36. bölüm / 38
SINIRIN KANUNUBÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"
- 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
- 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
- 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime
- 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
- 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
- 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
- 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
- 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
- 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
- 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
- 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
- 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
- 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
- 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
- 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
- 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
- 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
- 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
- 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
- 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
- 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
- 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
- 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
- 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
- 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
- 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
- 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
- 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
- 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
- 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
- 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
- 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
- 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
- 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
- 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
- 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkese merhabalaaaaaar!
Uzun zamandır yeni bölüm atamadım. İnanın iş hayatına girdikten sonra insanın yemek yemeye dahi fırsatı olmuyormuş ajajsjd son üç haftadır bizzat deneyimledim.
Sizden ricam bu bölüme -tabi ki diğer bölümleri de isterseniz- satır arası bol bol yorum yapmanız ve oy vermeniz.
Umarım keyifle okursunuz!
Bir sahnemiz var bölümde, türkü spoilerı verdi sanırım. O sahnede tekrar linki koyacağım. Sizden ricam tüm bölümü ve özellikle o sahneyi bu türküyle okumanız. Şimdiden hepinize bin teşekkür💕
Finale az kaldı...
İyi okumalar!
"Sırtından vurulmanın acısı bir şey değil de, arkana döndüğünde gördüğün yüzün tanıdık olması öldürür insanı."
-William Shakespeare-
9 AY SONRA
İnsanın, hayatın ona neler getireceğini bilememesi bir gerçekti.
Bu gerçeğin farkına varalı uzun bir zaman olmuştu.
Kucağımda hem emip hem de saçlarımla oynayan kızımı izlerken de bu gerçeğin ne kadar doğru olduğunu düşünüyordum.
Efsun Ahu, on aylık olmuştu. Gözleri babası ve halasının göz renginin karışımı olan elaya çalan bir yeşildi. Teni hafif esmer, saçları dalgalı ve koyu bir kahverengindeydi.
Hala sütten kesilmemişti. Şanslıydım ki sütüm geliyordu. Fakat kesilmesi yakındı. Eskisi kadar onu doyuramadığımı, sütümün yetmediğini düşünüyordum. Bu duruma da ayrıca üzülüyordum.
Sarp, üç hafta önce acil göreve çağrıldığı için sabaha karşı gitmişti.Neredeyse bir aydır onu görmüyordum. Efsun Ahu’nun geceleri kendini yırtarcasına ağlamasının sebebi de buydu.
Babasının onu neden bırakıp gittiğini düşünüyor olmalıydı.
“Anneciğim, sen çok mu sevdin benim saçlarımı?” diye sordum saçlarımı tutmaya çalışan minik ama tombik ellerini öperken. Bazen huysuz uyanıyordu. Tüm günü zehir etmeye çalışıyordu.
Hem kendine hem bize.
Sarp’a çok düşkün bir bebekti. Bunu babasının sesini ya da adını duyar duymaz büzülen dudakları ve dolan gözlerinden anlamıştım.
Diş çıkarmaya başladığı için günlerdir uyumuyordu. Ateşi çıkıyor, huysuzlanıyor, sürekli ağlıyor ve beni de korkutuyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Kimseye de soramıyordum. Nermin anne aradığında ve ne yapmam gerektiğini söylediğinde teşekkür etmiştim.
Şimdi ise yine uykusuz kaldığımız bir gecenin sabahında, kucağımda emerken saçlarımla oynayan kızımı izliyordum. Sarp’ı birkaç kez arasam da ulaşamamıştım.
“Efsun,” dedim onu izlerken. “Babayı çok özledin değil mi?” diye sordum cevap alabilecekmiş gibi. “Senin özleyebileceğin bir baban var, Efsun. İyi ki var. Benimkisini özleyemem de artık. O hakkı bile haram kıldı bana.” diye mırıldandığımda sol gözümden bir yaş süzüldü.
Deden seni kaçırmaya, bizden almaya çalıştı, diyemedim. Dilim varmadı.
