26. bölüm / 38
SINIRIN KANUNUBÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"
- 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
- 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
- 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
- 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
- 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
- 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
- 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
- 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
- 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
- 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
- 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
- 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
- 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
- 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
- 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
- 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
- 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
- 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
- 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
- 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
- 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
- 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
- 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
- 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
- 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
- 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
- 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
- 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
- 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
- 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
- 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
- 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
- 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
- 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
- 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
- 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkese merhabalaaaaaar!
Çok güzel bir bölümle geldim!
Bana çok kızmayın okurken olur mu? Çok ağlarsanız.
Normalde bölüm şarkısı pek koymam ama sizden okurken dinlemenizi istediğim ve benimde yazarken dinlediğim birkaç şarkı var.
Debüblüman- Çözemezsin
Melike Şahin- Durma Yürüsene,Nasır
Semiramis Pekkan- Bana Yalan Söylediler
Gripin- Böyle Kahpedir Dünya
Ferhat Göçer- Yıllarım Gitti
Bölümü yazmak beni çok zorladı. Belki de ilk defa SK'yı yazarken bu kadar çok zorlanıp ağladım. 7 saatte bitirdim. Sizden ricam bol bol yorum yapmanız ve oy vermeniz. Şimdiden teşekkür ederim.
Peçetelerinizi hazırladıysanız iyi okumalar!
"Ölüm her şeyi yok eder derler ama hayır; yaşayan bir ölüyü hayata döndüren tek şey, adaletin ve hakikatin nefesidir."
-Sait Faik Abasıyanık-
DİDEM’den..
Canınızı yakan insanlar aslında en yakınınızdakilerdir.
Bir anne ve bir baba evladına kötülük yapabilir. Dünya böyledir. En güvendiğiniz kişilerden en ağır darbeleri alırsınız.
Anneniz size bir katil gözüyle bakar, babanız sizi kollar. Bilirsiniz karşınızda kim olduğunu. Anneniz sizin karşınızdadır. Babanız her anınızda yanınızdadır, annenizin yapmadığı şeyleri size büyük bir sevgi ve özenle yapar. Buldum dersiniz. Düşmanımı buldum. Biliyorum, tanıyorum, gard alıyorum.
Benim düşmanım annem. Babam benim yanımda. Arkamı yaslayabilirim. Ona güvenebilirim, ona sığınabilirim. Çünkü o benim yanımdadır, her ne yaparsam bilirim orada, arkamda olduğunu.
Yalan.
Düşmanınızı hiçbir zaman tam anlamıyla bilemezsiniz.Senin çok sevdiğin, güvendiğin, canını bile verebileceğin kişi en büyük düşmanın olabilir. Bir yalancı çıkabilir.
28 senenizi heba edecek, size katil dendiğinde kulaklarını tıkayan, susan insanlar da günü gelir en yakınınız çıkabilir.
Babanız çıkabilir mesela.
Babanız.
Babam.
Sarp’tan önce şu yaşıma kadar sığındığım, göğsünde uyuduğum, yaslandığım tek kişi.
Benim babam benim 28 senemi çalmış.
Benim babam benim çocukluğumu çalmış.
Benim babam benim gençliğimi çalmış.
Benim babam benden kardeşimi çalmış.
Benim babam bana katil dedirtmiş.
Benim babam benden neşemi çalmış.
Benim babam benden duygularımı çalmış.
Şuan, şu yaşımda kişiliğim sert ise bunun en büyük sebebi kardeşimi kaybetmemdi. Duygusuz biri olmuş çıkmıştım.
Sarp, bana duygularımı hatırlatmıştı.
Kızım bana duygularımı göstermeyi, nazlanmayı öğretmişti.
En önemlisi ben onlar sayesinde bir aile olmayı öğrenmiştim.
Gerçek bir aile olmayı.
Kasıklarıma vuran sızılar kısa sürede ayılmamı ve gerçek hayata dönmemi sağlamıştı. Zorda olsa göz kapaklarımı açmayı başarmıştım.
Gözlerimi açtığımda Sarp'ı gördüm. Elimi ellerinin arasına almış benim gözlerimi açmamı bekliyordu.
Zaten bir tek o vardı.
Bir de kızım.
Sahi kızım iyi miydi?
İyi ise bu ağrılar neyin nesiydi?
“Eflal,”dedi saçlarımı okşayıp.Önüme gelen tutamları özenle arkaya doğru taradı.“Buradayım, buradayım güzelim.”
