4. bölüm / 38
SINIRIN KANUNUBÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"
Bölümler 38Şu an: BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"
- 1 BÖLÜM 1/ "BİR AVUKAT VE YÜZBAŞI"1.319 kelime
- 2 BÖLÜM 2 / "RUHU TOPRAK ALTINDA KALANLAR"1.609 kelime
- 3 BÖLÜM 3 / "GARDINI İNDİR ARTIK"1.913 kelime
- 4 BÖLÜM 4/ "BOŞ KUTU"1.409 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 BÖLÜM 5/ "ANNE YARASI KAÇ DİRHEM?"1.311 kelime
- 6 BÖLÜM 6/ "MECBURİYET"3.189 kelime
- 7 BÖLÜM 7/ "ERİMEYE BAŞLAYAN BUZLAR"1.434 kelime
- 8 BÖLÜM 8/ "İÇ SESİNİ DİNLEMEK"1.582 kelime
- 9 BÖLÜM 9 /"CANDAN İLERİ"1.951 kelime
- 10 BÖLÜM 10/ "SEV"1.711 kelime
- 11 BÖLÜM 11 / "DENEMEK"1.343 kelime
- 12 BÖLÜM 12/ "SARILSANA BANA"3.044 kelime
- 13 BÖLÜM 13/ "YANALIM"2.292 kelime
- 14 BÖLÜM 14/ "ANKA KUŞU DÖVMESİ VE İFTİRALAR"3.526 kelime
- 15 BÖLÜM 15/ "TENİM TENİNE VURGUN"1.541 kelime
- 16 BÖLÜM 16/ "GERÇEKLEŞEN DİLEKLER"2.023 kelime
- 17 BÖLÜM 17/ "SEVİLMEDİĞİN KADAR ÇOK SEV"1.767 kelime
- 18 BÖLÜM 18/ "İLK AİLE FOTOĞRAFI"1.732 kelime
- 19 BÖLÜM 19/ "ANNE"2.609 kelime
- 20 BÖLÜM 20/ "KAYBOLAN RENKLER"1.722 kelime
- 21 BÖLÜM 21/ "DEĞİŞEN ÇERÇEVELER, DEĞİŞEN HAYATLAR"1.783 kelime
- 22 BÖLÜM 22/ "BABAYA AŞIK BİR ÇOCUK"1.873 kelime
- 23 BÖLÜM 23/ "EVLİLİĞİ SİMGELEYEN HALKA"2.889 kelime
- 24 BÖLÜM 24 / "AYICIK FİGÜRLÜ PEMBE LASTİK TOKA"1.867 kelime
- 25 BÖLÜM 25 / "AĞIR GELEN GERÇEKLER"3.395 kelime
- 26 BÖLÜM 26 / "EN GÜVENDİĞİNLE SINANMAK"3.320 kelime
- 27 BÖLÜM 27 / "PLAKA"2.628 kelime
- 28 BÖLÜM 28 / "EN UZUN AYRILIK"3.550 kelime
- 29 BÖLÜM 29 / "ÖZLEM GİDERMEK"3.448 kelime
- 30 BÖLÜM 30/ "ALT EDİLEMEYEN YARA"2.462 kelime
- 31 BÖLÜM 31 / "URFA"3.829 kelime
- 32 BÖLÜM 32 / "SENELER ÖNCEKİ BORDO ABİYELİ KADIN"2.719 kelime
- 33 BÖLÜM 33 / "E.A. GÜNÖZ"4.585 kelime
- 34 BÖLÜM 34 / "ANNE, BEN ANNE OLDUM!"3.135 kelime
- 35 BÖLÜM 35 / "ZAFERİN FOTOĞRAFI!"3.815 kelime
- 36 BÖLÜM 36 / "BÜLBÜL NE ÖTERSİN YOKSA EVİN Mİ YOKTUR?"2.875 kelime
- 37 BÖLÜM 37 / "BAZI HÜNERLER GÖSTERİLMELİ, BAZI ALYANSLAR TAKILMALI"6.148 kelime
- 38 BÖLÜM 38 / "YANACAK CANIM KALMADI / GÖRSEL HAFIZAYI TAZELEMEK"4.162 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalaaaar! Nasılsınızzz?
Çok güzel bir bölümle geldimmmm!
Ayrıca bölümde çok güzel bir kısım var. Onları özlediğinizi biliyorum.
Umarım keyifle okursunuz!
Yorum ve oylarınızı bekliyorumm.
İyi okumalar!
"Hayat bazen size içinde her şeyin olduğu bir kutu vaat eder, kapağını açtığınızda ise sadece kendi yankınızla karşılaşırsınız."