Bu yüzden dayın onu vurmak zorunda kaldı, diyemedim.
Gözümün önüne gelen görüntü ve kulağıma gelen bağırış ve kurşun sesleri ile dişlerimi kırmak istercesine sıkıp nefes almaya çalıştım.
...
5 AY ÖNCE
“Yavrum, her şeyini koyduk çantaya. Daha neden kendini yoruyorsun ki? Her şeyi tam.” Sarp’ın sesiyle evin kapısını kilitlerken konuşmaya başladım.
“Hayatım, kızımızın ne için ağlayacağı pek belli olmuyor. Erken de dönemeyiz düğünden. Aldım işte bir şeyler daha,” Üzerimdeki abiye elbiseyi düzeltip anahtarı çantama koydum. Mavi tüllü elbisesi ve fiyonklu bandanasıyla beni izleyen kızımın saçlarına dudaklarımı bastırdım.
Bugün, Barlas ve Ilgın’ın düğünü vardı. Bizde oraya gidiyorduk.
Sarp’ın elini tutup aşağı indiğimde kapının önündeki kalabalıkla gülümsedim.
“Senin ekip hazır bakıyorum, binbaşım.”Başını bana doğru çevirip göz kırptı.
“Her zaman, avukat hanım.”
“Karizmanın öz evladı, Hatay’ın biricik binbaşısı, yeryüzünün en aşık adamı, Kurt’un komutanı geliyor!”diye bağıran İlhan ve Uraz ile kıkırdadım. Alaz, Yelda’yı izlerken alkışlamayı unutunca İlhan, Alaz’ın ensesine bir şaplak attı. “Alkışlasana lan!” diye yükseldiğinde şapşal şapşal bakarak alkışlamaya başladı.
O sırada bizim saf kızımız amcalarının ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyor, onlar alkışlayıp bağırdıkça babasının göğsüne sığınıp ağlıyordu.
Sarp, elini Efsun’un sırtına koyup sıvazlayarak saçlarına dudaklarını bastırdı. “Bir şey yok babacığım, amcanlar biraz anormal adamlar. Alışacaksın mecbur.” Başını kaldırıp kapının önünde davul zurna ile oynayan timine döndü. “Tamam lan! Kesin bağırtılarınızı kızım korkuyor!” diye yükseldi.
Davul, zurna ve bağırtılar anında kesildi.
Timin yanına doğru ilerlemeye başladık. Barlas ve Ilgın ortadaydı. Ilgın’ın üzerinde dümdüz,saten korseli ve yırtmaçlı, düşük omuz bir gelinlik varken Barlas’ta da klasik damatlık takımı vardı.
Benim üzerimde ise lacivert bir abiye elbise vardı. Bir kolu pelerinliyken diğer kolu düşük modeldi. Ayağımda sivri önü taşlı lacivert stilettolarım, kulağımda gümüş ama lacivert detayları olan halka küpelerim, elimde ise gümüş bir el çantası vardı. Saçlarımı da ensemden topuz yapıp iki tutamını önden çıkarmıştım.
Sarp’ın üzerinde ise beyaz gömlek ve lacivert kumaş pantolon vardı.
Lojmanın bahçe kapısı açıldığında içeri giren takım elbise giymiş kardeşimi görünce gülümsedim.
Efsun Ahu, dayısını fark eder fark etmez babasının kucağında kıpırdamaya başladı. Sarp’ın öfkeli soluklarını duyuyordum.
Kızını kendi dışındaki tüm erkeklerden kıskanıyordu.
“Babacığım, bir rahat mı dursan acaba? Hani babadan başka kimseyi sevmek yoktu?”
Efsun, babasının kucağından inemeyince ağlamaya başladı.
Merthan’da bu sırada çoktan yanımıza gelmişti. Bana sarıldığında bende ona sarıldım. Sarp’la da selamlaşmak istedi ama öfkeli soluklarını işitince uzak durdu.
