Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"
- 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
- 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
- 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
- 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
- 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
- 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
- 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
- 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
- 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
- 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
- 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
- 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
- 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
- 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
- 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
- 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
- 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
- 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
- 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
- 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
- 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
- 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
- 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
- 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
- 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
- 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
- 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
- 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
- 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
- 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
- 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
- 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
- 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
- 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
- 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
- 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkese merhabalaaaaaar!
Öncelikle herkese çok geçmiş olsun. Yağmura ve fırtınaya bende yakalandım. UÇUYORDUM RESMEN! Çok dikkat edin. Can ve mal kayıplarının daha fazla artmaması dileğiyle..
Hikayemizde artık sona geliyoruz. Bu bölümü 11 saatte yazdım. Sanırım benden okuyacağınız en uzun bölümlerden biri oldu. Bölümdeki gizli spoilerları fark ederseniz yazmaktan çekinmeyin. Neleri fark etmişsiniz merak ediyorum.
Ayrıca bölümü okumadan önce SK playlistimizi ve pinimizi açmayı ve dinlemeyi unutmayın. Yeni pinler ve yeni şarkılar eklenmiş olabilir:)
Sizden ricam bol bol satır arası yorum yapmanız ve oylarınızı eksik etmemeniz.
İyi okumalar!
"Birlikte yaşlanmakten ziyade, ruhunun her yaşını seninle yeniden tecrübe etmek istiyorum."
-İlhan Berk-
“Hayatım, kapıya bakar mısın? Efsun’un üzerini giydiriyorum.”
Efsun’u banyo yaptırdıktan sonra dolabından kıyafetlerini çıkartırken çalan kapıyla kaşlarımı çattım. Efsun Ahu’nun mızırdanma seslerini duyduğumda gülümsedim.
“Geliyorum, anneciğim.” Dolabın altındaki çekmeceyi açıp organizerden bez ve ıslak mendil paketini alıp odama geçtim. Efsun Ahu’yu yatağın tam ortasına, kenarlara yastık ordusu dizerek bornozuna sararak yatırmıştık.
Yastık ordularını dizen Sarp’tı.Yıkarken neredeyse bin kez panik atak geçirmelerini saymazsak gayet sakin bir baba olmuştu.
Kat kat bornoza sarılmış kızıma bakarken gülümsedim. Sadece kocaman ela gözleri gözüküyordu. Geriye kalan her bölgesi bornoza sarılmıştı. Rahat hareket edemediği için huysuzdu. Kenardaki yastıkları çekip Efsun’un önüne oturdum.
Bornozla güzelce vücudunu kuruladıktan sonra komidinin üzerine koyduğum kremi uzanıp elime aldım. Bebekler için üretilen nemlendirici masaj kremiydi. Efsun, bunu ona sürmemi çok seviyordu.
Ben kremi sürüp Efsun’un bacaklarına masaj yaparken salondan gelen karışık konuşma sesleriyle Sarp’a seslendim. “Sarp! Kim geldi?”
“Bizim kızlar gelmiş, yavrum.”
Efsun’un zıbınını giydirirken Sarp’ı odaya çağırdım. O Efsun ile ilgilenirken ben de Efsun’un beşiğinin kenarına seçmiş olduğum pijama takımını bıraktım. Dolaptan toz pembe jilesini ve beyaz yakalı tişörtünü aldım.
Külotlu çorabını da aldıktan sonra toka çekmecesinden de fiyonklu beyaz bandanasını ve yumuşak tarağını aldım.
Odaya geçtiğimde Sarp, Efsun Ahu’nun yanaklarını öpüyordu. Elimdekileri yatağın üzerine koyduktan sonra kendi dolabımdan bej eşofman takımımı aldım.
Efsun’u yıkarken benim de üzerim ıslanmıştı.
“Halalarına şık görünsün Efsun hanım,” dedim külotlu çorabını giydirirken.
“Üzerini değiştireceksin değil mi yavrum? Islak ıslak durma böyle hasta olursun.”
Beni izlemesine ve düşünmesine gülümsedim. Tam Efsun’a doğru eğilmiş vaziyetteyken uzanıp ensesine bir öpücük kondurdum.“Değiştireceğim tabi ki sevgilim ama öncelik kızımızın.”
Aniden belimi kavrayıp bedenimi döndürüp beni yatağa yatırması ve neredeyse üzerime çıkması benim için beklenmedikti. “Sarp! Efsun burada!” diye cırladım.
“Yavrum sevişmeyeceğiz kızımın önünde öpüp geri çekileceğim sadece abartma!”
Yanaklarımın kıpkırmızı olduğundan emindim. Başını boynuma gömüp önce kokumu içine çekti. “Sarp…” gözlerim kendiliğinden kapandı. Öpe öpe yanağıma doğru geldi.Dudaklarını yanağıma sürttüğünde içli bir nefes çektim içime. Dudakları dudaklarımın tam üzerinde durdu ama hemen öpmedi.
Ta ki Efsun Ahu’nun yeri göğü inletircesine ağlama sesini duyana dek..
Efsun ağlamaya başladığında tam kalkmak için hamle yapacakken aniden dudaklarımı dudakları arasına alıp vakumlarcasına öpmeye başladı. Daha da kavrayacakken adım sesleri duyunca aniden başımı geri çektim.
“Gece bunun rövanşını alırım avukat hanım,” diye fısıldadı nefes nefese.
Efsun’u kucağına alıp sırtını sıvazlayarak sakinleştirdi. Alel acele Efsun’u giydirdikten sonra onları salona gönderdim. Kendimde giyinip saçlarımı yarım bir şekilde topladım ve önden de birkaç tutamını çıkarttım. Dudaklarımı dakikalar içerisinde nasıl bu kadar şişirdiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece dudak yağımı sürüp salona geçtim.
Salonda oturanları gördüğüm anda gözlerim kocaman açıldı. “Leyla!” diye bağırdım. Leylalar buradaydı.İyi de neden?
Odada, Bengiler, Nehir,Uraz, İlhan, Barlas ve Ilgın vardı. Leyla, Demir ve ikizler de anne ve babasının kucağında oturuyorlardı. Efsun ise sanki sadece benim babam der gibi Sarp’a sarılmış odadakileri izliyordu.
“Hepiniz hoş geldiniz.” dedim sakince. Ilgın ve Barlas ile göz teması kuramıyordum.
Düğünlerini mahvettiğin, en mutlu günlerini zehir ettiğin için yüzlerine bakamıyorsun,Didem.
Leyla, kucağındaki Efnan’ı Demir’in kucağına bırakarak ayağa kalktı ve koşa koşa gelip sarıldı. Bende sımsıkı sarıldım.“Hoş geldin,” diye fısıldadım. “Alin Erna nerede?”
Sırtımı sıvazlarken, “Yiğit Efe ile birlikte teyzem de kalmak istedi. Israr edince dayanamadım. Teyzemde.”
“Beni arkadaşsız bıraktı yani!” dedim sitemle.
“Dört buçuk yaş sendromu yaşıyor bence.” dedi bıkkınlıkla.
O yerine oturduğunda Demir ile de selamlaştım. “Yemek yediniz mi? Aç aç kaldınız ben hemen hazırlarım bir şeyler şimdi,” diyerek mutfağa doğru giderken Ilgın’ın sesini duydum.
“Didem,” dediğinde arkamı dönmemek için zor tuttum kendimi.
“Efendim,” diye mırıldandım mutfağa doğru yürürken.
“Didem bana bakar mısın?”
“Ilgın, sonra.”
“Sonra falan değil, bakar mısın bana?” tekrar bakmayıp buzdolabından bir şeyler çıkartıp tezgahın üzerine koyarken bir anda elimdekileri kenara koyup masanın kenarındaki sandalyeyi çekip üzerine oturttu.
“Ilgın!” dedim sinirle.
