10. bölüm / 46
Sevdam9. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 9. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Trabzon’un ıslak sokaklarında Asaf Bulut’un siyah arabası adeta bir kurşun gibi süzülüyordu. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken, Asaf’ın elleri direksiyonu hırsla kavramıştı. Eklem yerleri bembeyaz kesilmiş, gözlerinde katıksız bir öfke ve devasa bir korku birikmişti. Yan koltukta oturan Kazım, sürekli telefonla talimatlar yağdırıyordu.
"Abi!" dedi Kazım, telefonu kulağından çekerek. "Mert’in adamlarından birini Meydan’da sıkıştırmışlar. Öttürmüşler herifi! Yiğit şerefsizi İrem Hanım’ı Akçaabat tarafındaki eski, terk edilmiş balık deposuna götürmüş! Mert Ulusoy da oraya doğru geçiyormuş!"
Asaf, fren yerine gaza daha da yüklendi. Arabanın motoru kükredi. "İrem karanlıktan korkar Kazım..." dedi Asaf, sesi fırtına öncesi bir sessizlik gibi alçak ve tehlikeli çıkarak. "O pusu kurdukları depoda tek bir ışık yoksa, o heriflerin hiçbirini diri bırakmam."
---
Terk edilmiş balık deposunun içi zifiri karanlık ve küf kokuyordu. İrem, sandalyeye bağlı bir şekilde nefes almakta zorlanıyordu. Gözyaşları yanaklarını ıslatmış, yaşadığı panik krizinden dolayı göğsü körük gibi kalkıp iniyordu. Etrafındaki zifiri karanlık, duvarları üzerine üzerine getiriyordu.
Tam o sırada deponun paslı demir kapısı gıcırtıyla açıldı. Dışarıdan içeriye hafif bir ışık süzüldü ve ardından Yiğit’in silüeti belirdi. Yüzünde o hastalıklı, çıldırmış gülüş vardı.
Yiğit, elindeki el fenerini doğrudan İrem’in gözüne tuttu. İrem gözlerini kısarak başını çevirmeye çalıştı.
"Nasılmış doktor hanım?" dedi Yiğit, adımlarını yavaşça İrem’e doğru atarak. "O mafya bozuntusunun kucağında gününü gün ederken iyimdi değil mi? Bak, seni o çok korktuğun karanlıkla baş başa bıraktım. Seni benden başka kimse kurtaramaz!"
"Yiğit... Lütfen," dedi İrem, pürüzlü ve güçsüz bir sesle. "Yapma... Bırak beni, ne olur bırak..."
"Bırakmak mı?" Yiğit birden hiddetle feneri yere fırlattı. Fenerin ışığı tavana dikildi, odaya alacakaranlık bir hava kattı. Yiğit, İrem’in üzerine yürüyüp kızın omzundan tutarak sandalyeyi sarsı. "Seni o herife yar edeceğime, burada canını alırım daha iyi! Ama önce benim olacaksın! Benim olduğunu anlayacaksın!"
Yiğit, gözü tamamen kararmış bir halde İrem’in üzerine eğilip zorla sahip olmaya çalıştı. İrem çığlık atarak başını geriye çekti, bağlı elleriyle zorla debelenmeye çalıştı. "Dokunma bana! Bırak! ASAF!"
"Bağırma lan! O herif gelmeyecek!" diye bağırdı Yiğit, İrem’in ceketini yakasından tutup çekerek.
Tam o anda, deponun devasa demir kapısı öyle bir gürültüyle patladı ki, toz ve pas bulutu havaya uçtu!
**"YİĞİT!"**
Asaf’ın sesi deponun duvarlarında adeta bir fırtına gibi çınladı. Asaf, elinde simsiyah silahıyla içeri fırladı. Arkasından Kazım ve adamları depoyu sararken, Asaf’ın gözleri yerdeki ışığın altında Yiğit’in İrem’in üzerinde olduğunu gördüğü an dünyası durdu.
