11. bölüm · SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 11 / "DENEMEK"

Serra Nur Ü.

Merhabalaaaar!

Çok güzel bir bölümle geldim, umarım beğenirsiniz!

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

İyi okumalar!

"Sen benim sarhoşluğumsun, ne ayıldım, ne ayılabilirim, ne ayılmak isterim."
-Nazım Hikmet-

Başımda sanki tonlarca top ve çekiç varmışta birbirine vuruyormuş gibi bir ağrıyla yüzümü buruşturarak gözlerimi açmaya çalıştım. Yanımda bir ağırlık hissettim.

Sarp’tı.

Yatağımın yanına sandalye çekmiş, yatağımın başlığına yaslanmış uyuyordu. Dün gece aklıma gelince yanaklarımın kızardığını hissettim.

“Deneyelim.” Demiştim ona. Ben birine güvenmeye kalkmıştım. Bana kendini açmıştı, yanımda durmuştu. İlk defa biri benden güçlü görünmemi değil güçsüz görünmemi, ağlamamı istemişti. Denemekten zarar gelmezdi değil mi?

Yerimde dikleşip onun olduğu tarafa doğru baktım ve yüzünü izlemeye başladım. Uyurken bile kaşları çatıktı. Sonra yüzüne bir anda bir gülümseme hakim oldu.

“Bir askeri dikizlemenin hukukta bir cezası var mı avukat hanım?”

Ah! Tabi ya! O bir askerdi ve etrafındaki hareketi, tehlikeyi anında farketmişti.

“Bilmem, yüzbaşım bir düşüneyim,” dedim muzipçe “Hımmm, sanırım yok.” Dedim gülümseyerek.

“Eflal,” dedi ciddileşerek.

“Dinliyorum.”

“Dün gece konuşulanları hatırlıyor musun?”

Dün o kadar çok içmiştim ki hiçbir şey hatırlamadığımı düşünüyordu. Halbuki hatırlıyordum. Onun bana yalvarışlarını, itiraflarını, benim onunla beni sevmemesi için yaptığım konuşmayı..

Her şeyi hatırlıyordum.

Onaylar anlamda başımı salladım.

“Her şeyi hatırlıyorum Sarp.”

“Deneyecek miyiz?” diye sordu tereddütle.

İstiyordum. İlk defa bir şeyi bu kadar çok istiyordum. Sonunda kırılıp üzüleceksem bile bunu göze almak istiyordum.

“Deneyeceğiz yüzbaşım.” Dedim gülümseyerek. Korkulu, tereddütlü hali düzeldi, gözlerinin içi parıldadı ve gülümsedi çocuk gibi.

Ayağa kalktı ve yanaklarımdan tutarak başımı kendine çekip öptü.

Kendime en zor itiraf edebildiğim şey olabilirdi bu: Sarp tarafından öpülmeyi sevmek.

Onun farketmeden de olsa benden izin alarak küçük öpücükler kondurmasını sevmeye başlamıştım. Biri tarafından sevilmek böyle bir histi belki.

“Cennetim, cennet ağacım, Eflal’im.” Diye mırıldandı saçlarımı öperken. Gülümseyişim sahici bir hal aldı.
Ne yaptığını fark etmiş gibi aniden geri çekildi.

“Eflal, ben bir anda şey olunca..” ağzından çıkan küfürleri duyunca kıkırdadım. Bu yaptığına sövüyordu muhtemelen ama durdurdum onu.

“Yüzbaşım, deniyoruz işte. Sen sevgini rahatlıkla göstermeyi deniyorsun ben ise güvenmeyi.”

Göz göze geldiğimizde gözlerimi kapatıp açtım. Kalbimin atışları yine hızlandı.

Sanırım aşık olmaya başlamak böyle bir şeydi. Aşık mı oluyordum ben?

Galiba Didem, aşık oluyorsun..

Telefon sesiyle bakışmamız bölündü. Fakat yalnızca benim bakışlarım telefona döndü, onun bakışları hala bendeydi.

“Sarp, telefonun çalıyor.” Anında kendine gelip asker ciddiyetine büründü. Masanın üzerindeki telefonu alıp ona uzattım. Telefonu açtı ve kapıya doğru yürümeye başladı.

Telefonu açtığı anki sesini duydum. “İnşallah önemli bir şey için aramışsındır Barlas!” diye kükredi.

O gidince bende dolabımın kapağını açıp bugün giyeceklerimi ayarlamaya başladım.

Havalar soğumaya başlamıştı. Bu fikir beni duraksattı. Biz Sarp ile evleneli neredeyse 4 ay olmuştu. Biz 4 aydır aynı evdeydik.

Fark etmeden dudaklarım kıvrıldı. Uzun kollu, saten bordo bir gömlek ve kalem eteğimi çıkardım.

