3. bölüm / 38
SINIRIN KANUNUBÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"
- 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
- 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
- 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
- 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
- 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
- 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
- 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
- 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
- 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
- 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
- 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
- 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
- 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
- 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
- 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
- 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
- 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
- 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
- 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
- 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
- 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
- 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
- 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
- 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
- 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
- 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
- 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
- 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
- 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
- 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
- 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
- 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
- 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
- 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
- 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
- 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalaaaaaaar, Çok güzel bir bölümle geldimmmm!
Yorum ve oylarınızı merakla bekliyor olacağımmm!
Umarım beğenirsinizz, iyi okumalarrr!
"Dışarıya kapanmak, aslında içeriye açılmaktır. Zırhınız ne kadar kalınsa, kalbiniz o kadar korunmaya muhtaçtır."
-Franz Kafka-
Mehmet Abi, Sarp'ın sorusunu yanıtladı.
"İyi, komutanım. Miniğe gözümüz gibi bakıyoruz."
"İyi iyi, benim asil kızım nasıl?"
Sarp'ın da mı atı vardı?
"O iyi, komutanım ama bu aralar pek huysuzlaştı."
"Bakayım mı bir?"
"Tabi, buyurun."
Mehmet abi, hem güvenlikçi hem de seyisti. Buradaki atları kendi evlatları gibi seviyordu. Bu yüzden de gözümüz arkada kalmıyordu.
Adım sesleri benim olduğum yere kadar yaklaştı. Ayağa kalktım ve gözümdeki yaşları hızlıca parmak uçlarımla sildim. Mira'nın gece karası yelelerini okşadım.
"Mira'm, kızım," diye mırıldandım.
"Eflal?" Sesi gelince arkamı döndüm. Sarp, kapının önündeydi.
"Didem, yüzbaşı adım Didem!" Dedim sinirle.
"Tamam, Didem. Senin ne işin var burada?" Diye sordu şaşkınlıkla.
"Asıl sizin ne işiniz var burada yüzbaşı?"
"Yeğenimin midillisi var burada. Doğum hediyesiydi. Birde kendi atım var ona bakmaya gelmiştim." Diye cevap verdi duyduklarım doğruydu.
"Benim de atım var, bende ona bakmaya gelmiştim. Tanıştırayım Mira." Dedim elimle Mira'yı göstererek.
"Memnun oldum, çok güzelmiş atın."
"Teşekkür ederim, sizin atınız hangisi?"
"Mira'nın yanında ki beyaz at benim. Asil, kızım." Dedi şefkatle.
"Bende tanışmak isterim Asil ile." Dedim hafif tebessüm ederek.
"Tabi, bekliyorum."
Mira'ya döndüm. Alınlarımızı birbirine yaslayarak konuştum.
"Yine geleceğim kızım, en kısa sürede. Söz!" Dedim. Alnını öperek. Çıkmadan yelelerini de okşadım ve çıktım. Sarp solumda bekliyordu. Gerçekten de Asil ve Mira yanyanalardı.
Siyah ve Beyaz.
Yanlış ve Doğru.
Karanlık ve Aydınlık.
Ölüm ve Yaşam.
O ne kadar beyazsa, safsa, temizse, ben o kadar zıttıydım. O yaşamak isterdi, ben ise günden güne ölmek.
Atlarımız da bizim gibi zıttı. Asil bembeyazken Mira simsiyahtı.
Sarp kapıyı açtı, "Bu da benim kızım Asil," Dedi gülerek. Asil kişneyince gülümsedim.
"Memnun oldum Asil, merhaba." Dedim yanına giderek.
"Sevdi seni," Dedi Sarp.
"Bende onu galiba." Dedim sessizce.
Gerçekten de güzel ve adı gibi asil bir attı. Yelesini okşadım.Özel olacaktı ama merak etmiştim.
"Yeğeniniz mi var?" Diye sordum tereddütle.
"Evet, kız kardeşimin kızı. Alin Erna,henüz 2 buçuk yaşında. Kardeşleri olacak, kız kardeşim hamile. Doğacak yeğenlerim için de midilli bakmaya gelmiştim."