Asaf’ın gözlerindeki insan emaresi tamamen kayboldu. Silahını doğrudan Yiğit’e doğrulttu. "Ula seni doğduğuna pişman etmezsem Karadeniz bana haram olsun!"
Yiğit panikle geriledi ama hemen belindeki silahı çekip sandalyede bağlı duran İrem’in şakağına dayadı! İrem’i kendine siper ederek ayağa kaldırdı.
"Yaklaşma Asaf!" diye bağırdı Yiğit, sesi korkudan titreyerek. "Tek bir adım daha atarsan, beynini dağıtırım bu kızın! Vururum vallah!"
Asaf durdu. Kalbi sanki durmuş gibiydi. İrem’in gözlerindeki o çaresizliği, ağlamaktan kızarmış yüzünü ve şakaktaki soğuk namluyu gördüğünde, hayatındaki en büyük acıyı hissetti. Silahı tutan eli titremesin diye kendini zor tutuyordu.
"Tamam..." dedi Asaf, sesini biraz olsun alçaltarak ama gözlerinden alev saçarak. "Tamam Yiğit. Bırak kızı. Bak, silahı indiriyorum..."
Asaf yavaşça silahını aşağıya doğru indirdi. Adamlarına da "Durun" işareti yaptı.
"Senin derdin benimle," dedi Asaf, bir adım öne çıkarak. "Kızın bir suçu yok. O masum. Bırak kızı, ne yapacaksan bana yap. Bırak gitsin."
Yiğit, Asaf’ın o geri adım atan halini görünce kendini bir anlığına güçlü hissetti. Silahı İrem’in kafasından hafifçe uzaklaştırdı, İrem’i bağlayan ipi tek hamlede bıçakla kesti. "Uzaklaşın kapıdan!" diye bağırdı Yiğit.
İrem, ipler çözülür çözülmez sendeledi. Bacaklarındaki derman tükenmişti ama karşısında Asaf’ı, o güven veren adamı gördüğü an gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Asaf..." dedi İrem.
Asaf kollarını hafifçe açtı, gözlerinde tarifsiz bir şefkat belirdi. "Korkma doktor hanım... Koş bana. Gel buraya!"
İrem, Yiğit’in tutuşundan sıyrıldığı gibi var gücüyle Asaf’a doğru koşmaya başladı. Aralarındaki mesafe sadece birkaç adımdı. Asaf onu korumak için öne atılıyordu ki...
Yiğit’in yüzündeki o hırslı, kalleşçe ifade bir anda nefrete dönüştü. "Seni ona yar etmem!" diye haykırdı.
Silahını Asaf’a koşan İrem’in sırtına doğrulttu ve tetiğe bastı.
**"PAT!"**
Sessizlik, deponun içinde ağır bir gülle gibi patladı.
İrem, tam Asaf’ın kollarına ulaşmak üzereyken sırtındaki keskin, yakıcı acıyla olduğu yerde kalakaldı. Dudaklarından hafif bir inilti döküldü. Adımları boşa çıktı, gözleri kaydı ve Asaf’ın göğsüne doğru devrildi.
Asaf’ın dünyası o salisede tamamen yıkıldı, zaman durdu. İrem’i düşmeden kucağına aldı. Beyaz gömleğinin arkasından süzülen kırmızılığı gördüğü an, Asaf’ın içindeki canavar kükredi.
"İREM!"
İrem, Asaf’ın kollarında gözleri yarı açık halde ona baktı. Elini Asaf’ın yanağına doğru kaldırmaya çalıştı ama gücü yetmedi. "A-Asaf..." diye fısıldadı ve gözleri kapandı.
Asaf, kucağındaki kanlar içindeki kıza bakarken sesi kısıldı, gözlerinden yaşlar fışkırdı. Ardından başını kaldırıp Yiğit’e baktı. O an Asaf’ın gözlerinde ne bir insanlık, ne bir merhamet kalmıştı... Sadece katıksız bir ölüm vardı.
Bölüm etkileşimi