- Fernando Pessoa-
34 Yıllık hayatımda en iyi öğrendiğim şeyin ne olduğunu sorsanız hiç şüphesiz kimseye güvenmemeniz gerektiğini, her zaman ihanetin en güvendiklerinizden geldiğini söylerdim.
Şüphem yoktu bu konuda.
George Orwell'ın da dediği gibi "Birine güvenmek,ona seni yok etme silahını ellerinle teslim etmektir."
Ben silahımı kendi ellerimle Nesrin'e teslim etmiştim.
Karşımdaki arabasının kapısını açıp simsiyah gözlükleriyle aşağı indi. Sonra duraksadı.
Beni gördü çünkü.
Güneş gözlüklerini başının üzerine kaldırdığında gözgöze geldik. Sinsice gülümsedi."Didem?" Dedi samimiyetsiz bir tınıyla.
Nesrin adamlarına kafasıyla işaret vermeye kalktı ama timin lazerleri saniyeler içinde hepsinin göğsünde kırmızı noktalar oluşturdu.İlhan'ın telsizden gelen sesi duyuldu:"Komutanım, çevre emniyeti alındı. Kuş uçurtmuyoruz." Dediğinde Nesrin'in panik hali yüzüne de yansıdı. Sarp ağır ağır başını salladı. Daha sonra bir adım öne çıktı."Vedat Gökbey nerede?" dedi buz dağından hallice bir ses tonuyla.
Nesrin'e doğru yürümeye başladım. Nesrin'in tam karşısında omuzlarımı dikleştirerek durdum. "Bana baktığında ne görüyorsun?" diye sordum benim için olağanüstü denebilecek bir sakinlikle. "Saf bir avukat mı? Kolayca harcayabileceğin bir piyon mu?"
"Didem, açıklayabilirim. Mecbur kaldım," dedi kekeleyerek.
"Mecburiyet," dedim kelimenin üzerine basarak. "Benim adıma sahte belgeler düzenleyecek, beni hapse attırmak istemek gibi bir mecburiyetin neden vardı?" Dedim sesimi yükselterek.
Tam o sırada deponun içinden bir metal gıcırtısı yükseldi.Dev kepenk yavaşça yukarı kalkmaya başladı. İçeriden gelen o yoğun benzin ve rutubet kokusu burnumu sızlattı. Sarp, silahını doğrultmuş, gözünü bile kırpmadan karanlığa odaklanmıştı.
"Geri çekil Didem!" diye bağırdı Sarp bu sefer daha sert bir tonla. Beni kolumdan tutup arkasına çektiği an, deponun içinden seri bir ateş sesi geldi.
Sarp'ın beni korumak için üzerine kapandığı o an, sırtının sıcaklığını ve kalbinin güm güm atışını hissettim. Kurşunlar deponun önündeki tırlara çarpıp sekerken, Nesrin'in çığlığını duydum. O an anladım; Vedat Gökbey için Nesrin de sadece atılabilir bir parçaydı. Kendi güvenliğini sağlamak için onu bile ateşe atmıştı.
Nesrin, durumu fırsat bilerek sessizce arabasına binip hızlıca alandan ayrıldı.
"Aydın, baskı ateşi!" diye komut verdi Sarp telsize. "Barlas, sağdan girin! Uraz, sol kanat sende!"
Deponun içindeki adamlar, Kurt Timi'nin profesyonelliği karşısında fazla direnemedi. Saniyeler içinde silah sesleri seyreldi ve yerini teslimiyet nidalarına bıraktı. Sarp, yavaşça ayağa kalktı ve bana elini uzattı. Bu sefer o eli tuttum. Sadece destek almak için değil, bu karanlıktan beraber çıkmak için.
Deponun içine girdiğimizde, devasa rafların arasında duran o kutuları gördük. Ve en köşede, üzerinde ismimin yazdığı o klasörler... Nesrin'in titreyen elleriyle hazırladığı, hayatımı karartmaya yeminli o kağıt yığınları.
Kutuların yanına gittim. Bir tanesini kolaylıkla açtım. Kağıtları karıştırmaya başladım.
Boş kağıt yığınından başka bir şey yoktu. Diğer kutulara da baktım.Ama her şey bomboş beyaz kağıtlardan ibaretti.
"Hayır," diye mırıldandım. Daha da hırslı açıp inceledim kutuları.Raftaki her şeyi yere attım. "Yok!Boş bunlar!" Diye bağırdım.
"Nasıl?" Diye sordu Sarp.
"Gel bak!"
Yanıma geldi ve kutuların içindeki kağıtlara baktı.
"Siktir!" Dedi ağız dolusu.
"Bu kadar basit bir hamleyi biz nasıl kaçırdık amına koyayım ya!" Diye araya giren Barlas ile bölündü konuşmamız.
"Ne yapacağız şimdi?" diye sordum. Kendimi sakinleştirmeye çalışarak.