“Başlatma Ilgın’ınına! Bir dinle ya! Bir kere de dinle! Aylar oldu ya! Aylardır ne yüzüme bakıyorsun ne doğru düzgün konuşuyorsun! Hani ablam bilecektim ben seni? Ablalar kardeşlerine böyle mi yapar?” diye yükseldi. “Didem, yapma. İyi değilsin. Acı çekiyorsun, biliyorum. Hepimiz görüyoruz ama yanında olmamıza izin vermiyorsun. Hiçbir şey senin suçun değildi.”
“Her şey benim suçumdu.Tahmin etmem gerekiyordu. Bilmem gerekiyordu.”
“Didem, sen ilah mısın? Nereden bilecektin? Sen babanla görüşmüyordun, ne yapacağını nereden öğrenecektin? Kendini yiyip bitirmeyi bırak artık. Ben evleneli aylar oldu. Evlendim sonuç olarak. Sevdiğim adamla nikahım kıyıldı mı? Kıyıldı. Benim bir sorunum yok!”
“Düğününü mahvettim ama! Kuru kuru nikah kıyıp evlendin! Ailene rezil oldun belki de? Emekleriniz çöpe gitti. Düğün yapacağınız gün zehir oldu kana bulandı.”
Öfkeli bir nefes verip hırsla saçlarını geriye attı. “Sen mi vurdun da kana bulandı? Sen mi sebep oldun? Sen mi gidip dedin gel Efsun’u kaçır sonra silah daya bizden biri de seni öldürsün mü dedin?”
“Öyle demek istemediğimi biliyorsun, Ilgın.”
“Biliyorum tabi ki! Yapma, Didem...” sonlara doğru sesi titredi.Dayanamayıp masanın karşısındaki sandalyeyi yanıma doğru getirdi ve oturdu. Masanın üzerindeki yumruk yaptığım ellerimi açarak sımsıkı tuttu. “İyi değilsin. Hiç kolay şeyler yaşamadın. Seni tanıdığım ilk andan beri şahit olduklarım hiç kolay şeyler değildi. Hamileliğinde bile kaç kez hastanelik oldun. Erken doğum yaptın. Kan kaybettin. Hiçbir şeyin kolay olmadı. Eminim ki şuan iyiyim rolü yapıyorsan bunun en temel sebebi Efsun ve Sarp abim. Benim hiçbir şey içimde kalmadı. Her şeyim çok güzel oldu. Evet düğünüm olmadı ama nişanımı hatırlasana resmen üç düğüne bedel bir nişan yaptık. O yüzden benim içim çok rahat. Kimse de suçlu değil benim gözümde. Ne sen ne de Merthan. Bunu anla artık. Ben eski Didem’i istiyorum. Bana şu sıralar daha çok destek olman lazım sanırım. Ben sana her zaman tam desteğim ayrıca. Kız kardeşinim sonuçta.”
“Teşekkür ederim,” diye mırıldandım sol gözümden bir yaş yanaklarıma doğru süzülürken. Kollarımı boynuna doladım.
Avuçları sırtımı sıvazlarken nefes alabildiğimi hissettim. Kalbimdeki ağırlık tam olarak yok olmasa da azaldı. “Ayrıca senin neyin var da benim sana destek olmam gerekiyor? Ne oldu? Barlas ile mi ilgili?”
“Barlas ile iyiyiz. Hatta biraz fazla iyiymişiz sanırım.” diye mırıldandı gözlerini kaçırarak.
“Ilgın net konuşur musun? Ne oldu?”
“Bir şeyden şüpheleniyorum ama emin olmam gerekiyor. Emin olmadan ortalığı velveleye vermek istemiyorum. Hem yakında görev de var zaten,” Sıkıntılı bir nefes verdi. Aklıma bir şey geliyordu ama emin olamıyordum. Tam soracağım esnada mutfak kapısından içeri giren Nehir’i gördüm. Teni bembeyazdı.
“Nehir?” diye sorduk aynı anda ayaklanarak. “Neyin var?”
“İyiyim.” dedi kısık, titrek bir sesle. Masanın diğer tarafındaki sandalyeye oturdu.
“Ne demek iyiyim? Yüzünün halini gördün mü sen? Bu hal ne?” diye yükseldim.
“Ay yok bir şeyim! Sorup sorup durmayın sizde!” diye çıkıştı.Mutfağa giren Uraz ile ayaklandım.
“Yenge, Efsun ağlıyor. Komutanım durdurmaya çalıştı ama bir bak istersen,” dediğinde mutfaktan çıktım.
Salona girerken kapının hiddetle çarpılma sesini duymamla tüm bedenimin titremesi bir oldu. Ani seslere eskisi kadar hafif tepkiler veremiyordum. Tüm bedenim titriyor, anında kilitleniyor ve zihnim o güne dönüyordu.
Sarp’ın sesini ve telaşlı adımlarını duydum. Aynı zamanda Efsun’un ağlayışını.
Tıpkı o günkü gibi.
“Leyla, Ahu’yu tut! Geliyorum. Kimse dışarı çıkmasın şuan,” Adım sesleri daha yakından gelmeye başladı. “O Uraz’ın da belasını sikeceğim az kaldı! Kaç kez söyledim şu eve geldiğinizde yüksek ses çıkarmayın diye!”
Tırnaklarımı avuç içlerime batırdım. Kulaklarımı kapatıp yere çökmemek için zor tuttum bedenimi. Sarp’ın salonun ve mutfağın kapısını kapattığını gördüm.
“Yavrum, buradasın. Evimizdeyiz. Efsun iyi. Sen de iyisin. Kapı çarptı sadece. Herkes iyi tamam mı?” başımı inanmak istemez gibi iki yana salladım. “Sana sarılacağım şimdi. Benim kollarımdasın. Dokunmamı istemezsen hemen geri çekilebilirim.”
Kollarını bedenime sardığında bedenimdeki kilit çözülür gibi olsa da zihnimdeki sesler gitmiyordu.Başımın bir yere yaslandığını hissettim. Oradaki sesleri duydum. Bu sesler tanıdıktı.
Sarp’ın kalp atış sesleriydi.
Daha rahat nefes alabildiğimi ve rahatladığımı fark ettim.Başımın üzerine üst üste dudaklarını bastırdı.
“İyiyim,” diye mırıldandım. “Hep böyle mi olacak? Sürekli korkacak mıyım ben?” diye yakardım çaresizce.
“Olmayacak bebeğim, olmayacak benim güzel karım. Terapilerine tekrardan başlayacağız. Birinden yardım alacağız.”
“Eskisi gibi yani… seni tanımadan öncesi gibi.” Aklıma gelenlerle kaşlarımı çattım. Bakışlarımı ela harelerine çıkardım. “İyi de ilaç kullanmam gerekirse nasıl yapacağız? Efsun’u hala emziriyorum.”
“Sütünün azaldığını söylemiştin. Belki emzirmeyi bı-”
“Sakın!” diye yükseldim sinirle.“Sakın benden böyle bir şey isteme bir daha! Bunun konusunu dahi açma! Efsun kendi isteğiyle sütten kesilene, sütüm tamamen bitene kadar onu emzirmeyi bırakmayacağım.”
“Eflal-”
“Hayır, Sarp!” kollarından çıkıp ayağa kalktım. “Efsun’u emzirmeyi bırakmayacağım. İlaçsız halletmeye çalışacağım.” Gözlerimin dolmaya başladığını fark edince başımı diğer taraf çevirdim.
Bir anne için en zor şeylerden biri bebeğini emzirmeyi bırakmak zorunda kalmaktı. Aylarca aynı bedende yaşadığınız için ten teması tamamen kesilmeye başladığı ilk zamanlarda üzülüyordunuz.
“Tamam, tamam yavrum. Sen yeter ki iyi ol. Ben her şeyi yaparım. Her şeyi halledecek bir yol bulurum.”
“İçeri geçelim, ayıp oldu herkese,” Salonun kapısını açtığımda herkesin sessizce bizi dinlediğini ve duyduğunu anlamıştım. Yalnızca ikizler, Yaman Ali ve Efsun Ahu oyun matının üzerinde kendi hallerinde anlaşmaya çalışıyorlardı.
