldu,” dediğinde olduğum yerde dikleşmek zorunda kaldım ve bu da Efsun’un huzursuzca kıpırdanmasına sebep oldu. “Bu duruşma çok önemli. Her şeyi belirleyecek en önemli duruşma.” Bu davanın avukatlığını üstlenmiştim. Şuan sesindeki sıkıntının sebebini anlayabiliyordum. Benim davaya katılamayacağımı düşündüğü için stres yapmıştı ama katılacaktım.

Ne olursa olsun o davayı kendi lehimize sonuçlandıracak kocamın üzerinde en ufak bir leke ya da şüphe bırakmayacaktım. Vatanını canı pahasına koruyan ve bu uğurda can veren şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacak, bir tane dahi olsa daha fazla şehidimizin olmaması için uğraşacaktım.

“Stres yapılacak bir şey yok, Barlas,” dedim düz bir sesle. Sarp’ın bakışlarını üzerimde hissettim ama bakışlarımı ekrandan ayırmadım.“Davayı lehimize sonuçlandırmak için elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışacağım.”

“Yeng-” dese de konuşmasına ve itiraz etmesine izin vermeden lafını yarıda kestim. “Evet, duruşmaya katılacağım Barlas. Davanın avukatı hala benim, hatırlarsanız.”

“Eflal, hayır.” Sarp’a döndüğümde uzun zaman sonra ona karşı ilk kez bu kadar ciddi ve gaddardım.

“Evet, Sarp. Evet, katılacağım. İtiraz edebilirsin. Çünkü benim için önemli değil.”

“Benim fikirlerimin bir önemi yok yani öyle mi?” diye sordu kırgın bir ses tonuyla.

“Öyle demek istemediğimi biliyorsun.” dediğimde Efsun Ahu yeri göğü inletircesine ağlamaya başladığı için konuşmaya devam edememiştim. Kucağımda doğrultup yüzüne baktığımda yüzü kıpkırmızıydı. “Bebeğim, ne oluyor?”

“Bir yeri mi ağrıyor?” diye sorduğunda bana değil sadece Efsun’un kıpkırmızı kesilmiş yüzüne bakıyordu.

“Bilmiyorum.” Ağlaması o kadar şiddetliydi ki ne yaptıysam durdurmayı başaramayınca korkmaya başladım. “Acıkmış olabilir, emzirirsem belki sakinleşir.”
Sarp, hızlıca arabayı geriye doğru sürüp yokuştan sola saptığında lojmanın olduğu sokağa girdiğimizi anlamıştım. Havalimanından sonra eve geri dönmüş daha sonra dışarı çıkmıştık. Çok uzaklaşmamıştık.

“Gidebilirdik,” diye mırıldandım.“Yolda da emzirirdim. Örtüsü vardı.”

“Karımın göğüslerini benim yanımda kapatmak zorunda kalmasını istemem.” diye mırıldandı arzu dolu ama mesafeli bir sesle.

“Odayı hazırlamamız gerek Sarp. Biliyorsun.”

“Biliyorum. Sen internetten istediğin modelleri seç. Alacağın her şeyi ayarla. Eğer beğenmezsen özel yaptırırız.”

Arabayı otoparka park ettiğinde kucağımda ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuş Efsun’u kollarının arasına alıp omzuna yatırdı.“Babam, ne oldu yine? Canı mı acıdı benim Ahu kızımın? Kim acıttı canını söyle uğruna yok etsin baban,” Bir yandan sırtını sıvazlayıp sakinleştirmeye çalışıyor diğer yandan da onunla konuşuyor,kokusunu içine çekiyor ve yürümeye devam ediyordu.

Babalığın ona bu kadar çok yakışacağını ben bile tahmin etmemiştim.

Apartman kapısının önüne giderken bana kırgın ve kızgın olmasına rağmen elimden tutup kendine doğru çekti. “Uzaklaşma!” dedi sinirle.

“Kızgınsın.”

“Ben kızgınsam benden uzaklaşmamayı hala mı öğrenemedin yavrum? Benden uzaklaşırsan daha da sinirlenirim.”Cevap vermesem de dudaklarımın iki yana kıvrılmasına engel olamadım. Önden yürürken onun sesini ve Efsun’un mızırdanmalarını duyuyordum.

Üzerimdeki lacivert kuşaklı elbisemin kuşağını düzelterek yürümeye devam ederken karşıdan bize doğru gelen Bengi ve Yaman’ı gördüğümde gülümsedim. Aynı anda Sarp ve Efsun’un sesini duydum.“Kızım, hayır! Benden başka kimseye gülmek yok bebeğim! Bu konuda anlaşalım!”