Ona gitmek, ondan hesap sormak, bağırıp çağırmak, içimdekileri kusmak, sevgimi kusmak istiyordum.28 yılımı ve kardeşimi geri istiyordum.
Benim kardeşim ölmemişti.
“Ona götür,” dedim kısık sesle. “Beni ona götür!”
“Eflal,” dedi çaresizce. Ama dinlemedim. Belki de duymadım bilmiyorum. Kasıklarımdaki sızıya rağmen bir hışımla kalktım yatırıldığım yerden.
“Ona götür beni! Ona gideceğim! Götürmezsen ben giderim!” diye bağırdım.
“Güzelim, bir sakin ol. Şuan olmaz. Önce emin olmamız lazım.”
“Ne istiyorsun? Bir 28 senemi daha mı heba edeyim? Öleyim mi? Kendimi mi parçalayayım?” Ellerim dahil tüm bedenim zangır zangır titriyordu sanki. “Baba!” diye haykırdım olduğum yerde diz çöküp. Dizlerim tutmuyordu çünkü. “Baba! Allah belanı versin! Bunu yaşatacağına beni öldürseydin ya baba! Ölseydim ya ben! Ölüden ne farkım vardı? Nefes alıyor diye insan yaşıyor sayılır mıydı? Benim günahıma neden girdiniz? Ben ne yaptım size? Allah benim de belamı ver-” Sarp, arkamdan kollarını sarıp sırtımı göğsüne yasladı ve sımsıkı sarılarak cümlemi tamamlamama izin vermedi.
“Şşşşt, sakın! Hayır, hayır güzelim.”
“Bana neden böyle bir yükü reva gördünüz? 10 Yaşındaydım! 10! Benim günahım neydi?”Bir hıçkırık sesi duydum ama arkamı dönmeye mecalim kalmamıştı. Zil sesini duydum sonra.
Kapı çalıyordu.
Duyuyordum ama cevap veremiyordum.
“Yavrum,canım,” dedi Sarp kollarını gevşettiğinde. “Kapıyı açıp geliyorum tamam mı?” Yavaşça kollarından bedenimi ayırdı.
“Allah’ım,” dedim göğsümü yumruklarken. O halde bile dikkat ediyordum karnıma gelmesin diye.“Sen kuluna kaldıramayacağı yük vermezsin. Bilirim. Bana da kaldıramayacağım yük vermedin, eminim. Ama kaldıramıyorum Allah’ım. Dayanamıyorum artık. Kalbim parçalanıyor, göğsüm sıkışıyor, nefes alamıyorum sanki. Ne olur,” dedim yakarırcasına, yalvarırcasına. “Ne olur bana yardım et!”
Ne çocuk olmayı, ne genç olmayı bildin Didem.
Senin hiçbir şey olmana izin vermediler.
Yanı başımda adım seslerini duyunca yavaşça arkamı döndüm.Sarp ve Lale Hanım kapının önünde bekliyordu. Arkasında da Nazenin abla vardı.
Nazenin abla neden buradaydı?
“Didem,” dedi Lale Hanım. Sarp, durumu anlatmış olmalıydı. Yavaşça yanıma yaklaştı.
“Lale Hanım, kızım,” dedim kısık sesle. “Kızım içeride rahat değil.”
“Seni muayene etmeme izin verir misin?”
“Hadi yavrum, yavaşça kalkalım, dikkatlice.” Diyerek kucağına alıp tekrar koltuğa yatırdı beni Sarp.
“Nazenin abla,” dedim ona bakarak.“Neden gelmiş?”
“Barlaslara en sevdiği yemekleri yapıp getireyim demiştim. Sesini duyunca bir şey oldu zannettim indim aşağıya. Herkes kapıda kızım.” Dedi Nazenin abla bana bakıp.
“Ona gidelim, ne olur ona götürün beni. Ya da izin verin ben kendim gideyim.” Dedim Sarp ve Lale Hanım’a bakıp. Açıkçası ona neden baktığımı bilmiyordum.
“Konuşacağız. Kızımıza bakalım konuşacağız güzelim.”
“O da istememiştir. O da beni bırakıp gitmiştir. Anlamıştır benden anne olunmayacağını. Bakmayalım! Söylemeyin İstemiyorum!” Gözlerimdeki yaşlardan önümü göremeyecek duruma gelmiştim.“Lale abla,” dedim çaresizce. Nazenin ablaya da baktım.“Nazenin abla, siz bari götürün beni. Dayanamıyorum artık, kaldıramıyorum. Yapamıyorum, lütfen.”
