32. bölüm · SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"

Serra Nur Ü.

Herkese merhabalaaaaaar!

Çok güzel bir bölümle geldimmm!Umarım keyifle okursunuz!

Bol bol satır arası yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın!

İyi okumalar!

"Çünkü can yakan sözler genelde en çok korkan dudaklardan dökülür; insan en çok sevdiğini yaralar, çünkü en çok onu kaybetmekten korkar."
-Ahmet Hamdi Tanpınar-

Hiçbir sır sonsuza kadar sır olarak kalmaz.

En basit sırlar bile.

“Ne?” dedim kollarının arasından aniden kalkıp ona dönerek. Bir anda ayaklanıp karşıma geçti.

“Yapma,” dedi canhıraş çıkan sesiyle. “Yapma, biliyorken bilmemezlikten gelme.”

Bu konuyu ona söylememin en temel sebebi onu üzmemek ve kafasının karışmasını önlemekti.

Ben erken doğum riski yaşadığımda o görevdeydi ve bu görevin dava için neredeyse son aşama olduğunu bilecek kadar dosyaya hakimdim.

Eğer o sırada öğrenseydi aklı bende ve kızımızda kalacak, kafası karışacaktı. Ve bu kafa karışıklığı canına dahi mal olabilirdi.

“Niye söylemedin?” diye sordu tekrardan.

“Kafanın karışmasını, üzülmeni istemedim.” diye mırıldandım yüzüne bakmayarak. Gözlerimi kaçırdım.

Sarp’ın sesini ilk kez bu kadar değişik duyuyordum.

Öfkeli değildi.

Kırgındı.

Sesinde kırgınlık vardı.

“Ne zaman söylemeyi düşünüyordun? Yine kanaman olduğunda mı? Doğumun başladığında mı?” bağırmıyordu belki ama bağırmış kadar oluyordu.“Karımın kanaması oluyor. Bir kere de değil iki kere!” diye kükredi. “Hastanede kalıyor, üzerine erken doğum teşhisi koyuluyor, ilaç kullanıyor ama benim bu olanların hiçbirinden haberim yok! Nedeni ne? Ben üzülmeyeyim diye!” Öfkeli bir nefes verdi avcuyla yüzünü sıvazladı birkaç kez. “Ulan ben üzülsem ne olur? Bu siktiğimin beyni üzülse ne olur?” kafasına vurdu. “Ya size bir şey olsaydı?”

Daha fazla dayanamayıp bir hışımla ayağa kalktım ve onun karşısında durdum. “Olmadı ama!”

“Olmadı diye konuyu kapatmamız mı gerekiyor?”

“İlaçlarımı kullandım. Risk azaldı, kanama bir daha olmadı, bitti!”

“Ya ben görevde biraz daha kalsaydım? O zaman da mı söylemeyecektin?” diye sorunca bakışlarımı kaçırdım. Siniri bozulmuş bir şekilde gülümseyerek başını iki yana salladı. Ellerini beline koydu ve birkaç dakika önce beraber izlediğimiz Halfeti manzarasına doğru döndü. “Ben kime soruyorsam, söylemeyecektin tabi ki!”

“Bilmiyorum!” diye bağırdım bir anda. Sesimizi bütün konağın duyduğuna emindim. “Biri tarafından bu kadar düşünülmenin karşılığını bilmiyorum! Anne olmayı bilmiyorum! Sevmeyi bilmiyorum! Yapamıyorum! Hayatımda beni seven tek kişiyi de kaybetmek istemiyorum! Evet yaptım! Söylemedim! Ya orada bir an bizi düşünmeye dalmışken bir kurşun sana isabet etseydi? O zaman ben ne yapacaktım burada? Bunları da düşündün mü?” Dama çıkmak için kullandığımız merdivenlerden birkaç adım sesi duysam da durmadım. Daha da yakınına girdim. “Ben nasıl yaşayacaktım? O an kanamamın olmayacağını mı düşünüyorsun? Ya da doğurmayacağımı? Asıl o zaman kaybederdim ben kızımızı! Deniyorum!" diye bağırdım titrek bir sesle omuzlarım düştü. "Görmüyor musun? Yine olsa yine haber vermezdim! Yaptığım yanlıştı, evet. Ben doğru bir şey yaptım demiyorum. Ama kükremeden önce birazda beni anla.” Sonlara doğru sesim bitkinlikle kısıldı. Ne ara kaldırdığımı bilmediğim işaret parmağımı doğrulttuğum göğsünden indirdim. Tırnaklarımı avuçlarıma batırdım.

