17. bölüm · SINIRIN KANUNU

BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"

Serra Nur Ü.

Herkese merhabalaaaaaar!

Çok güzel bir bölümle geldimmm! Umarım keyifle okursunuz!

İyi okumalar!

Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

"Ben çocukken hiç sevilmedim. Şefkat görmedim. Bu yüzden içimde biriktirdiğim ne kadar sevgi varsa, hepsini bir kerede dünyadaki en masum şeye vermek istiyorum."
-Sabahattin Ali-

“Komutanım, ne oluyor?” Diye koşarak odaya gelen timi görünce güldüm. Hepsi alelacele girmişlerdi odaya.

“Neler olmuyor ki aslanım?” dedi Sarp. Kolunu yanındaki İlhan’ın omzuna atarken. “Baba oluyorum oğlum! Baba!”

“Hadi lan oradan!” dedi Barlas. Bana döndü gerçek mi der gibi onaylar anlamda başımı salladım. Gözleri büyüdü. “OĞLUM SEN CİDDİSİN!” Dedi bağırarak. Hızlıca Sarp’a sarıldı.

Hepsi teker teker iyi dileklerini dilediler. Ilgın ve Nehir yanıma oturmuşlar iki taraftan da sarılmışlardı bana.

Ben bu kadar kalabalığa alışık değildim. Bu kadar destekçiye, sevincimin paylaşılmasına hiç alışık değildim.

Haber verebileceğim kimsem yoktu. Yalnızca babam vardı. Babamı aramam gerekiyordu. Kimsesizliği hiç bu kadar çok hissetmemiştim.

Gözlerim doluyordu ağlamak istemiyordum. Kimseyi üzmek, morallerini bozmak istemiyordum.

Gözyaşlarımın akmaya başlayacağını fark edince hemen kalkmak yalnız kalmak istemiştim. “Ben, bir hava alayım.” Diyerek Sarp’ın ne dediğini duymadan odadan çıkıp askeriyenin arka bahçesindeki banka oturdum.

Gözyaşlarım usul usul akmaya başladığında bu sefer durdurmak için hamle yapmadım. Bakışlarım karnıma indiğinde ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. “Özür dilerim, anne olmayı bilmiyorum. Nasıl olmam gerektiğini de bilmiyorum. Hata yaparsam bana çok kızar mısın?”diye sordum çaresizce.

“Kızmaz, yavrum.” Diyen sesin sahibini görmek için arkamı döndüm. Sarp, elbette ki halimi fark etmişti. Parkasını omzuma koydu. Sıkıca sarıldım. Üşümüştüm. Hava gerçekten soğuktu.

“Ben nasıl anne olacağım, Sarp? Benim annem bile beni sevmedi, istemedi, hor gördü. Ben ona nasıl anne olacağım?”

“Öyle güzel bir anne olacaksın ki Eflal, herkes sana hayran olacak. Onu çok seveceksin. Çünkü sevgisizliği gördün. Neyi yapmaman gerektiğini biliyorsun, güzelim. Sevilmediğin kadar çok seveceksin. Bende yardım edeceğim sana, beraber halledeceğiz.”

“Hallederiz değil mi?” diye sordum iç çekerek.

“Tabi ki hallederiz yavrum.” Dedi kollarını bana dolarken. Elini karnımın üzerinde hissettim.Okşuyordu. “Babam,” dedi dolu dolu. “Babacığım, seninle tanışma fırsatımız olmadı amcanlar yüzünden. Geç olsun, güç olmasın demişler, tanışalım mı babam?”

Tüm dikkatim ondaydı. Ağlamam devam ediyordu ama bu sefer mutluluktan ağlıyordum. Minik, daha gelmeden koskoca yüzbaşının başını öne eğdirmişti.

“Hoş geldin, iyi ki geldin.” Dedi ve giydiğim triko elbisemin ıslandığını hissettim.

Sarp, ağlıyordu. Emirleriyle,bağırışlarıyla yeri göğü titreden adam şimdi karşımda çocuğuyla konuşurken ağlıyordu.

“Sarp,” dedim iç çeke çeke konuşmaya çalışırken. “Ya ben hadi hormonlardan ağlıyorum da sen niye ağlıyorsun? Senin bana destek verip ağlamamı durdurman gerekiyordu.” Dedim sitemle.

Kahkahasını duydum. Dudaklarını karnımın üzerine bastırdı. “Doktora gittin mi?”

“Sadece kan testi vermek için gittim, muayene olmadım.”

Bir hışımla ayağa kalktı. “Doktora gidiyoruz o zaman. Ama ondan önce bir şey yapacağım.” Ne yapacağını soracaktım ki Barlas’ı yanına çağırıp konuşmasıyla anladım.