“Lale abla, rahatlaması, sakinleşmesi için bir şeyler yapamaz mıyız?”
“Sedatif uygulayamam Sarp, riskli.” Bana döndü. “Didem, senin kendini sakinleştirmen gerekiyor şuan. Sen stres altında olduğun için kızında buna tepki olarak kasılıyor. Kendini rahat bırak. Bırak ki kontrol edebileyim.”
Derin bir nefes aldım. Zorlukla. Sakinleştirmeye çalıştım kendimi. En azından kızım için sakinleşmem gerekiyordu.
Lale Hanım, taşınabilir ultrason cihazını kutusundan çıkardı.Gereken ayarları yaptıktan sonra karnımın üzerinde gezdirmeye başladı.Ortamda kısa süreli bir sessizlik oluştu.
Bu sessizliği bozup ilk konuşan Lale Hanım oldu.“Gayet iyi. Sağlığı, gelişimi. Her şeyi gayet normal. Sadece stres yaptığından dolayı rahatsız ve panik olmuş, seni uyarmak istemiş. Yoksa gayet halinden memnun." Kaç dakikadır tuttuğumu bilmediğim nefesimi Sarp ile aynı anda verdik.
“Allah’ım sana şükürler olsun.” Dedik aynı anda.
Lale Hanım eşyalarını topladıktan sonra ayağa kalktı. “Buradaki en önemli görev sana düşüyor Didem. Ne olursa olsun kızın için sakin olman, stres yapmamaya çalışman lazım. Biliyorum yaşadıkların kolay değil. Bunu senden istemem çok saçma. Ama en azından azaltmaya çalış, gayret et. Kızın çok iyi. Şüphelendiğim bir şey olsaydı söylerdim zaten. Kendine dikkat et.” Odadan çıktığında Nazenin abla da onu uğurlamak için odadan çıkıp arkasından gitti.
“Eflal’im,” dedi Sarp. Alnıma dudaklarını bastırdı. Bir süre öyle kaldı. “Gitmek istemeni, hesap sormak istemeni, nefretini kusmak ve yüzleşmek istemeni anlıyorum, güzelim. Yap da yapma demiyorum, demem de. En büyük hakkın bu senin. Hatta en çok senin hakkın. Ama şuan değil yavrum. Umut’un Merthan olup olmadığına emin olmamız lazım. Sonra seni yüzleştireceğim.”
Haklıydı aslında. Umut’un Merthan olup olmadığına emin olmamız gerekiyordu ve bunun tek yolu da bayılmadan önce dediğim DNA testini yaptırmaktı.
“DNA testi yaptıracak mıyız?”
“Bir tanıdığım var o alanda çalışan. Konuşup rica edeceğim gizli tutması için. Gizlice yapacağız. Biliyorum biraz yasa dışına giriyor ama kimsenin bilmemesi lazım.”
Öğrenirlerse ne yapar eder engellerlerdi. Mecbur yapacaktık.Başımı salladım.
“Tim kapıda mı hala?” diye sordum.Eğer kapıdalarsa helak olmuşlardır beklemekten.
“Kapıdalar. Verda ve Yelda’da gelmiş. Nazenin abla aramış onları. Yaptığı yemeklerden getirtmiş. Dolaba koydu. Timi de kovdu.” Dediğinde ister istemez güldüm.
Hayat ne garipti. Her şey bitti diyordun, dünya başıma yıkıldı, enkazların altında kaldım, toparlanamayacağım diyordun ama gülebiliyordun.
“Ayıp oldu.” Diye mırıldandım.
“Saçmalama yavrum. Anladılar zaten. Kimse kendi dairesine gitmemiş. Herkes yukarıda Barlas’ın dairesinde.” Duraksadı.“Neyse sen boşver şimdi, biraz uyumak ister misin?”
“Uyuyabileceğimi zannetmiyorum ama denerim. Halim yok.”Krizden sonraki ruhsuzluk tüm bedenimi ve zihnimi ele geçirmişti.
Her kriz geçirdiğimde böyle olurdu.Tüm vücudum uyuşur, zihnim boşalır, sürekli dalardım. Uykum gelir, hafiflemiş hissederdim. Elim kolum tutmazdı.
Uyuyamayacağımı hatta gözlerimi bile kapatacağımı düşünmezdim bu halde ama oldu. Gözlerim kapandı ve uykuya daldım.
Zaten bu hayatta neyi düşünemediysem hepsi başıma gelmemiş miydi?