Efsun Ahu, ondan başka birine güldüğünde adeta sinir küpüne dönüyordu.

Ben, Bengi ile selamlaşıp Yaman’ı sevmek için kucağıma aldığımda Sarp ile göz göze geldim. Ne yapacağımı anlayınca kaşları çatıldı.

Yaman’ı hafifçe Efsun’a doğru eğdiğimde minik parmaklarını Efsun’un yüzüne dokundurmaya çalışınca Efsun Ahu mızırdanır gibi oldu. Kısa bir süre sonra gülümseyince ben kıkırdadım.

“Galiba seni damat olarak alabiliriz teyzeciğim.” dedim tombul yanaklarına bir öpücük kondururken.

“Eflal!” diye homurdandı Sarp. Efsun’u kimseler almasın diye sıkıca göğsüne yaslarken.

“Aaa! Oğlumu vermem ben kimselere!” diyen Bengi ile kahkaha attım.

Bahçede biraz daha ayaküstü konuştuktan sonra Efsun Ahu açlıktan parmaklarını emecek raddeye gelince eve girdik. Yatak odasına geçtiğimde yatağın ucuna oturdum.

“Benim Efsun’um acıkmış mı?” diye sordum dizlerime yatırıp göğsümü açarken. Şuanlık bizim yanımızda küçük beşiğinde yatıyordu. Bu beşiği Sarp buraya gelir gelmez almıştı. İçine sinmediğini anlayabiliyordum. Ama benim için sıkıntı değildi. Beşiği alelacele almasına rağmen oldukça konforlu, şık ve sağlam bir beşikti.“Çok acıkmış benim güzel kızım!”

Göğsümü açtıktan sonra uzanıp onu kollarımın arasına aldım ve göğsüme doğru yaklaştırdım. O kadar çok acıkmıştı ki anında kaptı ve çekmeye başladı. Saçlarım onu rahatsız etmesin diye elimin altında ilk bulduğum tokayla saçlarımı topuz yaptım.

Onun emmesini izlerken başımı kaldırıp etrafa baktığımda Sarp’ın bizi kapı eşiğinde ellerini pantolonunun cebine sokmuş, yüzünde tebessümle izliyor olduğunu fark etmem gülümsememe sebep oldu. “Teşekkür ederim.” diye mırıldandım.

Teşekkür ederim, sevgilim. Benim sevgilim olduğun için.

Teşekkür ederim sevgilim. Bana bir aile verdiğin için.

Teşekkür ederim sevgilim. Hem annem hem babam olduğun için.

Teşekkür ederim sevgilim. Beni koşulsuzca sevdiğin için.

“Canım,” dedi sadece. O tek kelime söyledi ama ben onun neler demek istediğini anladım.

Bakışmamız Efsun Ahu’nun mızırdanmasıyla bölündü.

Gözlerimin dolmaya başladığını fark ettiğim an hızlıca göğsümü kapatıp Efsun’u Sarp’ın kucağına bıraktım.“Gazını sen daha iyi çıkartıyor muşsun babası. Öyle dedi bana.” diye mırıldanıp başımı yana çevirip tuvalete girdim.

Aynaya bakmadım bakamadım. Bu aralar sık sık ağlıyordum. Sürekli gözlerim doluyordu. Bu şeyden nefret etmiştim. Hırsla gözyaşlarımı silip yüzümü yıkadım. Banyodan çıkıp odaya geçtiğimde gördüğüm manzarayla adımlarım duraksadı.

Sarp, Efsun’u göğsüne yatırmış onu uyuturken kendisi de uyumuştu.

Uyurken savunmasız olurdunuz. Kollarınız genelde bedeninizin iki yanına açılmış olurdu. Rahat bir pozisyonda olurdunuz. Fakat Sarp öyle değildi. Uyuduğu halde kolları gevşememiş, sımsıkı Efsun Ahu’yu sarmaya devam ediyordu. Odaya yavaş adımlarla girdiğimde üzerlerini örtmek için kenardaki battaniyeyi aldım ve yavaşça üzerlerine örtmeye çalışırken aniden bileğimden tutulmam benim için de beklenmedikti.

“Sarp!” dedim anında.

“Şşşt!” dedi yavaşça kalkmaya çalışırken.

“Sen uyumuyor muydun?”