Bir şey söyleyecekti ki Şahin abimin sesi araya karıştı. “Ne oluyor, burada sesiniz aşağıya kadar geliyor?”

“Bir şey yok abi. Yıldız abla odasında mı?”

“Odasında güzelim de sen neden ağladın?” diye sordu yanıma geldiğinde. Ağladığımı o söyleyince fark etmiştim.

Amacımızın kavga etmek olmadığını biliyordum. Muhtemelen dolmuştum. Her şey üst üste gelince de patlamıştım.

Hızlı adımlarla -ki kocaman bir karınla ne kadar hızlı olunacaksa o kadar hızlı- damın kapısını açıp merdivenlerden inmeye başladım ve Yıldız ablayı mutfakta gördüm.

“Kuzum, ne oldu?” diye sordu elindeki fincanı tezgaha bırakıp ayağa kalkarken.

“Hiç,” dedim az önce oturduğu sandalyenin yanındaki sandalyeye otururken.

Hiç, Didem. Varlığı tek bir adamın kalbinden ibaret olan ama o adamla bile kavga eden Didem.

SARP’tan..

Kafamı duvara sürtmek istiyordum.

Öfkemi yöneltmek için seçtiğim kişiyi seçen beynimi sikeyim.

Bir şeyler olduğunu birkaç gündür sezsemde hiç sormamıştım.Arkasından bu kadar ciddi bir riskin olduğunu düşünmemiş tahmin etmemiştim.

Ağrıdan ve gerilmelerden birkaç gündür uyuyamadağını sürekli söyleyince panikleyip gizlice Urfa’ya gelir gelmez Lale Hanım’ı aradığımda onu biraz darlayarak öğrenmiştim.

"İki kez, birkaç hafta arayla şiddetli kanaması oldu. En son ki kanamasında erken doğum riski olduğunu fark ettik. Tedaviye başladığımızda özellikle size söylemememizi rica etti. Kısa bir tedaviyle riski atlattı."

Ben görevdeyken benim karım acı çekiyormuş.

Bekledim. Bekledim ki söylesin. Bir şey desin. Yemin ederim bekledim. Demedi. Söylemedi.

Amacım sakince bu soruyu sormaktı ama içimdeki öfkeye ve kırgınlığa engel olamamıştım. Öfkemi ona yansıtan bir adam değildim. Eflal’in kalbini kırmak bu dünyada isteyeceğim son şeydi.

Kırmıştım.

Öfkemi kontrol etmeyi becerememiştim. Şu siktiğimin ağzını kapatmayı, susmayı becerememiştim.

Üzerinde yeterince yük vardı. Bu kadar dolduğunu tahmin edebilmem gerekiyordu. Kahverengi harelerinde gördüğüm sertliği hatırlıyordum.

“Beni tehdit mi ediyorsunuz,avukat hanım?”

“Nasıl anlarsanız, yüzbaşı.”

İlk tanıştığımdaki Didem Eflal’in harelerindeki sertliğin aynısı vardı göz bebeklerinde.

Onda en sevdiğim özellik de buydu.

Kimseye eyvallahının olmaması.

Karın, hamile oğlum. Kadının zaten yükü var. Yükünü azaltacağın, üzerinden alacağın yerde birde kadına bağırdın. Beynini sikeyim senin. Yapacağın işi sikeyim.

Bana söylemediği için kırgındım. Yalan değildi. Ama beni en çok kıran şey bu değildi. Ya bir şey olsaydı ve ben o an yanlarında olamasaydım?

Ya iki canıma da bir şey olsaydı?

Benim yaşamamın ne anlamı kalırdı o zaman?