…
SARP’tan…
Yatağın üzerinde uyuyan kadına baktım. Aslında salondaki koltukta uyumuştu ama ben rahat edemez diye kucağıma almış, odamıza yatırmıştım.
Bedeni gevşemişti. Sanki hiçbir şey hissetmiyordu. Elleri, ayakları dahil tüm vücudu buz kesmişti. Yükü çok ağırdı ve benim elimden gelen hiçbir şey yoktu. Uğruna canımı şuracıkta verebilirdim ama bu bir çözüm değildi. Keşke çözüm olsaydı.
Rahat olduğuna emin olduktan sonra geceliğinin eteklerini hafif ve dikkatlice yukarıya doğru kaldırdım.Kasıklarının üzerine elimi koydum. Hafifçe oynattığımda ufacık bir kıpırtı hissettim.
Kızım, beni tanıyordu.
Elimi çekip az önce elimi koyduğum yere bir öpücük bıraktım. Geceliği düzeltip üzerini örttüm ve odadan çıktım.
Salona girer girmez masanın üzerindeki telefonumu alıp eski devremi aradım.
“Alo, devrem hayırdır?” Yavuz’un sesi kulaklarıma ulaştığında dudaklarım kıvrıldı. Birçok kez bize yardımcı olmuştu. Beraber görev yaptığımızda olmuştu. “Bir şey mi oldu Sarp? Konuşsana oğlum.”
“Hayır inşallah kardeşim, hayır olacak inşallah.”
“La oğlum, saçma sapan konuşmasana dolandırma lafı.”Ankaralı olduğu için arada böyle konuşabiliyordu.
“Çok kritik bir durum var, Yavuz. Kimsenin bilmemesi, hiçbir sisteme düşmemesi gereken yasa dışı bir DNA testi sürecine ihtiyacım var.”Sesimi olabildiğince kısık tuttum. Eflal, zaten zor uyumuştu. Uyanırsa bir daha hiç uyumazdı.
“Sarp,” dedi sıkıntıyla. “Bu aralar denetimler çok sıkı biliyorsun. Resmi bir talep, savcılık izni olmadan sisteme girdi yapamam, yakarlar bizi.”
“Sisteme girmeyeceksin zaten, ham verileri, kitleri dışarıda senin eski laboratuvarında incelemeni istiyorum. İki örnek getireceğim sana. Biri erkek diğeri kadın. Bu iki kişinin arasındaki kardeşlik bağını incelemeni istiyorum. Var mı yok mu ona bak. Kadın örnek eşimin.”Duraksayıp nefes alıp devam ettim.“Sonuç ikimizin arasında kalacak bir süreliğine. Eğer kardeşlik bağı varsa zaten adli bir vaka olacak ve her şeyi yasal zemine çekeceğim. Ama o güne kadar bu işin sızmaması lazım.Bana yardım et kardeşim.”
Derinden bir iç çekti. Sıkıntılı bir nefes verdi. “Tamam,” dedi ama en sonunda. “Örnekleri bekliyorum senden. Sonuçlar 2 güne elinde olur.”
“Eyvallah, kardeşim.”
“Ne demek oğlum, bu arada yeğenim olacakmış. Hayırlı olsun inşallah. Gelirim bir ara.”
“Her zaman gel oğlum, çağırıyoruz da geliyor musun sanki.” Dedim sitemle.
“İş güç oğlum nasıl geleyim? Neyse hadi tutma beni kapat. Ararım ben seni.” Vedalaşıp telefonu kapattığımda zil çaldı.
İçten bir küfür savurdum. Eflal uyanacaktı!Kapıyı açtığımda gelen Nazenin ablaydı. “Sarp, oğlum. Tim yukarıda seni bekliyor. Herkes toplandı. Kimse de evine gitmiyor. Bir git de açıklama yap oğlum. Merakta kaldı çocuklar. Mustafa nöbette diye bende geç gideyim eve dedim.”
Haklıydı. Timin hepsi yukarıdaydı. Bir açıklama beklemekte son derece haklılardı. Her şeyi yapmaya hazır olduklarına emindim. Ellerinden geleni hatta daha fazlasını yapmak isteyeceklerdi. Ama onları dahil edemezdim. Başım yanarsa sadece benim yanmalıydı, onların değil.
Yukarıya çıktığımda kapıyı Nehir açmıştı. Herkesin nevri dönüktü. Suratları beş karıştı. Beni görür görmez hepsi ayağa kalktı.Bengi’de ayağa kalkmaya çalıştı ama karnı büyüdüğü için zorlandı. Zaten bende izin vermedim. Başkan değildim ben ayağa kalkmalarına gerek yoktu.Askeriye de değildik.