Diz çöküp oyun matının kenarına oturdum. Efsun’un saçlarını sevdim. Efnan’ın kahverengi gözleriyle denk düşünce kollarımı açıp gülümsedim. Efnan, Yılmaz ailesinin aykırı çocuğu olmuştu. Gözleri ve saçları kardeşlerinin tam aksine babasına çekmişti. Bir yaşını çoktan doldurmuşlardı ikizler. Deniz ise kendi halinde Yaman Ali ile araba sürüyordu.
Efnan benim kollarımı açık görür görmez koşup boynuma sarıldı.“Tam bir kara kız olmuşsun! Bu saçlar ne!” dedim gülümseyerek. Ablasının aksine kahverengi saçlarını okşadım. Ben Efnan Zuhal’i severken Leyla beni dürtüp gözleriyle karşıyı işaret etti.
Karşıya baktığımda Efsun’un hızlı hızlı emeklemeye çalışarak bana ulaşmaya çalıştığını fark ettim.Oldukça kıskanç bir bebekti. Benim ya da babasının kucağında kendinden başka bir bebek gördüğü an o bebekten nefret edebilme potansiyeli çok yüksekti.
Bana bakmaya devam ettiğini görünce kollarımı açtım. “Gel anneciğim, sende.”
Hızlı hızlı emekleyerek bana doğru geldiği esnada başı tam koltuğun kenarına çarpacakken Sarp ve Yaman Ali aynı anda hamle yaptı. Yaman Ali aniden Efsun’a sarılarak başının çarpmasını engelledi.
“Ulan! Kızımı bırak!” diye yükseldi Sarp’ta. Yaman’ın kollarından Efsun’u kucağına aldı. Yaman Ali’nin şaşkın şaşkın bakışlarına güldüm.
“Kıskanç teyzeciğim, yapacak bir şey yok amcanı böyle kabul edeceksin.”
Aydın, oğlunu kucağına alırken güldü. “İlerde de seni Efsun Ahu ile evlendirmeyecek oğlum, bak gör daha şimdiden.”
“Aydın, çocuklar var diye küfür edemiyorum oğlum, bak yürü git! Vermeyeceğim ben kızımı lan! Benim kızım değil mi? Evlendirmeyeceğim!”
Leyla, Demir’i teselli etmek ister gibi -iki kız babası- kollarının arasına alınca Deniz Alp ayaklanıp anne ve babasının ortasına oturdu.
“Aman oğlum, yapış hemen! Hemen yapış hiç gecikme anneciğim!” diye yükseldi Leyla.
Her telefon konuşmamızda yakındığı kişi Deniz Alp’ti.
Ne zaman baş başa kalsalar, ya Deniz ağlıyor, ya da acıkıyor diye yakınıyordu.
“Sevgili misafirler, özellikle eşim olan misafir de dahil. Sizleri dışarı alıyoruz bu gece,” Ilgın’ın sesini duyduğumda bakışlarımı odanın kapısına çevirdim.
“Niyeymiş o?” diye sordu Barlas zihnimi okur gibi.
“Didem’e kına gecesi ve bekarlığa veda yapacağız da ondan!”
“Ne!” diye yükseldim dehşete düşmüş bir sesle. “Benim kına gecemi yapacaksanız benim neden haberim yok?”
“Şimdi haberin oldu işte!” dedi Leyla. “Biz her şeyi hazırladık zaten. Sen sadece giyineceksin.”
“Sizi göndermeden bir de isteme töreni yapalım hazır buradayken.” dedi Ilgın.
“İsteme olmaz,” diye mırıldandım. Bunu yaparlarsa benim kimsem yoktu. İstemiyordum. Yalnızlığımın yüzüme yüzüme vurulmasını istemiyordum. Efsun’un minik elleriyle oynarken Sarp’a doğru döndüm. Dudaklarımı sessizce oynatarak, “İsteme olmasın, ne olur,” diye fısıldadım. Tek başımı eğmem yetti.
“İsteme falan olmayacak. Bekarlığa vedanızı, kına gecenizi yapın. Ama isteme olmayacak.”
“Ama a-” diyen Leyla’ya,“Olmayacak, dediysem olmayacak.” diye çıkıştı sertçe.
“Tamam, madem olmayacak o zaman tüm erkekleri dışarı alıyoruz!” dedi Ilgın ellerini çırparak kapıyı gösterdi.
“Yavrum, bitince haber verirsin.” Sarp’ın çaktırmadan yanağımı öpmesine gülümsedim.
“Bitmeyecek ki!” diyen Ilgın ile aynı anda kaşlarımızı çattık. “Bakmayın öyle. Bu gece erkekler olarak yukarıdasınız. Biz kız kıza takılacağız.”
“Ne demek yukarıdayız? Karım burada, kızım! Banane diğerlerinden benim karım burada. Ben karımsız uyumam.”
“Beni ilgilendirmiyor abiciğim. O senin bileceğin iş. Biz eve herhangi bir eril varlık almayı düşünmüyoruz bu gece.”
“Eflal,” dedi çocuk gibi huysuzlanarak. “Eve gelmeyeceksin, diyor, bir şey desene!”
“Görümcelerim ne dediyse doğru diyorlar, sevgilim.”
“Eminsin yani, ben gelmiyorum eve. Bensiz uyuyorsun.”
“Eminim sevgilim. Doğru anlamışsın.” Kulağına doğru eğilerek, “Bilmediğin hünerlerimi de ilk olarak onlar görecek sevgili kocam.” diye fısıldadığımda üst üste okkalı küfürlerini sıraladı.
“Sikerler böyle işi!” kenarda birbirleriyle araba yarışı yapmaya çalışan Yaman ve Deniz’e baktı.“Onlar da bizimle gelecek o zaman! Madem hiç erkek olmayacak onlar da bizimle yukarıda olacaklar.” Demir ve Aydın’a döndü. “Alın lan oğullarınızı!” diye yükseldi sinirle.
“Yarabbi! Sen bizi önce kendi gazabından daha sonra Sarp komutanımın gazabından koru!” diye dua eden korkuyla yukarıya kaçan İlhan’dı.
Sarp’ın sinirinin kolay yatışmadığını biliyorlardı.
Deniz Alp babasının kucağına çıktığı an başını boynuna gömdü. Leyla, kumral saçlarından koklayarak öptükten sonra küçük bir çantayı Demir’in eline tutuşturdu. “Gel bakalım aslanım, gidelim erkek erkeğe takılalım amcanlarla.” Demir, çıkmadan önce Efnan’ı ve Leyla’yı da öptükten sonra Efsun’un saçlarını sevmeyi de ihmal etmedi.
Herkes yukarı çıktığında biz kız kıza kalmıştık.
Kızlar salonda otururken gözüm, kenarda Efsun Ahu’yu korkuyla kucağına alıp oturan Nehir’e takıldı.
Efsun, doğduğundan beri belki toplasanız iki kez kucağına almıştı. O anların dışında hep uzaktan seviyordu. Bir şey olmuştu ama anlayamıyordum.
“Ilgın, Nehir’in nesi var? Uraz’da iyi değildi.”
“Kavga etmişler sanırım, evli çiftlerden farkları kalmadı. Ama bu sefer ki daha kötü sanırım. Uraz’ın Nehir’e ilk kez bu kadar sinirle baktığını gördüm.”
“İyi de ne oldu ki bir anda?”
“Bilmiyorum. Çok olağanüstü bir şey olması lazım Uraz’ın bu kadar kötüleşmesi için.” Nehir’in bakışları bize döner gibi olunca hemen konuyu değiştirdi. “Neyse sen boşver şimdi. Yürü seni hazırlayalım biz.”
“Kınalık bakmadım ki ben hiç! Daha gelinlik bile bakmadım!”
“Biz aldık senin istediğini! Hatırlasana bana kına yaparken bir model denemiştin. Çok hoşuna gitmişti. Sana zorla denetmiştik. Onu aldık.”
“İyi de neden bu kadar masraf yaptınız ki? Çok mahcup hissettim kendimi şimdi.”
