38. bölüm / 45
Shadow & Darkness38. Bölüm
Bölümler 45Şu an: 38. Bölüm
- 1 1. Bölüm782 kelime
- 2 2. Bölüm430 kelime
- 3 3. Bölüm388 kelime
- 4 4. Bölüm480 kelime
- 5 5. Bölüm249 kelime
- 6 6. Bölüm102 kelime
- 7 7. Bölüm1.133 kelime
- 8 8. Bölüm296 kelime
- 9 9. Bölüm295 kelime
- 10 10. Bölüm296 kelime
- 11 11. Bölüm999 kelime
- 12 12. Bölüm244 kelime
- 13 13. Bölüm246 kelime
- 14 14. Bölüm ~eski mesajlaşma~474 kelime
- 15 15. Bölüm ~eski mesajlaşma ~504 kelime
- 16 16. Bölüm ~eski mesajlaşma ~341 kelime
- 17 17. Bölüm ~eski mesajlaşma ~241 kelime
- 18 18. Bölüm ~eski mesajlaşma ~374 kelime
- 19 19. Bölüm ~eski mesajlaşma ~232 kelime
- 20 20. Bölüm ~eski mesajlaşma ~144 kelime
- 21 21. Bölüm ~eski mesajlaşma ~486 kelime
- 22 22. Bölüm ~eski mesajlaşma ~435 kelime
- 23 23. Bölüm ~eski mesajlaşma ~400 kelime
- 24 24. Bölüm285 kelime
- 25 25. Bölüm211 kelime
- 26 26. Bölüm452 kelime
- 27 27. Bölüm280 kelime
- 28 28. Bölüm232 kelime
- 29 29. Bölüm197 kelime
- 30 30. Bölüm255 kelime
- 31 31. Bölüm288 kelime
- 32 32. Bölüm314 kelime
- 33 33. Bölüm ~mesajlaşma ~1.804 kelime
- 34 34. Bölüm940 kelime
- 35 35. Bölüm ~mesajlaşma ~522 kelime
- 36 36. Bölüm682 kelime
- 37 37. Bölüm658 kelime
- 38 38. Bölüm1.163 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 39. Bölüm657 kelime
- 40 40. Bölüm1.156 kelime
- 41 41. Bölüm802 kelime
- 42 42. Bölüm729 kelime
- 43 43. Bölüm ~mesajlaşma ~253 kelime
- 44 44. Bölüm884 kelime
- 45 45. Bölüm ~mesajlaşma ~373 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uyanır uyanmaz Spotifydan darkness&shadow listesinden bir şarkı açtım. Ve hemen wind'e yazdım
Cima: Günaydın! Ben uyandım.
Wind: Günaydın, Cima! Bir gün daha başlıyor. Gecenin yıldızları sana iyi uyku getirdi mi? Zirveye çıktın mı? macera yaşadın mı?
Cima: Rüyamda ne macerası? Rüyamda resmen sonsuz bir çikolata şelalesinde kaybolmuşum! Sence bu bir işaret mi?
Wind: Kesinlikle bir işaret. Belki de gün içinde kendine bir çikolata ısmarlamalısın. Ama dikkat et, şelaleye düşme!
Cima: Haklısın, düşersem yerçekimine dava açarız, değil mi?
Wind: (güler) Tabii ki! Avukatım hazırda. Ama önce kahvaltı yapmalısın. Çikolata şelalesine gitmek için enerjin olsun.
Cima: Peki ya sen? Kahvaltını yaptın mı? Yoksa sabah sabah mühendislik hesaplarına mı daldın?
Wind: Aslında kahveyle başladım. Kahve içmeden hesap yapmam pek sağlıklı olmaz. Ama seninle konuşmak kesinlikle kahvemden daha etkili.
Cima: Bu iltifatların sonu nereye varacak, Wind? Bir gün seni rüyalarımdaki çikolata şelalesine davet edersem şaşırma.
Wind: O günü dört gözle bekliyorum. Cima, çikolata şelalelerinde birlikte kaybolmanın da bir riskimiz var.
Cima: Hangi risk?
Wind: Sonsuza kadar çikolataya bulanmış mutlu bir hayata adım atmak!
Cima: Bunu neden risk gibi söyledin? Harika bir senaryo bu!
Wind: Haklısın. O zaman plan yapalım: İlk durağımız çikolata şelalesi, sonraki durak yıldızların altındaki bir sohbet. Ne dersin?
Cima: Kabul! Ama şimdilik kahvaltıya gideyim. Sonra rüyalarımın planlamasını konuşuruz.
Wind: Afiyet olsun, Cima. Günün senin gibi enerji dolu geçsin.