“Barlas, hemen gidiyorsun tepsi tepsi tatlı alıyorsun. Baklava, künefe neler varsa al. Tüm askeriyeye dağıt.”

Yok artık! “Sarp, abartmıyor musun biraz?”

“Az bile güzelim.”

Barlas, yanımızdan ayrılırken bende ayağa kalktım. Tam yürüyordum ki Sarp’ın beni kucaklamasıyla ufak bir çığlık attım. “Sarp! Manyak mısın? Yürüyebiliyorum!”

“Kucağıma aldım işte, niye yorulacaksın ki boşu boşuna.” Dedi alnımdan öperek.

Arabaya oturtup kemerimi taktı ve yola çıktık. Hastanenin önüne geldiğimizde bu sefer hemen indim.

“Eflal, hızlı inme güzelim.”

Lale Hanım’ın odasının olduğu kata çıktığımızda dışarıda bekleyen kimse yoktu. Kapıyı tıklattığımızda Lale Hanım içerideydi.“Hoş geldiniz!” dedi neşeyle yerinden kalkıp bize doğru geldi.

Üzerinde siyah kumaş pantolonu, beyaz gömleği ve doktor önlüğü ile ayaklarında ise benim her zaman giydiğim siyah topuklu ayakkabılardan vardı.

“Hoşbulduk Lale Hanım. Eşim, Sarp.” Dedim Sarp’ı göstererek.

“Memnun oldum Sarp bey.”Dediğinde Sarp’ta aynılarını söyledi.

“Şimdi, sizin miniğe ilk kez bakacağız. Annemiz tek başına bakmak istemedi.”

Ultrason cihazının olduğu kısma geçip birkaç ayarlama yaptıktan sonra önündeki sandalyeye oturdu ve bana döndü. “Elbiseni yukarı sıyır Didemciğim.” Ultrason cihazının sağında kalan yatağa uzandım.

Elbisemi yukarı sıyırıp göbeğimi açtım. Sarp’ta sağ tarafıma geçmiş elimi tutuyordu.

“Bakalım bakalım.” Dedi Lale Hanım probu eline alırken. Karnımın üzerine soğuk bir jel sıktığında irkildim. Probu kasıklarıma doğru bastırarak gezdirmeye başladı.

Lale Hanım’ın gözleri ekrandaydı.Kasıklarıma biraz daha bastırmasıyla Sarp’ın elini sıktım.

“Bakın, tam olarak şurada.” Dedi Lale Hanım bize dönerek ekranda minik yeri gösterdi. Çok küçüktü.

“Gebelik kesemiz burada. Gayet sağlıklı ve tam da yerinde oluşmuş. Minik bir fasulye tanesi kadar neredeyse.”

Sarp’ın nefesini tuttuğunu hissettim. “Hocam,” dedi kısık sesle ekrana bakarken. “Çok küçük, bu kadar küçük olması normal mi?”

Lale Hanım güldü. “Elbette normal Sarp Bey. Henüz 4 buçuk haftalık bir hamilelik bu. Şu an sadece bir kese görüyoruz ama ilerleyen zamanlarda daha detaylı göreceğiz bebeğinizi.” Probu kasıklarımın üzerinde gezdirmeye devam etti. “Herhangi bir kanama odağı, risk yaratacak bir durum görünmüyor. Ancak bu her zaman böyle olacağı anlamına gelmez.” Dediğinde korku nefesimi kesti.

“Gebeliğin ilk 3 ayı en riskli aylardan sayılır. Düşük riski bu aylarda fazladır. Ağrıların veya ufak açık renk lekelenmelerin olabilir. Çok şiddetlenmediği sürece normaldir bu. Biz bunlara yerleşme sancıları diyoruz. Minik kendine yer açmak için ağrı, sancı yapacak.” Dediğinde başımı salladım.

“Şey, dikkat etmemiz gereken bir şey var mı? Özellikle benim.” Dedim utanarak. 34 yaşında bir kadındım bunları hiç bilmemem bana ayıpmış gibi geliyordu. Çekiniyordum bu yüzden.

“Didemciğim, bu soruda utanılacak bir şey yok. Ağır kaldırma, bol bol su iç ve dinlen. Ayrıca bazı yiyecekleri veya içecekleri bir süreliğine tüketmemen gerekiyor.” Demesiyle kaşlarımı çattım.

“Nedir onlar?”

“Pişmemiş veya az pişmiş gıdalar tüketmek yok, alkol, sigara tüketimi zaten yok. Bol bol et ve sebze tüketmeye çalış. Özellikle hibiskus ve adaçayı gibi bitki çayları kesinlikle yasak. Bunlar düşük riskini artırır. Kasılmaları tetikler. Ayrıca mide bulantın, aşermelerin, baş dönmelerin olabilir bunlar normal. Birkaç vitamin takviyesi yazacağım bunları mutlaka kullan.” Dediğinde başımı salladım.