Kenardaki duvara üst üste yumruk attım.

Nefes nefese kalmışken Şahin’in sesini duydum. Orada durduğunu benim bir şeylerden hıncımı almamı beklediğini biliyordum.

“Duvara vurmakla, yumruk atmakla geçmiyor yalnız, birader.” dedi.

“Biliyoruz herhalde,” dedim sinirle.

“Sikik sikik işler yapma lan o zaman!” diye yükseldi yanıma geldiğinde.

“Şahin, şuan seni çekemem kardeşim.”

Şuan tek istediğim Eflal’i görüp özür dilemek, onu dinlemekti.

“Kalk gidiyoruz.” Dediğinde ters ters ona baktım.

“Nereye?” diye sordum cebimden sigara paketini çıkartırken.Bu illeti kaç aydır içmiyordum. Gerek duymuyordum.

Karımın dudakları yetiyordu.

Lale Hanımla konuştuğumdan beri kaç tane içtiğimi sayamamıştım.

“Meyhaneye,” Sigarayı dudaklarımın arasına sıkıştırıp ucunu elimdeki çakmağın ateşine tuttum.Bir nefes çekip indirdiğimde dumanı üflerken ters ters yüzüne baktım.

“Çekemem meyhane falan. Siktir et,” dedim bur nefes daha içime çekerken.

“Başlamışsın yine,” dedi başıyla elimdeki sigarayı işaret ederek.

Başımı salladım. “Başladım.”

“Çok zorluyor seni değil mi?” İsim söylemedi ama ben kimi sorduğunu biliyordum.

“İlk tanıştığımızda daha zordu. Çelik yelek giydirmişler gibi hissediyordum. Sonra yaşadıklarını öğrenince..” ona yaşatılanlar aklıma geldiğinde başımı iki yana sallayıp sigaramdan derin bir nefes daha çektim içime. “Oğlum, neler yapmışlar, lan benim karıma? Dağ olsa yarılır, taş olsa çatlar da benim karım dik durmayı seçmiş.”

O da bir sigara yaktı. Eliyle çakmak hareketi yaptığında cebime koyduğum çakmağı uzattım. Elimden alıp yaktı. “Aha şu Halfeti şahittir," dedi eliyle karşımızdaki manzarayı göstererek. "Yemin olsun bazı şeylerden haberim yoktu benim. Anamın da haberi yoktur. Dayım sosyete tayfası olup çıktı o yengem olacak kadın yüzünden.” diye homurdandı.

“Bilmiyorum Şahin. İkisi de aynı. Bir Halide halayı bir de sizi seviyor.”

“Anamın eline doğdu da ondan.” dediğinde duraksayıp ona döndüm.“Yengemin sancısı geldiğinde yetişememişler hastaneye. Annem doğum yaptırmış. Didem, annemin eline doğmuş. Didem ismini de o koymuş. O zamanlar küçüktüm ama anımsıyorum az çok.”

“Anlatmamıştı.”

“O da bilmez çünkü.”

Sigara paketini yeniden elime aldığımda içinde son bir tane kaldığını fark ettim. Sonuncuyu da elime alıp yakarken mırıldandım.“Desene Halide halaya ömrüm boyunca borçlu kalacağım.”
İçimdeki öfkenin söndüğünü fark ettim. Eflal’in yanına gidip onu öpmek özür dilemek istiyordum.“Baba olmak, nasıl bir duygu?” diye sordum yüzümde küçük bir tebessümle.

Kızım olacaktı ya benim, bilmem öğrenmem gerekiyordu.

“Kalbin avuçlarının arasında atıyor sanki. Yıldız’ın babasının bana çektirdiklerini bir ben bir Allah bilir. Bunca yaşananlardan sonra ondan, sevdiğim kadından bir parçanın olması bile sevmene yetiyor.”

Yıldız’ın babası, Yıldız’ı Şahin ile görüştürmemiş, evlenmelerine izin vermemişti. Bir göreve çıktığımızda Şahin, Yıldız’ı birkaç kez aramasına rağmen açmayınca şüphelenmiş Urfa'ya geldiğinde her yerde Yıldız’ı aramıştı. Bende yardım etmiştim.