“Oturun yerlerinize. Bir kere konuşacağım. Burada olan burada kalacak biliyorsunuzdur.”Dediğimde hepsi başlarını sallayarak onayladılar. “Aşağıda duyduğunuz hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayacaksınız. Merthan’dan şüphelenmemizin sebebi sandığınız gibi hain olayı değil. Dava ile alakalı da değil. Şuanlık bu kadarını bilin olur mu?” Yine onayladılar. “Barlas, Merthan nerede?”
“Ali Başkan’ın yanına gitti. Bu gece istihbarat binasındaymış.”
Güzel. Rahatça örnek alabilirdim. İlla ki odasında bir saç teli bulabilirdim.
“Şimdi herkes evlerine. Bengi, sende hamile halinle uyma bu süper zekalılara. Aydın, karını eve götür.”Onlar kalkarken diğerleri de vedalaşıp kalktılar.
Şimdi yalnızca Barlas ve ben kalmıştık. Aşağı katta da Nazenin abla vardı. Eflal’in yalnız kalmamasını istemiştim.
“Kardeşim, elimden ne gelirse yaparım biliyorsun değil mi?” diye sordu yanımdaki koltuğa oturduğunda.
“Biliyorum, sağol. Ama inan ki benim de elimden gelen bir şey yok doğru düzgün.” Eliyle omzumu sıktı güç vermek ister gibi. “Karım, gözümün önünde eriyip gidiyor sanki. Ulan, 39 sene lan neredeyse. 39 Sene çıkmadı karşıma da 39 sene sonra çıktı karşıma. Ömrümün yarısını adayabileceğim uğruna sadece. Eflal’e bir ömür adarım ben Barlas. Hiç gocunmam. Ağrıma gidiyor, oğlum. Geç yetiştim diye ağrıma gidiyor. Karıma geç kalmışım oğlum. Var mı dahası? Onca acıyı çektikten sonra çıkmışım karşısına. Oysa o zamanlar çıkacaktım ki engelleyecektim tüm acıları.” Dedim çaresizce.
“Olan ile ölene çare yok, derler. Sizinki de o hesap.”
Aynısıydı.
“Aynısı.” Diye mırıldandım. Ayağa kalktım. “Uyuyor şimdi. Anca uyudu zaten. Nazenin ablaya emanet edip geldim. Gideyim ben.” Dedim kapıya doğru giderken.
“İyi geceler diyeceğimde sabah oldu.” Dediğinde güldüm.
Aşağı indiğimde Nazenin Abla’yı da bizim çocukların eve bırakmasını istemiştim. Tekin değildi sabaha karşı buralar, düşman çoktu. Eflal’in durumu olmasa ben kendim de bırakırdım ama onu evde yalnız bırakamazdım.
Eve girdiğimde ilk iş odaya girip onu kontrol ettim. Ter içinde kalmıştı.Kabus görüyor olmalıydı.
Telefonumu komidinin üzerine koyup yatağa girdim ve kollarımı bedenine sarıp kızımızın olduğu noktada birleştirdim. Tüm kalbim kollarımdaydı şimdi. Nefesleri düzene girdi ve göğsüme sindi.Küçücük kaldı kollarımın arasında. Bende başımı boynuna gömüp karanlığa gömüldüm.
…
DİDEM’den…
2 gün. Dile kolay ama kalbe zor 2 gün.
O gün sabah uyandığımda Sarp’ın DNA testi için örnek almaya gittiğini ve arkadaşına teslim edip sonuçların 2 gün sonra çıkacağını öğrenmiştim.
Tarağımda kalan saç telimi buzdolabı poşetine koyup vermiştim ona. O da askerlerin sağlık kontrollerini 1 hafta öne çektirmeyi başarmıştı. Bu esnada Mustafa Albay ile de konuşmuştu.
Sağlık kontrollerinde örnek almayı başarmış ve arkadaşına bizzat kendi elleriyle götürmüştü.
Dün geceden beri heyecandan ve korkudan uyuyamıyordum. Diken üstünde oturuyordum sanki.
Gözlerim boşluğa dalıyor, ara sıra telefonumdaki ulaşabildiğim, bulabildiğim fotoğrafımıza bakıyor ve ağlıyordum.
Bu fotoğrafta Umut 2 yaşında ben ise 8 yaşındaydım. Umut’un doğum gününde çekmişlerdi bizi.Birbirimize sarılmıştık ama o benim kucağımdaydı.