“Biz yapmadık, komutanım aldı.” Nehir’in konuşmasıyla gözlerimi kocaman açtım. “Ne!” resmen herkesin her şeyden haberi vardı. Bir tek benim yoktu.
“Sağolun, kına yakacağınızı haber vermişsiniz en azından.”
“E ona mecburduk, gelin sensin çünkü.” Dedi Leyla sakince.
Beni odamıza çekip poşetteki kıyafet kılıfını çıkardılar. Gerçekten de o gün benim deneyip beğendiğim elbiseydi bu. Pelerinli, tüm vücudu saran üzeri ve pelerini taşlarla kaplı bordo renkte bir abiyeydi.
“Siz Didem’i hazırlarken biz de Efsun’u giydirelim.” dedi Leyla ve Nehir.
“Efsun’a da mı kıyafet aldınız?” diye sordum şaşkınca.
“Onunkini ben aldım. Demir’in bir arkadaşının eşi tasarımcı. Bebek kıyafetleri de tasarlamaya başladılar. Çok güzel yapınca çok hoşuma gitti. Direkt Efsun geldi aklıma. Şansıma aldığım elbise ve ayakkabı da bordo renkte.” Uzanıp Nehir’in kucağından Efsun’u kendi kucağına aldı. “Gel bakalım halasının güzeli! Gidelim cicilerimizi giyelim. Anne de burada hazırlansın.”
Onlar odadan çıkarken kızlar da beni makyaj masama oturttular. Çekmeceyi açtığımda Bengi maşayı eline alıp kenardaki fişe taktı.Isınmasını beklerken bende saçımı tarayıp ısı koruyucu spreyimi sıktım. Maşa ısındıktan sonra saçlarımı ayırıp sarmaya başladılar.“Bengi,” diye mırıldandım aynadan onu izlerken.
“Söyle canım,” dedi sardığı saçımın bukle olmasını beklerken.
“Nehir ve Uraz’ın nesi var?”
“İnan sabahtan beri bende merak ediyorum. Bir ara sesleri yükseldi ama sonra sustular. Bahçede gördüm ikisini. Nehir, iyi değil. Sende fark etmişsindir.”
“Ettim. Ne olduğunu da anlatmıyor. Sarp’a mesaj attım şimdi öğrenirse söyleyecek.”
“İnşallah, kötü bir şey değildir.”
“İnşallah.”
Saçımı maşalamayı bitirdikten sonra Ilgın’da yarım toplayıp tel tokayla sabitledi. Sprey sıktıktan sonra makyajımı yapmam da yardımcı oldular.
Sıra kıyafetimi giymeye geldiğinde derin bir nefes aldım. Sanki kilo almışım gibi geliyordu doğum kilolarını verememişim de üzerine daha çok almışım gibi. Halbuki hiçbir şey yemiyordum. Yaşayacak kadar yiyordum sadece.
“Ben, Nehir’e bakayım.” dedi Ilgın odadan çıkarken. Bengi, üzerimi giymemde yardımcı olurken bir yandan da konuşuyorduk.
“Kilo almışım değil mi?” diye sordum hüzünle.
“Eltim, saçmalamaz mısın? Sanki doğru düzgün almış gibi bir de üzerine aldıklarından daha çok vermişsin. Resmen seni ilk gördüğüm halinlesin. Yemek yemiyor musun sen?” diye sordu sitemle.
“Normal. Ölmeyecek kadar yiyorum.” Diye mırıldandım.
“İkinciyi yapmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu bir anda. Elbisenin göğüs kısmını düzelten ellerim duraksadı.
“Bilmem, bu yaştan sonra geç olmaz mı? Sarp’ın da yaşı var. Bende çok genç sayılmam Bengi. Efsun Ahu daha küçük.”
“Didem, ben senden birkaç ay küçüğüm alt tarafı. Bende çok genç sayılmam. Hoş şuana kadar üç çocuğum vardı ama…” devamını getiremedi. Getirmeye dili varmadı.
Omzumdaki pelerini düzelten elini destek vermek ister gibi sıktım. “Nasip değilmiş, Bengi. Olur da nasip olursa neden olmasın ki? Efsun’a hamile kaldığımı öğrendiğimde istemiyorum diye kaç ay söylenmiştim. İlk üç ay cehennemdi. Şimdi diyorum ki iyi ki doğurmuşum.”
“Çok çabuk büyüyorlar. Yaman Ali’yi kucağıma aldığıma, bir bebeğim olduğuna bir süre inanamamıştım.” dediğinde gülümsedim.
“Korunuyoruz. Ama gidişat ne olur bilmem. Toparlanmaya çalışıyorum şuan. Efsun, biraz daha büyüdüğü zaman belki olabilir.”
“Bizde Yaman’ın büyümesini bekliyoruz. Doya doya tadını çıkaralım istiyorum.”
“Hayırlısı…” diye mırıldandım.
Abiye elbiseyi giydiğimde son kez düzeltip aynaya koştum. Ayaklarıma da bordo topuklu ayakkabımı giymiştim. Komidinin üzerindeki telefonumu alıp kendimi çektim.Aynadan da elbisemin duruşunu çektim.
Göğüs dekoltesi keskin bir şekilde belliydi. Kalçamı ve tüm vücudumu sıkı sıkı sarmıştı. Pelerin de omuzlarımı çok şık göstermişti.Saçlarım, makyajım, takılarım… her şeyim çok güzel olmuştu. Salona doğru heyecanlanarak koştum. İçeri girdiğimde minik kızımı gördüm.
Kolları fırfır detaylı, kuşağının arkasında fiyonk bulunan, etekleri kat kat tüllerden oluşan bir bordo elbise, ayağında da bordo rugan babetleri ve kafasında da elbisesi ve ayakkabısıyla aynı renkte fiyonklu bandanası vardı. O kadar güzel olmuştu ki... Kocaman gözleriyle şuan benim üzerimi izliyordu.Muhtemelen kıyafetim dikkatini çekmişti.
Aynı kombinin daha sade versiyonu da Efnan Zuhal’in üzerindeydi.
Leyla, buraya zaten elbisesiyle geldiği için üzerini değiştirmemişti. Sadece kırmızı rujunu tazelemişti. Üzerinde gri, drapeli uzun kolsuz yırtmaçlı bir elbise vardı.
Bengi’nin üzerinde ise bej, göğüs kısmı drapeli ve hafif korseli gibi duran yakalı bir elbise vardı.
Nehir’in üzerinde siyah kolsuz, şık bir tulum vardı.
Ilgın’ın üzerinde de haki kuşaklı boyundan bağlamalı bir tulum vardı.
“Hepiniz çok güzel olmuşsunuz!” dedim gülümseyerek. Koltukları kenara çekip ortayı genişletmişler, halıyı kaldırıp mutfaktaki sandalyelerden iki tanesini getirip odanın tam ortasına koymuşlardı.
“Neden iki tane?” diye sordum dalgınca.
“Abime de kına yakacağız.” dedi Leyla. “Ay, aklıma kendi kınam geldi. Ağlayacağım şimdi.”
Ilgın, kına tozunu kaba boşaltmış hazırlarken bir anda gelen seslerle arkamızı döndük. Ilgın ve Nehir aynı anda banyoya koşmuştu.
Aklıma gelen şeyi doğrularcasına aynı anda sevgili görümcemle birbirimize baktık. “Hadi canım!”
“Değildir be daha, düşünmüyordu ki Ilgın. Korunduğunu söylemişti.” Hadi o evliydi. Nehir ve Uraz’ın nikahları olmasa da evliden bir farkları yoktu resmen. Ayrıca kimseyi ilgilendirmezdi. Kendi bilecekleri işti.
“Bu kına fikrini ortaya atanın Allah cezasını versin!” diye yükselen Ilgın’dı. Leyla çirkefleşerek, “Aynı anda aynı fikri beraber verdik!” diye bağırdı.
Elbisemin eteklerini elimle tutarak banyoya koştum.
“İyi misiniz siz?” diye sordum yere oturan bayıldı bayılacak Nehir’i izlerken. Ağrısı varmış gibi inleyip iki büklüm olunca hepimizi korkuttu.“Nehir, bana bak güzelim,” dedim yarı oturur pozisyondayken.