Masasına geçip bir şeyler yazdıktan sonra bana uzattı ama Sarp aldı.“Ben hallederim.”

Teşekkür edip odadan çıktık.Arabaya biner binmez babamı aradım. Telefon hızla açılınca gülümsedim.

“Baba!” dedim heyecanla.

“Kara gözlüm.” Dedi o da.

“Dede oluyorsun Kutay Karaçay! Dede!” dedim bağırarak.

“Aaaaa!” dedi gülerek. “Canımın içi, benim güzel kızım. Allah analı babalı büyütsün. Evinize, ailenize mutluluk getirsin.”

“Amin babacığım. Teşekkür ederiz. Sen neredesin?”

“Ankara’dayım. Barolar Birliği’ne uğradım da oradan çıkmıştım şimdi.Çok öpüyorum, dikkat et kendine güzel kızım, işim bitsin geleceğim hemen.”

“Sende.” Diyerek kapattım telefonu.

Eve girdiğimizde elbisemi çıkartıp gecelik elbisemi giydim.Sabahlığımın kuşağını da bağlayıp salona Sarp’ın yanına geçtim. Nermin anneleri ve Leylaları görüntülü arıyorduk.Aramalar açıldığında herkesin yüzü gülüyordu.

“Nasılsınız oğlum?” dedi Nermin anne.

“İyiyiz Nermin Sultan sen?”

“Bende iyiyim, gelinim nerede?”Sarp, kamerayı bana doğru çevirince el salladım.

Leyla’da kocaman karnıyla oturuyordu. “Çok özlemişim sizi.” Dedi hüzünlü bir gülüşle.

“Bak birazdan ağlayacak.” Dedi Sarp bana bakıp.

“Abi, duyuyorum!” diye bağırdı.

“Bizim size bir haberimiz var.” Dedik aynı anda.

“Ne haberi?” diye soran Ilgaz babaydı.

“Dede oluyorsun amirim dedeee!” diye bağırdı Sarp neşeyle.

Hep bir ağızdan sevinç nidaları yükselince güldük.

“Allah’ım çok şükür hala oluyorum. Gizem’i kıskandırabileceğim!” dedi gülerek Leyla.

Gizem’le tanışma fırsatım yalnızca telefonla olmuştu. Sarp’ın büyük teyzesinin kızıydı. Ve tatlı bir kızdı.

“Sarp!” Nermin anne ekranı daha da kendine çekti. “Didem’i dinlendir bol bol dikkat et. Ben bir sürü turşular yapmıştım siz gittikten sonra Leyla’ya gönderirken size de göndereyim.”

“Zahmet etmeyin Nermin anne.” Diyerek atıldım konuşmaya ama sesim lütfen gönder der gibi çıkmıştı. Nermin annenin turşuları efsaneydi. Çok lezzetliydi.

“Ne demek zahmet kızım, gönderirim tabi. Sarp, kızı üzme! Bol bol dinlendir. Gözünün önünden ayırma.”

“Emredersiniz sultanım, gözüm hep üzerinde zaten.” Dedi bana bakarak. Güldüm.

Biraz daha konuştuktan sonra kapattık. Ortamda büyük bir sessizlik oluştu. Esnememle o sessizliği böldüm. “Sanırım bu minik uykucu olacak. Sürekli uyutuyor beni.” Dedim sitemle.

“Uyu güzelim, dinlen.” Dedi saçlarımı severken. Gözlerimi kapattım ve karanlığa gömüldüm. Bir ara bedenimin havalandığını ve yatağa bırakıldığını hissettim. Mide bulantım yine yoklayınca ofladım.

Uyumak için daha erken olduğunu biliyordum. Ama uykum gelmişti. Hava daha kararmadan hem de. Zil sesi duyduğumda ayağa kalktım. Sarp, benden önce açmış olacak ki ve “Eflal, güzelim üzerine bir şeyler giy. Nazenin ablalar geldi.” diye seslendi.

Üzerimi değiştirmek için ayağa kalktığımda başım dönünce sendeledim ve dolap kulpuna tutundum. Dönme hissi geçince yavaşça giyinmeye başladım.

Beyaz triko rahat bir takım giyip odadan çıkıp salona geçtim. Nazenin abla, Yelda,Verda, Ilgın ve Nehir vardı. Sarp, aralarında üvey evlat gibi kalmıştı.

“Hoş geldiniz!” dedim gülümseyerek. Sarp, ayağa kalkıp yanıma geldiğinde kulağıma eğilerek konuştu.

