33. bölüm / 45
Shadow & Darkness33. Bölüm ~mesajlaşma ~
Bölümler 45Şu an: 33. Bölüm ~mesajlaşma ~
- 1 1. Bölüm782 kelime
- 2 2. Bölüm430 kelime
- 3 3. Bölüm388 kelime
- 4 4. Bölüm480 kelime
- 5 5. Bölüm249 kelime
- 6 6. Bölüm102 kelime
- 7 7. Bölüm1.133 kelime
- 8 8. Bölüm296 kelime
- 9 9. Bölüm295 kelime
- 10 10. Bölüm296 kelime
- 11 11. Bölüm999 kelime
- 12 12. Bölüm244 kelime
- 13 13. Bölüm246 kelime
- 14 14. Bölüm ~eski mesajlaşma~474 kelime
- 15 15. Bölüm ~eski mesajlaşma ~504 kelime
- 16 16. Bölüm ~eski mesajlaşma ~341 kelime
- 17 17. Bölüm ~eski mesajlaşma ~241 kelime
- 18 18. Bölüm ~eski mesajlaşma ~374 kelime
- 19 19. Bölüm ~eski mesajlaşma ~232 kelime
- 20 20. Bölüm ~eski mesajlaşma ~144 kelime
- 21 21. Bölüm ~eski mesajlaşma ~486 kelime
- 22 22. Bölüm ~eski mesajlaşma ~435 kelime
- 23 23. Bölüm ~eski mesajlaşma ~400 kelime
- 24 24. Bölüm285 kelime
- 25 25. Bölüm211 kelime
- 26 26. Bölüm452 kelime
- 27 27. Bölüm280 kelime
- 28 28. Bölüm232 kelime
- 29 29. Bölüm197 kelime
- 30 30. Bölüm255 kelime
- 31 31. Bölüm288 kelime
- 32 32. Bölüm314 kelime
- 33 33. Bölüm ~mesajlaşma ~1.804 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 34. Bölüm940 kelime
- 35 35. Bölüm ~mesajlaşma ~522 kelime
- 36 36. Bölüm682 kelime
- 37 37. Bölüm658 kelime
- 38 38. Bölüm1.163 kelime
- 39 39. Bölüm657 kelime
- 40 40. Bölüm1.156 kelime
- 41 41. Bölüm802 kelime
- 42 42. Bölüm729 kelime
- 43 43. Bölüm ~mesajlaşma ~253 kelime
- 44 44. Bölüm884 kelime
- 45 45. Bölüm ~mesajlaşma ~373 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cima:
Wind, hayatta şu anki mutluluğumu tanımlamak için kelimeler yetmez ama deneyeceğim çünkü her şey çok ilginç oldu! Sabah kahvaltıdan sonra annemle dışarı çıktık. Yemin ederim şu büyük şehir insanları, bizim kasabanın ineklerinden daha garip! Bir adam vardı, elinde koca bir latte, diğer elinde köpeğini gezdiriyor. Köpek değil aslında, daha çok, minyatür bir mamut gibi. Göz göze geldik ve köpek, “beni kurtar” der gibi baktı. Adam ise farkında değil; muhtemelen kafası kahve ve Instagram filtresi arasında sıkışmış!
Wind:
Haha, büyük şehir yaşamına hoş geldin Cima. Şehirde her şey fazladır: kahveler, köpekler, ve gariplikler. Ama bence sen de bayağı adapte olmuşsun. Minyatür mamut güzel betimleme! Sonra ne oldu?
Cima:
Sonrasında annemle kitapçıya gittik. Düşünsene, burada kitapçılar iki katlı. Kasabamızdaki küçük bakkal boyutundaki kitapçıları düşündükçe içim burkuluyor. Neyse, iki saat boyunca kitapları karıştırdım. Elimde dört kitap vardı ama almadan önce annem, “O kadar çok okuyor musun ki?” dedi. “Tabii ki okuyorum!” deyip aldım hepsini. Şimdi yatağımın yanında Everest gibi bir kitap yığını var.