Ben ise onların bu haline kahkahalarla gülüyordum.
Az sonra olacakları bilmeden…
Merthan, Efsun Ahu’ya doğru yaklaştıkça minik kızım daha da heyecanlandı. Bir çırpıda kucağına aldığında Efsun Ahu, anında yanağını dayısının yanağına yapıştırdı.
“Ya, bu tatlılık ne be Efsun kız! Dayısının güzeli!” dedi Merthan baş parmağıyla hafifçe Efsun’un yanağını okşarken. “Aaaav!” diye ses çıkartıp Merthan’a daha çok yaslandı Efsun.
“Ya, komutanım! Sizsiz olmuyor be bir gelin de şurada oynayalım!”diyen Aydın ile Sarp, beni de yanına alarak ortaya doğru yürüdü. Efsun Ahu, bizi izliyor ve dayısının yeni yeni çıkmaya başlayan sakallarını elleriyle çekiştirmeye çalışmakla meşgul oluyordu.
Ortaya geçtiğimizde Sarp, kenarda davul ve zurnayı çalan adamlara cebinden çıkardığı bir tomar parayı uzattı. Aynı anda Barlas ve Ilgın’ı da bizim yanımıza doğru getirdi.
Kollarımız havalanıp seslerin ritmine kendimizi bırakırken aniden gelen seslerle müzik yarıda kesildi ve zaman durmuş gibi hissettim.
Duyduğum seslerin ne sesi olduğunu anladığımda kulaklarımın uğuldadığını, ellerimin buz kestiğini hissettim.
Duyduğum sesler kurşun sesiydi.
“Efsun!” Sarp’ın bağırışlarına benim bağırtılarım ve çevredeki sesler karıştı.
“Sarp, Efsun! Efsun nerede?”Etrafa baktığımda Barlas, Ilgın’ın üzerine kapanmış kalkmasını önlüyorken, Uraz, Nehir’i kenara çekmiş önüne siper olmuştu. Diğerlerinin de seslerini ve silah seslerini duyuyordum ama algılayamıyordum.
Kızım yoktu.
Kızım neredeydi?
“Ahu! Kızım!” kulaklarımın uğultusundan, ayağımın altındaki zeminin sallanışından hiçbir şeyi algılayamıyordum. Tek istediğim kızımın nasıl olduğunu ve nerede olduğunu öğrenmekti.
“Sarp! Kızımı bul! Kızımı bul! Bir şey yap!” Çığlıklarımın arasından bir ses duydum.
“Kızını mı arıyorsun,Didem?”
Babamın sesiydi.
Arkamı döndüğümde içimdeki korkunun azaldığını hissetmiştim. Bu kadarını yapmaz diye düşündüğüm içindi. Belki de hayal gördüm.
Babam, kucağında Efsun Ahu ile birlikte öylece birkaç adım uzağımızda dikiliyordu.
Öylece ona doğru yürüdüm. Ben yürüdükçe gördüklerimin hayal olmadığını anladım.
Benim öperken canını yakar mıyım acaba, diye düşündüğüm kızımın kafasına benim öz babam silah doğrultmuştu.
“Hayır, hayır, hayır!” nefesimin kesildiğini hissettim. Sarp’ın bağırışlarını duyuyordum. Cevap veremeyecek kadar donmuştum.
Karşımdaki benim tanıdığım babam olamazdı. Benim babam bu kadarını yapmazdı. Bu benim babam değildi. Olamazdı. Bu kadar cani olamazdı.
“Abla, ilerleme!” diye bağıran Merthan’ın sesini duydum. Bakışlarımı ona döndürmeden konuştum. “Kızım orada Merthan,” dedim nefesim kesilirken. “Kızımı nasıl yalnız bırakırım? Korkar benim kızım.”
“Yaklaşma! Bir adım daha atarsan torunum demem vururum!”
“Yapma,” diye mırıldandım güçsüzce. “Yapma artık, bu kadarını da yapma artık!”