Duşa girip çıktıktan sonra makyajımı yapmaya başladım. Son kez aynaya bakıp kendimi kontrol ettikten sonra odamdan çıktım.

Mutfağa doğru gittiğimde Sarp’ın salatalık doğradığını fark ettim. Yanına geldiğimde benim olduğumu hissetmiş gibi arkasını döndü.

“Sizde de ne marifetler varmış yüzbaşım.”

“Sizin kadar olamaz avukat hanım.”

“Teveccühünüz yüzbaşım.” Dedim başımı eğerek.

Sofraya baktım ve en sevdiğim şeyin eksik olduğunu görünce gömleğimin düğmelerini açtım ve kollarıma doğru kıvırdım.

“Ne oldu?” dedi şaşkınlıkla.

“Taze kekik var mı dolapta?” Zahter salatası yapacaktım. Küçükken babannem nasıl yapacağımı öğretmişti.

Başını sallayınca buzdolabından gerekli malzemeleri çıkardım.

“Zahter Salatası yapacağım. Küçükken babannem yapardı, onun ki kadar olmaz tabi ama güzel yapıyorum.” Domatesleri de doğradıktan sonra sosunu yaptım. Doğradığım zeytinleri de ekleyip karıştırdım.

Kokusu ağzımı sulandırınca gülümsedim. Tezgahtaki doğranmış ekmeklerden bir tanesini alıp salataya bandırdım ve ona uzattım.

“Dene bakalım.” Başını eğip ekmeği direkt ona uzattığım elini tutarak ağzına aldı. Elim öylece büzülmüş ekmek tutar gibi kalınca güldü.

“Bu baya iyi ya.”

“Öyle.” Dedim övünerek.

Kahvaltımızı yapmaya başladık.

“Bugün bir işin var mı?”

“Adliyeye gideceğim duruşmam var. Neden sordun?” dedim peynire uzanırken. Tabağı önüme çekti.

“Bende erken çıkabilirim belki. Asil ve Mira’ya gidelim diyecektim. Yarış yaparız belki hı?” Diye sordu muzipçe.

“Olabilir, bende özledim Mira’yı.”

“Tamamdır, ben seni alırım.”

“Tamam.” Diyerek yemeğime devam ettim.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra aynı anda evden çıktık.

Duruşmayı kazanarak sevinçle eve gelip üzerimi değiştirip çıkmıştım. Babam aramıştı biraz onunla konuşmuştum yoldayken. At binmeye gideceğim için rahat bir şeyler giymek istemiştim.

Üzerimde beyaz bir gömlek, pilili bir pantolon ve diz altı kahverengi deri çizmelerim vardı.

Saçlarımı da at kuyruğu yapmıştım. Sarp’ın beni almasını beklemeden askeriyede almıştım soluğu.

Kapıdaki nöbetçiler beni tanımıyor olacak ki bakışları dikkat kesildi.

“Didem Eflal Karaçay.” Diyecektim ki soy ismimi diyemeden Sarp’ın sesini duydum. “Günöz.” Dedi ciddiyetle. “Didem Eflal Günöz. Karım, kapıyı açabilirsiniz.”

Kapı açılır açılmaz içeri doğru yürümeye başladım. Sarp, bakışlarıyla süzerken çapkınca gülümseyince bende kendi giysilerime baktım. Kabul, pek askeriyeye uygun kıyafetler değildi ama ne yapayım bekleyememiştim onun beni evden almasını.

“Çok mu kötü?” diye mırıldandım.

“Çok güzelsin yavrum.”

Yavrum.. bu kelime hoşuma gitmişti. Normalde kulağa oldukça kaba gelmesine rağmen o söyleyince hoşuma gitmişti. Yanaklarım alev almıştı şuan kızardığıma emindim.

Kenardan bir ses duydum. “Oha, lan komutanım yengeme mi yürüdü ortalık yerde?” Bu soruyu soran Uraz’dı.

“Bu kadar çabuk beklemiyordum lan!” Diye yüksek ama heyecanlı bir ses daha duydum. Bu tabi ki Barlas’tı.

“Çenenin yayını sikeyim Barlas!” diye kükredi Sarp.

“Adamdaki forsa bak amına koyayım! Bir karım diye bağırmadığı kaldı.” Diyerek araya girdi İlhan.

“Aşk işte.” Diye mırıldandığını zannedip dışından konuştu Nehir.

Sarp belime dokununca o tarafa doğru yürümeye başladık.

Biz timin yanına gelirken timde bir alkış tufanı ve ıslık başladı. Uraz ve Barlas’ın işiydi bu.

“Lan oğlum!” diye bağırdı Sarp. “Bahçe cezası mı vereyim lan size onu mu istiyorsunuz? Nehir ve Ilgın siz hariç kızlar.”

Ilgın ve Nehir sorun yok dercesine gülerek başlarını salladılar.