Ailesine düşkün biriydi anlaşılan. Kız kardeşinden söz ederken gözleri parlıyordu.
Benim söz edecek kimsem yoktu. Babamdan başka.
"Tebrik ederim, sağlıkla doğsun." Dedim gülümseyerek.
"Teşekkür ederiz." Dedi o da samimi bir tebessümle.
Asil'in bembeyaz yelelerini okşarken bir anda o sessizliği yırtan silah sesi yankılandı. Ardından bir tane daha ve yine bir tane daha..
Mira'nın hemen yanımızdan gelen korku dolu kişnemesini duydum.
Sarp, saniyeler içinde belindeki silahını çıkardı. "Eflal yere yat!" Diye kükredi adeta.Beni Asil'in kaldığı boksun köşesine, samanların üzerine doğru ittirdi.Kendini de önüme siper etti.
"Yüzbaşı, neler oluyor?" Sesimi titretmemeye özen göstererek sormuştum.
"Saldırı altındayız. Sakın buradan çıkma Didem!" Dedi. Gözleri kapıdaydı. Adeta bir aslan gibi avını bekliyordu. Dışarıdan bağırma sesleri geliyordu. Mehmet Abinin "Kimsiniz lan siz!" Diyen bağırışını duydum.
Dışarıdan bir el bombası patlama sesi geldi, yer sarsılınca çığlık attım can havliyle. Mira ve Asil korkudan kapılarını tekmeliyorlar, kişniyorlardı.
"Vedat Gökbey.." Diye mırıldandı Sarp sıktığı dişlerinin arasından. "Mesajını aldım yavşak herif."
Aniden ahırın büyük kapısı tekmeyle açıldı. Üç maskeli adam içeri daldı. Sarp nefes bile almadan tetiğe bastı. İlki anında yere yığılırken diğerleri bir boksun arkasına gizlendi. Mermiler başının üzerinden uçuşuyordu. Ahşap parçaları, samanlar her yere saçılmıştı.
"Didem, arkaya doğru geç! Mira'nın yanına doğru, çabuk!" Diye bağırdı.
Emekleyerek Mira'nın kaldığı bölmeye geçmeye çalıştım. Mira'nın yanına ulaştığımda o devasa siyah gövdesinin korkuyla titrediğini gördüm.
"Şşşt, sakin ol kızım, buradayım," diye fısıldadım ama aslında kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.
Ahşap sütunlara çarpan mermiler havada kıvılcımlar uçuştururken, bir saldırganın elindeki meşaleyle samanlara yaklaştığını gördüm. "Hayır!" diye çığlık attım ama sesim çatışma gürültüsünde kayboldu.
Sarp, silahını adamın meşaleyi tutan elinin bileğine doğrulttu ve hiç tereddüt etmeden ateş etti. Adam acıyla inlerken meşale yere düştü ama Sarp daha yere düşmesine izin vermeden adamın üzerine çullandı ve ateş etti.
Paniklemek yerine kapının arkasındaki gölgeye sindi. Adamlardan biri elindeki benzin bidonuyla samanlara doğru ilerlediği an, Sarp sessiz bir gölge gibi arkasından belirdi. Adamın ensesine vurduğu tek bir darbeyle onu yere yığdı. Diğeri ateş etmeye fırsat bulamadan, Sarp silahını ateşledi. İki net atış. Olay sadece saniyeler sürmüştü.
Dışarıdan gelen diğer adamlar, içerideki sessizliği fark edince geri çekildiler. O sırada siren sesleri çiftlik yolunda yankılanmaya başladı. Barlas ve Aydın'ın sesini duydum dışarıda: "Komutanım! İçeride misiniz?"
Sarp silahını indirdi ama tetikte kalmaya devam etti. "Temiz!" diye bağırdı dışarıya doğru. Dizlerimin üzerine çökmüş, Mira'nın yelelerine tutunuyordum. Ama bir sorun vardı. Heyecanın ve korkunun etkisiyle tansiyonum altüst olmuştu. Gözlerimin önünde siyah noktalar uçuşuyordu. Midem bulanıyordu ve titriyordum.