Wind:
Dört kitap birden mi? Hangi türler aldın? Lütfen aralarında en az bir bilim kitabı olduğunu söyle.
Cima:
Haha, hayal kırıklığına uğratmak istemem ama sadece biri bilimle alakalı. Diğerleri roman, bir tanesi psikoloji, diğeri de sanat tarihiyle ilgili. Bu arada, sanat tarihinden bahsetmişken, Van Gogh’un aslında kulak kesme olayının abartıldığını biliyor muydun? Adamın sadece kulağının bir kısmını kesmiş olduğu söyleniyor. Herkes dramatize ediyor.
Wind:
Kesinlikle, o olay abartılıyor. Ama Van Gogh’un yaptığı asıl devrim, renk kullanımıydı. Sence onun kullandığı sarı mı daha güzel, yoksa Monet’nin su zambaklarındaki tonlar mı?
Cima:
Ah, sarı dediğinde akan sular durur Wind. Monet’nin tonları pastel bir huzur gibi ama Van Gogh’un sarısı tam bir hayat çığlığı! İkisi farklı ruh halleri için ideal bence. Bu arada, sen de bir sanat sever misin yoksa Google bilgisiyle mi konuştun şu an?
Wind:
Google bilgisiyle mi? Küstüm şu an. Sana geçen ay Louvre’dan çektiğim fotoğrafları göndermem lazım. Ve hayır, o fotoğraflar Mona Lisa'nın önündeki kalabalığı değil, direkt eserleri içeriyor.
Cima:
Tamam tamam, pes ediyorum. Sanattan anlıyorsun ama bunu kanıtlaman gerek. Hadi o Louvre fotoğraflarını gönder de beni biraz kıskandır. Tabii, önce şu minyatür mamut için bir kurtarma planı hazırlamam lazım!
..
Wind:
Haha, minyatür mamut için bir kurtarma planı mı? O köpeği oradan alıp ona bir özgürlük ilanı mı yapacaksın? “Bu şehirde seni anlayan biri var, benim adım Cima, senin için buradayım!” diyerek kahramanlık mı oynayacaksın?
Cima:
Kesinlikle! Önce ona en yakın pet shop’tan bir boyun tasması alacağım, üzerinde “Artık özgürsün” yazacak. Sonra o adamın kahvesini düşürmesine sebep olacak bir strateji planlayacağım. Ama bunu yaparken köpeği kaçırmam lazım, yoksa plan çöker.
Wind:
Senin bu planın çok detaylı ama aynı zamanda tam bir felaket! Bir de yakalanırsan ne olacak? “Ben sadece köpeğe daha iyi bir hayat sunmak istiyordum” diyerek kendini savunacaksın galiba?
Cima:
Aynen öyle! Çünkü doğru nedenlerle yanlış bir şey yapmak etik sınırları zorlamaz, değil mi? Gerçi... belki biraz zedeler ama sonuçta köpek mutlu olacak. Neyse, bu planı şimdilik rafa kaldırıyorum. Peki, Louvre fotoğraflarını ne zaman gönderiyorsun? Şu an sabırsızlanıyorum.
Wind:
Tamam, tamam. Sana az sonra bir sürü fotoğraf atacağım. Ama söz ver, bunları gördükten sonra “Ben de gitmek istiyorum!” diye başımın etini yemeyeceksin.
Cima:
Ah Wind, bunu zaten yapacağımı biliyorsun! Ama benim gitmek istemem senin suçun olur. Bu kadar güzel anlatıp fotoğraf paylaşmasaydın böyle olmazdı. Ayrıca bana gönderdiğin her sanat eseri için, senden ayrıntılı bir hikaye dinlemek istiyorum. Yoksa bu kadar uğraşıp köpeği kurtarma planı yapmamın sebebini sana anlatmam!