“Kızımı göğsümde uyutmanın keyfini çıkarıyordum.” dediğinde kıkırdadım.

Efsun Ahu’yu kucağına alıp yavaşça beşiğine yatırdı. Hafif uyanır gibi mızırdanınca bende biraz pış pışlayarak tekrar dalmasını sağladım.

Üzerimdeki elbisenin kuşağını açmaya çalışırken Sarp’ın ela harelerini üzerimde hissetsem de tepki vermedim.

“Gerçekten duruşmaya girecek misin?” bıkkınlıkla nefes verdim ve açtığım kuşağı tekrar kapatmaya çalışmadan ellerimi belime koydum.

“Sence?” dedim başımı yana doğru eğerken. Dilimi iç yanaklarımda gezdirdim sinirle.

“Eflal,” dediğinde daha fazla konuşmasına izin vermedim.

“Yarın bir gün bu adamın tekrar seninle uğraşmayacağının garantisini verebilir misin bana?” diye yükseldim. “Bir gün seni de ortadan kaldırmayacağını söyleyebilir misin? Ya hadi her şeyi geçtim benim başladığım işi yarım bırakacağımı nasıl düşünebilirsin sen ya! Sarp, kızımızı düşünmek zorundayız. Bu adam ruh hastası. Ya yarın bir gü-” dediğimde yüksek sesle lafımı kesti.

“Sakın! Sakın devamını getirmeye kalkma!”

“Bana bağırma!” saçlarıma parmaklarımı geçirip hırsla geriye doğru çekiştirdim. Tokam geriye kaymış topuzumun bozulmasına ramak kalmıştı. “Ya neden? Nedenini söyle dinleyeceğim!”

“Çünkü korkuyorum!” diye yükselmesini ve üzerime doğru gelmesini beklemiyordum.“Korkuyorum! Beni siktir et! Her şeyi siktir et! Siz varsınız! Sen varsın, Ahu var! Ya alamazsak davayı? Bu sefer öylece bize karışmadan hayatına devam eder mi sanıyorsun? İlk işi benimle uğraşmak olacak! Bana verebileceği en büyük zararı biliyor. Size bir şey yapacak!” Bir adım daha attı. O adım attıkça ben de adım adım geri gittim.Bedenim soğuk duvara yaslandığında irkildim.

Alnını alnıma yaslayıp birkaç kez canımı yakmayacak şekilde vurdu.“Başka zaman olsa her haltı planlayan beynim bir size gelince duruyor. Böyle beyni sikeyim!”

Dayanamadım bu haline. İçim gitti. İlk defa bu kadar korktuğunu görmüştüm. Avuçlarımı yanaklarına sardığımda gözleri kapandı. Baş parmağımla hafifçe okşadım. Yutkundu. “Söz veriyorum sevgilim, alacağım. Bizim için alacağım davayı. Kızımız için, bana verdiğin aile için alacağım. Yemin ederim ki alacağım.” Ellerini yanaklarına yasladığım avuçlarımın üzerine kapadı.

“Biliyorum. Bilmez miyim? Ben karımı tanımıyor muyum? Ben sana güvenmiyor muyum? Bu piçe belli olmaz, Eflal. Her an her şeyi yapabilir bu yavşak!” duraksadı.Fazla küfür ettiğini anlayınca tekrar küfür etmesine de küfür etti. İster istemez güldüm.

“O duruşmaya gireceğim.” diye fısıldadım dudaklarına doğru kesin bir dille.

“Girmeyeceksin!”

“Gireceğim!”

“Eflal!”

“Sarp!” üzerime doğru daha da eğildiğini fark ettiğimde derin bir nefes aldım. Göğsüm kesik soluklarla inip kalktı. Bakışları bir an elbisemin dekoltesinden göğüs çatalıma kaysa da hemen gözlerime doğru çıkardı.

Dudaklarımızın arasında ki mesafe bir parmak kadar bile yoktu. Tek hamlemize bakardı. Ve onun inatla bu hamleyi yapmadığını biliyordum. Benim yapmamı bekliyordu ama daha çok beklerdi.

Belki de beklemezdi.

Bende aramızdaki mesafeyi kapatıp dudaklarımı dudaklarına sürttüm.“Yavrum!” diye homurdandı. “Hı?” diye mırıldandım safça. Beynim durmuş olabilirdi.Neredeyse bir aydır birbirimizle vakit geçiremiyorduk. Doktorum önermiyordu. Şimdi bile riskli olabilirdi. Fakat kasıklarıma sancılar giriyordu.

