7. bölüm · SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"

Serra Nur Ü.

Merhabalaaaar! Nasılsınız?

Bayramınız mübarek olsun!
Erkenden diyeyim dedim.

Şu 2-3 hafta biraz meşgul olacağım ondan dolayı bölümler aksayabilir,geç gelebilir.

Çok güzel bir bölüm oldu, umarım sizde seversiniz.

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

İyi okumalarrr!

"Seni olduğun gibi kabul eden değil, olduğun halinle seni seven birine ihtiyaç duyarsın."
— Turgut Uyar -

SARP’tan..

Bir insan ne kadar dayanabilirdi acıya?

Acı eşiği yüksek bir insanın bile belirli sınırı yok muydu?

Yanlış mı biliyorduk biz bunca yıl?

Yanlış biliyorduk..

Ben bu bilginin yanlışlığını birkaç saat önce kucağımda kendini sıkarak baygın yatan kadından öğrendim.

Didem Eflal..

Acı çekmek yerine acının ta kendisine dönüşen kadın..

Sanki damarlarında kan değil de acı vardı.

Öyle sıkıyordu ki kendini korkuyordum. Ben ki ne ölümler, kurşunlar, ağlayanlar, acı çekenler görmüştüm. Onun gibisine neredeyse ilk defa denk geliyordum.

Yaklaşık 2 saate yakın bir süredir baygın yatıyordu. Ne yapacağımı bilememiş annesine haber gitmesini istemez diye askeriyenin revirine getirmiştim. Öyle sıkıyordu ki kendini sanki kemikleri kırılacaktı.

Hangi anne evladına bunu yapardı? Neydi bunları yapmasını sağlayan neden?

Bir şeyler yaşanmıştı ama Didem sır kutusu gibiydi. Kendini herkesten soyutlamaya,uzaklaştırmaya sadece mesleği için yaşamaya çalışıyordu. Belki de konuşacak kimsesi yok diyeydi.

Babasını biliyordum. Benim babam da birkaç kez denk gelmişti. Bir konuşmada geçmişti ismi. Oldukça iyi bir ceza avukatıydı. Didem’e de düşkün olduğunu biliyordum. Aynı şekilde Didem’in de ona.

Kapıdaki timin seslerini duyuyordum. Hepsi telaş yapmışlardı. Onlara genelde sert davranırdım. Ama hepsi olmayan erkek kardeşlerim gibiydi. Ve onlarda bunu bilirlerdi.Burada da ikinci bir ailem vardı.

Didem’i hemen aralarına kabul ettiklerinde mutlu olmuştum. Anlaşmalı evlendiğimizi biliyorlardı. Çünkü onlara güveniyordum.

Muhtemelen Ilgın gelmişti ki Barlas’ın sesini duydum.
“Gel gel sarışınım gel, gel sana alışığım gelll!” Diye mırıldanıyordu.

Ilgın timimizdeki teğmendi. Sarışındı ve benim deli arkadaşım Ilgın’a deli dehşet aşık olmuştu. Gel gelelim ki söylemeye cesaret edemiyordu. Dağları inleten adam itiraf etmeye cesaret edemiyordu.
Diğerlerinin de konuşmasını duyuyordum.

“Komutanım,” dedi İlhan. “Uraz komutanım nerede?”
“Yavşak herif gitti buldu yine bir hemşire. Konuşuyorlarmış sözde.” Dedi sinirle Barlas da.
“Yuh ya, ulan biz birini bulamıyoruz adama bak.” Bir şaplak sesi duydum. Muhtemelen Barlas, İlhan’a vurmuştu.
“Düzgün konuşsana oğlum!” Diye çıkıştı.

Onları dinlerken bir gıcırtı sesi duydum. Yatağa doğru döndüğümde Didem’in hareket ettiğini gördüm. Elleri hala çarşafı sıkıyordu. Göz kapakları kıpırdamaya başladı ve tamamen açıldı. Açar açmaz da yüzünü buruşturdu.

“Kemiklerim,” Diye sızlandı. Muhtemelen kendini sıktığı için kemikleri ağrımıştı.
“Buradayım.” Dedim yanındaki sandalyeye otururken.

“Ne zamandan beri baygınım ben?” Dedi kalkmaya çalışırken.
Elimle zorla yatırdım. “2 Saate yaklaşıyordu en son.”
Kahverengi kara gözleri öyle bir bakıyordu ki.
“Sana da zahmet verdim, kusura bakma.” Dedi sanki yükmüş gibi.
“Saçmalamaz mısın Didem, ne yükü. Şu yük kelimesini bırak artık.” Diye çıkıştım.

Ona yapılan her iyiliği öyle yük gibi hissettirmişlerdi ki , öyle bir kambur bindirmişlerdi ki sırtına her şeyde kendini başka birine yük gibi görüyordu. Oysa bana yük değildi hiçbir zaman da olmazdı.

“Teşekkür ederim.” Dedi gülümseyerek.
“Etme.” Dedim. Göz göze geldiğimizde ikimizde derince yutkunduk.