“Hayatım, benim askeriye de işlerim vardı. Burada tek ben varım erkek olarak. Siz kız kıza oturun olur mu? Bir şey olursa ara yavrum.” Dedi alnımdan öperek. Başımı salladım.

O odadan çıkarken bende salonda onun kalktığı yere oturdum.Nazenin abla gülerek Yelda ve Ilgın’ın kulağına bir şeyler söyleyince kaşlarım çatıldı. Merak ettim.

“Ne konuşuyorsunuz fısır fısır?”

“Hiç,” dedi Yelda. “Hayırlı olsun Didem abla.” Dediğinde teşekkür ettim.

“Ben susadım da mutfaktan su alabilir miyim?” diye sordu.

“Tabi, dur ben getireyim.” Diyerek ayağa kalkmıştım ki Ilgın, beni geri yerime oturttu.

“Otur bakayım sen. İki canlısın artık. Ben veririm su Yelda’ya. Gel Yelda.” Dedi ve mutfağa gitti.

Kısa süre içerisinde içeri geldiler. Bu sefer Ilgın tam yanıma oturdu. Ben o sırada Nehir’le konuşuyordum. Saçımı düzeltince odada ki herkes aynı anda gülüşmeye başladı.

“Ne oldu?” diye sordum ister istemez gülerken.

“Kızın olacak kızın!” dedi Nazenin abla.

“Ne! Nazenin abla anlamıyorum, daha 4 buçuk haftalık. Cinsiyeti belli değil ki.” Dedim safça.

“Eskiden Anadolu kadınları ultrason olmadığı için hamile olan kadının kafasına bir miktar tuz serperlermiş,” diyerek konuşmaya başladı Nehir. “Kadın eğer elini burnuna ya da yüzüne götürürse erkek, ağzına veya saçına götürürse kızı olacağına inanılırmış.”Demesiyle ağzım açık kaldı.

“Böyle şeylere inanmıyorum ben ya.” Dedim. Ama içimde bir merak tohumu filizlenmişti.

“İnanmaman normal olabilir Didem,” dedi Nazenin abla. “Ben Yelda’ya hamileyken bana da yapmışlardı. Ben elimi yüzüme götürmüştüm. Ama kızım oldu.” Dediğinde miniğin cinsiyetini daha çok merak ettim. “Cinsiyeti çokta önemli değil be kızım, inşallah sağlıkla alırsınız kucağınıza.” Dediğinde ayağa kalkıp ona sarıldım.

Amin dedim içimden. “Amin Allah’ım.”

Kapı tekrar çalınca bu sefer Ilgın ayağa kalkarak kapıyı açtı. Timin bağırışları hepimizi sağır edince Mustafa Albay’da onlara sessiz olmaları için bağırdı.

“Oğlum benim karım hamile lan yavaş olun!” diye bağıran kişi tabiki sevgili eşimdi.

"Komutanım kusura bakmayın ama benim karım da hamile ayı gibi bağırıyorlar, evladım rahatsız oldu." Aydın'ın sitemle konuşmasına sesli güldüm.

Hepsinin elinde poşetler vardı. Dolu doluydu. Bengi’de gelmişti. Kulağıma eğildi. “Sana o gün söyleyeceğim şey hamile olmandı. Şüphelenmiştim.”
Dediğinde gözlerim irileşti.
Başını salladı sadece.

“Ya, siz ne yaptınız? Daha cinsiyeti bile belli değil ki?” Dedim mahcupça.

Herkes aldığı kıyafetlerden, zıbınlardan ikişer tane almış, birini bana birini de Bengi’ye vermişlerdi. Tam 2 büyük poşet bebek kıyafeti almışlardı.

“Teşekkür ederiz.” Dedik Bengi ile aynı anda. İkimiz de ağlamaya başladık.

“Hayda!” dedi Sarp ve Aydın. “Yine niye ağlıyorsunuz?”

“Hormonlar!” dedim ağlarken.
“Hormonlar yüzünden ağlıyorum!”

Sonuç olarak benim suçum yoktu. Hormonlarım beni ağlatıyorlardı.

“Oy!” dedi Sarp yanıma gelip beni sararken. “Babam, daha şimdiden başladın mı?” Dedi karnımı severken.

“Sanırım.” Diye mırıldandım.Gülüştük.

Belki benim çok kimsem yoktu bu zamana kadar ama bebeğimin başta arkasında dağ gibi duracak anne ve babası sonra da her daim yanında olacak olan amcaları, halaları, yengeleri vardı.

Bölüm nasıldıı?

Umarım beğenmişsinizdir. Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!

Peki sizce Bengi ve Didem'in bebeklerinin cinsiyetleri ne?

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!