Sevdam kitap kapağı

30. bölüm / 46

Sevdam

29. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Fatma Kuzu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 46Şu an: 29. Bölüm

Günler Maçka dağlarının üzerine sis gibi çökmeye devam ediyordu. Hastane koridorunun o soğuk, dikilitaş gibi yalnız köşesi artık Asaf’ın meskeni olmuştu. Ne doktorların pansuman uyarıları ne de Ömer’in "Ağabey, konağa geçip bir saat dinlen" yalvarmaları bir sonuç veriyordu. Asaf, sırtını o ahşap kapıya dayamış, bedeni sızlasa da ruhunu İrem’in kapısındaki nöbete adamıştı.

İrem’in durumu ise durağan ama yakıcı bir sessizlik içindeydi. Zihni hâlâ o rutubetli, karanlık hücrenin parmaklıkları arasındaydı. Bir hekim olarak vücudundaki tepkilerin psikolojik bir travma refleksi olduğunu bilse de bedenine söz geçiremiyordu. Birinin gölgesi üzerine düşse, bir el paniklik bir hamleyle ona uzansa nefesi boğazında tıkanıyor, o kâbus anları zihninde yeniden canlanıyordu.

Özellikle geceler... Geceler İrem için en büyük sınavdı.

Havanın kararmasıyla birlikte hastanenin derin sessizliğe bürünmesi, odadaki gölgelerin uzaması İrem’in göğsünü sıkıştırıyordu. Yatakta büzülmüş halde gözlerini tavana dikmiş, çenesi titreyerek bekliyordu.

Saat gece yarısı üçü gösterdiğinde dışarıda ani bir gürültü koptu. Hastanenin alt katındaki bir acil servis kapısı sertçe çarpıldı, ardından koridorda koşturan birilerinin ayak sesleri yankılandı.

İrem o sesle birlikte sıçrayarak uyandı. Göğsü hızla inip kalkıyor, gözleri panikle odanın karanlık köşelerinde dolaşıyordu. Zihni onu yine o karanlık dağ kulübesine, Kadir’in ayak seslerinin yankılandığı o dehşet anına fırlatmıştı.

"Hayır... Yapma... Gelme..." diye fısıldadı İrem, sesi boğazında boğularak. Sırtını duvara tamamen yasladı, elleriyle başını korumaya çalıştı. Nefesi öyle hızlanmıştı ki astım nöbetine benzer bir tıkanma yaşıyordu.

Kapının dışındaki Asaf, kızın o kesik ve panik dolu nefes seslerini anında duydu. Yılların refleksiyle ayağa fırladı. Kalbi tekledi, elini kapının koluna attı. Tam kapıyı açıp içeri dalacaktı ki... durdu.

İçeri girerse, o iri gövdesiyle kıza doğru koşarsa İrem’in daha çok korkacağını, o travmayı tetikleyeceğini biliyordu. Canı yanıyordu, göğsündeki yara dikişlerinden sızlayan kanla zonkluyordu ama kendini zapt etti.

Asaf yavaşça kapının eşiğine çöktü. Başını ahşap kapıya dayadı. Sesi, gecenin karanlığını yaracak kadar yumuşak, bir o kadar da sarsılmaz bir güvenle koridora yayıldı.

"Dağ çiçeğim..." dedi Asaf, sesi hafifçe titreyerek. "Ben buradayım. Kapının arkasındayım gülüm. Kimse gelemez buraya. Kimse sana dokunamaz."

İrem, kapının diğer tarafından gelen o derin, pürüzsüz sesi duyunca başını ellerinin arasından kaldırdı. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarını ıslatırken bakışları kapının altından sızan o cılız sarı ışığa kaydı.

"Nefes al..." dedi Asaf, sanki onun doktorluğunu ona hatırlatmak ister gibi şefkatle. "Yavaşça nefes al dağ çiçeğim. Say benimle... Bir... iki... üç..."

İrem hıçkırarak göğsünü tuttu. Asaf’ın o komut veren ama dünyadaki en derin sevgiyi barındıran sesine tutunmaya çalıştı. Derin bir nefes çekti içine.

"Aferin benim güzel doktoruma..." dedi Asaf, kapının arkasında gözyaşlarını tutamayarak. "Ben buradayım. Bir adım bile uzağa gitmedim. Sen istemediğin sürece bu kapı açılmayacak. Ama bilesin ki bu kabadayı senin nöbetini ömrünün sonuna kadar tutmaya razı."

İrem yavaşça yataktan bacaklarını sarkıttı. Bedenindeki o felç edici korku hâlâ oradaydı; bir insanın ona dokunması fikri bile tüylerini ürpertiyordu. Ama Asaf’ın o mesafeli, sınırlarına saygı duyan duruşu içindeki o buz dağına küçük bir sıcaklık düşürmüştü.

İrem titreyen bacaklarıyla ayağa kalktı. Duvara tutunarak, serum askısını yanına çekerek yavaş adımlarla kapıya doğru yürüdü.

Kapının diğer tarafında Asaf, kızın içeride attığı o küçük, titrek adımların sesini duydu. İçerideki ahşap zeminin gıcırtısı doğrudan kalbine vurdu.

İrem kapının tam arkasına geldi. Aralarındaki tek şey birkaç santimlik ahşap paneliydi. İrem, titreyen elini kaldırdı ve avucunu yavaşça kapının soğuk ahşabına yasladı.

Dışarıda oturan Asaf, sanki kızın elini kapıya koyduğunu hissetmiş gibi başını tam o noktaya, tahtaya dayadı.

"Asaf..." dedi İrem. Günler sonra ilk defa sesi bu kadar net, fısıltı da olsa doğrudan Asaf’a ulaşmıştı.

Asaf’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. "Efendim dağ çiçeğim? Buradayım..."

"Gitmeme izin vermedin..." dedi İrem, sesi kırılarak. "Beni... beni o karanlıkta bırakmadın."

"Ben seni ölsem de bırakmam," dedi Asaf, avucunu İrem’in kapıdaki elinin tam hizasına, dışarıdan bastırarak. "Sana dokunmama izin verene kadar, o kâbuslar zihninden silinene kadar ben bu kapının arkasındaki gölgen olmaya razıyım. Yeter ki sen nefes al."

İrem, kapının arkasındaki o sıcaklığı hissetti. Dokunamıyordu, bir adama sarılamıyordu, bedeni hâlâ bir dokunuşa karşı çığlık atıyordu... Ama Asaf’ın o kapının arkasındaki varlığı, ona dünyadaki tek güvenli limanın burası olduğunu fısıldıyordu.

İrem sırtını kapıya yaslayıp yere, kapının dibine oturdu. Dışarıda Asaf, içeride İrem... İkisi de sırtlarını aynı kapıya dayamış, gecenin geri kalanını birbirlerinin nefes seslerini dinleyerek, dokunmadan ama ruhen kenetlenerek geçirdiler.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.