En çok benim kucağımı severdi. Ne zaman ağlasa benim kucağıma verirlerdi. Sadece benim kucağımda ağlaması diner, nemlenmiş saçlarıyla birlikte başını göğsüme gömerdi.
Bizim hayatımızı mahvetmişlerdi.
Bu süreçte babam dün 2 kere aramıştı ama açmamıştım. Muhtemelen bir şey bilmiyordu ve öylesine aramıştı. Çünkü Sarp, arkadaşı Yavuz’a güvenebileceğimi söylemişti.Açacak onunla konuşacak gücü bulamamıştım. Ama yüzleşecektim bugün.
Bugün her şey bitecekti.
Kahvaltıyı bir hışımla yaptım.Sarp’ta önüme yığıyordu her şeyden. Elbette tabağımı bitirememiştim. Sarp’ın telefonuna mesaj gelince başımı yattığım göğsünden bir hışımla kaldırdım.
“Yavuz, dosyayı şifreli olarak göndermiş. Bilgisayardan bakacağız.” Benim eski odama gittik ve çalışma masasının üzerindeki bilgisayarı açtık. Sarp, Yavuz’un talimatlarıyla belgeyi açtığında ben gözlerimi kapattım.Tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim. Büzüştüm olduğum yerde.
“Eflal,” dedi sonra. Gözlerimi o kadar korkarak o kadar titreyerek açtım ki kıyamadı bana. Başını çevirdi. Olduğu yerden kalkıp bana yer verdi ve oturmamı sağladı.Önümdeki belgeye baktım ve okumaya başladım.
“Yapılan karşılaştırılmalı DNA analizi sonucunda; Örnek A ve Örnek B arasında %99.8 oranında birinci dereceden akrabalık (Kardeşlik) bağı tespit edilmiştir.”
İnanamadığım için Sarp’a döndüm ve gözlerine baktım. O ne derse inanırdım çünkü. Başını salladı.Tekrar ekrana döndüm ve bu sefer bu gerçeği sesli okudum.“Yapılan karşılaştırılmalı DNA analizi sonucunda; Örnek A ve Örnek B arasında %99.8 oranında birinci dereceden akrabalık (Kardeşlik) bağı tespit edilmiştir.”
Yaşıyordu. Benim kardeşim yaşıyordu ve yanı başımdaydı. Ben katil değildim. Ben kimseyi öldürmemiştim. Yaşıyordu benim kardeşim. Okumuştu hem de. Asker olmuştu.
BENİM KARDEŞİM YAŞIYORDU.
BEN KATİL DEĞİLDİM.
Merthan Kara.
Çiz üstünü.
Umut Karaçay.
“Yaşıyor!” diye bağırdım. “Sarp, benim kardeşim yaşıyor!” Kendimi nasıl onun kollarına attığımı hatırlamıyorum desem abartılı olmazdı.
“Yaşıyor güzelim, yaşıyor yavrum. Dedim sana benim karım katil değil. Benim karım kimseyi öldürmez. Diliyle herkesi alt eder ama kimsenin canına kast etmez.”Hatırlıyordum o geceyi. Yangından bahsettiğim geceydi.
“Gidelim, gidelim!” diye bağırdım. Hızlıca ama dikkatlice odaya girip hazırlandım.
Siyah kalem eteğimi ve lacivert saten gömleğim elime gelince sorgulamadan hemen giydim. Allah’tan 1 beden büyük almıştım da şimdi zorlanmıyordum.Karnımdan dolayı tam oluyordu.Saçlarımı taradım. Elimden geldiğince hızlı ama iyi hazırlanmaya çalıştım.Açıkçası bende ne yaptığımı hatırlamıyordum.
Apartmandan çıktığımızda gördüğüm kişiyle kalbimin atışları hızlandı. Merthan buradaydı. Umut buradaydı.
“M-Merthan,” dedim gülümsemeye çalışarak. “Ne işin var senin burada?”
“Sarp komutan ile bir dosya hakkında konuşacaktım.” Dedi düz bir sesle.
Tam o sırada başka bir ses duyuldu ve ben olduğum yerde kaskatı kesildim.
Gelen Kutay Karaçay’dı. Yanındaki de Nalan Karaçay. Annem. Acaba annem biliyor muydu?
“Didem, kızım o telefonun neden aç-” diyecekti ki Merthan’ı fark etti.Herkes bakışlarını Merthan’ın üzerine kenetledi ve Kutay Karaçay’ın sesli bir şekilde yutkunduğunu fark ettim. Adımları durdu. O durunca annemin adımları da durdu.
