7. bölüm / 46
Sevdam6. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 6. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aralarından haftalar geçmiş, Karadeniz’in o hırçın sonbahar havası şehre tamamen çökmüştü. Bu süre zarfında Asaf’ın yaraları iyileşmiş, Mert Ulusoy cephesindeki sular geçici de olsa durulmuştu. Aralarındaki o ilk günkü sert mesafe yerini derin, samimi bir dostluğa bırakmıştı. Gün içinde kısa telefon konuşmaları, İrem’in nöbet çıkışlarında içilen yorgunluk kahveleri ve Asaf’ın o mesafeli ama içten korumacılığı aralarındaki bağı sessizce kuvvetlendirmişti. İrem, kapısındaki iki korumaya bile alışmış, onları evin birer parçası gibi görmeye başlamıştı.
Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığı, rüzgarın pencereleri zorladığı bir ekim gecesiydi. İrem, salonda koltukta oturmuş elindeki tıbbi makaleyi okumaya çalışıyordu. Tam o sırada sokaktan gürültülü bir patlama sesi yükseldi ve evin tüm ışıkları anında söktü.
Evin içi bir anda zifiri karanlığa gömüldü.
İrem’in nefesi göğsünde düğümlendi. Çocukluğundan beri peşini bırakmayan o karanlık korkusu, yalnızlıkla birleşince kalbinin hızla çarpmasına yetmişti. Telefonunun flaşını yakmaya çalıştı ama eli titriyordu. Zihnindeki çaresizlik hissi baskın çıkınca, hiç düşünmeden rehberden Asaf’ın adını bulup bastı.
Telefon ikinci çalışta açıldı. Asaf’ın o kendine has, güven veren sesi duyuldu: "İrem? Bir şey mi oldu?"
"Asaf..." dedi İrem, sesindeki titremeyi gizleyemeyerek. "Elektrikler kesildi. Bütün mahalle karanlık... Ben... Biliyorsun, duramıyorum karanlıkta."
Asaf telefonun ucunda bir saniye bile tereddüt etmedi. "Sakin ol. Beş dakikaya oradayım," dedi ve telefonu kapattı.
Gerçekten de beş dakika geçmeden kapı üç kez üst üste vuruldu. İrem, telefonunun ışığını önüne tutarak titrek adımlarla antreye yürüdü ve kapıyı açtı. Karşısında Asaf duruyordu. Elinde büyük bir fener tutuyordu; yağmurdan saçları hafifçe ıslanmış, üzerindeki deri ceketi su damlalarıyla kaplanmıştı. İrem onu karşısında görünce derin ve rahat bir nefes aldı.
"İyisin değil mi?" dedi Asaf, fenerin ışığını tavana doğru tutarak odayı hafifçe aydınlatırken içeri adım attı.
"Şimdi daha iyiyim," dedi İrem, hafifçe gülümseyerek kapıyı kapatırken. "Çok hızlı geldin."
Asaf salondaki orta masaya cebinden çıkardığı birkaç mumu yerleştirip yaktı. Odanın içi mum ışığının sıcak ve loş sarılığıyla doldu. Asaf, İrem’in yanına koltuğa oturdu. Bir süre günün yorgunluğundan, hastanedeki vakalardan ve Trabzon’un bitmek bilmeyen yağmurlarından konuştular. Mum ışığının verdiği o huzurlu ortam ve Asaf’ın varlığı, İrem’in bütün gerginliğini almıştı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde İrem’in göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Asaf’ın anlattığı bir hikayeyi dinlerken başı koltuğun kenarına düştü ve kısa sürede derin bir uykuya daldı.
Asaf konuşmayı kesip İrem’e baktı. Kızın uykudaki o huzurlu, masum yüzü mum ışığında çok başka görünüyordu. Oturduğu yerden kalkıp İrem’in üzerini yumuşak bir battaniyeyle örttü. Ardından gitmek yerine, kanepenin hemen yanındaki halıya, koltuğa sırtını dayayarak oturdu. Onu bu karanlıkta yalnız bırakmaya gönlü elvermiyordu.
Gecenin yarısında, dışarıda gökyüzü adeta ikiye bölündü. Korkunç bir gürültüyle, tüm evi sarsan devasa bir şimşek çaktı!
