34. bölüm · SINIRIN KANUNU
BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"
Herkese merhabalaaaar!
Çok güzel bir bölümle geldimmm! Umarım keyifle okursunuz!
Sizden ricam satır arası bol bol yorum yapmanız ve oy vermeniz. Şimdiden teşekkür ederim.
İyi okumalar!
"Dünyada bir anne yüreğinden daha derin başka bir okyanus yoktur."
-Honoré de Balzac-
“Ama bu çok güzel!”
Odaya giren Yıldız abla ile gülümsedim. Gözlerimi açıp konuşabilsem de kasıklarımda tuhaf bir sızı hissediyordum.
Nedenini bilmiyordum.
Sarp, odaya giren kimseye Efsun Ahu’yu vermemeye, göstermemeye yemin etmiş gibi kucağından bırakmıyordu.
Oda şuan oldukça kalabalıktı.
Yıldız ablanın arkasından halam, Şahin abim, Murat ve Dicle ablam girdi.
“Lan oğlum, bir kucağımıza ver de bakalım yeğenimize!” diye sitem eden Şahin abime hak veriyordum.
“Ver ne lan! Benim kızım mal mı?” diye sordu sinirle.
“Biraz sessiz olun!” diye yükselen kişi halamdı. Çantasını kenardaki sandalyenin üzerine bırakıp yanıma geldi. Saçlarımdan öptüğünde gülümsedim. Kısa bir süreliğine de olsa gözlerim kapandı. “Hayırlı olsun kızım. Rabbim uzun,sağlıklı çok güzel ömürler versin.”
“Amin, halaannem. Teşekkür ederiz.” dedim gülümseyerek.
“Kan yapıcı şeyler yaptık Hatice ile birlikte. Bol bol da kaplara koyduk. Bu gece de hastane de kalırsanız yiyin bol bol halam.” dediğinde kaşlarım çatıldı.
Ben neden kan yapıcı şeyler yiyordum ve bu gece de derken ben kaç gündür hastanede kalıyordum?
“Neden kan yapıcı şeyler yiyeceğim? Ayrıca kaç gündür hastanedeyiz?” diye sordum bakışlarımı kucağında kızımızı tutan Sarp’a kilitleyerek.
“Beş gündür uyuyorsun,” dediğinde dudaklarım şokla aralandı.“Kanaman oldu doğum esnasında. Durduramayınca hastaneye geldik, ameliyata aldılar. Kan verildi.”
“Kim?” diye sordum merakla. “Kim bana kan verdi?” Sarp, cevap verecekken tam o sırada kapı açıldı.
“Girebilir miyim?” diye soran kişinin tanıdık sesiyle kaşlarım çatıldı.Sarp, gelmesini söylediğinde odaya giren kişinin kim olduğunu gördüğümde tırnaklarımı avuçlarıma batırdım.
Merthan’dı.
“O mu?” diye sordum Sarp’a titrek bir sesle. Başını salladı.
Kardeşim bana kan vermişti.
“İyi de sen Hatay’da değil miydin?”
“Sarp abi arayınca Mustafa Albay helikopterle birkaç kişiyle birlikte beni de gönderdi. Kan grupları uysa da bazılarında birkaç küçük hastalık ve alerji tespit edildiği için kan alınmadı. Bir tek benimki temiz çıkmış. Bende vermeye gönüllü oldum.”
“Teşekkür..” dedim zorlukla konuşurken. “Teşekkür ederim.”
“Etme abla, bırak da bu kadarını yapabileyim.” Ağlamamam gerekiyordu. Bugün güzel bir gündü. Kızımı kucağıma almıştım. Mutlu olmam gerekiyordu ama gözlerimin dolmasına engel olamadım.
Kollarımı açtım. Odadaki kimseyi umursamadım. Halam ve kuzenlerimin ona tavırlı olduğunu biliyordum. Umut'un geldiğini gördüklerinde hepsinin suratı düşmüştü.
Kollarımı karşılıksız bırakmayıp sarıldığında başımın tepesine, saçlarıma dudaklarını bastırdı.