“Baba? Anne? Sizin ne iş-” Bu cümleler benim cümlelerim değildi. Bu cümleler kimin cümleleriydi biliyor musunuz?
Merthan’ın.
Umut’un.
Herkes biliyordu.
Herkes biliyordu ve bir tek ben bilmiyordum. Tamam bu ailede kabul görmediğimi biliyordum ama bu kadarı çok fazlaydı. Diyecek bir şey bulamıyordum.
Merthan, yaptığının farkına varmış olacak ki, “Siktir,” diye mırıldandı. Ama her şey için çok geçti çünkü Sarp’ta bende duymuştuk.
“Bana ne zaman söyleyecektin Kutay Karaçay?” diye bağırdım. “Yine 28 sene sonra mı? 62 yaşına gelince mi? Yine bir 28 sene ölsün ölsün dirilsin. Kalbindeki ateşte kavrulsun mu dedin? Çok dalga geçtin mi?”
“Didem, kızım.” Dedi ama onu susturdum bir kez daha yalanlarını dinlemek istemiyordum. İğreniyordum artık.
“Allah belan versin! Canımı alsaydın ya baba! Gömseydin ya beniÖLÜDEN NE FARKIM VARDI BENİM SENELERCE?” Diye haykırdım dayanamayıp. “Hiç mi sızlamadı o kör vicdanın? Hiç mi? Ben odamda ağlarken, evden çıkmazken, neşemi kaybetmişken, herkesten soyutlanmışken, sevgiye açken, muhtaçken hiç mi canın yanmadı? BİR GENÇLİK, ÇOCUKLUK FEDA ETTİM UĞRUNUZA YETMEDİ Mİ? DOYURMADI MI SİZİ?” Kızımı sanki onlardan korumak ister gibi bir kolumu karnımın üzerine sardım.
Sarp’ın nefesini ensemde hissedebiliyordum. Bilerek bana dokunmadığını içimdekileri akıtmam gerektiği için izin verdiğini de fark etmiştim.
“Kızım, bir açıklasam?” dedi ama onu durdurdum.
“BEN SIRF SEN BENİMLE GURUR DUY DİYE HAKİMLİK- SAVCILIK SINAVINA GİRMEDİM! SENİN GİBİ AVUKAT OLAYIM BELKİ SEVERSİNİZ BENİ DEDİM!BİR KERE DAHİ OLSA SİZİN BENİMLE GURUR DUYMANIZI İSTEDİĞİM İÇİN HAYALLERİMDEN VAZGEÇTİM BEN SİZİN UĞRUNUZDA!”
Bunu Sarp’ta bilmiyordu. Ya hakim ya savcı olmayı çok istemiştim. Sırf babamı gururlandırmak için girmemiştim sınava. Hazırdım oysa. Çok çalışmıştım. Gizli gizli çalışırdım boş vakitlerimde.
“Her şeyi sizin iyiliğiniz için yaptık.”Bir darbe daha yedim. Annemdendi. Oysa ben annemin darbelerine alıştığımı zannederdim. Alışmamışım. Anladım ki anneden gelen darbelere alışılmazmış.
“Sen de mi… sende mi biliyordun?” Dedim zorlukla yutkunmaya çalışarak.
“İkinizi de korumamız gerekiyordu. Erkek olduğu için Umut’un peşindelerdi.” Diye mırıldandı annem.
“Bana neden senelerce katil dedin? Katil olmadığımı biliyormuşsun.”
“Kimsenin bilmemesi, herkesin inanması gerekiyordu.”
“VERDİĞİN CEVABI SİKEYİM SENİN!” Diye bağırdım dayanamayıp. Oysa çok küfür etmezdim. Ama artık ağzımdan ne çıktığını ben bile kontrol edemiyordum. “HAYATIMI SİKTİNİZ! BİR ÇOCUĞUNU KORUMA ALTINA ALIP DİĞER ÇOCUĞUNUN HAYATINI KARARTMAK HANGİ KANUNDA YAZIYOR KUTAY KARAÇAY? CEVAP VER NALAN KARAÇAY? RAHAT UYUDUNUZ MU? BEN ODAMDA HER GECE AĞLAMAKTAN, KABUSLARDAN UYUYAMAZKEN, UYKU İLAÇLARIYLA UYUYABİLİYORKEN SİZ RAHAT UYUYABİLDİNİZ Mİ BARİ?”
