5. bölüm / 46
Sevdam4. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 4. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Trabzon Hastanesi’nin bahçesi, Karadeniz’in gri gökyüzü altında patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Yağmur hafif hafif çiselemeye devam ederken, acil servisin önündeki geniş alanda iki taraf karşı karşıya gelmişti. Bir tarafta Asaf Bulut’un Kazım liderliğindeki sadık adamları, diğer tarafta ise Mert Ulusoy’un şehri karıştırmak isteyen gözü dönmüş ekibi vardı. Sirenlere, bağrışmalara ve yağmurun sesine karışan gerginlik, havadaki barut kokusunu iyice artırıyordu.
Otomatik kapılar hızla açıldığında, Asaf amansız bir fırtına gibi bahçeye adım attı. Göğsündeki taze dikişlerin sızısı tüm bedenini kavuruyordu ama duruşundan tek bir zafiyet bile okunmuyordu. Siyah ceketini omzuna atmış, bakışlarını doğrudan alanın ortasında sırıtarak bekleyen Mert Ulusoy’a dikmişti.
"Mert!" diye gürledi Asaf. Sesi bahçedeki tüm patırtıyı kesti. "Benim hesabım seninledir! Hastane bahçesine adam toplayıp racon kesmek ne zamandan beri mertlik oldu ula?!"
Mert Ulusoy, Asaf’ı karşısında dimdik görünce hafifçe geriledi ama arkasındaki adamlara güvenerek alaycı bir gülüş takındı. "Asaf Bulut... Ameliyat masasından kalkıp geldin demek. Dikişlerin patlamasın dikkat et, sonra seni toplaması zor olur."
"Benim dikişimi düşüneceğine kendi canını düşün!" dedi Asaf, adımlarını bir an bile tereddüt etmeden Mert’e doğru atarak.
Tam o sırada acil servisin kapısından İrem fırladı. Kalbi göğsünü yırtacak gibi çarpıyordu. Asaf’ın o yaralı haliyle kavgaya girdiğini görünce ne yapacağını şaşırdı. "Asaf, dur! Yapma!" diye bağırdı ama sesini yükselen arbedenin içinde duyurmak imkansızdı.
Bahçede kıyamet koptu. İki taraf birbirine girdi; yumruklar, bağrışmalar ve kaos ortalığı kapladı. Asaf, dikişlerine rağmen kendisine saldıran Mert’in iki adamını tek bir hamlede yere serdi. Ancak Mert, köşeye sıkıştığını anlayınca belindeki silaha sarıldı. Asaf, Kazım’a bağıran bir adamı tuttuğu için Mert’in ona doğrulttuğu namluyu fark edememişti.
Mert, gözünü bile kırpmadan tetiğe bastı. "PAT!"
İrem, o salisede ne olduğunu, ne hissettiğini anlamadı. Bir doktor olarak insan hayatını koruma içgüdüsü müydü, yoksa bu hırçın Karadeniz adamına bir şey olmasından korkması mıydı... Zihni karar vermeden önce bedeni hareket etti. Hiç düşünmeden, ne olduğunu bile tam kavrayamadan Asaf’ın önüne atıldı!
İrem’in bedenini önünde bulan Asaf’ın gözleri dehşetle açıldı. "İREM!"
Kurşun, doğrudan İrem’in sol kolunun dış kısmını sıyırarak arkadaki beton duvara saplandı. İrem, kolundaki keskin, yakıcı acıyla hafifçe çığlık attı ve sendeledi.
Asaf, dünyası başına yıkılmış gibi bir hırsla İrem’i belinden yakalayıp kucağına aldı. İrem’in kolundan akan kanı ve beyaz önlüğünün kırmızıya boyandığını gördüğü an Asaf’ın gözleri tamamen karardı. İçindeki canavar serbest kalmıştı.
"Kazım! Bitirin şunları!" diye kükredi Asaf.