Odanın kapısı tekrar açılınca bu sefer odaya girenlerle Umut’un kollarından ayrıldım. Ve gördüğüm kişiler beni daha da şok etti.
Sarp’ın ailesi gelmişti.
Üstelik Leylalar bile gelmişti.
“Hoş geldiniz,” dedim gülümseyerek. Leyla'nın yanında Alin Erna ve ikizler yoktu. Sadece Demir vardı.
“Hoşbulduk kızım!” dedi Nermin anne. Ilgaz babanın da yüzü gülüyordu. Sarp ile bakışları kesiştiğinde Ilgaz baba gülümserken Sarp’ta gülümseyerek başını salladı.Efsun Ahu’yu dikkatlice hastane beşiğine koyduktan sonra kapıya doğru yürüdü.
Anne ve babasının elini öptükten sonra Leyla’ya sarıldı ve Demir’le selamlaştı.
Halamlarda ayaklanıp hepsi ile selamlaştı. Nermin anne ve Ilgaz baba ile konuştular. Sarp ile Şahin abim yakın arkadaş olduklarına göre onlarda daha önceden tanışıyor olmalıydılar.
Leyla yanıma doğru geldiğinde kendimi kaldırmaya çalıştım ama canım yanınca yapamadım. “Dikişlerin vardır, dikkat et.” dediğinde başımı salladım. “Kız çocuğu halaya benzer, derler, bakalım yeğenim kime benzemiş!” Beşiğin yanına doğru ilerledi. Sarp, bezirgan başı gibi beşiğin başında bekliyordu.
“Leyla, ellerini yıkadın mı? Kolonya da sıksaydın, bir yere dokunmadın değil mi? Hasta falan da değilsin?” diye sorduğunda Leyla ile aynı anda gözlerimizi devirdik. Diğerleri ise Sarp'ın bu haline kıkırdamakla meşgullerdi.
Hala hastane odasının nasıl bu kadar büyük olduğuna şaşırıyordum. Oda baya genişti. Çünkü kalabalık olmasına rağmen hala oturacak yerler vardı.
“Abi, benim üç çocuğum var biliyorsun değil mi? Biliyorum herhalde ne yapmam gerektiğini!” diye yükseldi sitemle. “Ayrıca ellerimi yıkadım. Hasta da değilim. Şimdi izninle yeğenim ile tanışmak istiyorum.” Beşiğe doğru eğildiğinde gözleri parlıyordu. Birkaç saniye sonrasında ise gözleri doldu.
Odadakiler kendi aralarında muhabbet ederlerken ben, Sarp ve Demir, Leyla’yı izliyorduk.Kucağına aldığında Sarp’ın korkuyla atıldığını fark ettim ama Leyla onu geri püskürttü.
“Halacığım,” dedi kısık sesle. En yakın koltuğa oturdu. “Merhaba.” Efsun Ahu, hafifçe ağzını açıp kapattığında gülümsedim. “Hoş geldin.” dedikten sonra parmak ucuyla yanağını hafifçe okşadı. “Çok güzel bir şeysin sen,” dedi içi gidermiş gibi. “Baksana Demir, çok küçük,” dedi hafifçe kaldırıp yanında oturan Demir’e göstererek. Demir’de kucağına aldığında onun da ellerinin titrediğini fark ettim. Halbuki çocuklarından deneyimli olması gerekirdi. Sarp’a baktığımda dudaklarında küçük bir tebessümle onları izliyordu.
“Kızım, kızımla tanışıyor.” diye mırıldandı.
Leyla, onun için kardeşten çok evlat gibiydi. Her konuşmasından anlayabiliyordiniz. Kezâ bana anlattığı kadarıyla da biliyordum.Küçükken babası görevdeyken evdeki baba rolünü onun üstlendiğini ve bunun gerektiğini, bundan hiç pişman olmadığını anlatmıştı.
İkisi de birbirlerine bakıp gülümsediler. Leyla ayağa kalkıp Efsun Ahu’yu beşiğine koyduktan sonra kollarını Sarp’ın beline doladı.“Bana hem çok güzel bir abi hem de çok güzel bir baba oldun.Kızına da çok güzel bir baba olacağından hiç şüphem yok.”