“Sikerler şimdi inadı!” diye yükselip dudaklarını dudaklarıma kapadı.

Zafer!

Kendimi olağanüstü irademden dolayı tebrik etmeliydim. Bu kadar direnmeyi beklemiyordum.

Dudaklarımı diliyle aralamaya çalıştığında direnmedim. Dili dilime dolandığında avuçlarımı ensesindeki saçlara sarıp çekiştirdim. Onun bir eli benim saçlarımdayken diğer eli elbisemin fermuarındaydı. Tek elle açmaya çalışıyordu. Üst dudağımı emerken kızardığına emindim. Alt dudağını çekiştirip bıraktım.

Nefesimiz kesilir gibi olduğunda ayrılıp birbirimizin nefesinde soluklandık daha doğrusu soluklanmaya çalıştık.

Saçlarımdaki tokanın tamamen açıldığını da tam o an fark ettim.

Sanırım onda fark ettiğim en önemli şey buydu.

Ne zaman öpüşsek, tenimizi hissetmek istesek ya da herhangi bir an temas etsek saçlarımı ayrı bir özenle sever, okşardı. Çoğu zaman saçlarımı toplamamı sevmediğini biliyordum. Şimdi açma sebebini de anlayabiliyordum.

Elbisemin fermuarını açtığında tam aşağıya kaydıracakken odadaki mızırdanma sesi bunu yapmasına engel oldu ve duraksamamıza sebep oldu.

Biz, Efsun Ahu’nun burada uyuduğunu unutmuştuk!

“Yani kızım, onca bağırış çağırışa uyanmayıp tam şuan mı uyandın be babam!” Sarp, elbisemi üzerimden çıkartmama yardım ettikten sonra bir daha bedenime bakmadan dudaklarıma hızlıca bir öpücük kondurup Efsun’un beşiğinin yanına gitti.

Efsun Ahu’yu kucağına aldıktan sonra başını omzuna yasladı. Efsun, babasının en çok eridiği gülümsemeyi babasına verince Sarp’ın tüm sitemi gitti. Yelkenlerini anında suya indirdi.

Elbisemi yatağın üzerine serdikten sonra dolabın önüne geçtim. Bir süre bakışlarım aynadan karnımda dolandı. Şuan babasıyla beraber yatağın üzerinde yatan kızımın bir zamanlar buraya nasıl sığabildiğine hayret ediyordum. Şimdi orada yalnızca dikiş izleri vardı.

“Bu annen beni öldürecek kızım!” diye homurdanan Sarp'ın sesini duyduğumda kıkırdadım.

Muhtemelen şuan dikizleniyordum.

İnatla beni izlememeye çalıştığını biliyordum. Doğum yaptığımdan beri geceliklerim yerini lohusa pijamalarına bırakmıştı. Kol uçları dantelli bordoya yakın kırmızı düğmeli ve kuşaklı saten pijama takımımı dolaptan aldığımda üzerime giymeye başladım.

Hala eğilemiyordum, dikişlerim canımı yakıyordu. Üzerimi giyindikten sonra eğilip altımı da giymeye çalışsam da inleyerek doğrulmaya çalıştım. Acıdan yüzümün buruşmasına engel olamamıştım.

Normal pijama giymemin sebebi Nermin anne ve halamdı.

Üşütmemem gerektiğini üşütürsem bebeğin de hasta olabileceğini söyledikleri andan beri normal pijama takımlarımı giyiyordum.Fakat geceliklerimi de özlemiştim.

Sarp, Efsun’u yatağın ortasına bıraktığı gibi ayağa kalkıp karşıma geldi ve önümde diz çöküp pijamamın altını giydirmeye başladı.“Dikişlerin hala ağrıyor, hala taze. Sen hala beni sevişmemiz için kışkırtmaya çalışıyorsun!”

“Yapamadığımı söyleyemezsin,” dedim gülümserken.

“Sanki her an kışkırtmıyormuş gibi bir de şöyle gülüyor ya,” dedi başını iki yana sallarken.

Hiçbir şeyin farkında değilmişim gibi dişlerimi alt dudağıma geçirdim.
İşini bitirip ayağa kalktığında alnımdan ve saçlarımdan öpmeyi ihmal etmedi.