Wind:
Pekala, söz. Sana her eserle ilgili hikayeler anlatacağım. Ama bir şartla: Eğer bir gün bu şehirden başka bir yere taşınırsan, o köpek planını gerçekten uygulamaya kalkmazsın. Çünkü inanıyorum ki bunu yapabilecek tek kişi sensin.
Cima:
O köpeği kurtarmaya gerek kalmaz çünkü o zamana kadar hepimiz kendi hayatlarımızın “minyatür mamutlarından” kurtulmuş oluruz. Neyse, planı rafa kaldırdım dedim ya. Şimdi sen Louvre’dan bahset, ben kahvemi alıp dinlemeye hazırım!
Wind:
Anlaştık. O zaman başlıyorum: İlk eser “Raft of the Medusa”. Bu tablo, bir gemi kazasından sağ kalanların hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Ama sen buna bakınca sadece “Neden hep çırılçıplaklar?” diye sorabilirsin diye düşünüyorum.
Cima:
Hahaha! Tam olarak öyle! Ama dur bir dakika... Bu tablodaki insanlar neden hep dramatik pozlarda? “Bakın çok acı çekiyoruz, sanatçımız bunu bilinçli çizdi” mi demek istiyorlar?
Wind:
Aynen öyle. Dramatik pozlar, duyguları vurgulamak için. Ama o zamanlar çıplaklık da kahramanlık göstergesiydi. Sanat o kadar derin ki, senin köpek kurtarma planından daha etkileyici olabilir!
Cima:
Bu biraz tartışılır Wind. Ama sanata değer veriyorum, söz. Belki bir gün benim Louvre’umu bulurum. O gün sen de o köpeği kurtarmam için yardım eder misin?
Wind:
Ne zaman istersen, Cima. Ama önce Louvre gezimizi tamamlayalım, olur mu?
Cima:
Anlaştık. Şimdi Louvre’a gidiyoruz, sonra minyatür mamutları özgürlüğe kavuşturuyoruz. Sanat ve kahramanlıkla dolu bir hayat planı, bundan daha güzel ne olabilir ki?
Wind:
Bak şimdi bu ikinci fotoğraf, “Venüs de Milo.” Bu heykel bir aşk ve güzellik tanrıçası ama elleri eksik olduğu için hep bir “tamamlanmamışlık” hissi veriyor, değil mi? Ama bu eksiklik aslında heykelin çekiciliğini artırıyor. Çünkü insanlar ellerinin ne yapıyor olabileceği üzerine tahmin yürütüyor.
Cima:
Vay be, senin ne kadar detaylı bilgi verdiğine şaşırıyorum. Bir dakika… peki, elleri eksik olmasa bile bu kadar ünlü olur muydu sence? Yani belki sıradan bir tanrıça heykeli gibi görünürdü.
Wind:
Doğru bir nokta. Eksiklik bazen bir şeyi sıradanlıktan çıkarıp özel yapar. Belki de bu yüzden insanlar hatalarıyla bile unutulmaz olabilir, ne dersin?
Cima:
Bayağı derin bir noktaya değindin Wind. Demek ki Venüs’ün eksikliği, onun en büyük avantajı olmuş. Neyse, sıradaki fotoğrafı gönder, bakalım şimdi ne öğreneceğim.
Wind:
Peki, sıradaki geliyor. İşte bu, “Özgürlük, Halkı Yönetiyor” tablosu. Delacroix’in başyapıtı. Fransız Devrimi’nin simgesi olarak görülüyor. Ortadaki kadın, elinde bayrak taşıyan “Özgürlük.” Ama ilginç olan şu ki, bu tablo tam anlamıyla bir sahne değil, daha çok bir hayal veya fikir tasviri. Yani herkesin savaşıp birleştiği bir ütopyayı gösteriyor.
Cima:
Bir dakika, demek ki bu tamamen idealist bir tablo? Gerçek bir savaştan alınma bir an değil yani? Ama çok etkileyici. Peki ya kadının böyle ön planda olması… kadın figürünün güçle bağdaştırılması seni de etkilemiyor mu?