“İyiyim,” dedi kısık sesle. “Yok bir şeyim. Sorun da bu ya benim hiçbir şeyim yok! Ne sevgim var ne kimsem! Sorun da bu ya! Benden de hiçbir şey olmaz zaten!” diye yükseldi bir anda.
“Ne oldu? Kim dedi sana bunları? Saçma sapan konuşma! Biz ne güne duruyoruz burada?” Ilgın, biraz daha iyiydi en azından. Yüzünü yıkayıp kendine geldiğinde eliyle kendini yelliyordu. Bakışlarım banyonun kapısında bizi izleyen Bengi’ye döndü.“Bengi, telefonundan takvimi açar mısın?” diye sordum kaşlarımı çatarak. Şüphelendiğim şeyden emin olmam lazımdı.
Bengi, telefonunu uzattığında telefonu önce Nehir’e uzattım. “Test yaptın mı?” dediğimde hıçkırıkları sesli bir hal aldı. Başını salladı zorlanarak. “Doktora gittin mi?”
Tekrar başını salladı. “Dokuz haftalıkmış,” diye fısıldadı içi sökülürcesine ağlarken.
Diğer taraftan da hıçkırık sesi duyduğumda bakışlarımı Ilgın’ın gözlerine diktim. “Sen niye ağlıyorsun?”
“Günüm geçmiş! Hem de on gün!”
“Oha, aynı anda hamile kalmayı nasıl becerdiniz?” diye sordu Leyla.
“Abla,” dedi Ilgın küçük çocuk gibi.“Test yapmadım ben hiç. Şüphelenmiştim sadece. Eğer bugünde adet olmasaydım test alacaktım.Olmamışım,”
“Yedek bir testim olacaktı bir yerde sanki. Dur bulup geliyorum.” Nehir’e döndüm. “Yerden kalk güzelim, ağrın daha da artar bebeğini de kendini de üşütürsün.”
“Sevmez ki zaten o beni dayanamaz gider.” dedi. “Herkes gibi,” diye fısıldadı. Leyla’nın yardımıyla ayaklanırken hıçkırıkları devam ediyordu.
Odama geçip testi ararken dolabımın en alt çekmecesinde buldum. Efsun’u öğrenmeden önce yaptığım test geldi aklıma. Korkularım, endişelerim, her gece ağlayışlarım, kabullenemeyişlerim…
Testi elime alıp banyoda bekleyen Ilgın’a uzattım. Nasıl yapacağını anlattıktan sonra banyodan çıktım ve salona geçtim. “Nehir, gel benimle. Konuşalım biraz,”
Ayaklandığında, Efsun’un odasına geçtik. Kenardaki koltuklardan birine o birine ben oturdum. “Ne oldu da bu kadar korktun?”
“Ben yetimhanede büyüdüm. Nasıl anne olunur bilmiyorum. Beni anlarsın sen. Hayatımda hiç anne figürü olmadı. Kimse de olmak istemedi. Yetimhanede herkes evlat edinirken kimse beni evlatlık almak istemedi. Biliyorum kolay katlanılan biri değilim. Sınırlarım var, katıyım. Kimseyle kolay kolay arkadaşlık kuramam. Sevemem, güvenemem. Soğuğum. Suratsızım.” İç çekti.“Hayatımda ilk güvendiğim kişi bana destek çıkan ilk kişiydi. Sarp abi... Baba figürünü gördüysem onun bana desteği sayesinde. Birini sevebildiysem de bu Uraz sayesinde oldu.” Avuç içiyle gözlerini sildi.“Onu da hiç ettim. Her şeyi berbat ettim. Yine her şeyin içine sıçtım!” diye yükseldi.
“Ne yaptın?” diye sordum dikkatle dinlerken.
“Test yaptıktan sonra doktora gittim. Belki yanlış görmüşümdür diye. Ben bir çocuğa annelik yapamam Didem. Anne olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmeyen biri nasıl bir bebeğe annelik yapar?” diye sordu.
Tıpkı zamanında benim bu soruyu sorduğum gibi.
“Uraz… biliyor mu?”
Başını salladı. “Doktora gittiğimde ultrason istemeden aldırmak istediğimi söyledim.” Tırnaklarını tulumunun pantolonunun kumaşına batırdı. “Gün aldım. Hemen en yakın zamana istedim. Önünü arkasını düşünmedim. Düşünmekte istemedim daha doğrusu. Kürtaj odasına girip sedyeye yattım.Anestezi verildi. Ama yapamadım Didem. Ağlaya ağlaya çıktım o odadan. Anestezinin ona zarar verip vermediğini bile bilmiyorum.” Duraksadı başı önüne düştü. Eliyle yüzünü kapattı. Omzunu sıvazlarken daha çok ağladı.
“Odadan çıkar çıkmaz kapının önünde Uraz ile karşılaştım. İşi varmış buralarda uğramış.Bilmiyorum belki de takip etti. Evde de kusuyordum sürekli. Odanın adına baktı. Bir şeyler dank etti. Daha ben hamile olduğumu söylemeden anladı. Aldırdım zannetti.Hamile misin? diye sordu. Başımı salladım sadece. Cevap veremedim. Aldırdın mı? Diye sormadı bile. Yüz ifademden aldırdığımı düşündü belki de.Anestezinin etkisinde olduğum için ayakta duramıyordum pek. Ağrım da vardı. Konuşacak halim kalmamıştı. Kolumdan tutup bahçeye çıkardı. Hiçbir şey söylemeden arabaya binip buraya geldik. Kapının önünde daha fazla dayanamamış olacak ki bağırdı.”Başını iki yana sallarken titrek bir sesle konuştu. “Ben seninle evlenmek için hayaller kurarken, sana evlilik teklifi etmek için hazırlık yaparken ve senden gelecek her şeye razıyken sen bizim bebeğimizi mi aldırdın? diye haykırdı yüzüme yüzüme. Adını söyledim belki susar diye ama susmadı.Ben onun bu zamana kadar sesini bana karşı hiç bu kadar yükselttiğini duymadım, görmedim. Genelde bağıran ben olurdum ama bu sefer susup yutan ben oldum. Ulan, tek mi yaptık biz bu çocuğu? Bari haber verseydin! Bari haberim olsaydı da bende seninle evlilik hayalleri kurmasaydım, dedi. Bunu da yuttum. Halbuki konuşabilsem, bağırabilsem bana yardım et, derdim. Yardım et, destek ol ki anne olmaya çalışayım, nasıl anne olunur öğreneyim, diyemedim. Benim dememe gerek de kalmadı kendisi yüzüme yüzüme cevabını haykırdı zaten. Senden anne olmazmış zaten iyi yapmışsın aldırmakla! Diye gürledi. Didem, her şeyi bir şekilde sindirebilirdim.Yemin ederim yapardım ama bu o kadar ağır geldi ki...Kendimi odaya kapattım. Günlerdir ne askeriyeye gidebildim, ne başka bir şey yaptım. O da çıkıp gitti bir daha da uğramadı eve zaten. Askeriyede kalıyormuş.”
Uraz’ın bekar evine Bengiler taşınmıştı. Böylece hepimiz aynı binada olmuştuk neredeyse. Sadece Nehir’in evi yan binadaydı. İkisi beraber yaşıyordu. Ilgın, Barlas’ın evi daha geniş diye Barlas’ın evine yerleşmişti evlendikten sonra.
“Yüzünü görmeye, aynı ortamda nefes almaya, sesini duymaya, öfkesini hissetmeye dahi tahammülüm yok. Beni onun olduğu ortamlara çağırmayın olur mu?”
“Şimdi ne yapacaksın? Hiç öğrenmeyecek mi hala hamile olduğunu?”