Öfke, damarlarımdaki kanı donduracak kadar soğuk bir hisle yayılırken yere saçılan o bembeyaz, bomboş kağıtlara baktım. Her biri yüzüme atılmış bir tokat gibiydi. Nesrin'in o sinsi gülüşü, "mecbur kaldım" deyişi, o sahte korkusu...
Hepsi koca bir tiyatronun parçasıydı. Bizimle oyun oynamamışlardı; bizi resmen bu karanlık deponun içinde asistan gibi koşturmuşlardı.
"Bizi buraya çektiler," dedim sesim titreyerek. Sarp'ın yanımda bir heykel gibi kaskatı kesildiğini hissedebiliyordum. "Hedef şaşırtmaydı. Nesrin'in kaçışı, ateş açılması... Hepsi bu boş kağıtları koruyormuş gibi görünmek içindi."
Sarp, öfkeyle yerdeki kutulardan birine tekme attı. Metal kutunun duvara çarpıp çıkardığı o tiz ses, içerideki sessizliği parçaladı. "Barlas!" diye kükredi Sarp telsize doğru. "Dışarıdaki araçların plaka takibini derinleştirin. Nesrin'in gittiği güzergahtaki tüm kameraları istiyorum. Hemen!"
Barlas, her zamanki lakayıt tavrından sıyrılmış, ciddi bir sesle karşılık verdi. "Emredersiniz komutanım. Ama bu herifler iz bırakmayacak kadar profesyonel, belli ki çoktan sırra kadem bastılar."
Deponun o ağır rutubet kokusu genzimi yakarken dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. 34 yıllık hayatımın özeti, işte bu boş kağıtlar gibiydi: Koca bir hiçlik ve sonsuz bir güven kaybı.
"Gidiyoruz, burada yapacak bir şeyimiz kalmadı." Dedi Sarp.
Kimseye bakmadan bir hışımla bindim arabaya. Sarp binmeden önce yine elini kaldırdı. Hoşça kal der gibi. Bende başımı onaylar anlamda salladım.
SARP'tan...
Didem'i uğurladıktan sonra tam arabaya biniyordum ki Barlas yanıma geldi.
"Komutanım," dedi mahcubiyetle.
"Söyle."
"Konuşabilir miyiz?"
"Oğlum, ne oluyor lan!" diye çıkıştım hiddetle.
"Rütbeden çıkayım mı?" Barlas ile ben okuldan arkadaştık.
"Önce dökül bakalım." Dedim.
"Nesrin'in plakayı sorgulattım. Boş çıktı."
"Amına koyacağım bu işin artık!"
"Lan oğlum bir sakin ol, gözün dönüyor." Diyerek rütbeden tekrar izin isteme gereği duymadan çıktı.
"Nasıl dönmesin oğlum! Barlas ben ilk defa başaramamaktan korkuyorum. Kısa sürede farkettim oğlum, mesleği Didem'in her şeyi. Bu kadının elinden mesleğini almaya çalışıyorlar, benim de askerliğimi."
"Sen sanki avukat hanımı sevmeye başladın ha."
"Saçmalama lan. Hadi ben eve geçiyorum."
Lojmana girer girmez evin eksiklerini aldım. Arabayı park ettikten sonra eve girdim. Masanın üzerindeki iki tane gülen kadın ve kıza baktım. Ardından yanındaki aile fotoğrafına.
Leyla'm ve Alin Erna'm.
İki kızım.
Gülümsedim. Leyla bana kardeşten çok evlat olmuştu. Babam göreve gittiğinde beni evin babası yapmaktan çekinmezdi. Fotoğraflara dalmışken telefonumun zil sesi araya girdi.
Gülgoncam arıyor..
Sesimi duymuştu demek. Uzun zamandır aramak için fırsat bulamamıştım.
Görüntülü arayınca açtım. Leyla, açık kumral sarıya yakın saçlarını kulağının arkasına sıkıştırmış, hafif büyümeye başlayan karnıyla kocaman gülümsüyordu.
"Abi!" Dedi neşeyle.
"Gülgoncam, nasılsınız?" Dedim bende gülerek, çok özlemiştim.
"Ben seni çok özledim abi," der demez gözleri doldu. Benim içim gitti. Demir'in sesini duydum. Leyla'nın dizlerinin önüne diz çökmüştü muhtemelen. "Leyla'm,niye ağlıyorsun şimdi?" Diye sordu.
Bu hamileliğinde de hassastı Demir. Üstelik Leyla yine ikizlere hamileydi ve deli gibi korkuyorlardı. 2 Sene önce bir bebek kaybetmişlerdi.
Gözlerimin önünde kardeşim yalvararak kanlar içinde yığılmıştı kucağıma. Alin Erna onların mucizesi olmuştu.