“Eve ne zaman gidebiliriz?” Diye sordu. Sanki karşımda 34 yaşında bir kadın değil de 5 yaşında bir kız çocuğu var gibi hissettim bir an öyle bir ses tonu kullanmıştı çünkü.
“Ne zaman istersen.” Diye cevap verdim.

Kapının açılması ve timin yarısının buraya doluşmasıyla konuşmamız bitti.

“Yengem!” Diye bağırdı Barlas.
“Geçmiş olsun yenge.” Dediler diğerleri de.
“Sağolun.” Dedi Didem. Kalabalığı görünce gözleri dolmuştu ama hemen başını tavana doğru kaldırdı ve gözlerini kapattı.

“Hepiniz saatlerdir beni mi beklediniz?” Diye sordu.
“Bekledik tabi yengemizsin sonuçta.” Dedi Barlas. Şerefsiz herif aramızdaki durumu bildiği halde bilerek yapıyordu.

Didem, ondan hiç beklemeyeceğim bir şey yaptı. “Madem saatlerdir kapıda bekliyorsunuz benim için bende sizi bize davet ediyorum.”

“Sen yemek yapmayı biliyor musun?” Diye sordum şaşkınca.

“13 seneden beri tek yaşıyorum ve Hataylıyım yüzbaşım yeterli mi?”

Hepimizin ağzı açık kalmıştı fakat mutlu olmuştum. Didem timi kabul etmeye onlara en azından 1 seneliğine dahi olsa alışmaya başlamıştı. Time baktığımda hepsinin ağzı açık kalmıştı.

“Kapatın lan ağzınızı salyalarınız akacak.” Dedim sırıtmamak için kendimi zor tutarak.

Son kez doktorla konuşup eve geçtik…

DİDEM’den…

Anne.

4 harf ama en büyük acı.

Anneyle konuştuktan sonra tek tük hatırladığım kendimi cırmaladığım, kolumu kan içinde bıraktığım, Sarp’a dağlık bir alanda durmasını söylediğim ve arabadan inip bağırıp daha sonra bayıldığımdı.

Gözlerimi açtığımda sarp karşımda dirseklerini diz kapaklarına dayamış oturuyordu. Kemiklerim sızlıyordu. Sanki biri kırmıştı. Ah! Doğru ya benim kemiklerimi anne kırmıştı. Sözleriyle hem de.

Sarp’a alışmaya başlamıştım. Hatta time bile alışmıştım. Öyle ki beni çabuk kabul etmelerine daha da şaşırmıştım. Neredeyse yarısı benim için saatlerdir kapının önünde bekliyorlarmış. Öğrendiğimde bende onlarla daha iyi kaynaşmak için yemeğe davet etmiştim.

Benim katılığımın yumuşamaya başladığını hissediyordum. Zira ben çok misafir çağırmazdım. Zaten çağıracak kimsem de yoktu. Ara sıra babam gelirdi o kadar. Onunda nasıl hala evlendiğimi öğrenmediğine şaşırmıştım. Muhtemelen şehir dışında olmalıydı. Toplantıları ya da davaları olurdu. Telefonla konuşmak yerine mesajlaşırdı. Eğer öğrenseydi biraz azar yiyebilirdim.

Biraz mı Didem?
Tamam fazla..

Hastaneden çıktığımızda yemekler için alışveriş yaptım ve eve geçtik. Menüyü kağıda yazmıştım. Sarp, bildiğim kadarıyla İzmirliydi. O yüzden sever miydi bilmiyordum. Hatay zaten gastronomi şehri diye geçiyordu. Memleketimin yemeklerini yapmayı, yedirmeyi çok seviyordum. Kafam dağılıyordu.

Önce Karamaniç çorbası yaptım. Genelde Antakya kısmı daha çok yapardı. İçinde nar ekşisi, sumak,buğday bulunuyordu.Ekşili bir çorbaydı.Oruk yani içli köfte harcını yapmaya geçtiğimde Sarp’ın sesini duydum.

“Yardıma ihtiyacınız varmı Avukat hanım, ah pardon şefim mi demeliydim?”
“Orada sırıtacağınıza bana yardım edip kızartma tencerenizi verebilirsiniz yüzbaşım.” Dedim.

Nedenini bilmem ama bu eve 3 günde alışmıştım. Sarp tencereyi uzattığında yağı işaret ettim dökmesi için. Dediğimi yaptı ve yağdanlığı yerine koydu. Mutfağından her şeyin bu kadar düzenli ve temiz olmasına şaşırmıştım.

“Yemek yapmayı biliyor musun?” Diye bu sefer ben ona sordum.
“Kaç senedir tek yaşıyorum. Elbette, Nermin Sultan’dan öğrendiğimiz kadarıyla işte.” Dedi rahat bir tavırla. Nermin Hanım’ı gerçekten merak ediyordum.

“O zaman şu orukları kızgın yağa dikkatli bir şekilde atar mısın? Künefeye başlayacağım.” Dedim zahter salatasının baharatlarını dökerken.“Tamamdır avukat hanım.”