Ben titreyerek olduğum yerde dururken Sarp’ın adım seslerini duymaya ve babamın bağırışlarını işitmeye devam ettim. O ilerledikçe korkum arttı. Dizlerim beni daha fazla taşıyamadı. Olduğum yere öylece çöktüm.
Gözlerimden yaş değil de kan süzülüyordu yanaklarıma sanki.
Tekrar bir silah sesi duyduğumda titreyerek ellerimle kulaklarımı kapattım. Gözlerimi bir daha açmak istemezcesine sıkarak kapattım.Olduğum yerde yok olmak ister gibi büzüldüm.
Bir el daha silah sesi duyduğumda birinin yere devrildiğini fark ettim.
Babaydı.
Başımı kaldırdığımda Sarp’ın ceketine sarıp içine sokmak istercesine kollarını etrafına doladığı Efsun Ahu’yu ve doğrulttuğu silahı eli titreyerek yere indiren Merthan’ı gördüm. Şok içindeyken yere tekrar baktım. Kan her yere dağılmaya başlamış, gözleri kapanmaya başlamıştı.
Kendimi kaldıramadığımda birinin yanıma çöküp kollarını bana doladığını ve gözlerimi kapattığını fark ettim.
Sarp’tı.
Efsun Ahu’nun başını göğsüne daha çok bastırmış benim de başımı onun hemen yanına bastırmıştı. Hıçkırıklarımı daha fazla tutamadım. İçim çıkana kadar, güçsüzleşene kadar kızıma ve eşime sarılıp ağladım. Efsun Ahu’nun vücudunu kontrol ettim. Başımı onun boynuna gömüp kollarımı etrafına sardım. Sakinleşemiyordum. Bedenim zangır zangır titriyordu.
Merthan’ı kenara oturttuklarını gördüm. Konuşmaya çalışıp şoka girmesini önlemeye çalışıyorlardı.
Kutay Karaçay'a baktım. Sarp’ın koluna tutunarak oraya doğru yürüdüm. Gözleri tamamen kapanmadan önce son gördüğü yüz benim yüzüm oldu.
Son kez baktım ona. Gözlerimde küçükken babasının yolunu gözleyen, aşkla gözlerine bakan küçük Didem'in pırıltısı yoktu. Nefret, öfke ve saf bir acı vardı.
Bedenim beni taşımıyor gibi titriyor, bacaklarım uyuşuyor, kalbimi söküp atmak istiyor gibi yumruklarımı tam kalbimin üzerine vuruyordum. Olduğum yere yığıldım. Zemine düşmeden bu hayattaki tek kimsemin güvenli kollarına düştüm.
Yine ihanete uğrayan Didem oldu.
Zaten acı çeken, ihanete uğrayan, dik durmaya çalışan, her şeyi kaldırabilen hep Didem olurdu.
Oldu da.
Didem bunu da kaldırdı.
Zaten Didem her acıyı taşımaya ve yaşamaya mahkumdu.
…
O anlar zihnimde canlandıkça Efsun Ahu’ya daha da sıkı sarıldım.
Bedenim o anları tekrar yaşıyormuş gibi kasıldıkça kasıldı ve iki büklüm oldum. Efsun Ahu da gerginliğimi hissetmiş olacak ki emmeyi bıraktı ve huysuzca mızırdandı. Dudaklarını büzüp ağlamaya başladı.
Zorlukla nefes almaya çalışıp kendimi toparlamayı başardığımda kucağıma alarak sırtını sıvazlayıp gazını çıkarttım. Başını boynuma gömdü.
Gözlerim bir noktaya daldı.
Cenazesine gitmemiştim. Mezarının olduğu yere adımımı dahi atmamıştım. Annemi hiç görmemiştim ama beddualarını duyuyor gibi oluyordum bazen.