Sarp yanıma çömeldi ve omuzlarımdan tuttu. "Didem? Bak bana," dedi endişeyle.
"Başım dönüyor biraz." Dedim titrek bir sesle.
"Tamam, sakin ol. Korkudan tansiyonun oynadı. Gel yat şöyle. Ayaklarını kaldıralım." Dedikten sonra beni samanların üzerine yatırdı. "İyisin, geçti bitti. Mira'da güvende." Dışarıda timin ve jandarma ekiplerinin sesleri yükselirken Sarp beni kaldırmak için hamle yaptı. Ama elini tutmadım. Kendim samanlardan destek alarak zorlukla doğruldum.
"Avukat, dur. Tansiyonun yerlerde, rengin kireç gibi," Diyerek beni durdurmaya çalıştı ama aldırmadım.
"İyiyim yüzbaşı," Dedim buz gibi bir sesle."Kimsenin beni bu halde görmesini istemiyorum."Zırhımı kuşandım. Üzerimdeki tozları silkeledim, dağılan saçlarımı, kırışmış kıyafetlerimi düzelttim. Dimdik durdum ve çıkışa doğru yürümek için hamle yaptım.
Sarp, hayret ve saygı karışımı bir ifadeyle beni izliyordu. "İnanılmaz bir kadınsın," diye mırıldandı.
Ahırın kapısından çıktığımızda Mehmet Abiyi göremedim. Can havliyle kendini dışarı attığını söylediler. Barlas ve Ilgın bize doğru koştu. Hepsi tetikteydi, ama beni karşılarında dimdik, yüzümde en ufak bir duygu kırıntısı olmadan görünce Duraksadılar. Sarp, yanımda adeta bir gölge gibi yürüyor, her an düşecekmişim gibi elini belimin arkasında hazır olda bekletiyordu.
"Komutanım! İyi misiniz? Avukat Hanım?" diye sordu İlhan.
Barlas gülerek araya girdi. "İyiler tabi oğlum. Koskoca Kaya'yı kim alt edebilmiş bugüne kadar." Dediğinde Sarp ta hafif kısık sesle güldü. "İyiyiz oğlum, iyiyiz. Etrafı kontrol altına alın." Dedi kısa ve net bir komutla.
Ben ise sadece başımı sallayarak kendi arabama doğru yürümeye başladım.
Arabamın kapısını açtığımda Sarp yanıma gelerek konuştu. "Bu halde direksiyon sallayamazsın Didem,"
"Ben iyiyim yüzbaşı, endişelenecek bir şey yok. Evime gidebilirim."
"Didem, yapma," Dedi başını hafif sağa eğerek.
"Ben senelerdir kendi başımın çaresine bakabiliyorum yüzbaşı, beni düşündüğünüz için teşekkür ederim ama halledebilirim." Dedim ve arabama bindim. Elimi kaldırdım.
O da kaldırdı.
Arabayı çalıştırıp çiftlikten ana yola çıktım. Ancak kalbim hala daha kalbim küt küt atıyordu. Başım dönüyordu ama gözlerimi sıktım. Yol asfaltının siyahlığı gözlerimin önünde birbirine girmeye başladığında gücüm tükenmişti.
Yolun kenarına nasıl aldığımı, direksiyonu nasıl kırdığımı hatırlamıyorum bile. Arabayı durdurur durdurmaz o zamana kadar tuttuğum tüm nefesim boşaldı. Ellerim direksiyondan kaydı, başım direksiyonun üzerine düştü. Göz kapaklarım ağırlaşırken son duyduğum şey, hemen arkamda duran bir arabanın sert fren sesiydi.
Sarp beni takip etmişti.
...
Gözlerimi açtığımda burnuma dolan o keskin dezenfektan kokusu, nerede olduğumu daha ben bilincimi tam kazanmadan fısıldadı: Kışla reviri.
Kolumda bir soğukluk hissedinci bakışlarımı sağ koluma çevirdim. Serum takılmıştı. Doğrulmaya çalıştım ama başımın ağrısı izin vermedi.