Cima: Teşekkürler, Wind. Sen de dikkat et. Çikolata şelalesi planı için güçlü(metanetli) olman lazım!
Sabah sessizce aşağı inip mutfağa geçtim. Biraz ekmek kızarttım, peynirleri tabağa koydum, çaydanlığı ocağa yerleştirdim. Kahvaltıyı hazırlarken içimde bir şeyler kaynıyordu, ama bu çaydanlıktan çıkan buhar değildi. Bir yandan sabah mesajlaşmamız gözümün önünden gitmiyordu. Telefonumu tezgâhın üzerine bıraktım, gözüm sürekli ekrana kayıyordu. Ya yeni bir mesaj atarsa?
Sonra annemi uyandırmaya gittim. Sessizce kalktı, masaya oturdu. İlk başta hiçbir şey konuşmadık, sadece çatalın tabağa çarpma sesi yankılanıyordu mutfakta. Sonunda o konuştu:
Annem: "Cima, artık şu telefonla bu kadar uğraşmasan diyorum. Taşındık, yeni bir düzen kuruyoruz. Okul başlayacak, odaklanman lazım. Ama seni sürekli ekrana gömülü görüyorum."
Beni suçlar gibi değildi, ama sesi her zamanki gibi tatlı tatlı sitem ediyordu. Boğazımdan geçen çay bir anda ağırlaştı. Nasıl söyleyebilirdim ki? Anne, o telefonda biri var. Biriyle konuşuyorum. Ama o biri, normal birisi değil. Hem çok zeki hem de beni her şeyden daha çok anlıyor...
O an, bir şey diyemedim. Sadece kafamı salladım.
Ben: "Haklısın, anne. Ama şimdilik biraz boş zamanın tadını çıkarıyorum. Okul başlayınca zaten yoğun olurum."
Annem bakışlarını yüzüme dikti. Sanki gözlerimden bir sır çekip almak ister gibiydi.
Annem: "Peki, ama dikkat et. Hayatını telefonla heba etme. Gerçek arkadaşlıklar, gerçek hayat buradan geçiyor."
Sustuğum için konuyu kapattı, ama kafamın içinde konuşmalar susmuyordu. Annem haklıydı. Gerçek hayatta da var olmam gerekiyordu. Ama ya Wind? Gerçekti o. Sesini duymuştum, yazdıklarını okumuştum. O bir şekilde benim hayatımın bir parçası olmuştu.
Yemekten sonra tabakları kaldırırken düşündüm: Annemin gözlerinin içine bakıp, telefonda birini saklıyorum, diyebilir miyim?
Tabakları kaldırıp bulaşıkları yıkarken birden aklıma Mary geldi. Ona hala cevap vermemiştim! Aramızda geçen kısa ama sıcak sohbet gözümün önüne geldi. Telefonu hızlıca elime aldım, Mary’nin mesajını açtım. "Dün çok eğlenceliydi, tekrar görüşmeliyiz! Ne dersin?" diye yazmıştı. Mesajı gördüğümde hafif bir suçluluk hissettim. Ne kadar zaman geçmişti, ona cevap bile vermemiştim!
Cima: "Merhaba Mary! Çok özür dilerim, mesajını görmemişim. Dün gerçekten çok güzeldi. Tekrar görüşmek tabii ki isterim! Senin önerin nedir?"
Mesajı yazıp gönderdim ve beklemeye başladım. Mary’den kısa ve net bir cevap geleceğini biliyordum. Telefonu elimden bırakmaya çalıştım ama bildirim sesiyle geri döndüm.
Mary: "Ah nihayet! Seni meşgul etmedim değil mi? Belki bu hafta sonu bir kafede buluşuruz? Ben sana şehirdeki en güzel yerleri gösterebilirim!"
Cima: "Harika olur! Bu sefer rehberlik senin elinde o zaman. Bana uygun bir yer seç, ben sana uyarım."
Mesajı gönderdikten sonra bir süre düşündüm.
Telefonu bir köşeye koyup balkona çıktım. Şehir yine bütün enerjisiyle akıyordu. Hem Mary’nin rehberliğinde şehri keşfetmek hem de Wind’le yazışarak dünyanın başka bir ucundaki sanat eserlerini öğrenmek... Bir yandan şimdiki hayatımı yaşıyordum, bir yandan hayal gibi bir hikâyenin içindeydim.
Zaman geçip gitmişti Mary ile buluşacağımız haftasonu gelmişti, bana son anda bir mesaj attı ... birkaç arkadaşım daha bize katılacak cima sorun olur mu diye.