"Ağlamıyorum ki!" Dedi içini çekerek. "Ani, datııı!" Diyerek Alin Erna elinden telefonu almaya çalıştı. Demir'in "Kızım, yavaş bebeğim." Uyarılarına rağmen hızlıca aldı telefonu.
"Bal kız!" dedim neşeyle.
"Datıııı!" Dedi gülerek o da. Annesinin küçüklüğüne benziyordu her şeyiyle. Önüne gelen saçlarını minik eliyle öfleyerek arkaya attı.
"Benim bal kızım, ne kadar da güzelleşmiş, tütü mü üzerindeki dön bakayım." Dediğimde hemen telefonu babasına verdi. "Babi, datı göysün!" Pembe tütü etekli elbisesinin etrafında döndü neşeyle.
"Ay, ay gözlerim kamaştı, durun durun ekran çok parlak!" Dedim elimle kendimi kapatmaya çalışarak. Böyle yapınca kıkırdadı.
Demir kamerayı kendine döndürdü. "Nasılsın abi?" Diye sordu.
Leyla ne ise o da o'ydu benim için. İkisi de evladım gibiydi aramızda 7 yaş olmasına rağmen.
"İyidir oğlum, sen?"
"İyi bende. Kendine iyi bak. Leyla istiyor ona veriyorum." Başımı salladım. Ve koltuğa attım kendimi.
"Abi," dedi tekrar iç çekerek nemli gözleriyle.
"Söyle,gülgoncam."
"Neden gelmiyorsun, gelsene çok özledim ben gerçekten, Alin Erna'da tutturuyor."
"Geleceğim, iznimin gelmesini olayların durmasını bekliyorum."
"Çok mu tehlikeli?" Dedi.
"Her zaman ki gibi Leyla." Dedim hafif sitemle.
"Dikkat et olur mu?"
"Ederim, sende dikkat et ağlama bak. Görüşürüz, Alin Erna'yı öpmeyi unutmayın benim için."
"Tamam, görüşürüz." Dedi ve öpücük atarak kapattı telefonu.
Tam o sırada, avuç içimdeki telefon buz gibi bir titreşimle yeniden hayat buldu. Ekranda gördüğüm isimle olduğum yerde dikleştim.
Mustafa Albay arıyor..
Boğazımı temizleyip telefonu açtım.
"Komutanım?" Diye sordum.
"Sarp, evde misin?" Dedi tereddütle.
"Evdeyim komutanım, buyurun."
"Huzur bırakmıyorlar be oğlum, bir rahat nefes aldırmıyorlar adama," dedi derin bir nefesi dışarı üfleyerek.
"Nalan Karaçay... Kadın durmuyor Sarp. Az önce yanımdaydı, resmi şikayette bulundu. Senin hakkında, usulsüzlükten tut da görevi kötüye kullanmaya kadar bir sürü zırva sıraladı."
Dişlerim birbirine kenetlendi, elimdeki telefonu neredeyse kıracak gibi sıktım. "Nalan Karaçay mı? Kendi pisliğini örtbas etmek için bana mı saldırıyor komutanım?"
"Mesele sadece sen değilsin," dedi sesi iyice ciddileşerek. "Kadın zehir gibi, nereden vuracağını biliyor. Didem Hanım'ı da Baro'ya şikayet etmişler. Mesleki etik dışı davranmakla suçluyorlarmış. Anlayacağın, ikinizi birden yakmaya niyetli."
Didem, kendi kızıydı. Bir insan kendi kızının mesleğinden, lisansından etmek ister miydi?
Ayağa kalkıp odanın içinde volta atmaya başladım. "Didem'in suçu neymiş? İşini yapması mı? Komutanım, bu kadın bariz bir şekilde bizi durdurmaya çalışıyor."
"Orasını ben de biliyorum Sarp, ama prosedür işliyor işte. Yarın sabah erkenden odama gel. Konuşmamız gereken ciddi meseleler var. Ve yanına Didem'i de al, onu da getir. Baro'dan gelecek yazışmalar ve bu şikayetler üzerine bir strateji belirlememiz lazım. Bu iş artık sadece bir operasyon değil, bir onur meselesine dönüştü."
"Anlaşıldı komutanım," dedim, sesimin sakin çıkartmaya özen göstererek."Sabah oradayız."
Nasıl buldunuz bölümüüü?
Özlemişmisiniz Leyla ve Demir'i?
Alin Erna'yı yazarken tatlılığından dişlerim kamaştıı!!
Onlarla beraber sahneler göreceksiniz ileride, yakında da olabilir belki bilemezsinizz🤷♀️
Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın!
Yeni bölümde görüşmek üzereee 💖
Bölüm etkileşimi