"Kımıldama," dedi bir ses.Başımı çevirince onun Sarp olduğunu fark ettim. Hemen yanımdaki sandalyede oturuyordu. Üstündeki kamuflajın kollarını sıvamış, dirseklerini dizlerine dayamış beni izliyordu.
"Bana ne oldu, neden buradayım?" dedim, sesim çatallı çıkıyordu. "Ben eve gidecektim."
"Arabayı yolun kenarına kırıp, direksiyonun üzerine yığıldığında pek de eve gidecek gibi durmuyordun. Eflal," yine Eflal demişti. Delirecektim! "tansiyonun 7'ye kadar düşmüştü, mecbur kaldım."
"Yüzbaşı, adımı daha kaç kere söyleyeceğim adım Didem!" Dedim tarazlı çıkan sesimle. "Ayrıca ben kimseyi mecbur bırakmadım. Teşekkür ederim getirdiğiniz için." Dedikten sonra serum iğnesine uzandım. Onu oradan öküp bir an önce evime gitmek istiyordum.Herkesin beni böyle, yatakta savunmasız görme ihtimali içimi kemiriyordu.
Sarp, aniden elimi havada yakaladı. Parmakları bileğimi sıkıca kavradı. Canımı yakmıyordu, ama bileğimi kullanmama da izin vermiyordu. "Kimse görmedi seni, korkma. Sadece ben gördüm. Tim dışarıda nöbet tutuyor. Gardını indir biraz artık." Dedi fısıltıyla.
"Annem haklı mı?" diye sordum bir anda, kendime bile itiraf edemediğim o korku dudaklarımdan fısıltıyla dökülürken. "Ben gerçekten bu kadar aciz miyim? Bir saldırıda bayılacak kadar zayıf mıyım?"
Sarp'ın bakışları koyulaştı. Bileğimi bıraktı ve elini yavaşça serum takılı olan elimin üzerine koydu. "Anneler her zaman doğruyu söylemez Didem. O saldırıda dimdik durdun, atını korudun ve kimseye eyvallahın olmadan o ahırdan çıktın. Senin bedenin yorgun düşmüş olabilir ama ruhun gördüğüm en savaşçı ruhlardan biri."Gözlerim dolacak gibi oldu ama hızla kırpıştırarak engelledim.
Biri hayatında ilk defa seni anladı Didem.
Zayıflığa yer yoktu. "Serum bitince gideceğim," dedim kararlılıkla.
"Bitene kadar buradayım," dedi Sarp, yerinden santim kımıldamayacağını belli ederek.
Konuşmamız bittiğinde kapının çalmasıyla yerimde daha dik bir konuma geldim. Barlas içeri girdi. Elinde birkaç dosya vardı.
"Komutanım, kusura bakmayın ben yanlış bir zamanda geldim galiba." Dedi tam odadan çıkarken Sarp eliyle durdurdu.
"Gel, gel Barlas anlat bakalım."
"Komutanım, Gökbey Nakliyat ve Nesrin hakkında yeni bilgiler var. Avukat hanım uyandıysa.." Dedi ki lafını kestim. "Dinliyorum," Dedim sesimi toparlayarak. "O dosyadakiler benim davamın bir parçası."
Barlas dosyayı masaya bıraktı. "Olay sadece mühimmat hırsızlığı değil. Vedat Gökbey, Nesrin üzerinden senin büronu ve bağlantılarını kullanarak sahte sevkiyat belgeleri düzenlemişAsıl bomba şu: Bugün çiftliğe yapılan saldırı sadece bir gözdağı değildi. Sizin o dosyada bulduğunuz detay, onların tüm operasyonunu çökertecek cinstenmiş."
"Hangi detay?" Diye sordum.
"Gökbey Nakliyat'ın gizli bir deposu," dedi Sarp söze girerek. "Sınır hattına çok yakın bir koordinat. Nesrin, senin imzanı ve yetkini kullanarak o depoya giriş çıkış izni almış. Yani Didem, eğer bu ortaya çıksaydı, o depodaki her türlü yasadışı maldan doğrudan sen sorumlu tutulacaktın. Seni sadece bitirmek değil, hapse attırmak istemişler."