Mary'nin mesajı geldiğinde o an dondum kaldım . "Birkaç arkadaşım daha bize katılacak Cima, sorun olur mu?" diye yazmıştı. Gözlerimi ekrandan ayıramıyordum. Birkaç arkadaş mı? Hayal ettiğim iki kişilik rahat ve sakin sohbet bir anda sosyal bir etkinliğe dönüşecekti. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Ama hemen kendimi toparladım.
Cima: "Sorun olmaz tabii ki Mary! Yeni insanlarla tanışmak her zaman iyidir."
Mesajı gönderdikten sonra bir süre ekrana baktım. Bir yandan içimde garip bir heyecan vardı, yeni insanlarla tanışma fırsatı! Diğer yandan ise biraz tedirgindim. Ya sosyal becerilerim yetersiz kalırsa? Ya beni garip bulurlarsa?
Wind’e yazmayı düşündüm ama bu durumu ona anlatmak istemedim. Belki de kendi başıma idare etmeyi öğrenmeliyim, diye düşündüm. Mary’den gelen cevapla irkildim.
Mary: "Ah harikasın Cima! Onlar çok tatlı insanlar, eminim iyi anlaşacaksınız. Hatta belki senin gibi kitap seven biri bile var aralarında!"
Bu mesaj biraz olsun içimi rahatlattı. Kendime dönüp, “Hadi bakalım Cima, bu şehirdeki ilk sosyal sınavını geçeceksin,” dedim. Aynada kendime baktım, hafifçe gülümsedim ve gardırobu karıştırmaya başladım. Görünüşümle ilgili çok takıntılı olmasam da, bu sefer en azından ‘normal’ görünmek istiyordum.
Saatler geçip buluşma vakti geldiğinde, Mary’den gelen her mesaj ve bilgiyle daha da heyecanlandım. "Kendin ol, gerisi hallolur," dedim içimden ve yola çıktım.
Kafeye girer girmez Mary’nin beni gördüğünde büyük bir gülümsemeyle el salladığını fark ettim. "Tamam Cima, derin bir nefes al ve sakin ol," diye düşündüm kendi kendime. Hafif bir tebessümle masalarına doğru yürüdüm.
Masada Mary’nin dışında iki erkek ve iki kız daha vardı. Herkesin bakışları bir anda üzerime çevrildi. Utangaç bir şekilde elimle selam verdim ve Mary beni hemen tanıştırmaya başladı:
Mary: "Herkes, bu Cima! Yeni arkadaşım. Cima, bunlar da Sarah, Amy, Daniel ve Liam. Hepsi birbirinden tatlıdır, eminim seveceksin."
Herkes sırayla “Merhaba” dedi. Gülümsemeleri oldukça samimiydi, bu da biraz olsun rahatlamama sebep oldu. Mary yanımdaki sandalyeyi çekip oturmamı işaret etti.
Daniel ilk konuşan oldu:
Daniel: "Mary senden çok bahsetmişti, nihayet seni tanıyoruz artık ! Şehre yeni taşındığını duyduk, nasıl buluyorsun burayı?"
Hafifçe gülümsedim.
Cima: "Burası gerçekten güzel. Manzarası, insanları... Ama hâlâ alışma sürecindeyim. Neyse ki Mary gibi biriyle tanıştım, çok yardımcı oldu."
Bu sırada Amy araya girdi:
Amy: "Mary her zaman sosyalleşmeye bayılır. Ama gerçekten, bu şehirde yapılacak o kadar çok şey var ki. Kitap okumayı sever misin? Çünkü burada harika bir kütüphane var."
Amy’nin enerjisi hoşuma gitmişti.
Cima: "Kesinlikle severim! Aslında kitap okumak en sevdiğim şeylerden biri. Kütüphaneyi duymak beni çok mutlu etti."
Liam hafifçe gülerek:
Liam: "O zaman Sarah ile çok iyi anlaşacaksınız. Kendisi tam bir kitap kurdu. Neredeyse kütüphanede yaşıyor diyebiliriz."
Herkes gülerken Sarah utangaç bir şekilde başını salladı.
Sarah: "Kitaplar bazen insanlardan daha güvenilir oluyor."
Bu söz beni güldürdü.
Cima: "Katılıyorum. Ama galiba şu an burada oturmak, kitaplardan bile daha iyi hissettiriyor."
Böylece sohbet gitgide açıldı. Daniel ve Liam sürekli şakalaşıyor, Amy ve Sarah sohbeti dengeliyordu. Mary ise sürekli araya girerek ortamı daha da eğlenceli hale getiriyordu. İlk başta yaşadığım gerginlik yerini keyifli bir atmosfere bırakmıştı. Bu insanlar gerçekten sıcakkanlıydı, ve onlarla vakit geçirmek şuan bana iyi geliyordu.
Bölüm etkileşimi
