Sevdam kitap kapağı

39. bölüm / 46

Sevdam

38. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Fatma Kuzu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 46Şu an: 38. Bölüm

Maçka Deresi’nin köpüklü suları taşlara vurup gürültüyle akarken, derenin şırıltısı İrem’in zihnindeki o karanlık çığlıkları bastıran en güzel melodi haline gelmişti. Yüzüne çarpan serin Karadeniz rüzgârı, haftalardır unuttuğu o özgürlük hissini ciğerlerine dolduruyordu.

Asaf’ın ceketinin kolunu tutan parmakları bir an bile gevşememişti. Asaf ise kızın bu küçük hamlesine hürmetle, milim kıpırdamadan bankta oturuyor; keskin gözleriyle etraftan geçebilecek her türlü yabancı gölgeyi süzüyordu.

"Yıllardır Maçka’dayım..." dedi İrem fısıltıyla. Bakışları köpüren suların üzerindeydi. "Bu derenin sesini hiç bu kadar dikkatli dinlememiştim. İnsan elindekileri kaybetme korkusu yaşayınca, en basit rüzgâr bile mucize gibi geliyor."

Asaf bakışlarını dereden çekip İrem’in profiline çevirdi. Kızıl saçları rüzgârda savruluyor, yüzündeki o yorgun ama dirayetli ifade Karadeniz’in asil kadınlarını depictions ediyordu.

"Senin nefes aldığın her yer bana mucize dağ çiçeğim," dedi Asaf, sesi derinden ve gür fısıltıyla çıkarak. "Sen yeter ki böyle bak dünyaya. Gerisini ben hallederim."

İrem başını çevirip Asaf’ın gözlerinin içine baktı. O katı, racon kesen kabadayının gözlerinde sadece kendisine özel bir şefkat denizinin yattığını görmek, kalbindeki son tereddüt kırıntılarını da eritiyordu.

"Geri dönelim mi?" dedi İrem. "Bugünlük bu kadar dışarı adımı bana yetti. Yorulduğumu hissediyorum."

"Nasıl istersen..." dedi Asaf. Yavaşça ayağa kalktı. Yine aralarındaki o güvenli iki adımlık mesafeyi koruyarak İrem’in önden yürümesine müsaade etti.

---

Akşamın alacakaranlığı Maçka’nın üzerine çöktüğünde, İrem’in dairesinde huzurlu ama temkinli bir sessizlik hâkimdi. İrem salondaki koltukta oturmuş ıhlamurunu yudumlarken, Asaf kapının hemen yanındaki ahşap sandalyede her zamanki nöbetini tutuyordu.

Derken, kapı zili iki kez hafifçe çaldı.

İrem zil sesiyle birlikte yerinde aniden irkildi. Elindeki çay kupası titredi, içindeki o savunma refleksi anında tetiklendi. Bedenini bir anda hafif bir panik kapladı.

Asaf anında ayağa kalktı. "Korkma gülüm. Ömer’dir ya da anamdı. Ben bakarım."

Asaf kapıya yaklaşıp dürbünden baktı. Gördüğü kişiyle yüzü yumuşadı. Kapıyı yavaşça araladı. İçeri giren kişi, elinde büyük bir bez çıkınla Aynur Hanım’dı. Arkasında ise koridorda bekleyen Ömer duruyordu.

Aynur Hanım içeri adım atar atmaz gözleri salonda oturan İrem’i buldu. İrem, Aynur Hanım’ı görünce toparlanmaya çalıştı ama gözlerindeki o belirgin korku ve mesafe arzusu anında su yüzüne çıktı. İstemsizce koltukta biraz daha geriye çekildi, kollarını göğsünde birleştirerek kendini koruma altına aldı.

Aynur Hanım, kızın gözlerindeki o kırılganlığı ve ürkekliği görünce adımlarını anında durdurdu. İrem’in temas korkusunun hâlâ ne kadar taze ve yakıcı olduğunu çok iyi biliyordu. Bir adım bile yaklaşmadı; aralarında güvenli bir mesafe bırakarak elindeki çıkını sehpanın ucuna yavaşça bıraktı.

"Sana Karadeniz usulü taze mısır ekmeğiyle ısırgan çorbası getirdim kızım," dedi Aynur Hanım, sesi şefkatle titreyerek. "Duydum ki bugün dışarı çıkmışsın. Dağ çiçeğim ayağa kalkıyor diye dualar ettim bütün gün. Sakın rahatını bozma, otur yerinde."

İrem, Aynur Hanım’ın o katıksız anne sevgisini görse de bedenindeki o görünmez zırhı aşamıyordu. Bir insana yaklaşmak, bir temas ihtimali bile zihnindeki o karanlık odaların kapısını zorluyordu. Mesafesini koruyarak, oturduğu yerden başını hafifçe eğdi.

"Teşekkür ederim Aynur Anne..." dedi İrem, sesi mahcup ve titrek çıkarak. "Zahmet etmişsiniz. Ben... ben hâlâ pek iyi değilim, kusura bakmayın ne olur. Yaklaşamıyorum..."

Aynur Hanım’ın gözleri doldu ama yüzüne sıcacık bir tebessüm kondurdu. Kızın mahcubiyetini silmek istercesine ellerini göğsünde birleştirdi.

"Hiç kusur olur mu güzel kızım?" dedi Aynur Hanım şefkatle. "Sen yeter ki iyi ol, bize uzaktan bakışın da yeter. Biz sana zorla değil, duayla yaklaşırız. Kendini hiç zorlama."

Asaf, köşede durmuş İrem’in o korumacı duruşunu izlerken içinin sızladığını hissetti. Kızın korkusu hâlâ dipdiriydi; Asaf haricinde dünyadaki herkese karşı aşılmaz bir kale gibi duruyordu. Ama Asaf’ın gözlerinde kızgınlık değil, katıksız bir sabır vardı.

Aynur Hanım, İrem’i daha fazla huzursuz etmemek için uzaktan bir tebessüm edip kapıya doğru yöneldi. "Ben gideyim, sen çorbanı sıcak sıcak iç. Oğlum sana emanet, sen de Allah’a emanetsin."

Kapı kapandığında salonda yine Asaf ve İrem yalnız kaldı. İrem, rahat bir nefes vererek kollarını gevşetti. Bakışlarını mahcubiyetle Asaf’a çevirdi.

"Annene... annene sarılamadım bile Asaf," dedi İrem fısıltıyla. "Beni çok seviyor ama bedenim birine yaklaşmayı reddediyor hâlâ."

Asaf yavaşça yaklaştı, aralarında yine o bildik iki adımlık mesafeyi bıraktı. Yüzünde Karadeniz’in en durgun denizini andıran bir güvenle kıza baktı.

"Sana zaman lazım dedim dağ çiçeğim," dedi Asaf. "Anam da bilir, ben de bilirim. Kendini zorlamak yok. Sen hazır olana kadar dünya sana uzaktan bakacak, sen de dünyayı benim gölgemden izleyeceksin."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.