“Uyuyalım biraz, askeriyeye geçeceğim.” dediğinde beni sağ koluna çekip göğsüne yapıştırırken Efsun Ahu’yu da dikkatli bir şekilde soluna yasladı. Başımı boynuna gömdüğümde ömrüm boyunca burada kalmaktan, burada soluklanmaktan hiç sıkılmayacağımı fark ettim. Bir kez daha en sevdiğim kokuyu soluyarak derin bir uykuya daldım.

…

Duruşma Günü

“Yavrum, bir sakin olur musun? Yetiştik işte!”

Arkamdan kucağında Efsun Ahu ile koşmaya çalışan Sarp’ı istesem de umursayamıyordum. Günlerdir aklım bugünkü duruşmadaydı. Son iki gündür hiç uyumamıştım. Doğru düzgün bir şeyler yememiştim.

Efsun Ahu’yu mecburen getirmek zorunda kalmıştık çünkü emzirmem gerekiyordu. Göğüslerimin sızladığını ve dolduğunu hissediyordum.

Duruşma salonunun önüne geldiğimizde derin bir nefes aldım.Üzerimde cübbem, içimde bordo ceket-pantolon takımım, içinde beyaz bluzum, ayaklarımda beyaz stilettolarım ve beyaz çantam ile bugünkü duruşmaya hazırdım. Saçlarıma hafif dalga yapmıştım. Boynumda Sarp’ın aldığı kolye, ellerimde Sarp’ın ve Nermin annenin hediye ettiği yüzüklerim vardı.

Efsun Ahu’yu kucağıma aldığımda ayaklarını heyecanla kıpırdattığını görünce güldüm. Üzerinde kiraz desenleri olan bir tulum giydirmiştim. Sarp’ın üzerinde ise klasik beyaz gömlek ve siyah kumaş pantolon vardı.

Karşıdan gelen Derviş’in avukatlarını gördüğümde Efsun’u daha sıkı tutup göğsüme bastırdım. Aynı anda jandarma ekipleri de Derviş’i elleri kelepçeli bir şekilde getirip duraksamadan duruşma salonuna soktu.

Derviş, biz Urfa’dayken yaptığı mühimmat sırasında yanında Vedat ile yakalanmıştı.

Efsun Ahu’yu içeri sokmak istemesem de inatla babasını ve beni bırakmıyordu. Halbuki Nazenin abla bile buradaydı ve alabileceğini biz çıkana kadar oyalayabileceğini söylemişti ama Efsun ikimizi de bırakmamakta kararlıydı.

Sarp, kenarda oturan Yelda’nın kucağına Efsun Ahu’yu bıraktığında Efsun yeri göğü inletircesine ağlamaya başladı. Ne yapacağımızı bilemesek de yanına oturan biriyle sustu. Ağlaması kesildi ve karşısındakini izlemeye başladı.

Yanına oturan duruşmayı izlemeye ve bize dua etmeye kucağında oğluyla gelen Bengi’ydi.

Hakimin ve savcıların içeri girdiğini ve kürsüye oturduklarını görünce ayağa kalktık. Derin bir nefes aldım. Sarp’ın parmaklarını ellerimde hissedince gözlerimi kapattım.

Allah’ım lütfen yüzümü kara çıkarma. Bana yardım et.

Hakim, suçlamaları tek tek anmaya başlayınca karşı taraftaki Vedat'ın ve Derviş’in yüzünün gerildiğini görsem de aldırmadım.

Fuhuş’tan tutun, kasten tasarlayarak adam öldürme, bir devlet memuruna iftira… her şey vardı. Fuhuş kısmı için ayrıyeten duruşma yapılacaktı.

Orospu çocuğu!

Kolay kolay küfretmezdim ama bu adam gerçekten benim sınırlarımı zorluyordu.

Söz sırası bana geldiğinde oturduğum yerden dimdik bir şekilde ayağa kalktım. Derin bir nefes aldım ve omuzlarım dik bir şekilde duraksamadan konuşmaya başladım.

Kızım için, beni yaşatan adam için yapmalıydım.

Hakimin olduğu kürsüye doğru bir adım attım. “Sayın Hakim,” diyerek konuşmaya başladım. “Müvekkilim Binbaşı Sarp Günöz, vatanına, üniformasına, bayrağına olan sadakatiyle meslek hayatı boyunca tek bir leke dahi almamış bir Türk subayıdır. İddia makamının ve sanık tarafının adı geçen mühimmat sevkiyatlarına onay verdiği ve bu sevkiyatların yüzde ellisini bölücü örgütlere aktardığı iddiaları, tamamen hukuki dayanaktan yoksun,mesnetsiz ve kurgulanmış birer iftiradan ibarettir.”