“Bilmiyorum. Söylemeyeceğim. Öğrenmeyecek. Ben de bir yolunu bulmaya çalışacağım. Karnımda olduğunu unutmaya çalışsam da unutamuyorum Didem. Fark etmesem de daha da tedirgin oluyorum. Büyüyor. Karnımın nasıl bu kadar belli olduğunu tulumu giydiğimde fark ettim. Geçen gün bazayı kaldırmaya çalışırken kramp girdi. O kadar çok korktum ki...Çamaşır sepetini kaldırmıyorum mesela. Ya da askeriyede çantamı hafifletmek için elimden geleni yaptım evdeki çantamla.”Bilmiyordu. Anne olmaya çoktan başladığını şuanlık anlamıyordu ama öğrenecekti.
“Ağrın çok oluyor mu? Kanaman oldu mu?”
“Ağrım oluyor. Ağladığımda daha çok oluyor. Kanamam hiç olmadı. Nasıl gizleyeceğim karnımı bilmiyorum. Görev var göreve nasıl çıkacağım bilmiyorum.”
“Göreve çıkmayı unut Nehir.”
“Ne demek unut Didem?” diye çıkıştı.
“İlk üç ay düşük tehlikesinin en yüksek olduğu aylardır. Kürtaj için de en uygun aylardır. O kadar uzun süre yürüyüp oradan oraya atlayıp koşamazsın. Enerjin olsa dahi yapamazsın. Masa başı çalışmak istediğini söyle Mustafa Albay’a,”Tam cevap vereceği sırada Ilgın’ın çığlığını ve sesini duyduk.
“Didem! Didem koş!” İkimizde aniden ayaklandık. Hafif sendeleyince, “İyi misin?” diye sordum başını salladı. Banyonun önüne giderken yüreğim ağzımdaydı.
“Ne oldu?” diye sordum bugün bin kez aynı soruyu sormamış gibi.
Ilgın’ın bal rengi gözleri yaşlarla kaplıydı. “Burada iki çizgi gördüm ben,”
Musluğun hemen yanındaki kısma bıraktığı teste baktığımda dudaklarım iki yana kıvrıldı. İyice kontrol ettim. İki çizgi vardı.
Ilgın hamileydi.
“Aileye çift bebek geliyor!” diye bağırdım neşeyle.
Ilgın’ın çığlığını duyduğumda kollarımı boynuna doladım. Yanıma Nehir’i de çektim.
“Hamileyim ben şimdi değil mi?” diye sordu.
Gülümseyerek başımı salladım.“Evet, hamilesiniz.”
“Nehir’de mi hamile!” diye cırlamasıyla koluna tokadı yemesi bir oldu.
“Megafona bağır istersen! Herkese yetiştir!” diye bağırdı Nehir.
“Ya niye ki?” dedi kolunu sıvazlarken.
“Nedenini anlatmak isterse Nehir’in kendisi anlatır. O anlatana kadar kimse Uraz’a bir şey söylemeyecek!”
Nehir ve Ilgın’a baktım. “Siz ikiniz, yarın benimle kadın doğum uzmanına gideceksiniz. Bir de orada muayene olacaksınız.”
İtiraz hakkı tanımadığımı anlamışlar gibi başlarını sallamak zorunda kaldılar. “Şimdi o kadar emek verdiğiniz için çok kıvırtmamak kaydı ile kına geceme geri dönüyoruz. Hadi!” dedim elimle kışkışlayarak banyodan kovarken.
“Hiç mi kıvırtmayayım?” diye sordu Ilgın. “Vallahi içimde kalır!”
“Kudurdun sende ha! Evlendikten sonra sana bir şeyler oldu!” diye yükseldim.
Eğilip minik kızımı halasının kucağından aldım. Aynı anlarda Leyla’nın sesini duydum. “Bana bakın anne-kız!” Yanağımı, Efsun Ahu’nun yanağına yapıştırarak gülümsedim ve Leyla’nın bizim fotoğrafımızı çekmesine izin verdim.
Dudak büzerek de çekildik. Efsun Ahu’ya da nasıl dudak büzülür öğrettik. “Annesinin kınasını gören ilk bebek diye tarihe geçeceksin halacığım.” dedi Leyla.
“Benim kızım ilklerin kızı!” dedim böbürlenerek.
Sandalyeye oturduğumda başıma kırmızı örtüyü örttüler. Nehir ve Ilgın kına kokusunu hissetmemek için burunlarına mandal takarak geceye devam ediyorlardı.
Kendilerine özel nedime bindallısı bile almışlardı. Kına tepsim bile hazırdı. Telefonla arayıp Sarp’ı çağırdılar. Sarp, içeri girerken resmen adımlarını korkarak atıyordu. Ne göreceğinden korkması çok normaldi çünkü buradaki hiç kimse normal değildi.
“Karım nerede?” diye sorduğunda güldüm. Başıma örtülen örtüyü açmadan odanın kapısına doğru elimi kaldırdım. Sarp’ı yanımdaki sandalyeye oturmaya ikna ettikten sonra Leyla, onun da omuzlarına yeşil örtüyü serdi. Sermeye çalıştı desek daha doğru olurdu.
Sarp’ın omuzlarına yeşil örtü yetmedi.
“Maşallah tren rayı! Abi en büyük örtüyü almıştım ben nasıl yetmez ya!” diye yükseldi sinirle.
Işığı kapattıklarında Efsun’un “Baba!” diye ağlayışını duydum. Sarp, uzanıp Efsun’u kucağına oturttu. Dudaklarını saçlarına bastırdı. “Buradayım bebeğim. Buradayım babam. Ne güzel giydirmiş halanlar seni.”
Kızlar etrafımızda dönmeye başladıklarında aynı anda türkü söylemeye de başladılar.
“Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,” aynı anlarda birinin önüme eğildiğini hissettim. Bengi’ydi.
“Eltim, elini açma sakın,” Diye uyardıktan sonra türküyü söyleyip dönmeye devam etti. Kızların avuç içlerinde de yapay mumlar vardı.
“Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler..Annesinin bir tanesini hor görmesinler..” dediklerinde türkünün devamını anımsayınca ellerim yumruk oldu. “Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim…Hem annemi hem babamı
Ben köyümü özledim…” Engel olamadığım gözyaşlarım yanaklarıma doğru bir bir süzüldü.“Babamın bir atı olsa binse…Kardeşlerim yolları bilse de gelse...”Bir el sırtımı sıvazlayınca hıçkırıklarım sesli bir hal aldı.
“Karımı böyle ağlatacaksanız yapmayın şu kına gecesini!” diye sinirle homurdandı.
“Uçan da kuşlara malum olsun…Ben annemi özledim… Hem annemi hem babamı…Ben köyümü özledim…”
Işığı açtıklarında Efsun’un bana sarıldığını ancak fark edebildim. Babasının kucağında olsa da başı omzuma yaslı, eli göğsümün hemen üzerindeydi. Uzanıp saçlarından koklayarak öptüm.
Önüme çöken kişi Leyla’ydı.
“Benim kınamı, teyzem yakmıştı. Evliliği iyi giden biri yakar,derler. Abimin sevgisini ve senin sevgini bilirim. Dilerim rabbim size evlat acısı yaşatmaz. Yaşadığın tüm acıların yerini güzelliklerle örter.Annemin vekili olarak ben yakmak istedim kınanı. Kendisi düğüne gelecek. Biz aniden plan yaptığımız için yetişemedi. Azar da işittim ama neyse.” Kapalı avuçlarımı kınayı sürmesi için açtığımda elime vurarak kapattı.
Aynı anda Bengi’nin sesini duydum. “Gelin elini açmıyor!” diye yükseldi.“Duyduk duyduk.”diye fısıldadı Leyla. Efnan Zuhal’i kenara oturttuktan sonra çantasından iki büyük altın çıkardı.
“Leyla! Hayır! Açtım ya avuçlarımı işte! Altın da mı aldınız bir de!” diye yükseldim. Çok masraf yapmışlardı.
“Görümcelik yaptırtma bana! Bir dur! Kayınvalideciğin gönderdi. Vekili olarak bizzat bana aldırttı. Yani ben değil Nermin annen takıyor,” Avuçlarımı açtığında kızların tepsiyi uzatmasını isteyerek parmağına aldığı kınayı sürdü.Üzerine altınların birini koyup tekrar kapattı ve ince tül keseyi elimin üzerine geçirip bağladı. Aynı şeyleri diğer elime de yaptığında abisinin önüne geçti.