Babası, Yıldız’ı başka bir ülkeye kaçırmaya çalışırken son dakika yakalamıştık. Şerefsiz, el altından kaçak madde sokuyordu sevkiyatlarla. Asaf amca bunu engellediği için nefret ediyordu Şahin'den.

Bu konuyu boş verip asıl soruyu sordu bana. “Didem’i ilk gördüğünde hatırlamadın mı lan gerçekten?”

Kaşlarımı çattım. “Ne alaka lan?”

“Öküz oluyorsun lan sen bazen. Benim düğünümde seni tersleyen bir kadın vardı hani? Bordo abiyeli, senin deyiminle stres topu?”

“Siktir!” dedim aklıma gelenlerle.“Saçmalama!”

“Bizim stres topu senin karın olmuş oğlum!” dedi gülerek. “Hiç mi hatırlamadın lan avanak?”

Şimdi aklıma gelmişti.

Hatırlamamıştım.

Şahin’in düğününde ben yeni yeni Hatay’a tayin edilmiştim. Urfa’ya da Şahin’in düğünü için gelmiştim.

Düğünde sürekli strese giren,oldukça ciddi, ama çok güzel bir kadın vardı. Kenarda misafirleri karşılıyor, fakat neredeyse kimseyle muhabbete girmiyordu. Annesinin karşısında onun söyledikleriyle ellerini sıktığını, yumruk yaptığını hala hatırlıyordum. Hatırladığım diğer şey ise bana göre dillere destan olan güzelliğiydi. Birde gözleri.

Ahu gözleri..

Şahin ile konuşurken bir şey sormak için yanımıza uğradığında ben de onunla konuşmak için ortaya laf atmıştım. Terslemiş oldukça sınır çizen bir cevap vermişti.Kim olduğunu merak edip Şahin’e sormuştum. O da kuzenim,dayımın kızı, demişti.

“Ulan hayatımızdan 5-6 sene çalınmış lan resmen!” dedim sinirle.

“Rahmetli’nin son gördüğü eğlence de o düğün oldu zaten.” Diye mırıldandı.

Asaf amcayı tanıyordum. Çok iyi, merhametli bir adamdı. Hastalığa yakalanmıştı. Bir sene içerisinde hastalık tüm vücuduna yayılmış, durumu ağırlaşmış ve vefat etmişti.

Elimi omzuna atıp sıktım. “Git karının yanına, yalnız bırakma. Bana da Yıldız’ımı gönder be birader!” dedi özlemle.

“Tamam lan!” dedim başımla selam verip demir kapıyı açıp aşağı indim.

Mutfağa girdiğimde Yıldız ile Eflal sandalyede oturup kahve içiyorlardı. Daha doğrusu Yıldız içiyordu. Eflal fincan ile oynuyordu.

“Yıldız,” dedim yanlarına doğru giderken. Benim geldiğimi ve ona baktığımı anlayınca tamamen fincana odaklandı. Yıldız başını kaldırıp bana baktı. “Şahin, damda seni çağırıyor.”

Başını sallayıp, Eflal’i kendine çekip omzunu okşadı ve ayağa kalkıp mutfaktan çıktı.

Az önce Yıldız’ın oturduğu sandalyenin yanına doğru yürüdüm ve oturdum. “Sen kahve seversin, içmemişsin.” diye mırıldandım.

“İçesim yok.”

“Konuşabilir miyiz?” diye sordum.

“İstemiyorum.”

Tamam, inat yaptığını sesinin tonundan anlayabiliyordum.

Gerçekten istemeseydi ses tonu farklı olurdu.

“Kızımıza da sorayım gerçekten istemiyor musun öğrenelim.” Dedim ve başımı ağırlığımı vermeyerek karnının üzerine koydum. Hafifçe parmaklarımı gezdirdiğimde parmaklarıma doğru gelen tekmelerle gülümseyip sordum.Başımı kaldırdığımda gözlerimiz denk düştü.

