36. bölüm / 50
Sevdam35. Bölüm
Bölümler 50Şu an: 35. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 42. Bölüm563 kelime
- 44 43. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
- 47 45. Bölüm502 kelime
- 48 46. Bölüm377 kelime
- 49 47. Bölüm547 kelime
- 50 48. Bölüm510 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları Maçka dağlarının ardından süzülüp salonun perdesiz penceresinden içeri vurduğunda, gecenin fırtınasından eser kalmamıştı. Yağmur durmuş, yerini taze bir toprak kokusuna ve pırıl pırıl bir Karadeniz güneşine bırakmıştı.
İrem gözlerini yavaşça açtığında, burnuna dolan ilk şey Asaf’ın kendine has o pürüzsüz, deri ve odunsu kokusu oldu.
Gözlerini tamamen açtığında nerede olduğunu idrak etti. Gece fırtınanın korkusuyla kendini fırlattığı Asaf’ın geniş göğsünde, adamın kollarının arasında büzülmüş halde yatıyordu. Yüzü Asaf’ın köprücük kemiğine gömülmüştü; adamın düzenli nefes alıp verişiyle göğsü kalkıp iniyor, İrem de o ritimle sallanıyordu.
O an, sabahın dinginliğiyle birlikte zihni uykudan tamamen sıyrıldı. Bir adama bu kadar yakın olmak, bir erkeğin kollarının arasında uyanmak bilinci yerine geldiği an zihnindeki o karanlık çanları yeniden çalmaya başladı.
Zihnindeki o travmatik refleks, o korku canavarı bir anda uyandı.
İrem’in nefesi aniden boğazında tıkandı. Kalbi panikle güm güm çarpmaya başladı. Bedenindeki o yakınlık hissi, gece sırtını dayadığı o güvenli limanı bir anda yabancı ve tehditkâr kılmaya yetti.
İrem refleks olarak Kendini aniden geriye doğru çekti. Kollarının arasından sıyrılıp koltuktan fırladı.
Bu ani ve sarsıntılı hareketle Asaf da gözlerini açtı. Karşısında göğsü hızla inip kalkan, elleri titreyerek kendisine bakan İrem’i görünce Asaf’ın yüzü bir anda kireç gibi beyazlaştı. Bakışlarına derin, tarifsiz bir mahcubiyet ve acı çöktü.
Asaf hemen kollarını yanına düşürdü, ellerini kızın göremeyeceği şekilde geriye çekti. Kızın korkusunu tetiklediğini düşünerek kahroldu.
"İrem..." dedi Asaf, sesi boğuk ve derin bir üzüntüyle çıkarak. Oturduğu yerde çivilenmiş gibi kaldı, tek bir adım bile atmadı. "Gülüm... Özür dilerim. Gece... gece fırtınada sen bana sığınınca rahatını bozmayayım dedim. İsteyerek yapmadım, yemin ederim. Korkuttum mu seni yine?"
İrem arkasındaki duvara sırtını dayadı. Ellerini göğsünün üzerinde birleştirmişti. Nefesini düzeltmeye çalışıyordu. Asaf’a bakarken içindeki çatışma gözlerinden okunuyordu: Bir yanı bu adamın gece ona nasıl bir şefkatle sarıldığını, onu o kâbustan nasıl koruduğunu çok iyi biliyordu; ama diğer yanı, bedenindeki o ağır travma, bir erkeğin temasına hâlâ çığlık çığlığa karşı çıkıyordu.
"S-sen..." dedi İrem, sesi titreyerek. "Sen bir şey yapmadın Asaf... Biliyorum."
Asaf başını öne eğdi. "Sınırını aştım. Yanında uyumamalıydım. Ben... ben hemen çıkayım."
Asaf yavaşça ayağa kalktı. Şapkasını masadan aldı. Yüzündeki o sert kabadayı ifadesinden eser kalmamış, yerine sevdiği kadına yük olduğunu düşünen kırgın bir adam gelmişti.
İrem, Asaf’ın o kırılan duruşunu görünce içindeki korku dalgası hafifçe yatışır gibi oldu. Adamın kapıya doğru attığı her adımda içinin bir parçası eziliyordu. Korkuyordu, evet... Bedeninin iyileşmesi zaman alacaktı ama Asaf’ın gitmesi fikri o korkudan daha ağır basıyordu.
"Gitme..." dedi İrem fısıltıyla.
Asaf kapının önünde donakaldı. Arkasını dönmeden, sesi kısılarak sordu: "Emin misin dağ çiçeğim? Bak... yüzün sapsarı. Benden korkuyorsun hâlâ."
İrem derin bir nefes aldı. Titreyen ellerini iki yanına indirdi. Asaf’a doğru iki küçük adım attı ama aralarında hâlâ güvenli bir mesafe bıraktı.
"Senden değil..." dedi İrem, gözlerinden süzülen tek damla yaşı silerek. "Senden değil Asaf, içimdeki o karanlıktan korkuyorum. Bedenim hâlâ unutamadı. Gece sana sığınan benim, sabah uyanınca kaçan da benim... Biliyorum sana haksızlık ediyorum."
Asaf yavaşça arkasını döndü. Kızın gözlerindeki o çaresizliği ve mücadeleyi görünce kendi acısını bir kenara bıraktı. Elindeki şapkayı kenara koydu. Hands geride, mesafesini koruyarak İrem’e baktı.
"Bana haksızlık falan ettiğin yok gülüm," dedi Asaf, sesi katıksız bir sabırla dolarak. "Sen zihnindeki o çirkin adamlarla savaşırken ben senin yanındaki siper olurum ancak. Bir gün kaçarsın, ertesi gün bir adım atarsın... İster yüz yıl sürsün, ben o adımları beklemeye razıyım. Yeter ki kendini zorlama."
İrem, Asaf’ın gözlerindeki bu sonsuz hürmeti ve anlayışı görünce kalbindeki o sıkışma hissi biraz daha gevşedi. Yüzünde buruk ama samimi bir tebessüm belirdi.
"Teşekkür ederim..." dedi İrem. "Sadece... bana kızma. İyileşmek istiyorum ama bu korku aniden bastırıyor."
"Sana kızmak mı?" dedi Asaf, hafifçe tebessüm ederek. "Ben sana kıyamam dağ çiçeğim, kızmak ne kelime... Sen geç koltuğa otur, ben sana taze bir çay demleyeyim. Yanına da yaklaşmam, söz."
İrem koltuğa doğru yürürken, Asaf mutfağa geçti. Aralarındaki o görünmez ama hassas sınır hâlâ oradaydı. İrem’in korkusu bitmemişti, katetmesi gereken çok yol vardı; ama Asaf’ın sarsılmaz sabrı sayesinde, o korkunun gölgesi her geçen gün biraz daha küçülüyordu.
Bölüm etkileşimi