Sarp’ta kollarını ona dolayıp göğsüne yasladığında saçlarına dudaklarını bastırdı.
“Yeter bu kadar duygusallık. Yas evinde miyiz?” diyen Yıldız ablaydı.
Avşin ve Elif’te yoktu. Muhtemelen Hatice teyze ve Sevil’in yanında, konaktaydılar.
Leyla’ya bakarken, “Çocuklar nerede?” diye sordum.
“Alya annemler bize gelmişti. Ona bıraktım. Biz de öğrenir öğrenmez geldik.”
Odadaki herkes birbiriyle yabancı gibi değil de sanki 40 yıldır tanıyormuş gibi konuşuyorlardı.Yalnızca Merthan, kenarda tek başına oturuyordu.
“Merthan,” dediğimde bakışları bana döndü. “Kızımın dayısıyla tanışması gerekiyor. Gel ve yeğeninle tanış.”Ayaklanıp beşiğin yanına geldiğinde bir an ne yapacağını bilemedi. Sanki benden aldığı onay yetmezmiş gibi bir de Sarp’a baktı. Sarp’ta başını salladığında yavaşça Efsun Ahu’yu kucağına aldı.
Efsun Ahu’nun babasının kucağından sonra ilk kez birinin kucağında bu kadar kıpır kıpır olduğunu görüyordum.
Bacakları ve kolları sürekli hareket halinde olduğu için Merthan çok telaşlıydı. “Abla,” diye mırıldandı ne yapacağını bilemez gibi. İki metre kocaman bir adamdı. Kucağında sanki boyundan ağır bir şey taşıyormuş gibi titriyordu.
“Sakin ol,” diye fısıldadım.
“Merhaba dayıcığım,” dedi gülümseyerek. “Annene çok geç kalsam da en azından bundan sonra sana geç kalmamak için çabalayacağım.”
Ellerim yumruk oldu. Tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim ve bir kez daha bizi birbirimize geç kaldıran herkesten ve her şeyden nefret ettim.
Omuzlarım bir el tarafından sarılıp yavaşça kendine çekildiğinde bakışlarımı ondan ayırıp Sarp’ın ela harelerine kaldırdım. “Ben…” diye fısıldadım. Belki de bu zamana kadar ilk kez bu kadar net hissettim.“Ben anne mi oldum?” diye fısıldadım kendi kendime.
Uzanıp dudaklarını alnıma bastırdı.“Oldun benim güzel karım, hem de çok güzel bir anne oldun.”
Anne, annelik yapmadığın kızın anne oldu.
Anne, ben anne oldum. Benim bir kızım oldu. Görsen küçücük. Herkes onun güzelliğini konuşuyor. Kimin kucağına gitse herkes daha görür görmez çok güzel olduğunu söylüyor.Ben daha doğumdan sonra bir kez bile kucağıma almadım. Alamadım. Cesaret edemedim. Anne, sen yoksun ben kimden yardım isteyeceğim?Ne yapacağımı kime soracağım? Pardon, hatırladım. Anne, sen zaten hiç yoktun.
Odanın kapısı tekrar açıldığında hemşire odanın kalabalığıyla şok oldu. Sanırım azar işitecektik.
“Merhaba, uyanmışsınız.” dediğinde tebessüm ederek başımı salladım.“Biliyorum aile olarak herkes odada kalmak istiyor fakat oda çok kalabalık. Bu hem anne hem de bebek için çok riskli. Odayı boşaltmanız gerek.”
Herkes itiraz etse de Ilgaz baba herkesi susturdu. “Hemşire haklı. Hem kızımızı hem torunumuzu riske atıyoruz. Biraz hava alalım.”dediğinde herkes çıkmaya başladı.
Odada yalnızca Nermin anne kaldı.
“Sarp, bize biraz izin verir misin oğlum?” dediğinde Sarp başını sallayarak yanımdan ayrıldı.Çıkmadan önce annesinin saçlarını öpmeyi de ihmal etmedi.