Sanki normal bir karı koca oyunu oynuyorduk ve kimsenin bozası gelmiyordu. Belki de ikimizin de bu dinginliğe ihtiyacı vardı.

Yapmış olduğum belen tavaya da bakıp yanmasın diye kontrol ediyordum bir yandan. İşlerimi hallettiğimde -ki bulaşıkları Sarp yerleştirmişti makinaya- masayı hazırladım ve odama girdim giyinmek için. Zilin çalmasıyla odadan çıkmam aynı anda oldu.

Timin geri kalanı da diğerleriyle gelmişti. “Hoşgeldiniz.” Dedim kapıyı açar açmaz.

“Hoşbulduk yengelerin en şefi!” Diye bağırdı Barlas.

Sarp’ın mırıldanmasını duydum. “Barlas, seni eğitimde ağlatmazsam şerefsizim oğlum bekle sen.”

Diğerleri de içeri masaya geçince bende mutfağa geçtim. Nehir ve Ilgın yanıma gelmişlerdi. “Kusura bakma geç geldik, yardım edilecek bir şey var mı?”
“Estağfurullah ne kusuru, geçin lütfen geliyorum bende.”

Yemekleri servis etmemde Sarp'ta yardımcı olmuştu. Masadaki herkes yemeklerini keyifle yiyorlardı.

Uraz, “Vallahi yenge ellerine sağlık uzun zamandır böyle lezzetli yemekler yememiştim.” Dediğinde Nehir araya girdi.
“Hayret, hemşire kızların aç mı bıraktı seni?” Dedi. Gözlerinde anlamlandıramadığım bir duygu vardı. Kızgınlık gibi.

Masadaki herkes dondu ve ona döndü.Ilgın koluyla dürtünce toparlanarak konuştu. “Şaka yaptım, yahu niye öyle kırmızı görmüş boğa gibi bakıyorsunuz?” Dediğinde herkes güldü.

Yaptığım künefeleri servis ettiğimde herkes tabaklarına yumuluyordu ki akıllarına bir şey gelmiş gibi aynı anda Sarp’a baktılar. Onlar bakınca bende baktım. Kaşlarını çattı ve onlara baktı. “Ne oluyor oğlum? Ne bakıyorsunuz?”

“Komutanım, siz künefe sevmezsiniz ki?” Dedi Alaz.

“Kim demiş onu?” Diye sordu Sarp’ta.

“Abi, sen yıllardır künefe yemedin ben hiç görmedim seni?” Diyerek şok olan gözlerle baktı Barlas.

Sarp, hiçbir şey olmamış gibi tatlısını yiyordu.

“Hiç yemem demedim, güzel yapamıyorlardı. Ondan yemiyordum karım güzel yapmış yiyorum işte.” Dedi umursamazca.

Ama ben öylece olduğum yerde kalakalmıştım.

Sarp, bazen öyle davranıyordu ki sanki gerçekten evlenmişiz gibi.

Zorlukla gülümsemeye çalıştım. Masadaki herkes normal haline döndü. Yemekler yendi, gülündü.

Sıra masa toplamaya geldiğinde Sarp hepsine bağırdı. “İlhan ve Aydın siz masayı toplayın, Uraz ve Barlas bulaşıklar sizde. Özellikle elde yıkanacak tertemiz olacak. Alaz sende masayı sil oğlum. Kızlar da dinlensin. Hadi bakalım marş marş!” Dedi bağırarak.

Herkes emiri duyar duymaz işe geçti ve kısa sürede işler bitti. Bizde kızlarla mesafeli de olsa sohbet ettik. Sarp’ın bu huyunu sevmiştim.

Mutfaktaki Aydın’ın sesini duydum. “İlhan, senin yapacağın işe tüküreyim oğlum! Lan masa böyle mi toplanır. Ah benim karım olsaydı. Masa toplama dersi verirdi hepinize.” Diye çıkıştı.

İlhan rütbe olarak düşük olsa da yaşça Barlas’a biraz yakındı. 20’lerinin sonlarında olmalıydı. Ama evli olduğunu bilmiyordum.

Daha sonra Uraz konuştu. “Yemin ederim arayacağım Bengi yengeyi ‘Gel şu kocanı al’ Diyeceğim yetti abi ya! Tamam anladık karını seviyorsun, değer veriyorsun yeter ya!”

“Senin gibi ayran gönüllü mü olsaydı aslanım?” Diye sordu Sarp.

“Komutanım, yapmayın sizde mi ya!”
“Hadi, hadi çene yapma elin çalışsın.”

Sözlerine gülümserken zilin çalmasıyla ayağa kalktım ve kapıyı açtım.

Tarihte Didem Eflal Karaçay’ın mutlu olduğu anlar hiç uzun sürmemişti.

Babam gelmişti.

Babamı çok seviyordum ama bu sefer gözlerinden sevgi yerine alev çıkıyordu.

Nasıl buldunuz bölümüüü?

Didem'in bu bölümdeki tavırları hakkında ne düşünüyorsunuz???

Nehir'in Uraz'a karşı tavrı peki???

Yeni bölümde görüşmek üzereee!

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

Tiktok; Kaderinorduguaskwattpad