Neden böyle bir şey yapmaya çalıştığını öğrenememiştim. Hala anlayamıyordum. Merthan’ı savunmuştum. Mahkemede Merthan’ı savunmuş, olayı olduğu gibi anlatmıştım.
Barlas ve Ilgın’ın düğünü başlamadan bitmişti. Nikahlarını kıyıp evlerine geçmişlerdi sessizce.
Ben ise aylardır toparlanamıyordum. Hala atlatamıyordum. Bazen dalıp gidiyor, sesler zihnimde karışıyordu. Kendimi aniden o günde buluyordum. Bir anda bedenim kasılıyordu.
Böyle anlarda beni Sarp toparlıyor, konuşuyor, sakince göğsüne yatırıyordu.
Merthan, ise asla bu konuyu açmıyor olsa da onun da iyi olmadığını anlayabiliyordum. Haftada bir kez uğruyor, Efsun Ahu ile oynuyor, benimle oturuyor, Sarp ile sohbet ediyordu.
Efsun Ahu’nun düzenli nefes seslerini işittiğimde gülümsedim.Sabaha kadar uyumamış, uykusuzluğa daha fazla direnememişti. Odasına götürmeyip yanıma yatırdım. Kendim de hemen yanına uzandım. Bir kolumu bedeninin üzerine koyup gözlerimi kapadım.
SARP’tan…
“Hadi gidin, dinlenin sizde.”
Cebimdeki anahtarı çıkartırken yanımda bekleyen Barlas ve Ilgın’a döndüm.
“Yengeme selam söyle!” Barlas elini omzuma atıp sıktıktan sonra Ilgın’ın elinden tutarak merdivenlerden çıkmaya başladı.
“Söylerim, söylerim. Hadi hadi gidin lan karımı özledim.”Ilgın’ın kıkırtısını duyduğumda dudaklarım iki yana kıvrıldı.
Eflal’in, Ilgın ve Barlas’a karşı mahcup hissettiğini biliyordum. Ne zaman bir araya gelsek göz göze gelmemeye çalışıyordu. Kendini ortamdan soyutluyor, dalıp gidiyordu. Her şeyin suçlusunu kendisi olarak görüyordu. Ne kadar onun bir suçu olmadığını anlatmaya çalışsak da inanmıyordu.
Normalde bu saatlerde evin içinde Efsun Ahu’nun mızırdanma seslerini duyabilirdiniz fakat şuan hiçbir ses duymuyordum. Kapıdan içeri girip postallarımı çıkarttıktan sonra kenardaki ayakkabılığa bıraktım. Anahtarı da kenardaki askılığa astıktan sonra önce salona doğru yürüdüm.
İçeri girdiğimde kimseyi bulamayınca salondan çıkıp yatak odasına doğru yürüdüm. Kapalı kapıyı yavaşça açtığımda sessiz olmaya çalışarak içeri girdim.
Efsun Ahu, üzerinde sarı güneş desenleri olan pijama takımıyla öylece uyuyor, Eflal ise bir kolunu Ahu’nun üzerine koymuş, onun yastığının kenarına kafasını yaslayarak beyaz, kenarları siyah dantel desenli askılı ve şortlu geceliğiyle uyuyordu.
Üzerindeki açılan pikeyi düzelterek tekrar üzerine örttüm. Alnına dudaklarımı bastırdım.
Efsun Ahu’nun mızırdanmaya başladığını fark ettiğimde gülümsedim.
İkisini de çok özlemiştim.
“Babacığım,” diye fısıldadım. Minik yanaklarını baş parmağımla hafifçe okşarken. “Benim güzel Ahu’m.”
Sakinleştiğinde yerimde doğrulup duşa girdim. Hızlıca duş aldıktan sonra siyah haki eşofmanımı ve siyah tişörtümü üzerime geçirdim.
Efsun Ahu ağlamaya başladığında hızlıca yanına gidip kucağıma aldım. Başını anında boynuma gömdü. Bende onun gibi yapıp boynuna dudaklarımı bastırıp kokusunu içime çektim. Sırtını sıvazlarken odada geziniyordum.