Kapı kapandığında odada sadece Efsun Ahu’nun hafif mızırdanma sesleri ve bizim nefes seslerimiz duyuluyordu.
Nermin anne, yattığım hastane yatağının ucuna oturdu. Üzerime örtülen örtünün üzerindeki ellerimi ellerinin arasına aldı. Boğazım düğümlendi.
Yutkunamadım.
Başımı kaldırıp gözlerine bakamadım. Sadece ellerimize odaklanmaya çalıştım. Bakarsam hıçkırarak ağlama ihtimalim çok yüksekti.
“Kızım,” dediğinde yüzüne bakmamı istediğini biliyordum. Bakamadım.“Didem,” dediğinde bu sefer de bakmayınca parmak uçları ile çenemi kavrayıp başımı kaldırarak göz göze gelmemizi sağladı.
Nermin annenin gözleri yemyeşildi.
Leyla’nın gözleri gibi.
Sarp’ın gözleri ise anne ve babasının göz renklerinin karışımı gibi ela rengindeydi.
“Nermin anne,” diye mırıldandım.Boğazımdaki düğümü çözmek ister gibi birkaç kez yutkunmaya çalıştım ama pek bir etkisi olmadı.Avcunu yanağıma yaslayıp okşadı. Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde dişlerimi sıktım.
“Leyla benim için ne ise, o benim ne kadar kızımsa sen de benim o kadar kızımsın. Her zaman da öyle kalacaksın. Hiçbir zaman gelin olarak görmedim ben seni,”dediğinde bunu bildiğim için tebessüm etmeye çalışarak başımı salladım. “Neyi yapamıyorsan, merak ediyorsan, nasıl yapacağını düşünüyorsan bana sor. Beni aramaktan çekinme kızım. Niyetim yaranı kanatmak değil. Senin belki öz annen değilim ama en azından beni de sadece kaynanan olarak görme. Gözlerindeki hüznü görüyorum. İnsan doğum yaptığında en çok annesine ihtiyaç duyar.Bilirim. Senin gözlerinde sürekli onu arıyor. Odanın kapısına dalıp gidiyorsun.” dediğinde bakışlarımı kaçırdım ama gözlerimden bir damla yaşın yanaklarıma doğru süzülmesine engel olamadım.
Yakalanmıştım.
Belki bir ümit gelir diye içten içe beklemiştim.
Hoş, gelse de kabul etmezdim.Gururuma yediremezdim.
Boğazımdaki düğüm yok olmak yerine daha da çoğaldı sanki.Ellerimi bıraktığında bir an boşluğa düşer gibi oldum. Yanımdan kalkıp köşedeki sandalyenin üzerindeki çantasını aldı.
İçinden bir kutu çıkardı. Yanıma tekrar oturdu. “Bunu vermenin zamanı geldi.” dedi kutunun kapağını açtığında. Kutunun içinden bir şey aldı. Ne olduğunu eline aldığında anladım.
Elimi uzatmamı istediğinde itiraz etmeme bile izin vermeden elimi eline aldı. Elimdeki lacivert safir taşlı yüzüğü görünce diğer elimi aldı.
Yüzük parmağıma, ortasında büyük, etrafında ise papatya formunda dizilmiş küçük elmasların yer aldığı, siyah mine detaylı ve oymalı, altın halkaya sahip bir yüzük taktı.Yüzüğün halkalarında zarif işlemeler vardı.
“Bu yüzüğü ilk doğum yaptığımda Sarp’ın babaannesi doğum hediyesi olarak parmağıma takmıştı. Pek anlaşamasak da aileye değer veren bir kadındı. Ona da kendi kayınvalidesi takmış. Bana da, ‘İlerde gelinine doğum hediyesi olarak verirsin.’ demişti. Kısmet bugüneymiş. Sen de ilerde nasip olursa gelinine hediye edersin.Takmak zorunda hissetme kendini. Elbette değilsin.” dediğinde başımı iki yana salladım.
Çok güzel bir yüzüktü. Aile yadigarına layık görülmüştüm. Bunu nasıl reddedebilirdim?