“İstiyormuş.” dedi bakışlarını kaçırarak.

Masanın üzerindeki ellerini ellerimin arasına aldım. “Özür dilerim.” İkimizde aynı anda söyledik.

“İsteyerek saklamadım, doldum biraz dayanamadım patladım.”dediğinde başımı salladım.

“Bende size bir şey olacak diye korktuğumdan öfkelendim. Bir de bana söylemediğini duyunca kızdım. Sana sesimi yükselttim.”

“Haklıydın.Evet, saklamamam gerekiyordu ama sana bir şey olmasından korktum. Aklın burada kalmasın diye söylemek istemedim.”

“Bir daha yapma. Benden bir şey saklama.Benim aklım her zaman sizde. Başka nerede olacak?”Bedenini kollarımın arasına çektim. Şakağına dudaklarımı bastırdım.

“Hemen de sırnaş,” dedi sitemle. Ama gülümsediğini dudaklarının iki yana kıvrılmasından anlayabiliyordum.

“Yorulmadın mı?” diye sorduğumda,“Yoruldum.” dedi.

Oturduğumuz sandalyelerden kalkıp mutfağın kapısına doğru yürüdük.Mutfaktan çıkıp kalacağımız odaya çıktık.

DİDEM’den..

Havanın sıcaklığı mı uyutmuyordu bilmiyorum ama uyuyamıyordum.

Yatakta dönüp durmaktan başka bir şey yapmıyordum. Sarp’da saatlerce direksiyon başında olduğu için çabucak uyuyakalmıştı.

Odaya girdiğimizde biraz daha konuşmuştuk. Seneler önce Şahin abimin düğününde denk geldiğimizi ama birbirimizle hiç konuşmadığımızı öğrenmiştik.

"Şahin'in düğünündeki stres topu senmişsin yavrum," diye mırıldandı gülerek.

Kıkırdadım. "Ben stres topu değildim. Siz çok gevşektiniz." dedim kendimi savunarak. "Ben seni hiç fark etmedim."

"Normal," diye mırıldandı. "Didişmekten fark edememişsindir." dediğinde elimdeki yastığı kafasına attım.

"Didişen tek ben değildim!"

"Gözlerinle bir ateş etmediğin kalmıştı yavrum askeriyeye geldiğinde."

"O farklı!" diye cırladım.

"Değişmeyen tek şey gözlerin," dedi içli bir sesle. "O zaman da gözüm orada bir tek sana takılmıştı. En çok da ahularına.."

Bordo abiyeli kadın bendim. Üzerimde bordo pelerinli taşsız düz bir abiye vardı.

Seneler önce denk gelmiştik.

Hayat bizi seneler önce birleştirmeyip aradan 6 sene geçtikten sonra bir bahaneyle denk getirmiş ve birleştirmişti.

Daha fazla dönüp durmamak ve onu uyandırmak istemediğim için yavaşça yatak başlığından destek alarak ayaklandım.

Üzerimde siyah, kendinden model olarak üst kısmı işlemeli V yaka askılı bir gecelik takımı vardı.

Sabahlığımı üzerime giyip kuşağımı bağladıktan sonra odadan çıktım.
Konak, doğal olarak sessizdi. Sadece halamın odasının ışığı açıktı.

Bir de karşı odanın.

Anne ile babanın odası.

Buraya ne zaman gelsek o odada kalırlardı.

Ellerim titrese de odanın kapısını açtım. Aynıydı. İkili yatak, komidin, abajur,dolap, koltuklar.

“Baba, yüra göydüm,” diyordum ağlayarak.

Sanırım 3 ya da 4 yaşlarındaydım. Umut bebekti. O zamanlar odada beşik vardı. Halam Murat’ın beşiğini indirtmişti.

Anne uyuyordu. Baba, yatakta oturur vaziyete gelmiş sessizce yanındaki abajurun tuşuna basarak lambayı açmıştı. “Yüra değil kara gözlüm. Rüya.” dedi gülümseyerek.

“Canavaylay vaydı.” dedim ağlayarak. Yataktan sessizce çıkıp ayağa kalktı ve eğilip beni kucağına aldı.