Bakışlarım sanık sandalyesinde oturan Derviş Kıratlı ve onun yancısı Vedat Gökbey’e döndüğünde omuzlarımı dikleştirdim. Şuan yüzüme alaycı gülümsemeyle bakıyorlarken hakime sunduğum delillerden sonra nefes aldıklarına dua edeceklerine emindim.

“Müvekkilimin imzasının yer aldığı belirtilen tüm sevk irsaliyeleri, çıkış formları ve ambargo tutanakları üzerinde kriminal inceleme talebinizi yineliyoruz,” diyerek önümdeki masaya uzanarak dosyadaki belgeleri elime aldım. “Bu belgedeki imzalar, Binbaşı Sarp Günöz’ün el yazısı ve imza karakteristikleriyle hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Uzman bilirkişi raporlarımız da bu tespitçe doğrulanmaktadır. Peki bu imzalar kimin eliyle atılmıştır? Soruşturma sırasında göz ardı edilen, ancak tarafımızca açığa çıkarılan asıl gerçek şudur ki…” Duraksadım asıl hamleyi yapmak için nefes aldım ve biraz bekleyip konuşmaya devam ettim.

“Sanık Korgeneral Derviş Kıratlı ve suç ortaklığı olduğu kesinleşen eski Albay Vedat Gökbey, 'Mihran Lojistik, Özbeyler Nakliyat ve Gökbeyler Nakliyat' adı altında kurdukları nakliyat ve lojistik şirketlerini birer suç makinesi gibi kullanmışlardır. Yasal sevkiyat süsü vererek sınır ötesine ve örgüt hücrelerine aktarılan mühimmatlar, bu nakliyat şirketleri üzerinden taşınmış ve örgütlere ulaştırılmıştır. Vedat Gökbey, rütbesini kullanarak makam odasındaki yetkisini ve askeri evraklara olan erişim kolaylığını kullanmış, müvekkilim Sarp Günöz’ün imzasını belirli kişilere taklit ettirmiş, bu sahte evraklarla depolardan çekilen mühimmatı, Derviş Kıratlı’nın göndermiş olduğu nakliyat kamyonlarına yükletmiştir.”

Karşı tarafın avukatlarından biri panikle ayaklandı. “İtiraz ediyorum Sayın Hakim! Sayın avukat, elinde somut delil olmaksızın müvekkilimi ve müvekkilimin şirketini suçlamaktadır. Bu zan altında bırakmaktır!”

Hakim, karşı taraftaki avukata dönerek, “İtiraz reddedilmiştir, avukat hanım delillerini sunmaktadır. Devam edin avukat hanım,” dediğinde tekrar konuşmaya başladım.

“Teşekkür ederim Sayın Hakim. İtiraz yersizdir, çünkü az önce bahsettiğim Gökbeyler Nakliyat, Özbeyler Nakliyat ve Mihran Lojistik şirketleri resmi bir şirket olarak görünse de, MASAK raporları ve HTS kayıtları bizlere başka bir şey söylüyor. Derviş Kıratlı’nın Mihran Lojistik şirketinin hesapları üzerinden Vedat Gökbey’e düzenli olarak aktardığı milyonluk para transferleri, bu sevkiyatların tam saatinde gerçekleştirilmiştir. Sevkiyatın yapıldığı gün, kamyonların GPS rotaları ile bölgedeki askeri nizamiyeden çıkan sahte imza tutanaklarındaki saatler birebir örtüşmektedir.Müvekkilim Sarp Günöz'ün o gün, o saatte sınır ötesi bir operasyonda, ya da karargahta olduğu belirlenebilir. Aynı anda iki yerde bulunması imkansızdır. Ki son davamız da da bunu sizlere delilleriyle beyan ettim.”

Öfkeli nefes seslerini duyunca kahkaha atmak istediğimi fark ettim.

“Sayın Hakim, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefini ve namusunu lekelemeye çalışan bu şebeke, sadece bir vatan hainliği değil aynı zamanda nitelikli resmi evrakta sahtecilik, örgüte mühimmat temini ve tasarlayarak kasten adam öldürmeye teşebbüs gibi suçlar işlemişlerdir. Müvekkilim Binbaşı Sarp Günöz’ün ve onun liderlik ettiği askeri timi olan Kurt Timi’nin askerlerinin bu komployla hiçbir bağı yoktur. Bilakis, bu hainleri ortaya çıkaranlar yine bu kahraman askerlerimizdir.” Belgemi masaya bıraktıktan sonra devam ettim. “Bu nedenlerle; sanık Derviş Kıratlı’nın ve Vedat Gökbey’in üzerlerine atılı tüm suçlardan dolayı ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarını, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini ve müvekkilim Binbaşı Sarp Günöz hakkında ise beraat kararı verilmesini talep ediyorum. Adaletin yerini bulacağına dair inancım sonsuzdur.”