“Nermin anne, bu çok güzel. Fakat ben bunu kabul edemem. Bu çok… çok fazla.”
“Hiç de bile. Sen buna layıksın, Didem. Güle güle kullan kızım. Kızınızla birlikte çok mutlu olun,inşallah.” dediğinde hıçkırıklarımı daha fazla tutamadım.Tutmak da istemedim.
Dikişlerim sızlasa da, canım yansa da uzanıp Nermin anneye sarıldım. Hıçkırıklarımın arasından konuşmaya çalışarak, “Teşekkür ederim.” diyebildim zorlukla.Saçlarımı okşayan elini hissettiğimde hıçkırıklarım daha da arttı. “Çok teşekkür ederim, anne.” dedim. İlk defa sadece anne diye hitap ettim. Çünkü hak ediyordu.
Kollarımızın ayrıldığı anda odanın kapısının açılması ve Sarp’ın tekrar içeriye girmesi bir oldu.
Avuç içlerimle gözyaşlarımı silmeye, kendime gelmeye çalıştım. Nermin anne odadan çıktığında yalnız kalmıştık. “Ne oldu? Niye bu kadar ağladın?” diye sorduğunda sadece elimi kaldırıp yüzüğümü gösterdim.
Anladı.
Yanıma oturup bedenimi göğsüne yasladı. Tam o sırada da odada Efsun Ahu’nun çığlık çığlığa ağlama sesi duyuldu.
“Niye ağlıyor?” diye sordum telaşla.“Bir yerimi acıyor? Bir şey mi oldu?”
“Yavrum, sakin ol.” Ayaklanıp beşikten Efsun Ahu’yu kucağına aldı.“Babam, ne oldu? Ne bu çığlıklar bal kız?”
“Acıkmış olabilir,” dedi odaya ne zaman girdiğini bilmediğim hemşire. O an dank etti.
Ben beş gündür uyuyorsam Efsun Ahu beş gündür ne ile besleniyordu?
“Efsun Ahu, ne ile beslendi? Beş gündür aç mı?” diye sordum dehşete kapılmış bir sesle.
“Endişelenmeyin Didem Hanım.Daha bu sabah çıktı küvözden. Gelişiminin tamamlanması için gelir gelmez küvöze aldık. Orada da serum yoluyla besledik.”
Kızım, benim sütüm yerine serum ile beslenmişti.
Keşke daha erken uyanmış olsaydım.
“Keşke uyandırsaydınız,” diye sitem ettim.
“Yavrum, çok kan kaybettin. Bilincin bir ara gitti. Hepimizin aklı çıktı. Güçlenmen için uyutuldun.”
“Emziremedim.” dedim pişmanlıkla.
“Şimdi emzirirsin,yavrum.”
Hemşire, göğsümü açmamı istediğinde yavaşça geceliğimin düğmelerini açtım. Üzerimde düğmeli, beyaz bir lohusa gecelik takımı vardı. Kol uçlarında işlemeli danteller vardı.
“Na-nasıl yapacağım?” dedim endişelenerek. Efsun Ahu’yu doğurduktan sonra kucağıma almıştım ama tam hatırlamıyordum. Kendimdeyken ilk kez kucağıma alacaktım. “Zarar verirsem?” diye sordum tereddütle.
Göğsümün birini açığa çıkardım. Hemşire kolumu C şekline getirdi.“Başı tam buraya gelecek. Zaten kendisi yönelecek.” dediğinde başımı salladım. Ellerim dahil tüm bedenim titriyordu.
Efsun Ahu’yu kucağıma bıraktığında sımsıkı tuttum. Gerçekten küçücüktü.Göz rengini tam anlayamamıştım ama sanırım babasınınki gibi ela olacaktı.
Pespembe minik dudakları, minicik burnu, iri gözleri, esmer teniyle gerçekten çok güzel bir bebekti. Tam net esmer sayılmazdı. İlerleyen zamanlarda ten rengini ve göz rengini daha net anlardık.
Bunların hiçbiri benim için önemli değildi.