“Ne olmuş benim Ahu kızıma? Ağlamış mı benim güzelim?” Ağlayışı durup geriye iç çekişleri kaldığında gülümsedim.
Minik elini dudaklarıma götürüp vurdu. “Da!Da!”
“Ne istiyorsun?” diye sordum ne istediğini bildiğim halde.
“Da! Da!” demeye ve ağzıma vurmaya devam etti.
Yavaş adımlarla odadan çıktıktan sonra onun odasına doğru yürüdüm. Bu odayı kendi ellerimle boyamış, her şeyi Eflal ile beraber onun en rahat edeceği şekilde satın almış ve yerleştirmiştik.
Beşiğin hemen yanına koyduğumuz tekli koltuklardan birine oturdum ve Ahu’yu göğsüme doğru yatırdım. Başını anında göğsüme yaslarken terlemiş saçlarını elimle hafifçe kaldırır gibi yaparak ensesine üfledim.
Çok terliyor, ensesindeki saçları onu rahatsız ediyordu.
Hala isteğinin olmadığını fark edince huysuzca göğsüme vurdu.
“Tamam, tamam.” dedim gülerken. Boğazımı temizledim. Koltukta geriye yaslandım. Kollarımı onun sırtına dolayıp istediğini ona vermeye başladım.
Bazen onu uyuturken türkü söylerdim. Yeni doğduğu zamanlar da daha sık yapardım. Daha çabuk uyurdu. Şimdi de onu istiyor olmalıydı.
(Tam bu sahnede dinlemeye başlayabilirsiniz.)
“Akşam olur karanlığa kalırsın,” diye mırıldandığımda parmağımla yanaklarını okşadım. Kıpkırmızı olmuştu yanakları. “Akşam olur karanlığa kalırsın,” bakışlarım odanın köşesindeki çerçeveye kaydı.
Eflal’in hamileliğinin henüz başındayken ailecek çekildiğimiz ilk fotoğraftı.
“Derin derin sevdalara dalarsın…Oy gelin gelin sevdalı gelin öldürdün beni…” Nefesleri düzene girmeye başlıyor, gözleri kapandı kapanacak bir hale geliyordu. “Derin derin sevdalara dalarsın…Oy gelin gelin sevdalı gelin öldürdün beni..” ben duraksadığım an minik eliyle göğsüme vurup “Da! Da!” diye kızıyordu. “Beni koyup yadellere varırsın,” aynı kısmı tekrar söyledim.“Sana zulüm bana ölüm değil mi? Oy gelin gelin sevdalı gelin öldürdün beni..” gözleri tamamen kapandı. Nefesleri düzenli bir hal aldı.
Göğsüme yasladığı başına bir öpücük kondurdum. Minik elini avcumun arasına aldım.
Avcumun yarısı kadar bile değildi eli.
“Bülbül ne ötersin yuvan mı yoktur?” Yavaşça kucağıma alıp sırtını sıvazlayarak ayağa kalktım ve beşiğine yatırdım. Biraz mırıldansa da gözlerini açmadı. Üzerini örttüğümde, birinin türküyü devam ettirdiğini işittim. “Bülbül ne ötersin yuvan mı yoktur?” eğildiğim yerden doğrulduğumda bakışlarım gelen sesin sahibini görmek için odanın kapısına döndü.
Eflal, üzerine beyaz sabahlığını giymiş, kollarını göğsünde birleştirmiş, omzunu kapıya yaslamış bir şekilde beni ve Efsun Ahu’yu izliyordu. Bir yandan da türküyü söylemeye devam ediyordu.
Bir an olduğum yerde kaldım. Bana, türküyü söylemeye devam et, der gibi bir işaret yaptığında olduğumuz yerden ikimizde hareket etmeden türküyü aynı anda söylemeye devam ettik.