Konuşmamı bitirdikten sonra kısa bir süre sessizlik oldu. Hakim yanındaki savcılarla beraber konuştuktan sonra tokmağı sertçe vurdu. “Karar için duruşmaya otuz dakika ara verilmiştir.”

Duruşma salonundan çıktığımızda arkamdan seslenen Vedat ve Derviş’i duymamla olduğum yerde kaldım.“Kendine çok güveniyorsun avukat! Dikkat et güvendiğin dağlar ikiye ayrılmasın!” dediğinde kaşlarımı çattım. Ve topuklarımın üzerinde arkamı döndüm.

Sakin ol, Didem. Seni kışkırtmak için yapıyorlar, sakin kal kızım. Az kaldı. Son düğümdesin, sakin ol.

“Anne de olmuşsun bak, bırak bu işleri avukat. Çocuğun var artık senin!” Vedat tükürerek konuştuğunda dayanamayıp üzerine doğru yürüdüm. Arkamdaki uyarıları ve bağırışları duysam da aldırış etmedim.

“Seni öldürürüm!” diye bağırdım yakasına yapıştığımda. “Benim kızımın kılına zarar gelsin yemin ederim yaşatmam seni! Rahat bırak artık bizi!”

“Eflal, yapma yavrum. Yapma şimdi değil!” diye bağıran Sarp’a aldırmadım. Kolunu belime sarıp beni geriye çekmesine aldırış etmemeye çalışıp direnmeye çalıştım.

“Bırak beni!” diye bağırdım.
Benim sakinleşmem için zar zor kenara çekip oturttuklarında hala bağırıyordum. “Allah belanızı versin sizin!” diye gürledim. "Orospu çocukları! Sizin şerefinizi sikeyim!"

Beni oturtmayı başarsalar da Sarp’ın onların boğazına sarılmasına engel olamamışlardı. Sarp’ın kükreyişlerini duyuyordum. Onun şuan yapmaması gerekiyordu.Elinden alasım hiç yoktu ama almam ve onu yanıma çekmem gerekiyordu çünkü kararı etkileyebilirdi.

Bir hışımla ayağa kalktığımda onun önüne geçip ellerimi göğsüne yasladım ve bana bakmasını söyledim.

“Beni sakinleştirmeye çalışma! Ben bu orospu çocuklarını buraya gömmeden sakinleşmeyeceğim çünkü!” diye kükrediğinde bende sesimi yükselttim.

“Ben çok mu sakinim de seni sakinleştirmeye çalışacağım! Delirtme beni! Kararı etkileyecek tek bir hareket yaparsan seninle konuşmam Sarp! Yemin ederim konuşmam!” İnadımı bildiği için pek direnemedi. Yavaşça ayırmayı başardığımda zaten güvenlikler,kattaki görevliler de başımıza toplanmıştı.

Sarp’ın elinden tutup Yelda’nın kucağında korkudan ağlayan kızımızı da kucağıma alıp Avukat Dinlenme Odası’nın olduğu kata indim. İçeride kimse yoktu. Efsun’un acıktığını ve göğüslerimin acıdığını fark ettiğimde cübbemi sıyırıp bluzumun içinden göğsümü açığa çıkardım.

Efsun emmeye başladığında odada sadece onun emme sesi ve bizim sakinleşmeye çalışan nefes seslerimiz duyuluyordu.

Başımı geriye atıp gözlerimi kısa süreliğine kapattım. Efsun, doyduğunda bu sefer hızlıca gazını çıkarttım. Kucağımda hafifçe pışpışladığımda uykuya dalmıştı bile.