Kazım ve adamları Asaf’ın bu öfkesiyle Mert’in ekibini saniyeler içinde darmadağın etti. Mert, attığı kurşunun kızın kolunu vurmasıyla ve Asaf’ın cinnet getiren halleriyle dehşete düşerek arkasına bakmadan kaçmak zorunda kaldı.
Asaf, İrem’i kucağında taşıyarak hışımla acil servise daldı. "Doktor! Hemen müdahale edin! Çabuk!" diye bağırdı, sesi hastanenin koridorlarında çınladı.
İrem, başını Asaf’ın göğsüne yaslamış, hafifçe gülümsüyordu. Acısı vardı ama Asaf’ın sağlam olduğunu görmek içini rahatlatmıştı. "Asaf... Sakin ol, bağırıp durma. İyiyim ben," dedi fısıltıyla.
"Ne iyisi İrem?!" dedi Asaf, elleri titreyerek kızı muayene masasına yatırırken. "Sıyrık bile olsa kanıyor! Sen niye öne atılıyorsun?! Sen çıldırdın mı?!"
Müdahale odasına hızla giren Zehra, arkadaşının kolunu görünce hemen pansuman malzemelerini getirdi. Neyse ki kurşun eti derinden yaralamamış, sadece deriyi sıyırıp geçmişti. İrem’in kolu temizlendi, dezenfekte edildi ve dikiş gerektirmeden sıkı bir bandajla sarıldı.
İrem yatakta oturup kolunu denerken, Asaf odanın içinde bir aşağı bir yukarı voltaj atıyordu. Yüzü asıktı, çenesi kenetlenmişti. Kendini suçluyordu.
"Yeter artık Asaf, odada fırtına estirmeyi bırak," dedi İrem, yavaşça yataktan inerek. "Bak, ciddiye alınacak bir şey yok. Sadece küçük bir sıyrık."
Asaf durdu. İrem’in tam karşısına geldi. Bütün o sert duruşunun arkasında, İrem’e bakarken gözlerinde süzülen o derin suçluluk duygusu belirgindi.
"Benim yüzümden..." dedi Asaf, sesi ilk kez bu kadar kısık ve mahcup çıkarak. "Benim bela dünyam yüzünden senin canın yandı. Sana bir şey olsaydı... Ben bunu kendime affetmezdim."
İrem, adamın bu içten mahcubiyetini görünce yumuşadı. "Benim içgüdüsel bir refleksimdi Asaf. Bir hastamın veya senin gözümün önünde vurulmasına izin veremezdim. Pişman değilim, o yüzden kendini suçlama."
Asaf derin bir nefes aldı. İrem’in bu gözü karalığı ve olgunluğu karşısında ne diyeceğini bilemiyordu. Bakışlarını kızın yüzüne sabitledi.
"Sana borçlandım," dedi Asaf, ses tonunu biraz toparlayarak. "Hem hayatımı kurtardın hem de dikişlerimi... Eğer müsaade edersen, yarın nöbetin bittiğinde seni hastaneden alayım. Bir kahve içelim. Sadece bir kahve... Sana teşekkür etmek istiyorum. Tabii senin için de bir sorun yoksa?"
İrem, adamın gözlerindeki o teklif eden ama asla zorlamayan nazik ifadeye baktı. Manisa’dan Trabzon’a gelirken hayatında böylesine hırçın ama bir o kadar da korumacı bir adamın olacağını hiç tahmin etmemişti. Dudaklarının kenarında tatlı bir tebessüm belirdi.
"Peki..." dedi İrem, başını hafifçe sallayarak. "Sadece bir kahve. Ama tek bir şartla."
Asaf kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Ne şartı?"
"Sözümden çıkmayacaksın, gidip yatağına yatacaksın ve o dikişlerini dinlendireceksin. Anlaştık mı?"
Asaf’ın dudaklarında günlerdir ilk kez rahat, samimi bir gülüş belirdi. İstanbul Türkçesinin o net ve karizmatik tonuyla cevap verdi:
"Anlaştık doktor hanım. Sen yeter ki tamam de, ben söze uyarım."
Bölüm etkileşimi
