41. bölüm / 46
Sevdam40. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 40. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime · Okuduğun bölüm
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nöbetçi doktor, Asaf’ın bu teklifi karşısında kaşlarını çatarak kararlı bir adımla öne çıktı. "Olmaz öyle şey hemşerim! Tıbbi müdahaleden bahsediyoruz burada!" diye bağırdı. "Hasta anafilaktik şoka girebilir, soluk borusu tıkanmak üzere! Yanlış bir dozda ya da kas içi enjeksiyonu bilmeyen biri yaparsa hastayı felç edersin! Müsaade et işimizi yapalım!"
Doktor başıyla arka taraftaki iki iri yarı güvenlik görevlisine ve hasta bakıcılara işaret etti. "Tutun hastayı, çabuk! Damar yolunu açıp sakinleştiriciyi basmamız lazım, vakit kaybediyoruz!"
Asaf tam doktorun üzerine yürümek için hamle yapacaktı ki, iki güvenlik görevlisi ve bakıcılar anında Asaf’ın önüne barikat kurup onu geriye doğru itmeye başladılar. Asaf’ın göğsündeki dikişler bu arbedeyle birlikte yeniden zorlandı, gömleğinden taze kan sızmaya başladı.
"Ulan bırakın! Dokunmayın dedi kız size! BIRAKIN!" diye haykırdı Asaf, devasa gövdesiyle adamları sarsarak. Fakat üç kişi birden üzerine çullanmış, onu sedyeden birkaç adım ötede tutmayı başarmıştı.
O sırada iki kadın hemşire ve doktor, sedyenin üzerindeki İrem’in etrafını sardı. Hemşirelerden biri İrem’in kolunu sabitlemek için sımsıkı tuttu, doktor ise cebinden çıkardığı enjektörün kapağını açtı.
İrem bedenine değen o yabancı, soğuk ve baskıcı elleri hissettiği an adeta feryat etti.
"HAYIR! YALVARIRIM BIRAKIN! DOKUNMAYIN BANA!"
İrem’in çığlığı acil servisin soğuk fayanslarında yankılandı. Çırpındı, bacaklarını savurdu, başını sağa sola vurmaya başladı. O an zihnindeki bütün kâbuslar gerçek olmuştu; yine zapt ediliyor, yine kendi iradesi dışında tutuluyordu.
"ASAF! YARDIM ET! ASAF DOKUNMASINLAR!"
Gözlerinden akan yaşlar şakaklarından aşağı süzülürken, ciğerleri yırtılırcasına sevdiği adamın adını haykırıyordu. O feryat, bir bıçak gibi keskin, bir kurşun gibi ağırdı.
Asaf, İrem’in ağzından dökülen o çaresiz feryadı duyunca gözü tamamen karardı. "İREMMMM!" diye kükredi. Kendisini tutan güvenlik görevlilerini hırsla savurup duvara çarptı.
Fakat tam sedyeye ulaşacağı sırada, doktor iğneyi İrem’in koluna saplamıştı bile.
İrem’in çığlığı bir anda boğazında düğümlendi. Gözleri büyüdü. Bedenine yayılan ağır sakinleştirici, ilacın soğukluğuyla birlikte kaslarını saniyeler içinde gevşetmeye başladı. İrem’in başı yana düştü. Bakışları buğulanırken, hâlâ kapıya doğru ulaşmaya çalışan, kan çanağına dönmüş gözlerle kendisine bakan Asaf’a dikildi.
"A-asaf..." diye fısıldadı İrem, sesi tamamen tükenirken. Dudakları titredi. "Beni... koruyamadın..."
O son fısıltı, sakinleştiricinin etkisiyle kapandığı an, İrem’in göz kapakları tamamen kapandı. Bedenindeki o şiddetli çırpınış yerini derin, yapay bir uykuya bıraktı.
Salona bir anda kapkaranlık, kurşun gibi ağır bir sessizlik çöktü.
Asaf olduğu yerde donakaldı. İki adım ötesindeki sedyeye baktı. Güvenlik görevlileri onu tutmayı bırakmıştı ama Asaf artık hareket edemiyordu. İrem’in o son sözü, "Beni koruyamadın" fısıltısı, göğsüne saplanan yüzlerce kurşundan daha derin bir yara açmıştı kalbinde.
Dizlerinin bağı çözüldü. Koskoca Asaf Bulut, Trabzon’u dize getiren o heybetli kabadayı, sedyenin dibinde dizlerinin üzerine çöktü.
Doktor nefes nefese Asaf’a baktı. "Hayatını kurtardık beyefendi... Birazdan yoğun bakıma alacağız, sabaha kadar uyuyacak."
Asaf doktora cevap vermedi. Yüzünü ellerinin arasına aldı. Göğsündeki taze kan gömleğini ıslatırken, sedyede hareketsiz yatan kızıl saçlı kadına bakıp sessizce, için için omuzları sarsılarak ağlamaya başladı. Bu gece sadece İrem’in krizi değil, Asaf’ın da sığındığı o son umut kalesi yıkılmıştı.
Bölüm etkileşimi