Ben birinin annesi olmuştum.
Ben anne olmuştum.
Hemşirenin dediği gibi gerçekten de başını dirseğime yaslar yaslamaz minik dudakları aranır gibi iştahla açılıp kapanmaya başladı.
“Ağrı hissedersen endişelenmene gerek yok. Normal, ilk kez emziriyorsun. Bol bol kan yapacak şeyler ye ve su tüketimini ihmal etme.” Başımı salladım.
Hemşire göğsümden tutup emmesine yardımcı olduğunda anında kaptı. İlk başta biraz canım yandı. Biraz kasılsam da rahat emmesi için hareket etmedim.
Küçücük dudaklarıyla öyle bir emiyordu ki..
Hemşire odadan çıkmadan önce saat başı emzirmemizi söylediğinde başımı salladım. “Şuna bak,” dedi Sarp uzanıp parmak uçlarıyla saçlarını okşarken. Henüz az ve seyrek de olsa kapkara saçları vardı.
“Çok acıkmış Sarp,” dedim emmesini izlerken. Bir an durdu, memeyi bırakıp kafasını geriye çekti ve bekledi. Dudaklarında kalan süt damlası onu olduğundan daha da tatlı gösteriyordu. “Annem, anneciğim. Doymuş mu benim kızım? Çok mu acıktın sen?” diye sordum onu izlerken. “Uuuu!” diye mızırdandı dudaklarını hafifçe kapatır gibi büzerek. “Seni yerim Efsun!” dedim öpücüklere boğmamak için kendimi zor tutarken.
Kızımı şuan mıncırmamak için kendimi zor tutuyorum.
“Biraz babasına da bırak annesi!”dedi Sarp sitemle.
Dinlenmiş gibi tekrar aranmaya başladığında diğer göğsümü açıp hafifçe kaldırarak yönünü değiştirdim.
“Hiçbir şeyimiz hazır değildi, Yanımıza da hiçbir şey almadık. Bunca şeyi kim yaptı? Odayı bile süslemişler,Sarp! Efsun Ahu’nun kıyafeti, benim üzerimdeki gecelik, göğüs pedim bunların hepsini nasıl ayarladın?”
“Ben pek kendimde değildim. Aklım sizdeydi. Bir senin yanına bir Ahu’nun yanına gidiyordum sürekli. Kıyafetlerimi de Şahin'e aldırdım." En son üzerinde beyaz gömlek ve siyah kumaş pantolon varken şimdi üzerinde haki bir gömlek ve siyah pantolon vardı. "Şahin, timi aramış. Barlas ve Ilgın eve uğrayıp ne var ne yok arabaya koyup yola çıkmışlar. Gereken şeyleri de Yıldız ve Halide Hala aldı. Bende her şeyden fazla fazla sipariş ettim.Buradan ayrılamayınca Sevil ve Murat gidip aldılar.”
“Tim de mi buradaydı?” Kalbim yumuşacık oldu. Gerçek bir aile gibiler derken şaka yapmıyordum.Herkes ben ve kızım için seferber olmuştu.
“İzin alamadılar. Ama telefonum hiç susmadı. Bir ara hepsini engelledim. Barlas ve Ilgın’da gitmek zorunda kaldı.”
“Evimize gidelim, Sarp.” dedim Efsun’u onun kucağına verip göğsümü kapatırken.
Tam o sırada başka bir ses aramıza girdi.
“Eve gitmek falan yok, kızım. Ne evi? Konak ne güne duruyor? Biraz daha toparlanmadan şuradan şuraya göndermem ben seni!” Halam çatık kaşlarla yükseldi.
“Hala..” desem de beni dinlemedi.
“Hala falan yok. İtiraz istemiyorum. Biraz kendine gel. Bebeğine alış, ondan sonra dönersiniz evinize. Ben yeğenimi sokakta bulmadım.”
Sarp’a bir şey söyle der gibi kaş göz işareti yapsam da tam itiraz etmeye hazırlanıyordu ki halam izin vermeyerek tekrar susturdu.