Tekrar ismimiz çağrıldığında duruşma salonuna geçtik. Hakim mahkemenin başında tekrarladığı şeyleri yeniden tekrarlayıp asıl konuya geçti. “Sanık müdafilerinin savunmaları, sunulan deliller, MASAK finansal analiz raporları, HTS tahlilleri, kriminal incelemeler ve tanık beyanları titizlikle incelenmiştir.” Ellerim yumruk halini aldığında tırnaklarımı avuçlarıma batırdım. “Yapılan yargılama neticesinde; Korgeneral rütbesindeyken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiyerarşik yapısını ve makam gücünü kötüye kullanan sanık Derviş Kıratlı’nın, kurduğu suç örgütü ve nakliyat şirketleri aracılığıyla sınır ötesi örgütlere mühimmat sevkiyatı gerçekleştirdiği sabit görülmüştür.” Ses tonunu daha da sertleştirdi. “Sanık Vedat Gökbey’in ise, askeri yetkisini kullanarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli subayı Binbaşı Sarp Günöz’ün imza karakteristiklerini ve el yazısını hukuka aykırı şekilde taklit ettiği;sahte sevk irsaliyeleri, çıkış formları ve ambargo tutanakları düzenleyerek askeri depolardan çekilen mühimmatın en az yüzde yirmisini en çok yüzde ellisini örgüte sevk ettirdiği, bu süreçte Derviş Kıratlı ile ortak hareket ederek resmi evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve devlete karşı işlenen cürümler zincirini tamamladığı anlaşılmıştır.”

Gözlerimi kapatıp nefesimi tuttum. Parmaklarım yolunu bulur gibi Sarp’ın parmaklarını buldu.

“Sanık Derviş Kıratlı’nın korgenerallik makamını ve gücünü kötüye kullanarak örgüte mühimmat temin etmek, resmi evrakta sahtecilik ve kasten adam öldürmeye azmettirmek suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına, sanık Vedat Gökbey’in ise Sarp Günöz’ün imzasını taklit ederek mühimmat sevkiyatını organize etmesi, resmi evrakta sahtecilik ve devlete karşı işlenen cürümler zincirinden dolayı müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına, hakkındaki isnatların tamamen sahte evrak ve kumpasa dayandığı anlaşılan müşteki Binbaşı Sarp Günöz’ün atılı tüm suçlardan beraatine ve şeref ve itibarının iadesine oy birliğiyle karar verilmiştir. Duruşma bitmiştir.”

Tak!

Tokmak sesini duyduğumda kasılan bedenim gevşedi. Yumruk olan ellerim açıldı. Kaç dakikadır tuttuğumu bilmediğim nefesimi rahatlamış bir şekilde verdim. Gözlerimi kapattım.

Kürsünün boşaldığını ve çoğu kişinin dışarı çıktığını hissettiğimde ve gördüğümde dayanamayıp Sarp’a döndüm, dudaklarına yapıştığımda avuçlarını yüzüme kapadı. O gözyaşlarımı silene kadar ağladığımı bile fark etmemiştim.

“Bitti..” dedim alnımı alnına yasladığımda. “Bitti sevgilim. Başardım.”

“Başardın benim güzel karım. İnatçı kadınım, güzelliğim.”Dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde gülümsedim. "Bitti yavrum." Tam o sırada hırçın bir mızırdanma sesi duyduk. Sonra da Yelda’nın sevinç dolu sesini.

“Sanırım bu sevince minyatür biri de ortak olmak istiyor sevgili ablacım ve abicim!” dediğinde gülerek Efsun Ahu’yu kucağımıza aldık.

O esnada da Yelda’nın elindeki telefonu bize doğrulttuğunu fark ettim. Kaşlarım çatılınca açıkladı.

“Zaferin fotoğrafını çekmemiz lazım!Yeğenime bu anı bebek olduğu için kaçırmak zorunda kaldığını söyleyemem!” dediğinde kıkırdayarak burnumu çektim ve yüzümü toparlamaya çalışarak Efsun Ahu’yu ortamıza, tam ikimizin arasına doğru uzattım.

Sarp’ta yaslandığında ikimizde Efsun’un minik suratına önce aynı anda öperken daha sonra da kafalarımızı hafifçe yaslayarak ve gülümseyerek fotoğraf çekildik.

Fotoğrafımızı çeken Yelda’nın sesini duyduğumuzda birbirimize gülümseyerek baktık.

Öyle ki kalplerimiz bile birbirlerine gülümsüyordu.

“Zaferin fotoğrafı!”

Bölüm nasıldı?

Elimden geldiğince doğru yazmaya, yanlış bir bilgi vermemeye çalıştım.
Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Bu dönem çok yoğun olduğum için pek vaktim olmuyor. Bölüm o yüzden gecikti. Ayrıca finale az kaldığını söylemek isterim. Gözyaşımız pıt🥲🤏

Bol bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın!

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

242okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18