“Yoksa benim gibi sevdan mı çoktur? Oy gelin gelin sevdalı gelin öldürdün beni…” Gözlerini kapattığında aynı anda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Son kısmı gözleri kapalı bir şekilde söyledi. “Yoksa benim gibi sevdan mı çoktur? Oy gelin gelin sevdalı gelin öldürdün beni…”
Daha fazla yerimde duramadığımdan adımlarımı hızlandırıp onu kollarımın arasına aldım. İç çeke çeke ağlamaya devam etti.
Dudaklarımı art arda saçlarına, alnına, şakaklarına bastırdım. Omzunu sıvazladım. Kollarımın arasında eriyip gidiyordu günden güne. Onu böyle görmek beni daha da endişelendiriyordu.
“Geçti yavrum,” diye fısıldadım kulağına doğru. “Evimizdeyiz, kızımız beşiğinde gayet iyi bir şekilde uyuyor, ben buradayım, sen buradasın.” Hıçkırıkları daha da şiddetlendi. Avuçlarını sıktığını fark ettim. Bedeni yine kasıldı.
Yürüyemeyeceğini anladığımda kollarımı bacakları ve belinin altından geçirip kucağıma aldım. Başı göğsüme doğru yaslandı. Yatak odamıza doğru yürüdüm.
Göreve gittiğimden beri aklım sürekli ondaydı. Günden güne hüznü gözlerine yansıyordu. Ve bunu fark etmek kafama sıkmakla eş değerdi.“Hiçbir şey senin suçun değil. Hiçbir zaman değildi. Sen hiçbir şey yapmadın. Kendini suçlamayı bırak artık. Kendini kahretme artık.” Dudakları titredi.
Odaya girdiğimizde onu yatağa bıraktım, kendim de yanına uzanıp başını göğsüme doğru çektim.
“Kulağımda yine o sesler, kendi çığlıklarım, onun yüzü, Efsun Ahu’nun ağlayışları, yerdeki kanlar...” Titrek bir soluk aldı.“Aşamıyorum. Çok ağır…”
“Kolay şeyler yaşamadın, güzelim.Hemen geçmesini bekleyemezsin. Ben yanındayım, her daim.”
“Biliyorum. Özür dilerim, daha gelir gelmez seni de üzdüm. Geldiğine pişman oldun. Ben seni çok özledim.” Avuçlarını yanaklarıma sardığında başımı çevirip avuç içlerine dudağımı bastırdım.
“Hiç de pişman olmadım. İyi ki evime gelmişim! Ayrıca bende karımı özledim. Hemde çok özledim.” Daha sıkı sarıldım. “Bir şeyler yedin mi?” diye sordum, öylece tavanı izlerken.
Yemediğini biliyordum. Aklına gelmedikçe, mecbur kalmadıkça yemek yemek aklının ucundan bile geçmiyordu.
“Atıştırdım bir şeyler,” diye mırıldandı gözlerini kaçırarak.
“Eflal!” diye yükseldim. Yine gözlerime bakmayınca hafifçe gıdıklamaya başladığım.“Sarp!” diye bağırdı kaçmaya çalışarak.
Durmayıp devam ettim.
Kahkahalarını duyduğumda nefes alabildiğimi hissettim. Tam kaçtığı an yakalayıp dudaklarından öperek ayağa kaldırdım.
Mutfağa geçtiğimizde Eflal, buzluktan çıkardığı mantıları tezgahın üzerine koydu. Tencereye su ekleyip ocağa koydum ve altını açtım.
Eflal, sofrayı kurarken arkasından kollarımı beline sardım. Başımı omzuna koydum. Ellerini belindeki ellerimin üzerine sardığında aniden bir ağlama sesi duyduk.
“Geç kalmıştı,” diye mırıldandı sitemle. “Sen tencereye mantıyı ekle. Ben Efsun Ahu’yu getireyim.” O mutfaktan çıktığında bende onun dediklerini yaptım.