“Komutanım! Allah mutluluğunuzu daim etsin!” Barlas’ın dediğiyle fark etmeden aynı anda amin dedik.

“Barlas,” dedi Sarp. “Masamdaki dosyayı kontrol et.” Barlas onaylayarak başını salladı ve yanımızdan ayrıldı.

Bizde vedalaşıp ayrıldık ve çiftliğe doğru yol almaya başladık. Çiftliğe yapılan saldırıdan sonra yeni çiftliğe yerleştirilmişti atlar. Asil ve Mira’da öyle.

Çiftliğin önüne geldiğimizde Mehmet abiye selam verip içeri girdik. Bokslara doğru yürümeye başladık.

“Mira!” dedim gülerek. Beni görür görmez hareketlenmeye başladı. Sarp’ta Asil’e doğru yürüdü. Mira’nın boksunu açıp içeri girdim. “Benim güzel kızım!” Dedim gülerek.

Yelelerini okşadım, öptüm.
Sarp’ın sesini duydum. Asil ve Mira yine yan yanalardı.

“Kızım,” dedi şefkatle. “Küs müyüz?” Diye konuştu. Onlar konuşurlarken Mira’ya döndüm. “Seni biriyle tanıştırmıştım hatırlıyor musun?” Diye sordum. Anlamış gibi alnını alnıma sürttü.

“Biz,” dedim ilk defa. “Yani ben galiba aşık oldum o kişiye.” Dedim heyecanlanarak.“Sevilmek çok değişik bir şeymiş biliyor musun?” Heyecanım sesimden belli oluyordu.

“Asil ile anlaşabiliyorsun sanırım.”

Mira herkesle anlaşabilen bir yapıya sahip değildi diğer atlarla anlaşamamıştı ama Asil ile anlaşabiliyordu.

“Didem,” diye seslendi Mehmet abi.

“Efendim abi.”

“Sarp, seni çağırıyor yarış yapacakmışsınız.”

“Ay, evet doğru. Geliyorum!” Mira’ya döndüm. “Utandırma beni güzel kızım.”

Açık Maneje çıktığımızda Mehmet abi de Mira ve Asil’i getirdi.
Sarp’ın yardımıyla bindikten sonra o da bindi ve birbirimize baktık.

“Hazır mısınız yüzbaşım?”

“Her daim.”

Yarışa başladığımızda “Emin misin yüzbaşım, yenilecek gibi duruyorsunuz.” Diye laf attım.Erkeksi kahkahasını duydum.

“Çok mu güveniyorsunuz kendinize avukat hanım?”

“Kendime değil kızıma güveniyorum.” Mira’nın yelelerini okşadım. “Sen güvenmiyor musun?”

“Karıma mı? Her daim!” Dedi ve istemsizce dudaklarım kıvrıldı.

Yarışmayı çok minik bir farkla ben kazandım ve bağırdım. “Kazandım!” dedim çocuk gibi koşup kollarının arasına sığındım. “Ben kazandım!” Dedim Sarp’a sarılırken.

Saçlarımı okşarken konuştu. “Yavrum, bilseydim daha önceden yapardık yarışı.” Ne yaptığımı fark etmiş gibi kollarında kafamı kaldırdım ve gözlerimi kaçırdım.

Kaçtığımı anlayınca baş parmağı çenemi kavradı ve nazikçe kendine döndürdü. “Kaçma artık Eflal.” Dedi devam edecekti ki yine telefonu çaldı.

“Kırıp atacağım şu telefonu lan!” Diye yükseldi sinirle.

“Kim?” Diye sordum kollarından ayrılıp.

“Leyla.” Dedi sadece. Kız kardeşi arıyordu.

“Efendim Gülgoncam.” Diyerek açtı telefonu. Sarp, gerçekten ailesine düşkün bir adamdı. Özellikle de kız kardeşine.

Yanımdan uzaklaşmıştı Sarp, sadece bir kısmını duymuştum. Leyla, ne zaman geleceğini soruyordu. Sarp uzun uzun konuşurken bende Asil’i sevdim biraz. “Adın gibi Asil’sin boşuna koymamış baban sana bu adı.”

“Eflal,” diye seslendi Sarp.
Yanına doğru yürüdüm. “Bir şey mi var?” Dedim korkarak.

“Yok yok telaş yapma. Leyla aradı onunla konuştum. Sonra Demir aradı. Leyla’nın doğum günü 2 gün sonra. Demir söyledi Leyla’dan gizli. Beraber kutlamak istiyormuş kaç aydır, beni de özlemiş.” Tereddütlü bir nefes verdi. “Eflal, ailemle tanışmak ister misin?”

Nasıl buldunuz bölümüüü?

Sarp ve Didem hakkında ne düşünüyorsunuz?

En sevdiğiniz sahne?

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!