37. bölüm / 46
Sevdam36. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 36. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mutfaktan gelen demlik tıkırtıları ve bardağa dolan çayın sesi, salonda tek başına oturan İrem’in zihnindeki o uğultuyu yavaş yavaş dindirdi. İrem koltukta dizlerini göğsüne doğru çekmiş, bakışlarını halının üzerindeki güneş lekesine dikmişti. Yüzündeki solgunluk henüz tamamen geçmemişti ama kalbindeki o felç edici panik ritmi, Asaf’ın mutfaktaki varlığıyla sükûnete ermişti.
Birkaç dakika sonra Asaf elinde ahşap bir tepsiyle salona döndü.
Verdiği sözü tutarak İrem’in kişisel alanını ihlal etmedi; aralarında iki adımlık güvenli bir mesafe bıraktı ve tepsiyi orta sehpanın üzerine yavaşça bıraktı. Ardından tek bir hamle bile yapmadan, kızın iznini bekler gibi adımlarını geriye çekti ve karşıdaki tekli koltuğa oturdu.
"Çayın açık, tam sevdiğin gibi..." dedi Asaf, sesini olabildiğince alçak ve dingin tutmaya gayret ederek. "Birkaç bisküvi de koydum yanına. Zorlama kendini ama iki yudum al, direncin düşmesin."
İrem, Asaf’ın bu hesapsız, bu katıksız inceliğine baktı. Karadeniz’in racon kesen, yeri göğü inleten o heybetli kabadayısı; onun karşısında adeta adımlarını santimle ölçen bir nöbetçiye dönüşüyordu.
İrem yavaşça bacaklarını koltuktan indirdi. Öne doğru eğilip tepsiden sıcak çay bardağını iki eliyle kavradı. Bardağın sıcaklığı soğuk parmak uçlarına yayılırken gözlerini Asaf’a kaldırdı.
"Sen içmiyor musun?" diye sordu kısık bir sesle.
Asaf hafifçe tebessüm etti. "İçerim gülüm, acelesi yok. Sen hele bir soluklan."
İrem çayından küçük bir yudum aldı. Sıcak sıvı boğazından aşağı süzülürken derin bir nefes verdi. O an, sabah uyanırken hissettiği o çaresiz kaçış arzusu yüzünden kendine bir kez daha kızdı.
"Asaf..." dedi İrem, bardağı dizlerinin üzerinde tutarak. "Bazen... kendimden nefret ediyorum. Sana karşı böyle bir duvar örmek istemiyorum. Akşam o fırtınada sana sığınırken her şey çok doğaldı. Ama sabah uyanıp da seni o kadar yakınımda görünce... zihnim bir anda o sığınaktaki anlara ışık hızıyla geri dönüyor. Kontrol edemiyorum."
Asaf koltukta hafifçe öne kaydı ama aradaki mesafeyi korumaya devam etti. Elleri dizlerinin üzerinde, bakışları İrem’in dürüstlükle parlayan gözlerindeydi.
"Kendine yüklenme dağ çiçeğim," dedi Asaf, sesi bir kayanın sarsılmazlığı kadar güven vericiydi. "Senin bedeninde, senin ruhunda derin izler bıraktı o şerefsizler. Bir günde, bir sarılmada silinip gitmesini beklemek sana haksızlık olur. O duvara kızma... O duvar seni korumak için örüldü. Ama ben o duvarın dışında beklemeye razıyım. Sen hazır olduğunda bir tuğlasını sen yıkarsın, ben de kalanını temizlerim."
İrem’in göz pınarları doldu ama bu kez mutluluktan ve minnetten süzüldü o yaşlar. Bardağı sehpanın üzerine bıraktı.
İrem yerinden kalktı. Asaf kızın hareketlendiğini görünce refleks olarak gerildi ama kıpırdamadı. İrem, adımlarını Yavaş ve kararlı atarak Asaf’ın oturduğu tekli koltuğun yanına geldi.
Asaf başını kaldırıp ona baktı. İrem, aralarındaki mesafeyi kendi iradesiyle sıfırladı ve Asaf’ın koltuğunun kenarına, hemen dizinin dibindeki ahşap parkeye yavaşça oturdu.
Asaf’ın kalbi bir anda boğazında atmaya başladı.
İrem, elleri titrese de cesaretini topladı. Uzandı ve Asaf’ın dizinin üzerinde duran iri, nasırlı elini iki eliyle tuttu. Elini kendi yanağına doğru kaldırdı ve Asaf’ın avuç içini kendi yanağına yasladı.
"Bak..." dedi İrem, sesi fısıltıdan ibaretti. Asaf’ın elinin sıcaklığı yanaklarını ısıtırken gözlerini kapattı. "Korkmuyorum... Ben adımı attığım sürece, kontrol bende olduğu sürece korkmuyorum. Sadece senin sabrına sığınıyorum Asaf."
Asaf, avucunun içinde duran o narin yüzün sıcaklığıyla adeta felç oldu. Parmağının en ufak bir hareketiyle kızı ürkütmekten korktuğu için eli bir mermer gibi sabit kaldı. Sadece gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, kızın elinin üzerine düştü.
"Ben senin sabrın da olurum, sığınağın da dağ çiçeğim..." dedi Asaf, gür sesi pürüzlenerek. "Sen yeter ki böyle bak bana. Yeter ki elini çekme."
İrem gözlerini açtı, Asaf’ın yanağına yasladığı avucunun içine küçük bir öpücük kondurdu. Korku hâlâ oradaydı, zihninin kuytu köşelerinde pusuda bekliyordu belki; ama Asaf’ın bu katıksız sevgisi karşısında artık hiçbir şansı kalmamıştı. İyileşme süreci acılı ve dalgalıydı ama iki ruh, her düşüşte birbirine daha da derin bir kökle bağlanıyordu.
Bölüm etkileşimi