Odanın kapısı açıldığında herkes tekrar içeri girdi. Efsun Ahu’ya baktığımda gözleri kapanmak üzereydi ama hala elleri ve bacakları kıpır kıpırdı. Babasının kucağında yeri rahat gibiydi.
Sarp’a gazını çıkarması gerektiğini söylediğimde başını sallayarak omzuna yasladı. Halam, Sarp’ın omzuna, Efsun’un başının altına doğru bir bez koydu. Sarp, odada hafifçe sırtını sıvazlayarak gezdirmeye başladığında bende dahil herkes parlayan gözlerle onları izliyorduk. Sonunda ufacık bir ses geldiğinde güldüm. Minik başına, küçük şapkasının üzerine dudaklarını bastırdı. “Aferin benim bal kızıma! Aferin babacığım.”
“Oğlum, torunumun ismini kulağına okudunuz mu?” diye sordu Ilgaz baba.
“Yok baba, daha okumadı. Fırsat olmadı.” diye cevap verdim.“İsterseniz siz okuyun. Yani eğer isterseniz..”
“Sarp, okusun kızım. Evladının ismini kulağına ilk o söylesin.”
Sarp, Efsun Ahu’yu omzundan kaldırıp kollarının arasına doğru aldı. Başını eğip kulağına doğru yaklaşarak ezan okumaya başladı.Okuduktan sonra üç kere “Senin adın Efsun Ahu… Senin adın Efsun Ahu… Senin adın Efsun Ahu…” diye fısıldadı. Kulak memesine bir öpücük kondurdu. “Ömrün ve bahtın da yüzün gibi çok güzel olsun bal kızım.” dediğinde hep bir ağızdan amin dedik.
Efsun Ahu’yu beşiğine yatırdıktan sonra yanıma gelip oturdu. Doktor, odaya girene kadar sohbet ettik.Halam ve Nermin annenin önerileri üzerine Sarp, incir alıp geldi. Bol bol incir yedim. Su içtim. Halamın yaptığı hafif yemeklerden de çok yiyemesem de azar azar yemeye, güç toplamaya çalıştım.
En son doktor odaya girip herkesi kovdu. Doktor herkesi azarlarken ben kıkırdıyordum çünkü kimse doktor söylediklerinde haklı olduğu için karşı çıkamıyordu. Sonunda herkes kabullenmek zorunda olduğu için akıllarının burada kalacaklarını söyleseler de aldırmadım. Sarp'ın yanımda olduğunu ve dinlenmeleri gerektiğini söyledim.
Sarp, Lale Hanıma haber verdiğini söylemişti. Şehir dışına acil çıkması gerektiği için gelmeye çalışsa da yetişememiş. Bizi bir doktor arkadaşına yönlendirmiş.
Doktorun adı Nevin Hanım’dı. Lale Hanım’ın aksine biraz sert ve ketum bir kadındı.
Yatakta uzanıp dinlenmem gerektiğini ve bu gece de hastanede kalmamızı söylemişti. Gözlerim kapanır gibi oldu ama aldırmadım. Daha doğrusu aldırmamaya zorladım kendimi.
Önümdeki manzarayı izlemem gerekiyordu.
Sarp ile Efsun Ahu odada geziniyorlardı.
“Aynı fikirdeyim babacığım. Hak veriyorum sana,” dedi Sarp, Efsun’un mızırdanmalarına karşılık.Karşılık aldığını fark edince daha çok nazlı nazlı mızırdandı.“Sen haklısın tabi ki bal kız. Onlar öyle bir şey söylediğinde sen de de ki ‘Benim arkamda dağ gibi babam var! Kolları o kadar büyük ki annem de ben de sığabiliyoruz! Beni her zaman korur o!’ Sakın söylemeyi unutma.Çünkü ben ömrüm yettiğince unutturmayacağım size.”
Gülümsemem tüm yüzüme yayıldı.
Odanın kapısı tıklatıldığında bu saatte kimin gelebileceğini düşündüm.Gün boyu o kadar çok misafir gelmişti ki.. Hepsi de ya uzaktan akraba ya da Asaf eniştenin akrabalarıydı. Elbette bilinen aileler de gelmişti.
