33. bölüm / 46
Sevdam32. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 32. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İrem’in parmak uçları Asaf’ın kirli sakallarla kaplı yanağında saniyelerce asılı kaldı. O küçük, titrek temas; ikisinin arasında aylardır biriken bütün acıları, korkuları ve mesafeleri tek bir anda yok etmişti. Asaf, kızın elini ürkütmekten korkan bir kuş gibi incitmeden tuttu. Yanağındaki o sıcak dokunuş, göğsündeki patlayan dikişlerin sızısını bile silip süpürmüştü.
"Zaman..." diye fısıldadı Asaf, sesi göğsünün derinliklerinden gelen bir gürültüyle çınlayarak. "Sen yeter ki iyileş dağ çiçeğim. Zamandan bol neyimiz var? Ben senin için zamanı da durdururum, dünyayı da..."
İrem, derin bir nefes alarak elini yavaşça Asaf’ın yanağından çekti. Bedenindeki o panik dalgası tamamen geçmemişti ama artık Asaf’ın varlığı ona bir tehdit gibi değil, fırtınanın ortasındaki tek sığınak gibi geliyordu.
İrem’in gözleri Asaf’ın siyah gömleğine kaydı. Gece geçirdiği kriz sırasında tırnaklarını geçirdiği, yumruklarıyla vurduğu yerlerin üzerinde, sargıların altından sızan koyu kırmızı kan lekeleri vardı.
"Asaf!" dedi İrem, sesi aniden ciddileşerek. Bir anda o korkan kız çocuğu gitmiş, yerine mesleğine sadık, kararlı bir hekim gelmişti. "Yaran kanıyor! Gece... gece ben sana vururken oldu, değil mi?"
Asaf gömleğine bakma gereği bile duymadı. "Önemli değil gülüm. Birkaç dikiş attırırım, geçer."
"Olmaz öyle şey!" dedi İrem, kaşlarını çatarak. "Hemen salona geçiyorsun. Evde pansuman malzemeleri var. Ben bakacağım."
Asaf itiraz etmek için ağzını açtı ama İrem’in o eski, inatçı ve emreden bakışlarını görünce sustu. Yüzünde haftalar sonra ilk kez hafif, çapkın bir tebessüm belirdi. Sevdiği kadının o dik duruşunun geri dönmesi, dünyadaki her şeye değerdi.
---
Salondaki geniş koltuğa oturan Asaf, İrem’in getirdiği pansuman kutusunu izledi. İrem, masanın üzerine malzemeleri dizdikten sonra Asaf’ın karşısında durdu.
"Gömleğini çıkar," dedi İrem. Sesi profesyonel görünmeye çalışıyordu ama ellerinin hafifçe titrediği görünüyordu.
Asaf gömleğinin düğmelerini teker teker açtı. Göğsündeki geniş bandaj kana bulanmıştı. İrem yavaş adımlarla yaklaştı. Asaf’a bu kadar yakın durmak, göğsüne dokunmak onun için hâlâ büyük bir sınavdı. Zihni en ufak bir temasta alarm veriyordu.
İrem derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı, kendini sakinleştirdi ve makasla kanlı bandajı kesmeye başladı. Parmakları Asaf’ın sıcak tenine her değdiğinde İrem’in nefesi kesiliyor, Asaf ise kızın ürkmemesi için nefes bile almadan heykel gibi duruyordu.
"Acıyor mu?" diye sordu İrem, kırmızılığını temizlerken.
"Senin elin değdiği sürece canım yansın, hiç gam yemem," dedi Asaf kısık bir sesle.
İrem gözlerini kaldırıp Asaf’ın gözlerinin içine baktı. Aralarındaki mesafe sadece birkaç santimdi. İrem, Asaf’ın gözlerindeki o sonsuz sabrı ve hürmeti gördü. Bu adam ona asla zarar vermezdi. Bu adam, sırf o korkmasın diye kendi canını hiçe sayacak kadar derin seviyordu.
Pansumanı bitirip yeni bandajı sardıktan sonra İrem hafifçe geri çekildi.
"Bitti..." dedi İrem. "Ama bir daha dikişlerini patlatırsan sana acımam Asaf Bulut."
"Elinin şifasına kurban olayım doktor hanım," dedi Asaf, gömleğini üzerine giyerken. Ayağa kalktı. Şapkasına uzandı. "Ben artık gideyim. Söz verdiğim gibi, seni yalnız bırakayım."
İrem, Asaf’ın kapıya doğru attığı adımları izledi. Adam tam kapının kolunu tutmuşken içinin bir parçası kopar gibi oldu. Gece gelen o fırtınayı, zihnindeki gölgeleri düşündü. Tek başına kaldığında yine o sığınaktaymış gibi hissetmekten korkuyordu.
"Asaf..." dedi İrem.
Asaf arkasını döndü. "Efendim gülüm?"
İrem yutkundu. Gururunu ve korkularını bir kenara bıraktı.
"Gitmene gerek yok..." dedi İrem fısıltıyla. Bakışlarını yere indirdi. "Yani... salondaki koltukta kalabilirsin. Ben... senin burada olduğunu bilince daha az korkuyorum."
Asaf olduğu yerde donakaldı. İrem’in dudaklarından dökülen bu kabul, onun için dünyadaki en büyük zaferdi. Kızın ona olan güveni yavaş yavaş yeniden inşa ediliyordu.
Asaf elindeki şapkayı kenara bıraktı. Yüzünde Karadeniz’in fırtınalarını dindiren bir tebessüm belirdi.
"Sen nasıl istersen dağ çiçeğim," dedi Asaf. "Ben salondaki koltukta kapının nöbetçisi olurum. Sen yeter ki korkma."
O günden sonra evde yeni ve sessiz bir hayat başladı. Asaf salonda, İrem odasında... Aralarında hiçbir fiziksel temas olmadan ama birbirlerinin varlığıyla iyileşen iki ruh... İrem her geçen gün biraz daha hayata dönüyor, Asaf’ın sabırlı sevgisiyle ruhundaki o derin yaralar kabuk bağlamaya başlıyordu.
Bölüm etkileşimi