İrem, o şiddetli sesle uykusundan dehşetle sıçradı. Uyku sersemliği ve o anki refleksle yanındaki karaltıya—Asaf’a—doğru atıldı. İki koluyla Asaf’ın boynuna öyle sıkı sarıldı ki, göğsü hızla kalkıp iniyordu.
Asaf bir an donakaldı. İrem’in kokusu, sıcaklığı ve titreyen bedeni kollarının arasındaydı. Ellerini yavaşça kızın sırtına koydu, onu sakinleştirmek istercesine hafifçe patpatladı. İrem, yaşadığı korkunun etkisiyle başını Asaf’ın göğsüne gömmüş halde tekrar derin uykusuna daldı; sarılmayı hiç bırakmamıştı.
Asaf, kollarının arasında mışıl mışıl uyuyan kıza baktı. İrem’in bunu uykusunda, tamamen savunmasız ve içgüdüsel yaptığını biliordu. Parmakları kızın saçlarına hafifçe dokundu. Bakışları yumuşadı, sesi neredeyse fısıltıdan bile kısıktı. Kendi kendine, İrem’in duyamayacağı bir tonda konuşmaya başladı:
"Sen ne güzel bir belasın böyle doktor hanım..." dedi Asaf, derin bir iç çekerek. "Seni bu çamurdan koruyayım derken, kendi ellerimle kalbimin ortasına koydum. Sana bunu söyleyemem... Seni bu dünyanın içine çekemem ama şu an burada, kollarımda olman öyle bir duygu ki... Bir ömür böyle kalsan, sesimi çıkarmam."
Asaf, İrem’in uykusunu bozmadan pozisyonunu hiç değiştirmedi. Gece boyu gözünü bile kırpmadan, kızın başı göğsünde öylece bekledi.
---
Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri süzüldüğünde, yağmur durmuş yerini hafif bir Karadeniz güneşine bırakmıştı.
İrem gözlerini yavaşça açtı. Yüzünde hissettiği sıcaklık ve duyduğu düzenli kalp atışıyla irkildi. Başını kaldırdığında, Asaf’a sımsıkı sarılmış olduğunu ve başının onun göğsünde durduğunu fark etti! Asaf’ın kolu da onun sırtını sarmıştı.
İrem’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Yanaklarına anında bir sıcaklık bastı. Ancak garip bir şekilde, içini tarif edemediği bir mutluluk ve huzur kapladı. Asaf’ın o sert duruşunun arkasında sabaha kadar onu korumak için böyle durması kalbini eritmeye yetmişti.
İrem, Asaf’ı uyandırmamak için milim milim geriledi ve kanepeden sessizce kalktı. Yüzünde engel olamadığı tatlı bir tebessümle mutfağa geçti. Hemen çaydanlığı ocağa koydu, dolaptaki peynirleri, zeytinleri çıkardı. Omlet yapmak için yumurtaları kırarken içinden şarkı mırıldanıyordu.
Mutfaktan gelen tıkırtıları ve taze çay kokusunu duyan Asaf yavaşça uykusundan uyandı. Boynu biraz tutulmuştu ama yüzünde garip bir dinginlik vardı. Salondan kalkıp mutfak kapısının eşiğine yaslandı.
"Günaydın doktor hanım," dedi Asaf, sesi uykudan yeni uyandığı için hafif pürüzlü ve karizmatik çıkıyordu.
İrem arkasını dönüp gülümsedi. "Günaydın! Nasıl uyudun? Boynun ağrımıyordur umarım... Gece için kusura bakma, şimşek çakınca ne yaptığımı bilmeden sarılmışım."
Asaf hafifçe güldü, gözlerindeki o hınzır pırıltıyla baktı. "Hiç önemli değil. Birinin beni siper olarak kullanmasına alışkınım ama bu kadar tatlı bir siper ilk defa oluyor."
İrem’in yanakları hafifçe kızardı. "Çok konuşma da yardım et bakalım. Tek başıma yetişemiyorum."
"Emriniz olur," dedi Asaf gülerek. Ceketinin kollarını kıvırıp tezgahın başına geçti.
Asaf ekmekleri dilimlerken, İrem tavada omleti pişiriyordu. Birbirlerine laf atmalar, Karadeniz usulü çayın nasıl demlenmesi gerektiğine dair tatlı atışmalar ve kahkahalar mutfağı doldurdu. O sabah, dışarıdaki tehlikeli dünyadan uzak, sadece ikisinin olduğu sıcacık ve unutulmaz bir ana dönüştü.
Bölüm etkileşimi