O sırada anne uyanır gibi olup söylendi. “Umut mu uyandı, Kutay?” diye sordu uyku sersemi.

Hayır, anne. Ben rüya gördüm.

Korktum ama sen yine sarılmadın bana.

Sen zaten bana hiç sarılmazsın.

“Hayır, Nalan. Didem kabus görmüş, korkmuş. Odaya geldi.”

“Tamam, Umut uyandığında haber ver.” dedi ve arkasını dönüp uyumaya kaldığı yerden devam etti.

Baba, odadan çıkıp konağın dışına çıkartıp kenardaki banka oturttu.Önüme gelen saçlarımı eliyle arkaya doğru taradıktan sonra alnıma bir öpücük kondurduğunda gülümseyerek onun göğsüne yaslandım. “Çok mu korktun?” dediğinde başımı salladım.“Geçti ama şimdi değil mi? Ben buradayım, her zaman korurum seni.”

Yalan söyledin baba.

Sen hiçbir zaman koruyamadın beni.

Artık, kabus gördüğümde senin kollarına koşacak küçük kız değilim, kara gözlün değilim.

Ben artık kimsenin kara gözlü kızı değilim.

Ellerimin titrediğini koşar adım odadan çıktığımda kapıyı kapatırken fark etmiştim. Gözlerimin dolmasını engellemeye çalıştım ama zordu.

“Didem?” diye bir ses duyduğumda yutkunup derin bir nefes alarak arkamı döndüm. Halam odasının kapısını aralamış bana bakıyordu.

“Hala,” dedim gülümsemeye çalışarak.

“Kara kızım, niye durursun orada öyle? Gel yanıma.” dedi ve odasının kapısını açtı. İçeriye girdim.

Hiç değişmemişti.

Yine yatağın sağ tarafı -halamın uyuduğu taraf- dağınık, sol kısım derli topluydu. Ahşap ceviz ağacından yapılmış dolabı tüm büyüklüğüyle yatağın karşısında duruyordu.

Komidinlerin birinin üzerinde Asaf eniştem ile onun gelinlikli bir fotoğrafı vardı. Siyah beyaz bir fotoğraftı.Diğer komidinin üzerinde ise Şahin abimin nikahında çekilmiş toplu aile fotoğrafı vardı.

“Ne ayakta durursun ağaç gibi!” diye yükseldi halam kenardaki tekli koltuğa oturduğunda. Odası çok büyük değildi. Diğer odalara kıyasla daha küçüktü. Halam ve Asaf enişte özellikle çocuklarının ve misafirlerinin odasını daha büyük olmasını istemişlerdi. Halamla bir kez bu konu hakkında konuştuğumuzda böyle söylemişti.

Yatağın dağılmış kısmını işaret ettiğinde yavaşça oturdum. Karnımdan dolayı bacaklarım hafifçe iki yana açılmıştı.Sıcak basınca sabahlığın kuşağını dayanamayıp açtım.

“Anlat bakalım, ne yapıyorsun?”

“İyi hala, normal.” dedim düz bir sesle.

“Çok zorluyor mu seni?” diye sordu gözleriyle karnımı işaret ederek.

“Biraz. Oturup kalkarken zorlanmaya başladım. Belime çok baskı yapıyor.” diye sızlandım.

“Yapar, son ayların bir de daha çok zorlar. Dicle’m de ben de böyleydim. Karnım kocamandı.” dediğinde güldük. “Didem, gerçekten iyisin değil mi halacığım?”

“Bilmem, ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyiyim hala.”

“Bağırışmalarınızı duydum.”dediğinde gözlerimi kaçırdım. “Maksadım karışmak değildir, yanlış anlamayasın.” dediğinde başımı salladım.“Birbirinizin kıymetini bilin. Her dakikanız çok kıymetli kızım. Senin bu yüzden sinirlenmediğini biliyorum. Korkarsın,” dedi içimi okur gibi.

“Korkarım.” diye cevap verdim.“Anne olmaktan değil, anne olamamaktan korkuyorum hala. Ona benzemekten korkuyorum.”