Kapı açıldığında içeri giren Şilan, Boray abi ve eşi İdil Zelda’ydı.
“Hoş geldiniz!” dedim bugün gelen giden herkese binlerce kez söylememişim gibi.
Sarp, Efsun’u benim kucağıma bıraktı ve Boray abi ile el sıkıştı.Şilan her zamanki halindeydi. İdil Zelda’nın yüzü gülüyordu.“Tebrik ederim, hayırlı olsun. Allah analı babalı büyütsün.” dediğinde teşekkür ettim.Şilan ise heyecanlı heyecanlı bana doğru yaklaşıyordu.
“Yavaş! Kızımı teyzesinden korumam lazım!” dedim seke seke gelmesine karşılık.
“Hııı,” dedi mimiklerini şekilden şekile sokarken. “Bırak da tanışayım yeğenimle!”
Üzerinde, kayık yaka siyah bir bluz ve üzerinde siyah,gri kare desenleri olan bir etek vardı. Belinden düşmesini önlemek için de siyah kalın şeritli bir kemer takmıştı. Siyah saçlarını hafif soldan ayırmış sağ tarafına daha fazla hacim katmıştı.
Efsun’u kucağına alıp severken gözü beni bile görmüyordu.
Resmen pabucum dama atılmıştı!
İdil Zelda’nın yanıma doğru yaklaştığını fark ettim. Düğünde oldukça mesafeliydi. Onun üzerinde ise mavi bir gömlek ve kahverengi deri yırtmaçlı uzun bir kalem etek vardı. Kumral dalgalı saçları tam ortadan ayrılmış, beline doğru salınıyordu. Ayağında da benim her zaman giydiğim topuklu ayakkabılarımın kahverengisi vardı.
“Çok kan kaybettiğini duydum, Didem. Çok geçmiş olsun. Kızının da çok güzel bir ömrü olsun.”
“Sağol, amin. İyi dileklerin için çok teşekkür ederiz. Allah tez zamanda size de nasip etsin.” dediğimde Boray abinin öksürük sesini duydum. Sarp’ın termostan doldurduğu çay boğazında kalmıştı ama öksürükleri arasından “Amin!” demeyi de ihmal etmedi.
İdil’den ise hiçbir ses çıkmadı ama yanakları kıpkırmızı oldu.
Benim ima ettiğim şeyi anlayan Şilan ise kıkırdadı.
“Ziyaretin kısası makbuldür,” dedi Boray abi oturduğu yerden kalkarken. “Sizde yorulmuşsunuzdur gelen gidenden.”
“Boray, kalsaydınız biraz daha.” dedi Sarp ama İdil Zelda konuştu. “Hazal, uyumadan yetişmemiz lazım. Konakta kalması için zor ikna ettik.” dedi Şilan’ın Efsun’u beşiğe koyuşunu izlerken.
“Duydun hanımağayı,” diye kafasıyla İdil Zelda’yı işaret etti Boray abi.
Kıkırdamama engel olamadım.
“Dağhan!” diye fısıldadı İdil. Boray abinin diğer adı Dağhan'dı.
Şilan, bana sarılıp vedalaşırken Efsun’un süs yastığına da takılarını takmayı ihmal etmedi.
Efsun’un beşiği bugün resmen kuyumcu olmuştu. Aynı şekilde benim bileklerimde de iki bilezik vardı. Biri Şahin abimin diğeri ise halamın hediyesiydi.
“Şilan, ne gerek vardı?” dedim mahcupça.
“Sus, sus! Sana mı takıyorum? Yeğenime taktım.” dedi odadan kaçarcasına çıkarken.
Tekrardan odada tek başımıza kaldığımızda Efsun Ahu’yu emzirdim. Sarp, kucağımdan alıp beşiğe yatırırken daha fazla yorgunluğuma direnemedim ve gözlerim kapandı.
Bölüm hakkında yorumların?
Efsun Ahu'muz💕💕
Sarp'ın babalığı ve Didem'in anneliği..
Bol bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın!
Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!