Tansiyonum düşmüştü sanırım çünkü halsizleşmeye başlamıştım.
“Sen?” dedim Merthan’a dönüp.“Sen de mi biliyordun?”
Hayır de. Hayır, bilmiyordum de. Lütfen hayır de. Kaldıramam hayır de. Hayır de!
“Babamı biliyordum. Her hafta sonu gelirdi. Sonra annemi öğrendim birkaç sene sonra. Seni sormuştum ona ilk. Diyem nerede? diye sormuştum. Bana da öldüğünü söylemişlerdi abla! Sonradan öğrendim. Öğrenir öğrenmez de beni görevlendirmelerini istedim. Şansıma istihbarattan yardım istenmişti.”
“Siz iki kardeşi birbirinden ayırdınız. Kimim vardı benim? Onca kalabalığın içinde başka odada oturur, ağlardım. Kimim vardı benim? Sizin yüzünüzden ne çocuk olabildim ne gençliğimi yaşayabildim. Allah belanızı versin.”Bakışlarımı sadece Nalan’a kenetledim. “O görsen alayla alt tarafı Albay karısı diyeceğin Nazenin abla var ya. İşte o bile bana senden daha çok annelik yaptı. Madem sevmiyordun, niye aldırmadın beni? Düşürseydin de ben yaşamasaydım bunca acıyı. Ya ben çektim onca acıyı da bir hiç uğruna mıydı? Kanamam fazlaydı demiştin ya. Düşük yapmanı sağlasaydın o zaman. Sen yapardın zaten istesen.”
Nefes borumun tıkandığını hissettim. Boğazım düğüm düğümdü. Sarp’ın elini sırtımda hissettim. Sırtımı sıvazladı sakinleştirmeye çalışır gibi.
“Allah hepinizin belasını versin! Tek dileğim var Allah’tan. Yaşattığınızın en ağırını yaşamadan gebermeyin. Sizin gibi anne, baba olmaz olsun.Kalan ömrünüzde boynunuzda benim vebalimle yaşayın. Her mutlu anınızda ben aklınıza geleyim. Ölürken ki o son 7 dakikanızda benim acıdan ağladığım,yalvardığım geceler gelsin gözünüzün önüne. Bana bu acıyı şu halimle tekrar yaşattığınız için kızımın vebali de dolansın boynunuza.”
Sarp’ın koluna tutunarak zorlukla apartmanın kapısına doğru yürüdüm. Herkes balkonda ya da camdaydı ama umurumda bile değildi.
Merthan’da peşimden gelmek istemişti ki Sarp’ın adımları durdu ve sesini duydum. “Şuan değil, biraz sakinleşip kendine gelsin. Öyle konuşun.”
Apartmanın içine tam girerken Merthan’ın sesini duydum. “Abla, ben seni görmeden 28 sene dayandım şimdi yeniden beklememi mi istiyorsun benden?” Demir kapıdan çıktım ve ona doğru koştum.
Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı ama o adımlar bize biraz daha zaman kaybettirmesin diye koştum.28 sene kaybetmiştim zaten 1 dakika daha kaybedemezdim. Elim karnımda koşmaya çalıştığım için kızımın belki de bu zamana kadar ki en net hareketini hissettim. Tekme olmadığını biliyordum çünkü daha erkendi.
Ben 28 sene sonra kardeşimin mezar taşına değil de kardeşimin kendisine sarıldım.
Boyu çok uzundu. Saçlarından öptüm, kokusunu içime çektim.“Abla.” Dedi boğuk sesiyle ve dünyalar benim oldu. “Ablam.” Dedim sımsıkı sararken.İkimizde ağlıyorduk.
“Biraz daha karım içeriye girmezse bayılacak.” Dedi Sarp.Tansiyonumun düştüğünü o da fark etmiş olmalıydı. Dizlerim titriyordu. Merthan’da fark etmiş olacak ki Sarp’ın gelmesine müsaade etmeden kucağına aldı beni. “Dayısını görünce heyecanlandı ya ondan oldu.” Diye mırıldandım gülümseyerek.
Eve girdik.
Elbette her şey el bebek gül bebek olmayacaktı. Gerçekleri konuşacaktık. Ama benim için her zaman kalıcı olan gerçek benim ailemin aslında geride bıraktığım sahte ailemden ne kadar geniş ve çok olduğuydu.
Çok ağladınız mıı?
Nasıldı bölüm?
Siz bu kadarını bekliyor muydunuz?
Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!
Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!
Bölüm etkileşimi
