2. bölüm / 46
Sevdam1. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 1. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Trabzon’un üstüne çöken karanlık, fırtınalı Karadeniz dalgalarının hırçın sesleriyle birleşmişti. Yağmur, sokakları adeta dövüyor, şehrin virajlı yollarını kaygan birer tuzağa dönüştürüyordu.
Yomra sırtlarındaki ıssız bir depoda silah sesleri yankılandı. Mert Ulusoy’un kurduğu hain pusu, Asaf Bulut’un hamlesiyle bozulmuş olsa da hesaba katılmayan tek şey, gecenin köründe gelen kör bir kurşundu. Asaf, sol kaburgasının biraz altına saplanan kurşunun sıcaklığıyla sendeledi ama düşmedi. Yanındaki sağ kolu Kazım, çıldırmış gibi ateş açarken Asaf’ı zorla siyah SUV’a bindirmeyi başardı.
"Abi! Dayan, kurban olayım dayan! Hastaneye gidiyoruz!" diye bağırdı Kazım, direksiyonu hırsla kırarken.
Asaf, gözleri yarı kapalı, nefes almakta zorlanırken gülümsedi. Acı, bilincini bulandırıyordu ama zihni tamamen başka bir yerdeydi. İç cebinden çıkardığı hafif bükülmüş, küçük vesikalık fotoğrafa baktı. Dört aydır gölgesi olduğu, uzaktan tek bir bakışıyla nefes aldığı o yüz... İrem.
"Acelen nedur Kazım..." dedi Asaf, nefesinin yettiğince, o kendine has Karadeniz şivesiyle. "Rabbim ecelimi yazmadıysa ölmeyiz. Ama yazdıysa... Belki de onu son kez göremadan gitmem."
"Saçmalama abi! Kaç keredir diyorum sana, git konuş kızla, sööyle seni sevdiğimi! Sen Koskoca Asaf Bulut'sun, şehir senden korkar ama sen bir doktor kızın karşısına çıkamıyorsun!"
Asaf, kurşun yarasından akan kanı eliyle bastırırken hırıltılı bir nefes aldı. "Bırak ula... O temizdir, pürüzsüzdür. Bizim elimiz kirlidir, dünyamız karanlıktır. Ona leke sürmem... Ama bugün... Bugün canım çok yanayi Kazım."
Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi, gecenin saat üçünde her zamanki gibi hareketliydi. İrem, nöbetin yorgunluğuna rağmen yüzündeki o samimi, içten gülümsemeyi bir an bile kaybetmemişti. Manisa’nın o dingin havasından çıkıp Trabzon’un hırçın doğasına geleli neredeyse bir yıl olmuştu. Ailesini küçük yaşta kaybettiği için amcasının yanında büyüyen İrem, yalnızlığa alışkındı ama insanlara şifa vermeyi, gülümsemeyi bir yaşam felsefesi haline getirmişti.
Sedyelerin arasında koştururken en yakın arkadaşı ve meslektaşı Zehra yanına yaklaştı.
"İrem, valla senin bu enerjine hayranım," dedi Zehra nefes nefese. "Nöbetin on dördüncü saatindeyiz, bende göz kapağımı kaldıracak hal kalmadı, sen hala hastalara tebessüm dağıtıyorsun."
İrem, elindeki hasta dosyasını kapatıp hafifçe gülümsedi. "Hayat yeterince zor Zehra. Bir de bizim asık suratımızı görmesin insanlar, değil mi? Hem birazdan Ali gelir, bize kantinden sıcak bir çay kapar, toparlanırız."
Tam o sırada acil servisin otomatik kapıları büyük bir gürültüyle açıldı. Dışarıdaki fırtınanın sesi içeri dolarken, üstü başı kan içinde birkaç adam içeriye daldı. En öndeki devasa adam, yani Kazım, kucağında yarı baygın haldeki Asaf’ı taşıyordu.
"Doktor! Yok mu bir doktor ula! Adam öliyi!" diye bağırdı Kazım, sesi tüm acili inletti.
Güvenlikçiler ve hemşireler ileri atıldı ama Kazım’ın arkasındaki adamların duruşu herkesi bir adım geri atmaya yetti. İrem ise bir an bile tereddüt etmeden, mesleki sorumluluğuyla hemen sedyeye doğru koştu.
"Sedyeyi getirin hemen! Ne oldu buna, neyi var?" diye bağırdı İrem, soğukkanlılığını korumaya çalışarak.
Asaf sedyeye yatırıldığında bilinci gitmek üzereydi. Göğsü hızla kalkıp iniyor, kan elbisesini sırılsıklam ıslatıyordu. Ancak İrem’in sesini duyduğu an, sanki ölümün soğuk pençesinden sökülüp alınmış gibi gözlerini araladı. Dört aydır sadece uzaktan izlediği o melek yüzlü kız... Şimdi tam tepesindeydi. Eli onun nabzındaydı.
"Ateşli silah yaralanması!" dedi İrem, Asaf’ın gömleğini makasla hızlıca keserken. "Giriş var, çıkış yok gibi duruyor. Tansiyon düşüyor! Hemen Müdahale Odası 1’e alıyoruz! Zehra, kan grubu tespiti yap, ameliyathaneyi hazırlasınlar!"
Asaf, güçsüzce elini kaldırdı ve İrem’in doktor önlüğünün kolunu tuttu. İrem duraksadı ve hastasına baktı. Adamın derin gözlerinde garip, tarif edilemez bir bakış vardı.
"Sakin olun, güvendesiniz. Ben buradayım, halledeceğim," dedi İrem nazikçe.
Asaf sadece baktı, gülümsedi ve gözleri kapandı.
