27. bölüm / 46
Sevdam26. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 26. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Maçka’nın ıslak ve karanlık seyir tepesinde patlayan o tek el silah sesinin ardından, zaman adeta durmıştı. Göğsünden sızan sıcak kan toprağa karıştığı sırada bilincini kaybetmek üzere olan Asaf, parmaklarının arasından kayıp giden İrem’in çığlıklarını ve onu sürükleyen adamların ayak seslerini hayal paletinde duydu. Zihni kapanmadan önceki son anında, cebindeki acil durum butonuna basmayı başarmıştı.
Seyir tepesinin biraz gerisinde, ağacın altında Asaf’ın talimatıyla devriye gezen Ömer ve Bulut ailesinin adamları, silah sesini duyar duymaz fırtına gibi tepeye fırladılar. Ömer, abisini kanlar içinde, çamurun ortasında hareketsiz yatarken bulduğunda dünyası başına yıkıldı.
"Ağabey! Ağabey aç gözünü!" diye haykırdı Ömer, kendi ceketini çıkarıp Asaf’ın göğsündeki kanayan yere bastırarak. "İrem Abla nerede?! Ağabey ne olur dayan!"
Ömer ve adamları, zamanla yarışarak Asaf’ı kucakladıkları gibi jipe yüklediler. Ömer, arabayı Maçka’nın virajlı yollarında adeta uçurarak, sireni bile beklemeden abisini doğrudan Maçka Devlet Hastanesi’nin acil servisine yetiştirdi. Sedye acilden içeri sokulurken Ömer’in "Doktor yok mu! Ağabeyim ölüyor!" feryatları tüm hastane koridorlarında yankılandı.
---
Ameliyathane koridorunda ölümcül bir sessizlik hâkimdi. Kırmızı ameliyat ışığı saatlerdir sönmemişti. Kurşun Asaf’ın sol akciğerini sıyırmış, kaburgasını kırarak büyük bir iç kanamaya sebep olmuştu. Ameliyathanenin kapısı açıldığında, gözleri kan çanağına dönmüş Memet Bey bastonuna sıkıca sarıldı. Ömer ve kalabalık adam grubu doktora doğru atıldı.
Doktor yorgunca maskesini indirdi. "Hayati tehlikeyi henüz tam olarak atlatamadı ama mermiyi çıkardık. Şimdilik yoğun bakıma alıyoruz. Yaşama tutunması tamamen kendi direncine bağlı."
Aynur Hanım gözyaşları içinde dua ederken, Ömer hastane koridorunun duvarını yumrukladı. "İrem Abla yok! Onu o şerefsiz Kadir kaçırdı! Ağabeyim gözünü açtığında ona ne diyeceğiz?!"
Yoğun bakım odasındaki monitörün ritmik bip sesleri, Asaf’ın yaşama tutunma mücadelesinin tek kanıtıydı. Göğsündeki ağır sargılara ve verilen yüksek doz anesteziklere rağmen, Asaf’ın bilinci karanlığın içinden sıyrılmaya çalışıyordu. Zihninde tek bir feryat yankılanıyordu: *İrem...*
---
Aynı saatlerde, dağ kulübesinin soğuk taş zemininde İrem için cehennem başlamıştı.
Kadir, elindeki kalın deri kemerle ve paslı bir demir çubukla saatlerdir İrem’i konuşturmaya, gururunu kırmaya çalışıyordu. İrem’in yüzünde morluklar oluşmuş, dudakları patlamıştı. Kollarına ve bacaklarına inen darbeler canını yakıyor, sırtındaki eski ameliyat yarası zonkluyordu. Ama her darbeye rağmen İrem ağlamıyor, Kadir’in yüzüne nefretle bakmaktan vazgeçmiyordu.
"Yeterince bağırmıyorsun doktor hanım!" diye kükredi Kadir. İrem’in saçlarından sertçe yakalayıp başını geriye doğru çekti. "Gözlerinden o inatçı ışığı sökeceğim senin! Babanın, nişanlının hesabını tek tek vereceksin!"
İrem patlayan dudağından kanı tükürdü. "Sen... Sen ezik bir korkaksın Kadir. Asaf’ın karşısına çıkmaya maçağan yetmedi... Beni vuracak kadar adileştin. Asaf seni diri diri gömecek..."
Kadir sinirden çılgına döndü. Yanındaki adama döndü. "Kamerayı aç! Çek şunun halini!"
Adam cep telefonunun kamerasını açıp İrem’e doğrulttu. Kadir, demir çubuğu İrem’in omzuna sertçe bastırdı. İrem acıyla inledi, dişlerini sıktı ama gözlerini kameradan ayırmadı. Parmağındaki o kana bulanmış tektaş yüzüğü kameraya doğru kaldırdı.
Kadir sırıtarak kameranın karşısına geçti. İrem'in yüzündeki morlukları, kanayan dudağını ve omzundaki izleri tek tek gösterdi.
"Bak Asaf Bulut..." dedi Kadir, sesi alaycı ve kışkırtıcı bir tonda. "Çok sevdiğin, üzerine titrediğin o doktor hanımın halini görüyor musun? O ceylan gibi gözlerine bak, nasıl acı çekiyor. Kemerle sırtını morarttım, paslı demirle o güzelim omuzlarını ezdim. Şimdi soruyorum sana; Karadeniz'in kabadayısı olmak, sevgilini benim elimden kurtarmaya yetiyor mu? Senin gururunu, onun etiyle, çığlıklarıyla kırıyorum burada!"
Kadir videoyu kaydetti ve doğrudan Asaf’ın telefonuna gönderdi.
---
Hastanedeki yoğun bakım odasında monitörünün sesleri aniden hızlandı. Asaf’ın komadaki bedeni tepki veriyordu. Ömer, abisinin komodinin üzerinde duran telefonuna gelen mesaj bildirimiyle irkildi. Videoyu açtığı an yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.
"Ağabey..." diye fısıldadı Ömer, elleri titreyerek.
O sırada, tıbbi mucize denebilecek bir şey gerçekleşti. Parmak uçları seğiren Asaf, gözlerini yavaşça araladı. Oksijen maskesinin altından hırıltılı bir nefes aldı. Bakışları doğrudan Ömer’in elindeki telefona kaydı.
"İ... İrem..." dedi Asaf, sesi boğuk ve kanlı çıkarak.
Ömer gözyaşlarını tutamayarak telefonu abisine uzatmak zorunda kaldı. Asaf, ekrandaki videoyu izledi. Kadir'in İrem'e yaptıklarını tek tek anlattığı o anları, kızın yüzündeki morlukları ve o halde bile parmağındaki yüzükle dimdik duruşunu gördü.
Asaf’ın göğsündeki hasta monitörünün grafikleri tavan yaptı. Kalp atışları hızlandı. O ana kadar bir cesetten farksız duran kabadayının gözlerinde adeta cehennem katmanları uyandı. Ağrı pompalarını, vücuduna bağlı serumları ve kan tüplerini tek hamlede, eti yırtılırcasına söküp attı.
"Ağabey yapma! Öleceksin!" diye bağırdı Ömer, onu durdurmaya çalışarak.
Asaf, göğsünden kanlar sızarak yataktan kalktı. Ömer’in yakasından tutup onu duvara yapıştırdı. Sesi derin bir ejderha kükremesi gibiydi:
"Silahımı getir Ömer... Kereste fabrikasını yakmaya gidiyoruz!"
Bölüm etkileşimi