Duyduklarım mideme bir yumruk gibi oturdu. Nesrin beni sadece satmamış, hayatımı karartmak için her şeyi planlamıştı.
"Serum bitti," dedim Sarp'ın gözlerine bakarak. Sesim bu sefer titremiyordu. "Çıkarın şunu. O depoya gideceğiz."
"O haldeyken hiçbir yere gidemezsin," dedi Sarp otoriter bir sesle.
"Yüzbaşı, o depoda benim hayatımı karartacak belgeler var. Ya benimle gelirsin ya da ben tek başıma giderim. Seçim senin."
Sarp bir süre sessizce yüzüme baktı. İnatçılığımın, halsizliğimin önüne geçtiğini anlamıştı. Derin bir nefes alıp Barlas'a döndü. "Hazırlanın. Kurt Timi tam teçhizat yola çıkıyor. Ama önce..." Bana döndü, sesi fısıltıya dönüştü. "Önce o mide bulantın geçecek ve bir şeyler yiyeceksin. Yoksa kışla nizamiyesinden dışarı adımını atamazsın."
Sarp'ın şartı ağırdı ama mantıklıydı. Bu haldeyken o deponun kapısına dayanmak intihar olurdu. "Tamam," dedim, sesimdeki inadı biraz olsun kırarak. "Ama vakit kaybetmeyeceğiz."
Sarp, revirin mutfağından kendi elleriyle getirdiği hafif bir çorbayı önüme koydu. "İç şunu. Mide bulantını bastırır, tansiyonunu toplar," dedi. Gardımı indirmemek için çorbayı kendim içmeye başladım ama ellerimin hala hafifçe titrediğini görünce bakışlarını kaçırdı. Benim zayıflığımı yüzüme vurmayacak kadar asildi.
Yarım saat sonra, kışlanın garajında motorlar çalışırken ben çoktan Kurt Timi'nin ortasındaki o zırhlı jeep'in arka koltuğuna yerleşmiştim.
"Kurt Timi! Vaziyet alın!" dedi Sarp telsizden. "Hedef Gökbey'in sınır deposu. Avukat Didem Hanım da bizimle. Onu koruma çemberine alıyoruz. En ufak bir hatanızda ilk avukatı koruyacaksınız anlaşıldı mı?"
Kurt Timi hep bir ağızdan bağırdı. "Anlaşıldı komutanım!"
Araçlar kışladan hızla çıkarken, karanlık yolda ilerlemeye başladık. Aydın ve Uraz bizim için öndeki araçta yolu açıyor, biz ise merkezde ilerliyorduk. O depoda sadece kendimi aklayacak kanıtları değil, Nesrin'in benden çaldığı her şeyi geri alacaktım.
"Az kaldı," dedi Sarp, yan gözle bana bakarak. "Korkuyor musun avukat?"
"Korkma lüksümü seneler öncesinde bıraktım ben yüzbaşı," Dedim dikiz aynasındaki yorgun ama inatçı gözlerime bakarak."Sadece gerçek adaleti istiyorum, kendi adaletimi."
Deponun olduğu koordinatlara yaklaştığımızda Sarp araçları durdurdu. "Buradan sonrası sessiz," dedi. Gece görüş gözlüklerini indirdiler. Sarp bana döndü, belindeki yedek silahı çıkarıp elime tutuşturdu.
"Kullanmayı biliyor musun?"
"Babam öğretmişti," dedim silahın soğuk metalini kavrayarak.
Küçükken, babam poligona götürürdü. Orada silah tutmayı, atış yapmayı öğrenmiştim. Birincilik sertifikam da vardı.
"Güzel. Yanımdan ayrılma. Eğer işler karışırsa, sadece tetiği çek ve eğil."
Araçtan indik. Ormanlık alanın içinden sessizce depoya doğru süzülürken, deponun önündeki tırları ve nöbet tutan silahlı adamları gördük. Ama asıl şok edici olan, deponun kapısında duran o tanıdık lüks arabaydı.
Nesrin buradaydı.
Nasıl buldunuz bölümüüü?
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorummm.
Yeni bölümde görüşmek üzereee!
Bölüm etkileşimi