(Şimdiki feministlerin asla anlayamayacağı şeyler feminizm feminizm değil kadına yönelik hümanizm aptal insanlar demi Arda neyse devam ediyorum)
Wind:
Kesinlikle. Kadın figürü burada hem anneyi hem de devrimi temsil ediyor. Güç, koruma ve liderlik gibi kavramların birleşimi. Bunu gördüğünde, “Devrim her zaman sadece erkeklerin işi değil” diyorsun. Ayrıca, tablodaki diğer figürlere de bak, hepsi farklı sınıflardan. Bu da birlik mesajı veriyor.
Cima:
Sana bir şey diyeyim mi? Resmen hayranlıkla dinliyorum şu an. O kadar çok şey biliyorsun ki. Sahi, sen Paris’e ne zaman gittin ve neden? Daha önce bahsetmemiştin.
Wind:
Ah, birkaç yıl önce bir seminer için gitmiştim. Ama o seminerden çok Louvre’da ve sokaklarda zaman geçirdim. Aslında tarih ve sanata olan ilgim o dönemde iyice yoğunlaştı. Paris’in havasında bile ilham var, inanır mısın?
Cima:
Paris’i anlatırken bile öyle bir enerjiyle konuşuyorsun ki… Gitmesem bile kafamda bir resim oluştu. Ama bir dakika… sen seminere gitmişken orada kaybolup Louvre’da mı takıldın?
Wind:
Haha, evet, tam olarak öyle. Seminer biraz sıkıcıydı. Ama sanatla dolu bir şehre gelmişken oturup konuşmalara katılmak bana göre değildi. Kendimi sokaklara ve müzelere bıraktım. En güzel eğitim deneyimlerden gelir, değil mi?
Cima:
Kesinlikle katılıyorum. Paris gibi bir yerde oturup teorik bilgiler dinlemek zaman kaybı olurdu. İyi yapmışsın. Ama bana söz ver, bir gün bu şehirde bana rehberlik yapacaksın. Bu kadar şey öğrenip bende saklayamazsın!
Wind:
Söz veriyorum. Ama şartım şu: Eğer Paris’e gelirsek, sen de o “minyatür mamut” kurtarma planını Fransa versiyonuna çevirip bana gösterirsin. Sonuçta, bir devrim şehri değil mi? Belki bir köpek kurtaracak kadar cesur bir devrimci çıkar ortaya.
Cima:
Anlaştık, devrim rüyalarını Paris’e saklıyorum. Ama önce bir şey soracağım: Bu Louvre’a olan tutkun seni biraz klişe yapmıyor mu? Paris’te bir sürü yer varken hep aynı yere odaklanmak biraz “turistik” bir yaklaşım değil mi?
Wind:
Dokunma Cima! Louvre, benim için sadece bir müze değil. Orası bir zaman makinesi. İçinde geçmişin binlerce hikayesini taşıyor. Ve inan bana, her defasında başka bir ayrıntı keşfetmek mümkün. Şimdi seni bu ayrıntılardan mahrum bırakmamak için yeni bir fotoğraf gönderiyorum.
Cima:
Gönder bakalım, turistik Wind. Merakla bekliyorum!
Wind:
Peki, son olarak bu fotoğrafı gönderiyorum. Bu, Rodin Müzesi’nden “Düşünen Adam.” Çok bilinen bir heykel ama genelde insanlar sadece yüzeysel anlamını düşünür. Aslında bu figür, İlahi Komedya'daki Cehennem Kapıları’nın bir parçası. Dante'yi temsil ettiği söyleniyor. Heykel, insanoğlunun sürekli düşünen, sorgulayan doğasını simgeliyor.
Cima:
Dante mi? Yani “Cehennem”in yazarı olan Dante? Gerçekten mi? O zaman bu heykel tamamen edebiyatla da bağlantılı. Ama dur bir dakika, sürekli düşünmek ve sorgulamak… bu biraz rahatsız edici değil mi? Sonuçta insan bazen düşünmekten kaçmak ister. Sen mesela hep sorguluyor musun?