Sarp bir koluyla Efsun’u tutarken diğer elini uzattı. Yüzük takılı olan elini. Geçenlerde bana hediye ettiği yüzüğün kendisinin de takabileceği bir versiyonunu yaptırıp parmağına takmıştı.
Leyla serçe parmağına kınayı yaydıktan sonra peçeteyle sarıp sabitledi. Bakışları Koltukta uyuya kalan Efnan Zuhal’e kaydığında gülümsedi. Aynı anda da gözleri doldu. “Alin Erna uyudu mu acaba?” diye mırıldandı. Uyuya kalan Efnan’ı kucağına aldığında, “Efsun’un yatağına yatırabilirsin.” diye mırıldandım. Odadan çıktığında Sarp’a doğru döndüm. Nehir, Efsun’u kucağına aldığında Sarp’ta bedenini bana doğru döndürdü. Başımdaki kırmızı örtüyü kaldırıp dudaklarını alnıma bastırdı.
Kısa süreliğine de olsa gözlerim kapandı. Ayaklandığımızda kızların bizim fotoğrafımızı çektiklerini fark ettim. Sarp, kolunu belime doladığında kendimi Sarp’ın göğsüne yaslayarak gülümseyerek Bengi'nin telefonunun kamerasına baktım.
Daha sonra ne mi oldu? Sarp’ı kovdular.Evet evet bizzat kendi evinden kovup yukarıya erkeklerin yanına gönderdiler.
Biraz oturduktan sonra Efsun’un acıktığını fark ettim. Elbisemi değiştirmem gerekiyordu. Bengi yardım ettiğinde İlk işim tek başıma Efsun’u emzirmek ve uyutmak oldu. Pijamasını giydirip odamızdaki beşiğine yatırdım.
Üzerime öylesine giymiş olduğum geceliğimi çıkartıp dolabımın önünde durdum. Çok önceden alıp giymeye cesaret edemediğim beli dantel dekolteli, düz, dar vücudu saran bordo elbisemi üzerime geçirdim.
Saçlarımdaki tel tokaları çıkartıp elimle hacim verdikten sonra dudaklarıma koyu bir ruj sürdüm.
Odanın kapısını hafif aralık bırakarak odadan çıkıp salona geçtim. Kızların hepsi de kıyafetlerini değiştirmişler, pijamalarıyla oturuyorlardı.
“Yuh, be yuh!” diyen kenarda pembe şortlu ve askılı geceliğiyle oturup çikolata yiyen Ilgın’dı.
“Bir şey söyleyeceğim, bu zamana kadar tek çocukla kalmayı nasıl başardınız?” diye soran Ilgın’ın geceliğinin mavi rengini giymiş olan Leyla’ydı.
Nehir, fiyonk desenli beyaz saten geceliğiyle koltuğun kenarına oturmuş bir yandan turşu yiyor bir yandan da Ilgın’ın çikolatasından yiyordu.
“Benim bu kadar turşu yemem normal mi?” diye sorduğunda Leyla başını salladı.
“Normal. Alin’e hamileyken doktor bana yasaklamıştı. Gizli gizli yiyordum. Kaç kez Demir’e yakalanıp azar yedim hatırlamıyorum.”
“Kendimi aykırı hissettim bir an,” diyen odada oğluyla telefonda konuşup yeni salona giren Bengi’ydi. Kızların hepsi şortlu geceliklerini giymişken o alt kısmı uzun olan kahverengi bir gecelik takımı tercih etmişti.
“Sevgili eltim bize ne şovlar yapacak?” diye sordu hınzırca. Bence çoktan anlamıştı.
“Şarkıyı aç ama kısık sesle aç çocuklar uyanmasın,” dediğimde masanın üzerindeki kumandayı alıp televizyondan şarkıyı açtı. Sesini kıstığında başımı salladım. “Bunu yapmak benim için hiç kolay değil. Hatırladığımdan bile emin değilim ama sevgili kocama atar gider yaptığım için çıldırtmam lazım.Biriniz videoya alıp ona göndersin. Kötü olursa sakın göndermeyin, bozuşuruz!” dediğimde Leyla telefonunun kamerasını açtı.
“En sevdiğim! En sevdiğim!” dedi videoya çekmeye başlarken.
Üniversiteye ilk başladığım dönemde sırf vakit öldürmek, içime kapanıp kendimle baş başa kalmamayı sağlamak için bir sürü kursa gitmiştim. Bunlardan biri dans kursuydu. Evet, oryantal kursu da dahil.
Sarp’a bahsetmediğim hünerim buydu.
Kalçama üzerindeki desenleri sallanan kuşağı bağlayıp tam ortaya geçtim. Ritim başladığında olduğum yerde kalçamı kıvırmaya başladım.Kollarımı kaldırıp ellerimi döndürürken kalçamı sağa ve sola sallıyor, başımı geriye yatırıyordum. Kollarımı indirip kalçamı iki yana kıvırırken aynı anda kollarımı yukarı doğru kaldırdım. Saçlarım önüme gelince ellerimle saçlarımı bir tarafa topladım. Tam o esnada da kızların videoyu kapatıp yanıma geldiklerini fark ettim. Nehir bile elindeki turşuyu kavanozun içine geri bırakmış ayaklanmıştı.
Benimle birlikte kalçalarını kıvıran kişi Ilgın’dı. “Hızlı oynama!” diye böğüren kişi ise Bengi’ydi.
“Ama çok zevkli!” dedi kalçalarını kıvırıp başını geriye doğru yatırırken.
“Abim kalp krizinden hık diye gitmese bari,” dedi Leyla.
“Gitmez gitmez,” diye homurdandım.“Kıvraklığımı çok iyi bilir o,” diye ağzımın içinde konuştum.
Kızlarla biraz oynadıktan sonra herkes olduğu yere yığılarak oturdu.
Yorulduklarını söylediklerinde yatak odasındaki dolaptan bir sürü yorgan ve yastık çıkarttım. Nevresim takımlarını elime alıp salona geçtim.
Koltuğun bir kısmını yukarı kaldırıp açmaya çalışan Nehir’i görünce tam kızacaktım ki anında iki büklüm oldu. “Nehir, tamam. Tamam, sakin ol. Yavaşça otur tamam mı?” diye mırıldandı Leyla kollarından tutarak diğer koltuğa oturmasını sağlarken.
“Su getireyim mi?” diye fısıldadı Ilgın. Ayaklandığında başı döner gibi olunca koltuğun kenarına tutundu. O mutfağa geçtiğinde endişeyle kızların yatacakları yerleri ayarlamaya devam ettim.
Ev çok büyük olmadığı için bir kısmı yerde yatacaklardı. Benim yanıma yatmaları gerektiğini söylesem de istememişlerdi. Leyla, Efnan’ın yanındaki yer döşeğine, Bengi salondaki yer döşeğine, Nehir bir koltuğa, Ilgın ise diğer koltuğa yatacaktı.
“Böyle içim hiç rahat etmedi. İkiniz yerde kaldınız. Gelin benim yatağıma yatın ben yerde de yatarım ne olacak ki?” dedim mahcupça.
Dakikalar geçmiş, Ilgın bir bardak suyu getirememişti. “Ilgın?” diye seslendim. Cevap alamayınca tedirginlikle kızlara iyi geceler, diyerek odadan çıktım.
Mutfağa doğru yürürken bir anda birinin bedenimi bir yere doğru çektiğini hissettim. Tam çığlık atacaktım ki Sarp’ın, “Benim yavrum,” diyen sesini duydum. Sırtım odamızın duvarına yaslandı.
Gözlerimi rahatlamış bir şekilde kapatarak tuttuğum nefesimi verdim. “Nasıl girdin?” diye sordum hayretle. Her yer kapalı olmalıydı.
“Balkondan.”
“Yok artık! Balkondan balkona mı atladın!” dedim dehşete düşmüş bir sesle.