“Benim kızım o akrepe benzemez!” diye yükseldi katı bir sesle. Halamın bu hayatta gıcık kaptığı kişiler listesindeki ilk kişi Nalan’dı. “Anne ezberlenerek, görerek olunabilecek bir şey değildir ki kızım. Kalbinle hareket edersen anne olursun. O sana yol gösterir. Kimsesiz de değilsin sen ayrıca. Ben varım, Yıldız var, Şahin var, Dicle var, Murat var,Sevil var. En önemlisi kocan var.” dedi baskın bir sesle.

“Bilmiyorum hala.” diye mırıldandım.

“Bilmeyecek bir şey yok kara kızım. Seni seven hayat arkadaşın yanındaysa, her gece aynı yastığa baş koyuyorsan bilinmeyecek, öğrenilmeyecek hiçbir şey yok.”

“Hala,” dedim oturduğum yatağın sol kısmına bakarak. “Hiç rüyalarına giriyor mu?”

Derin bir iç çekti. Gözleri doldu.Bakışları komidinin üzerindeki çerçevede oyalandı.“Girmez olur mu? Bazen öyle bir geliyor ki rüyama gerçekten yanında uyuyorum sanıyorum. Saçlarımı sevişini hissediyorum. Sanki hiç ölmemiş gibi konuşuyoruz, çay içiyoruz damda.” Gözünden bir damla yaş yanaklarına doğru süzüldü. “Sonra bir uyanıyorum ki yatağın yan tarafı boş, buz gibi, oysa onun elleri hep sıcacık olurdu.”Hıçkırıklarıma engel olamadım. “Beni en çok korkutan da bir gün sesini ve kokusunu tamamen unutmak. Hani yüzünü unutmam. Fotoğraflar var ama sesini ve kokusunu unutmaktan korkuyorum. Yatağımın yanı da kalbim gibi 5 senedir buz gibi.” Sonra beni fark etmiş olacak ki başını diğer tarafa doğru çevirip eliyle hızlıca gözlerini sildi.

“Ağlama, halam. Rabbim size uzun ömür versin. Bir ömrü beraber bitirmeyi nasip etsin size. Ben hiç pişman olmadım Asaf’ımdan. Rabbimde sizi kocalarınızdan hiç pişman etmesin.” dediğinde amin diye mırıldandım. Dayanamayıp kollarının arasına girdim. Saçlarımı okşadı buruşmaya başlayan elleri. “Soramadım ama rahat edebildiniz mi?”

“Ettik hala, ben birkaç gündür şu minik yüzünden yatamıyorum sadece.” dedim karnımı işaret ederek.

“Eh, olacak o kadar be kızım. Az katlanacaksın.”

Halamla biraz daha sohbet etmiştim. Koltuktan kalkmış arkama oturmuş, beni de dizine yatırmıştı.

O saçlarımı okşarken mayışmış bir şekilde günler sonra uyuya kalmıştım.

Ne kadar bir süre geçtiğini bilmiyordum. Gözlerimi açamasam da odadaki konuşma seslerini duyuyordum.

“Hala, aklım çıktı!” diyen ses Sarp’ın sesiydi. Muhtemelen uyandığında yanında beni görememişti ve telaş yapmıştı.

“Bağırma oğlum, burada konuşuyorduk uyuya kaldı.”

“Odaya götüreyim ben onu, rahat rahat uyusun.”

Bedenimin havalandığını hissettiğimde mızırdandım ama konuşamadım. Uyku tüm bedenimi esir almıştı. Kollarımı boynuna dolayıp başımı boyun girintisine gömdüm.

Sanırım en rahat olduğum yer onun kucağıydı.

Kapı açılma sesinden sonra halamın sesini duydum.“Sarp,"dediğinde Sarp’ın adımları durdu.

“Buyur hala.”

“Sana emanet.” dedi.

“Başım gözüm üstüne. Her daim ölene kadar.” dedi çıkmadan hemen önce.

Bol bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayınnnn!

Bölümde olanlar hakkındaki fikirlerinizi merak ediyorum.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!