Wind:
Doğru, sürekli düşünmek yorucu olabilir. Ama bir yandan da bu, insanı insan yapan şeylerden biri. Yani, dünyayı anlamaya çalışmak, onun hakkında düşünmek... Bu bazen yorucu olsa da güzel bir yolculuk. Peki ya sen? Çok düşündüğün bir şey olduğunda nasıl başa çıkıyorsun?
Cima:
Ah, ben? Düşündüğüm şeyi bir süre sonra küçük bir şaka haline getirip kendimi güldürmeye çalışıyorum. Mesela o “minyatür mamut”u kurtardığımı hayal ettim. Ama bu kez onu bir köpeğin ağzında taşıdığını düşündüm. O köpeğin beni gezdiriyormuş gibi davranışı vardı. Sanırım sorunlarımı biraz “karikatürize etmek” benim başa çıkma yöntemim.
Wind:
Güzel bir yaklaşım aslında. Problemleri hafifletmenin yaratıcı bir yolu. Ama bir gün, mamut fikrini gerçek bir proje haline getirirsen, bir mühendis olarak ben de yardım ederim. Ne de olsa, çılgın projeler bizim işimiz.
Cima:
Söz mü? Çünkü bir gün senin gibi biriyle işbirliği yapabilmek çok havalı olurdu. Ama senden bir şey rica edeceğim. Rodin’den bahsedip Paris’ten çıkmıyorsun ya… Bana Paris dışında seni etkileyen başka bir yerden bahsetsene.
Wind:
Paris dışında mı? Hmm, mesela Japonya’daki Fushimi İnari Tapınağı. Binlerce turuncu torii kapısının altından geçiyorsun. Bu geçiş hem fiziksel hem de ruhsal bir yolculuk gibi. Zamanında Kyoto’ya bir iş gezisi sırasında uğradım. Ve orada insan kendini farklı bir dünyadaymış gibi hissediyor. Şimdi senin gibi bir hayalperest için tam bir ilham kaynağı olurdu.
Cima:
Vay be, beni azıcık kıskandırdın. Ama dur… Paris, Japonya… Sen dünyayı gezerken ben hâlâ kasabadaydım ve şimdi köpeklere mamut taşıtma hayalleri kuruyorum. Aramızdaki bu fark biraz haksızlık gibi hissediliyor.
Wind:
Haksızlık mı? Sanmam. Senin hayal gücün, benim gördüğüm şehirlerden çok daha değerli. Ayrıca, unutma, hayallerin gerçekleşmesi için önce hayal kurmak gerekir. Yani mamut kurtarma projesi belki de ilk büyük adımındır.
Cima:
Hah, iyi ki varsın Wind. Hayallerimle dalga geçmeden onları destekleyen birini bulmak kolay olmuyor.
Wind:
Her zaman yanındayım, Cima. Şimdi, sen de bir hayal kur. Belki bir gün birlikte gerçekleştireceğimiz bir hayal olur bu.
Cima:
Tamam, söz! Ama şimdi söz konusu mamut projesine odaklanacağım. Bu kez köpek yerine bir panda taşısın diyorum. Sence olur mu?
Wind:
Haha, neden olmasın? Pandaların ağır olduğunu unutma ama. Belki bir vinç de ekleriz projeye. Daha mühendislik dolu olur.
Cima:
Tamam, tamam, mühendislik harikası projemizde vinç ve panda olsun. Ama unutma, fikrin patenti bende!
Wind:
Anlaştık. Projenin CEO’su sensin. Ben sadece baş mühendisim.
Cima:
Süper. O zaman, projeyi hayal ederken sana iyi geceler diyorum. Hayal kurmayı unutma, tamam mı?
Wind:
Sen de, Cima. Pandalar ve mamutlarla dolu güzel zamanlar.
Bölüm etkileşimi