“Bırak şimdi atlamayı, benim karımın ne hünerleri varmış öyle!” dedi fısıldayarak. Bir eli kalçamı avuçladığında dişlerimi alt dudağıma geçirdim.
“Ne hünerleri varmış binbaşım?” dedim bilmiyormuş gibi.Dudaklarına doğru fısıldadığımda kasıldığını fark ettim.
“Yakından görmek isterim,” diye fısıldadı dudaklarıma doğru.
“Hay hay!” diye cevap verdim.“Efsun burada.” diye hatırlattım.
“Nehir halasının yanına yatırdım.”
“Yuh! Ne ara?”
“Gelir gelmez. Sarmaş dolaş uyuyorlar şuan.”
“Yine ve yine her şeyi ayarlamışsınız binbaşım.”
“Her zaman, her daim karımın işini kolaylaştırmak boynumun borcudur avukat hanım.”
Cebindeki telefonu çekip aldığımda geçip yatağa oturdu. Uygulamaya girip müziği açtığımda kalçamdaki kuşağı hiç çıkartmadığımı fark ettim. Düzeltip Sarp’ın oturduğu yerin tam karşısına geçtim.
Kalçalarımı kıvırmaya başladığımda soluklarının hızlandığını fark ettim. Dudaklarım iki yana kıvrıldı.Hareketlerimi daha tutkulu ve daha hırslı yapmaya başladım.Kalçalarımı kıvıra kıvıra oturur gibi yapıp dikleştiğimde dayanamazmış gibi ayağa kalkıp tam önümde durdu.
Kollarını belime doladı. Tam dudaklarını dudaklarıma bastıracakken geriye çekildim.“Maalesef binbaşım,” diye fısıldadım.
“Lan yine ne oldu?” diye çıkıştı.
“Evlenmeden olmaz!” diye çıkıştım kınar gibi.
“Yavrum, sana ne içirdiler? Evliyiz ya zaten biz!”
“Düğünümüz olana kadar evli sayılmayız.”
“Eflal! Delirtme beni! Sen hem Allah katında hem resmiyette karımsın ya benim!”
“Öyle miyim?” diye fısıldadım dudaklarımı dudaklarına doğru sürterken.
Aniden kucağına alması beklenmedikti. Düşmemek için bacaklarımı beline sardım. Kollarımı boynuna doladım.
“Öyle miymişsin?” diye sorduktan hemen sonra dudaklarımı sömürür gibi öpmeye başladı. Alt dudağımı kavrayıp çekiştirdiğinde inleyerek tırnaklarımı omuzlarına geçirdim.
“Kızlar,” diye fısıldadım dudaklarından ayrıldığımda nefes nefese, “Kızlar içerdeler.”
“Sikimde değil!” Bedenimi aniden döndürüp adeta yatağa attı. Kendimi kaldırıp elbisemi üzerimden çıkardığımda, omuzlarının kasıldığını ve suratının kıpkırmızı kesildiğini fark ettim. Bacaklarımı beline doladığımda elleri bileğimden okşamaya başlayarak belime doğru çıktı.
Geri çekilip ayağa kalktığında üzerindeki her şeyden kurtuldu.Üzerime eğildiğinde,“Allah katında karım olmasan, sen bana hak olmasan, isminin yanında soy ismim yazmasa ben sana böyle dokunur muyum sanıyorsun?” diye fısıldadı sol göğsümün üzerine dudaklarını bastırırken. Belim kavislenirken titrek bir sesle inledim. “Gönül isterdi ki doya doya öpeyim seni fakat zamanımız kısıtlı yavrum. Malum ebeveyn olduk. Bizim kız anne ve babası birbirlerini severken uyanmayı pek seviyor,” Bir anda sertliğini hissetmemle dudaklarımın arasından titrek bir nefes kaçtı.
“Hünerlerimi sevdin mi?” diye sordum alt dudağımı dişlerimin arasında kıstırırken.
“Bayıldım!” demesiyle kendini içime itmesi bir oldu.
“Sarp!” diye çığlık attım.
“Yavrum, sakin!” diye fısıldadı dudaklarını boynuma doğru sürterken. Bir süre git gel yaptığında o noktada parmağını da hissetmemle belimin kavisi arttı. Aniden bedenimi çevirip kucağına alması ve benim çığlık atmam beklenmedikti.
“Evir çevir, amacın ne be adam?” diye yükseldim sinirle. Ellerini göğüslerimin üzerinde hissettim. Başım geriye doğru düştü.
“Karımın hünerlerini sergilemesini sağlamak!” dedi dudaklarını enseme bastırarak.
“Emin misin?” diye sordum onu içimde sıkıştırırken.
“Eflal!” diye kükredi. “Şunu yapma!” dediğinde kendimi gevşettim.“Ayrıca eminim!”
“Peki, benden günah gitti binbaşım,”Belimi daire çizer, hulalop çevirir gibi kucağında döndürerek çevirdim. Nefesinin kesildiğini hissettiğimde gülümsedim.
Elini çeneme sarıp yüzümü kendine doğru çevirdiğinde dudaklarını açlıkla dudaklarıma yaslayıp öpmeye başladı. Kalçamı ve belimi çevirmeye devam ettirirken sona yaklaştığımı hissetti. Aniden belimden tutup hafifçe bedenimi kaldırıp daha da hızlı derine itti kendini. Çığlıklarımızın nasıl duyulmadığına şaşırıyordum.
Her zaman ki gibi battığımız sulardan birlikte çıktık. Titreyişlerim devam ederken geriye doğru yatarak başımı omzuna yasladım.
“Evir çevir dönme dolap ettin beni!” diye yükseldim sinirle. Adrenalinden ve arzudan nefes nefese kalmıştık. Başım dönüyordu.
“Sen evdekilere dua et daha beter yapmadım seni! Ulan o videoyu nasıl gönderirsiniz bana! Ya telefonum askeriyede olsaydı?”
“Güzel kıvırmışım ama kabul et,” dedim belime sardığı elinin üzerindeki yüzükle oynarken.
“Onu inkar eden yok zaten be yavrum,” beni hafifçe kucağından kaldırdığında kenardaki sabahlığımı uzattı. Üzerine dolaptan aldığı iç çamaşırını ve tişörtünü geçirdiğinde kenardaki kirli sepetinin içine yerdeki kıyafetlerimizi koydu. Tam karşıma oturduğunda elindeki kutuyu fark ettim.
“Bu ne?” diye sordum gözlerimle elinde tuttuğu kırmızı kadife kutuyu işaret ederek.
Beni bekletmek istemezmiş gibi uzanıp kutuyu açtı. Kutunun içinde iki alyans ve taşlı bir yüzük vardı.
İki alyans.
Her zaman birbirimize bağlandığımızı herkese gösterecek iki halka...
“Sarp,” diye fısıldadım zorlukla.
“En başından almam gerekiyordu. Benim salaklığım. Affet güzel karım,” Elimi uzatmamı istediğinde yüzük olmayan elimi ona doğru uzattım.“Benimle evlenir, bir ömür yaşlanır mısın?” diye sorduğunda düşünmedim, düşünmek için kendime zaman dahi vermeden cevapladım.
“Hayatımın her anında yaptığım en güzel şey seninle evlenmek olurdu. Yine ve yine evet seninle evlenir ve yaşlanırım sevgilim.” Yüzüklerimi parmağıma taktıktan sonra bende onun elini önüme alıp alyansını taktım.
Alyanslarımızın içinde tarihler yazıyordu. Benimkinde nikah tarihimiz yazarken onun alyansının iç kısmında benim ve Efsun’un doğum tarihi ve baş harfi yazıyordu.
E & A {28.05}
Bölüm hakkında düşünceleriniz?
Nehir ve Uraz hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorum.
Malum sahneyi ilk kez bu kadar konuşmalı ve açık yazmayı denedim. Daha doğrusu Sarp ve Didem'in konuşmaları gözümün önüne gelir gibi oldu.
Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Bol bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın.
Şimdiden hepinize teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!
Bölüm etkileşimi