İki saatlik zorlu bir müdahalenin ardından kurşun çıkarıldı, iç kanama durduruldu. Asaf yoğun bakımdan çıkarılıp özel bir odaya alındığında sabahın ilk ışıkları Trabzon’un üzerine doğuyordu.
Haberin duyulmasıyla birlikte Bulut ailesi hastaneye akın etmişti. Asaf’ın annesi Aynur Hanım gözyaşları içinde koridorda beklerken, babası Memet Bey tespihini hızlı hızlı çekiyor, kardeşleri Enes ve Ahsen ise endişeyle odanın kapısında dolanıyordu.
Sabah sekiz sularında İrem, doktor önlüğünü düzeltip hastanın son durumunu kontrol etmek için odaya doğru yürüdü. Kapının önünde bekleyen kalabalık aileyi görünce duraksadı.
"Geçmiş olsun," dedi İrem, yüzündeki profesyonel ve nazik tebessümle. "Asaf Bey’in doktoruyum. Pansumanını kontrol etmem gerekiyor."
Aynur Hanım hemen İrem’in ellerine sarıldı. "Çok sağ ol kızım, Allah senden razı olsun! Oğlumu bize bağışladın."
"Görevimi yaptım, hiç merak etmeyin. Durumu gayet iyi," diyerek içeri girdi İrem.
İrem içeri girdiğinde Asaf uyanıktı. Göğsü bandajlıydı. Kapı açılıp İrem içeri adım attığı an Asaf’ın bakışları birden değişti. O sert, mağrur adam gitti; yerine bakışlarıyla bile kızın etrafında pervane olan bir adam geldi. Gözlerini bir an bile İrem’den ayırmıyordu.
"Günaydın Asaf Bey," dedi İrem, elindeki pansuman tepsisini komidine koyarken. "Nasıl hissediyorsunuz?"
"İyiyim... Eyiyim doktor hanım," dedi Asaf şivesiyle, sesi biraz kısıktı ama gözleri parıldıyordu. "Elimiz ayağımız tutayi sayende."
İrem, tamamen mesleki bir titizlikle eğilip Asaf’ın yarasını kontrol etmeye başladı. Dikişleri inceliyor, bandajı tazeliyordu. "Ağrınız var mı? Sizi çok hareket ettirmememiz gerekiyor."
"Sen böyli bakarken ağrı falan kalmayi doktor..." diye mırıldandı Asaf kızı süzerek.
İrem hafifçe gülümsedi ama işine devam etti. "Tansiyonunuzu da ölçelim."
İrem tansiyon aletini Asaf’ın koluna sararken aralarındaki mesafe oldukça azaldı. Asaf, kızın yüzünün her bir detayını ezberlemek ister gibi bakıyor, nefesini bile tutuyordu. İrem, hastasının bu yoğun bakışları karşısında hafifçe yanaklarının ısındığını hissetti ama duruşunu bozmadı.
O sırada kapı hafifçe aralandı. Annesi Aynur Hanım, babası Memet Bey, kardeşleri Enes ve Ahsen içeri süzüldü. İrem’i işinin başında, Asaf’ı ise uslu bir çocuk gibi yatakta çakılı kalmış, gözlerini doktordan ayıramaz halde görünce şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
Ahsen, ağabeyinin o hallerini görünce dayanamayıp Enes’in kolunu dürttü ve kısık sesle fısıldadı:
"Enes... Abime bak. Ben hayatımda abimi böyle süklüm püklüm gördüm mü hiç? Adam resmen kızın gözünün içine düşecek!"
Enes de şaşkınlığını gizleyemeyerek fısıltıyla cevap verdi: "Sorma abla... Normalde Asaf abim hastaneden nefret eder. İğne görseler kaçar, serum taksalar kolunu söküp atar, 'Ben durmam buralarda' diye ortalığı birbirine katardı."
Aynur Hanım çocuklarının fısıltısını duyup Asaf’ın doktora nasıl bir sevdalanmış gibi baktığını fark edince hafifçe gülümsede. Memet Bey’e eğilip fısıldadı:
"Memet, görüyorsun değil mi senin oğlanı? Normalde hastanede bir dakika durmayan, doktorlara kök söktüren adam, bak nasıl uslu uslu oturuyor. Emin olun ki şu an sırf bu kız için burada duruyor! Yoksa çoktan kapıyı kırıp çıkmıştı."
Memet Bey başını sallayıp hafifçe bıyık altından güldü. "Belli oldu... Bizim koca kaplanı bir doktor kız devirmiş."
İrem tansiyon ölçümünü bitirip geri çekildi. Ailenin kendi arasında fısıldaştığını ve kendisine tebessümle baktığını görünce hafifçe utandı.
"Tansiyonunuz gayet normal Asaf Bey," dedi İrem, çantasını toparlarken. "İlaçlarınızı düzenli almanız şart. Bir süre dinlenmelisiniz."
"Sen nasıl dersen öyle olsun doktor hanım," dedi Asaf, gözlerindeki o derin Karadeniz sevdasıyla. "Sen dur dersen dururuz, git dersen..."
İrem, adamın cümlesini tamamlamasına izin vermeden hafifçe başını salladı. "Geçmiş olsun tekrardan. Ailesi olarak siz de çok yormayın hastamızı."
İrem odadan çıkarken Asaf’ın bakışları kapı kapanana kadar arkasından takip etti. İrem koridora çıktığında kalbinin neden böyle hızlı çarptığını anlayamıyordu. Şehrin en korkulan adamı Asaf Bulut, kendi odasında bir doktorun tek bir sözüyle uysal bir adama dönüşmüştü ve bunu bütün ailesi fark etmişti.
Bölüm etkileşimi
