49. bölüm / 50
Sevdam47. Bölüm
Bölümler 50Şu an: 47. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 42. Bölüm563 kelime
- 44 43. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
- 47 45. Bölüm502 kelime
- 48 46. Bölüm377 kelime
- 49 47. Bölüm547 kelime · Okuduğun bölüm
- 50 48. Bölüm510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güzel bir Karadeniz sabahı, Maçka’daki konağın bahçesinde taze mısır ekmeği ve demli çay kokusu yükseliyordu. İrem ve Asaf, taş merdivenlerden inip bahçeye adım attıklarında bahçedeki hareketlilik bir anlığına durdu.
Aynur Hanım ve konaktakiler, İrem’in yaşadığı ağır travmayı ve temas korkusunu çok iyi bildiklerinden, onu ürkütmemek için anında kendilerini geriye çektiler. Aynur Hanım ellerini önünde birleştirip araya birkaç adımlık mesafe koydu. Yüzünde sıcacık bir tebessüm vardı ama adımları temkinliydi. Kızın kişisel alanına girmemek, onu yine o panik dalgasıyla baş başa bırakmamak için herkes adeta nefesini tutmuştu.
İrem, aile fertlerinin ona gösterdiği bu sonsuz hürmeti ve çabayı görünce gözlerinin ısındığını hissetti. Onlar İrem’i korumak için sakınıyor, uzak duruyorlardı. Ama İrem artık kaçan taraf olmak istemiyordu.
İrem derin bir nefes aldı. Yüzüne yayılan huzurlu bir gülümsemeyle adımlarını Aynur Hanım’a doğru attı.
Aynur Hanım, kızın kendisine doğru geldiğini görünce irkilip bir adım gerileyecek oldu ama İrem fırsat vermedi. İki elini uzatarak Aynur Hanım’ın boynuna sarıldı. Yüzünü yaşlı kadının tülbent kokan omuzuna yasladı.
Aynur Hanım ilk birkaç saniye şaşkınlıktan ve sevinçten dona kaldı. Kolları havada asılı kaldı, ne yapacağını bilemedi. "Kızım..." diye fısıldadı sesi titreyerek. Ardından İrem’in korkmadığını, isteyerek sarıldığını anlayınca şefkat dolu kollarını İrem’in sırtına doladı, kızı bağrına bastı.
"Kurban olurum sana dağ çiçeğim..." dedi Aynur Hanım, gözlerinden süzülen mutluluk yaşlarıyla. "Şükürler olsun Rabbime... Şükürler olsun ayağa kalktığın güne."
İrem, Aynur Hanım’dan yavaşça ayrılıp konaktaki diğer aile fertlerine de tek tek yaklaştı, uzatılan elleri tuttu, sarıldı. Yıllardır zihnini kemiren o karanlık kâbus, sevgiyle örülen bu halkanın içinde eriyip yok olmuştu.
Asaf, bahçenin kenarında durmuş, elini ceketinin cebine sokmuş halde bu manzarayı izliyordu. Gözlerindeki gurur ve sevda o kadar derindi ki, Karadeniz’in hırçın dalgaları bile o bakışların yanında sakin kalırdı.
---
Günün ilerleyen saatlerinde, Asaf İrem’i alıp yaylanın en tepesindeki o uçsuz bucaksız seyir terasına götürdü. Gökyüzü pırıl pırıldı, vadiden gelen serin rüzgâr kızıl saçlarını savuruyordu.
Asaf, İrem’in arkasından yaklaşıp beline kollarını doladı. İrem, sırtını Asaf’ın geniş göğsüne yaslayıp ellerini onun kollarının üzerine koydu.
"Sana bir şey söyleyeceğim dağ çiçeğim," dedi Asaf, sesi kulağının dibinde bir fısıltı gibi yankılanarak.
"Söyle Karadeniz ayısı," dedi İrem takılarak.
Asaf cebinden kadife bir kutu çıkardı. Kutunun kapağını açtığında, içinde gün ışığında parıldayan, zümrüt taşlı zarafet dolu bir yüzük belirdi.
İrem şaşkınlıkla gözlerini büyüttü. "Asaf... Bu?"
Asaf yavaşça İrem’in karşısına geçti. Tek dizinin üzerine çöktü. O Sert, kabadayı adam; sevdiği kadının önünde sonsuz bir sadakatle diz çökmüştü.
"Kadir o şerefsizi seni kaçırdığında..." dedi Asaf, gözlerinin içine bakarak. "O ilk taktığım yüzük kayboldu, o karanlık gecede kaldı. Ama bizim sevedamız o karanlığa gömülmedi. Sen o kâbuslardan kendi gücünle çıktın, bana yeniden dokundun, benim kuruduğum yerde şifa oldun."
Asaf kutudaki yüzüğü alıp İrem’in titreyen sağ elini kavradı. Yüzüğü kızın parmağına yavaşça takarken bakışlarını kaldırdı:
"Şimdi soruyorum sana dağ çiçeğim... Bütün kâbusları geride bırakıp, benimle bir ömür aynı yastıkta, aynı kucakta uyanmaya var mısın? Benim karım, benim helalim, benim şifam olur musun?"
İrem’in gözlerinden süzülen tek damla yaş, Asaf’ın elinin üzerine düştü. Ama bu kez acıdan değil, katıksız bir mutluluktandı.
İrem eğilip Asaf’ın ellerinden tutarak onu ayağa kaldırdı. İki eliyle adamın sakallı yüzünü kavradı ve gözlerinin içine bakarak haykırdı:
"Varım Asaf! Bir ömür seninle uyanmaya, senin yanında durmaya sonuna kadar varım!"
Asaf, kızın belinden tutup onu havada döndürürken yaylanın dört bir yanında ikisinin kahkahaları yankılandı. Fırtına bitmiş, yollar kesişmiş ve iki yaralı ruh, sevginin en güzel zaferiyle bir ömre mühürlenmişti.
Bölüm etkileşimi