Birkaç dakika sonra Kucağında yeni uyanmış Ahu ile birlikte masaya oturdu.
Yemeğimizi yemeye başladığımızda Efsun Ahu huysuzlanıp annesinin kucağından inmek isteyince Eflal tereddütle yere, halının üzerine bıraktı. Kendini zorlayarak ileri atmaya çalışmasına güldük.
Emeklemeye çalışıyordu. Ama ileriye gidemiyordu.
Yani biz öyle zannediyorduk.
“Hadi anneciğim! Ha gayret az kaldı!” Eflal, Efsun Ahu’ya daha çok hırs yaptırıyor ve ne yapacağını izliyordu. Ahu, kendini zorlayarak ileri attı. Yere oturduğumda kollarımı açtım.
“Gel kızım ha gayret! Aferin benim kızıma!”
Ayına göre geç mi erken mi bilmiyorduk ama Efsun Ahu emeklemeye başlamıştı.
Hızlı hızlı emekleye emekleye tam karşıma geldi. Ağzındaki emziğini atıp aylardır beklediğim o kelimeyi söyledi.
“Ba!Ba!”
“Ne dedin?” diye sordum inanamayarak. Gülerek cilveli cilveli konuştu.
“Baaaa-ba! Ba-ba!” Onu ayağa kaldırdığımda kollarımı açtım.
Dengede duramadığı için anında bedenini kollarımın arasına attığında sıkıca sarılarak etrafımda döndürmeye başladım. “Baban ölsün uğruna Ahu! Baban uğruna ölsün!”Döndürmeye devam ederken Eflal’in kahkaha seslerini duydum.
“Sarp, kusacak! Başı döndü çocuğun!”
Durduğumda başını boynuma gömdü utanarak. Başını kaldırıp göz göze gelmemizi sağladığımda minik göbeğinden tutarak, “Bir daha söyle! Hadi babam bir daha söyle!” diye bağırdım şevkle.
“Ba-baaa-m! Babaaam!” Göbeğinden tutarak gıdıkladığımda gülerek başını geriye attı. Boynuna bir öpücük kondurduğumda, “Sen benim neşemsin Efsun Ahu!” diye bağırdım.
Eflal’de aramıza katıldığında Efsun Ahu’yu yatırmış aynı anda hem öpüyor hem gıdıklıyorduk.
Evimizin içi aylar sonra yeniden yeşeriyor, kahkahalarımız duvarlarda yankılanıyordu.
Nefes nefese durduğumuzda Eflal’in bakışları bana döndü.“Sarp, hani sen göreve gitmeden önce bana bir şey sormuştun, ben de sana cevabını söyleyememiştim.” dediğinde gözlerimi ahularına kenetleyerek onu dinlemeye başladım. “Cevabımı söyleyebilirim artık. Evlenelim. Evliyiz zaten gerçi de işte..”duraksadı kelimelerini toparlamaya çalışırken kaşları çatıldı. Güldüm bu haline ama müdahale etmedim. “Düğünümüzü yapalım.” dediğinde gülüşüm tüm yüzüme yayıldı.
Göreve gitmeden önce böyle bir konuyu açmıştım. Belki ona da iyi gelir diye düşünmüştüm ama cevap vermemişti. Bende bir daha konuyu açmamış, konuşmamıştım.
Alnımı alnına yasladım, burnumu burnuna sürterken aramızdaki mesafe daha da kısaldı. Öyle ki hemen yanımızda bizi izleyen kızımızı bile unutmuş gibiydik.Dudaklarımı dudaklarına bastırdım ve dudaklarına doğru gülümseyerek konuştum.
“Yapalım,yavrum. Düğünümüzü yapalım. Gelinlikle göreyim karımı.”
Bölüm nasıldı?
Yorum ve oylarınızı merakla bekliyorummm!
Sizce Kutay Karaçay neden böyle bir şey yapmış olabilir?
Bir sonraki bölümde görüşmek üzereeee!
Bölüm etkileşimi
